Geçtiğimiz hafta içi, Ardanın nereden aklına geldi bilmiyorum; "ben ata binmek istiyorum" deyivermişti. Bende "babamız gelince tekrar konuşalım bu konuyu" demiştim ve öylece ertelemiştik. Yavrum hiç unutmamış demek ki, babamızın geldiği ilk akşam hemen ona da aynı isteğini iletti. Allahtan bir manilik olmazsa ertesi gün hep birlikte gidelim diye kararlaştırdık. Tabii iki kardeş de verilen bu karara çok sevindiler:))
Pazar gün kahvaltımız bitince hemen hazırlandık, asker amcamızı da alıp,düştük Kemalpaşa yollarına...Kemalpaşa İzmir'e 30-40km mesafede denizi olmayan ama yeşili bol, çook şirin bir ilçe. Babamız daha önce de bahsetmişti. Kemalpaşa'da Kımız çiftliği var diye.. Bundan yıllar önce yurtlarından ayrılmak zorunda kalıp, birkaç yıl süren uzun bir yolculukla çeşitli ülkelere yerleşen Kazak Türklerinden bir kısmıda Türkiye'ye gelmişler. Bu Kazak Türklerinden bir grupta Kemalpaşa'da at çiftliği kurup, kımız üretmeye başlamışlar, çiftliğin içine de eski yaşamlarını ve ananelerini tanıtmak amacıyla otağ yapmışlar. Ayrıca kendilerine özgü asya yemeklerini de hem kar amaçlı hem de eskiyi anmak adına sunmaya başlamışlar.
Otağa girdiğimizde, geleneksel kıyafetleri içindeki Kazak bir bayan, bize geçmiş yaşam alanlarını tanıttı. Resimlendirilmiş panolarla kültürlerini anlattı. Çocuklar mı? :) onlarda ahşap zeminli otağda koşarken, gümbür gümbür çıkan seslerle çoştular:)) Tabii bu arada babalarına poz vermeyi de ihmal etmediler:)

Çocukların "hadi artık ata binelim" nidaları arasında girdik sıraya. Meğer ne çok insan meraklı imiş atlara...Uzun bir bekleyişten sonra nihayet ata binme sırası bize geldi:) Arda tek kelimeyle atlara ve üstündeki gezintilere bayıldı.

Ama evimizin miniği Verdayı, babası biraz korkmuş gibi görünce, Ardayı amcasına bıraktı ve kızına eşlik etmeye karar verdi. İşin aslı kendisi de ata binmeye hevesli idi, fırsatı ganimet bildi. Küçük hanım da böylece güvende hissetti kendini:)

Eh, haliyle acıkıyor insan. Hele de at koşturunca:) Yemek mekanı olarak da doğallığı seçip, kütüklere oturmayı tercih ettik. Evde hazırladığımız çaylarımızın yanında "Kazak"ların yaptığı "Tatar" böreklerinden yedik.

Çiftlikte güzel geçirilmiş bir günün ardından eve dönüş yolunda manzaların cazibesine dayanamayıp molalar verdik. Her durduğumuz yerde çocuklar papatyalarda yuvarlanıp durdu. Bana sorarsanız canlarımın papatyalardan farkıda yok ya:) Onlarda bizim ömrümüzün baharı, bahçemizin papatyaları. Öyle değil mi ama? Bu arada biz de papatya toplayıp, çiçekten tokalar yaptık, hoş bir anı olarak kalacak resimlerimizle bir günle daha vedalaştık...
Baglantı