|
Benim hakkımda
yağmur yağmadığı için,toprak buluttan vazgeçebilir mi?
Son yazılarım
Menü
Arkadaşlarım
Baglantılarım
1
sayfadan
1
. sayfa
geri | ileri |
2/8/2007
-
ilginç resimler :))
23/7/2007
-
bir anlamı olmalı....
|
doğmuşsan eğer,çocuk olmanın bir anlamı olmalı
beşikten,emzikten ve biberondan başka..
çocuksan eğer,büyümenin bir anlamı olmalı
okuldan,karnelerden ve biriktirdiğin hıçkırıklardan başka..
büyüdüysen eğer, yaşlanmanını bir anlamı olmalı
tansiyon haplarından,emekli maaşından ve ak saçlarından başka..
ve nihayet yaşlandıysan eğer, ölümün bile bir anlamı olmalı
dualardan,gözyaşlarından ve soğuk bir mezar taşından başka...
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
23/7/2007
-
gökkuşağının kızıyım ben..
|
gökkuşağı mı doğurdu beni? inanmalı mıyım leylek yalanlarına..ben büyüdüm ama bebeklerim hiç büyümedi.gözlerimin yaşlarına tanıklık ettiler.annemden çok onlarla uyudum,onlarla büyüdüm fakat onlarsız yürüdüm,gittim okuluma.
zaman geçti,yaşlandı annem.zaman geçti boyum kapının kolunu bile geçti.zaman geçti bez bebeğim hiç büyümedi.ilk dikildiği gibi hala.yaşlandıkça makinede gençleşiyor zavallı.bir başı dönüyor şöyle ve hatırlıyor tüm güzellini ve benim çocukluğumun en gizli yalanlarını.
ben ise bez bebeğime arkadaşlar yaparak hatırlıyorum çocukluğumu.arkadaşlarımı çoğaltarak.ben gökkuşağının kızı oldum evet.çocuklara ve o çocuğu hep bir yerlerde saklayanlara.kimbilir,gazoz kapaklarının yanında belki de.renklerimi saçlarımdan iğneme akıttım.bir ressam değilim belki,kimbilir belki bir heykeltıraş bile sayılmam.ben oturur çocuklara hayaller dikerim tüm renklerime boyanarak.şeker lekesi olacak bebeklere tatlılıklarını ben veririm.isimler koyarım onlara kimsenin bilmediği.çirkin de olsa bebeklerim,kaşı gözü eksik olsa da"kuzguna yavrusu anka görünür" misali..o çirkin bebeklerim,güzel dünyaların kraliçeleri olur yeri gelir.tek gözü olmasa da sevmez misin anneni?babanın bacağı olmasa korkar mısın ondan?işte bezden maşuklar,hiç eksiksiz sevilir çocuk aşklarının diyarlarında.
ben gökkuşağının kızı raflarda unuttuğunuz 90lar kokan,80ler,70ler kokan,depremli,darbeli savaşlı bebeklerinizi çöpe atma hakkını buluyorum kendimde.sizlere çiçek çocukları,misketleri,tasoları,aslan yelesi saçları,zambo sakızlarını,sokakta oynayıp terlediğimiz günlerden kalan çamurlarınızı getiriyorum.
hepsini bebeklerime anlattım ben.sadece boş bakan bezler değil onlar.her dikişinde benimle dolu,her düğmesi hayallerle sarılı bebeklerimle geldi size gökkuşağının kızı.kabul edin ve bebi göğsünüze bastırın yarım kalan kulaklarım,tek gözüm,olmayan bacaklarımla.beni reklerimle kabul edin.ben gökkuşağının kızı...
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
21/7/2007
-
bugün gördüm
|
bugün gördüm. insanların yürekleri de en az bizler kadar parçalanıyor. üstelik onlar birbirlerinin yüreklerini parçalıyorlar. kimi aşk yüzünden,kimi dostu yüzünden,kimisinin çok sevdiği yakınları yüzünden,kimi işi yüzünden,kimi ailesi..ve daha bir çok örnek. biz onlar için hep dedik bizi yerimizden yurdumuzdan ettiler diye de bir şeyi unuttuk. bu hayatın,bu yaşamın düzenini.. gün gelince herkes terk edip gidiyor..çok uzaklara gidiyor.. bazen giden bazen de kalan.. birileri üzülüyor en nihayetinde. alışılmaz sanılıyor.. ama bir bakıyorsun çok uzun seneler geçmiş üstünden. ve işte zamana yenik düşmenin verdiği yenilgi.. ama hiç anlamıyoruz. bu dünyada yaşayan herkes zamana yenik. bir kaya, bir ot,bir hayvan ve bir insan.. varolma nedenimiz her ne olursa olsun yenilip gidiyoruz.. hani bazen zamansız diyoruz ya,değil.. zamanında.. bir diğerine göre zamanı olmayan şey,kurulu düzende aslında tam "zamanı"...
işte ben bugün gördüm,ve bugün anladım bir kez daha hoşçakal kelimesinin anlamını. her seferinde aynı olsa da..
hayat bir bayrak yarışıymış meğer.. sonra ki gelen bir öncekinde hep daha iyi olmak zorundaymış.. ve birileri hep gitmeliymiş.. ardında gözyaşları olsa da gitmeler olmalıymış.. ve kalanlar.. onlar da olmalıymış.. her şey sen değişti desende devam etmek zorundaymış.. ve bir saniye öncesini bizler hep "mış" olarak kullanmalıymışız..
hoş çakalınmış dostlar..
işte ben bugün gördüm. bugün içimde bunları dinledim. işte biz sert kayalar..
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
20/7/2007
-
uzak
|
BIRAKMIYOR PEŞİMİ RÜZGAR
HER FIRSATTA GÖSTERİYOR MASUM YÜZÜNÜ,
GELDİĞİM YERİDE HİÇ ÖZLEMEMİŞİM ZATEN,
BU YÜZÜNDEN FIRTINA.
ŞİMDİ YABANCI AŞKIN;
UZAK,
AŞILMAZ DENİZLER,
KÖR BAKIŞLARIN BANA;
TUZAK,
YORUYOR BENİ SAHTE DÜŞLER.
DOLABINDA HALA FOTOĞRAFIM,
AKLIMI KARIŞTIRIYORSUN.
OYSA FARKLI BİR KOKU VAR HAYATINDA,
BIRAKTIN KIRILAN DÜŞLERİMİ ARDINDA…
|
Yorumlar (
1
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
18/7/2007
-
haydi kıralım hayallerimizi
|
sende bir tuhaflık belki de. yanılan benim...ben senin bana değil,kendine sadık kalmanı istedim hep. bir de benimle sevdiğin ne varsa,hep sevmeni istedim.bana gelmeden önce nasıl gülüyorsan,benimle nasıl güldüysen,ben gittikten sonra da öyle güleceğine inanmak istedim. benimle nelere ağladıysan,benden sonra da aynı şeylere ağlayacağını sandım. benimle vejeteryensen herkesle vejeteryen olmanı isterdim.benimle etseversen,herkesle etsever olmanı beklerdim.kuşları benimle sevmiştin.vahşi hayvanları benimle öğrenmiştin.avcılara gönül vereceğini ihtimal vermemiştim.beni kararlılığına inandırdığın planlarına sadık kalmanı isterdim.düşüncelerine,zevklerine sadık kalmanı..bir mönüden rastgele yemek seçer gibi kendine zevkler seçeceğini bilemezdim.hatırlıyor musun,yerimden kıpırdamak istemediğim zamanlarda bozulur kızardın(içten içe hak verirdim.ben tutucu ve tembel bir kediyim sanki,sense hoplayıp zıplamak isteyen bir köpek!)isterdim ki,dilediğince kıpırda,gez,dolaş,altüst et dünyayı,kendi arzularına sadık kal. birgün gelip kuytu köşelerde saklanacağına ihtimal vermezdim.yalan söylerdin."doğruyu söylemekten daha az acı veriyor"demiştin bir gün.ben az yara almamıştım senin yalanlarında çıkan zehirli oklar yüzünden.ama tanrı tanığımdır ki,bu açıklamanı da gönülden anlamıştım.istedim ki,benden sonra da bana söylediğin yalanlar kadar yalan söyle ve bana olduğun kadar doğru ol hayata karşı.şimdi ne yaraları ne yalanları ne de doğruları umursadığını görüyorum.(yalancılar bile hiç değilse yalanlarına sadık kalmaya çalışırlar,biliyor musun?)köpekbalıklarını elinden besleyen birinin gün gelip kavanoza kapattığı bir japon balığına yem serperek vakit geçireceğini ummazdım.BEN BANA OLAN SADAKATİNE HİÇ İNANMADIM.BİLİYORSUN BUNU.ÇÜNKÜ BU TÜR İNANÇLAR BARINDIRAN O ÇOCUKLUK,TOYLUK ÇAĞINI ÇOKTAN GERİDE BIRAKMIŞTIM.AMA YİNE DE SENİ SADIK BİRİ OLARAK SEVMİŞTİM;KENDİNE SADIK.öyle bir izlenim veriyordun.yalnız bana mı?hayır,herkese.ve yakışıyordu sana.şimdi bu ılık ve hüznü ertelenmiş sonbaharda kalbime seslenirken,biliyorum ki..bizim dünyamız yuvarlak değil.insanların dünyası bir tepsi gibi düz.insan bir yolun sonuna vardığında kafasına dank ediyor bu gerçek.yani..sen benim kurduğum en parlak hayaldin.kavuşmamız kadar,ayrılığımızda güzeldi.şimdi en büyük hayal kırıklığımsın benim...
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
13/7/2007
-
ermiş şehir
|
İnsan doğduğunda bir pınar gibidir.o zaman henüz bebektir.tertemiz,duru,sanki bir içim su. Herkesin masum bulduğu,annesinin hiçbir karşılık beklemeden korumaya çalıştığı bir pınar. Pınarı terk eden su,keskin akar. Asi ve hoyratça önüne çıkan her şeyi delip geçmek ister. Şen şakrak çocukluk yıllarıdır bunlar. Kural tanımazsın. Bu kayıtsız şartsız alma zamanıdır. Kopardığın kaya,taş ve odun kırıntıları seninle birlikte akmaya başlar. Çoğalırsın. Çoğaldığını dahi fark etmeden.
Daha ilk günlerden itibaren hayat önüne engeller koyar. Bunlar aşılması gereken kayalık yaylalardır. İki şansın vardır; yaylanın etrafından dolaşmak veya delip geçmek. Hayatta küçük büyük iz bırakanlar, yola devam edenlerdir. En güzel vadileri,Hasankeyf’i , Belkıs’ı ve daha nicelerini arkalarında bırakarak akmaya devam ederler. Bir gün beklenmedik bir şey olur. Yoluna başka nehir çıkar. Bu, ilk karışma anıdır. Karışmanın, adı üstünde, kuralı yoktur. Ya bu nehirle kayıtsız şartsız karışır, daha da çok coşarsın, ya da kural koyar, set çeker, paralel akarsın. Birlikte gibi ama tek başına. Şanslıysan eğer, sondan bir önceki karışmaya kadar.
Kimi nehirlere hayat pusu kurmuştur. Bir proje, bir kaza, bir mühendis, bir sarhoş, bir teknik oda, bir hastane odası. Önlerinde bir baraj, beklenmedik bir afet. Hayata doymadan aramızdan ayrılanlardır onlar. Kader çizgileri kısa kesilenler. Neyse ki çoğu için yolculuk devam eder. Ama nehrin hızı azalmıştır artık. Kaya, taş, ve odun parçalarına doyan su, daha bir dolgun akmaya başlar. İnsan, olgunlaşmaktadır. taşıdığı parçaları sağda solda biriktirmek ister. Üzerlerinde söğütler büyüsün, kuşlar yuva yapsın diye. Yolculuğun bir sona varacağını bilip de ne kadar süreceğini bilememe halidir bu. Biraz verirsin ama hala birazcık olsun alasında vardır hayattan..
Nehir yatağı genişlemiştir bir kere. Su, ağır, ağır buharlaşmaya başlar. Buharlaşan su damlacıkları, kendi yatağını oluşturmak üzere yeni, yeni pınarlar oluşturur. Önceleri kendinden kopan parçaların bağımsız ve asi nehir olacağına inanamaz insan. Ama öyledir işte. Her çocuk, kendi yatağını yapar. Tıpkı bizim bir zamanlar yaptığımız gibi.
Koyulaşan nehir hepten durulmaya başlamıştır. Rengi bulanmış, berraklığı gitmiştir. Ama işte tam da o zaman eskisinden daha güçlü ve güzel olduğunu fark eder insan. Nehir boyunca biriken çamur, çevresine hayat vermektedir. Çok zaman önce sert bir kayadan kopardığın kum tanesinin, bugün bir su bitkisine güç verdiğini görürsün. Başından geçen her olay, açtığı bütün vadileri, pes ettiğin her an, yüzündeki tüm çizgiler, bir dantel inceliğindeki deltanın suretine yansımaktadır. Bir nehir, bir insan. Her delta, bir ayna.
Bir gün aynaya bakınca:yoruldum dersin,çünkü aktım, karıştım. Bu, kayıtsız şartsız verme zamanıdır. Ne kadar çok topladıysan, o kadar çok verebilirsin. Ne kadar çok verirsen, yolculuğun sonu o kadar tatlanır. Topraklarında beslenen kuşlar belki de uzak diyarlarda bu yolculuğu anlatır. Hiç yüzünü görmediğin topraklarda, nice Hasankeyf ve Belkıs’ın doğmasını sağlarsın. Hiçbir şey vermesen bile, hala ayakta olmanla cesaret verebilirsin dünyaya. Cesaret ki,mutluluğun yarısıdır.
Derken bir gün karşında masmavi bir dünya uzanıverir. Sonunda ermişsindir. Hep karaymış gibi anlatılan bu şeyin bütün varlıkları kucaklayan bir deniz olduğunu öğrenirsin. Derin bir nefes alıp gülümsersin. Pınar olduğun sabahlardan kanyonlar yarattığın o zor günlere, aşk acısı çektiğin akşamlardan sevdiklerinle birlikte koskoca bir dünya deltaya dönüşene kadar hayatın her saniyesinin aslında ne kadar sıradan, ama ne kadar yaşamaya değer olduğunu fark edersin.
Bu, son fark ediştir. O an, gelmiş geçmiş bütün nehirler ile kavuşma anıdır.. bu, son karışma anıdır. Karışmanın, adı üstünde, kuralı yoktur..
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
|