BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
Benimblog.com satilikir / is for sale: info@anahaber.com




11/6/2006 - Yazar: Nujin Artos
Bulundugu yer: PJA VE YJA YAZILARI

Yazar: Nujin Artos

 

SEN EGELİ BİR KIZIN YÜREĞİNİ AMARA YA TAŞIDIN


Gidenlerin ardından söylenen sözler anlamını bulur mu? O kadar güzel insanlar düştü ki bu toprağa onları anlatmaya çalışmak anlam denizi yaratmak ister. Onları anlatmak umudu, güzelliği, insan onurunu, sevgiyi, barışı, emeği anlatmaktır aynı zamanda. Onları anlatmak doğan çocuğa, kadın yüreğine, insan özüne su gibi akmaktır. Her biri birer çığlıktır karanlığa, isyandır onlar dağları yararak çıkan, toprağa sudur, dile söz, güne ışıktır her biri. Şehitlerimiz bütün zamanları aşıp insanlığa ulaşan tarihin aydınlık yüzlü ve onurlu çocuklarıdır.
Aylardan Mayıs takvim yaprakları tek tek çevrildikçe geçmişin acı kayıplarıyla geliyor zaman. Mayıs ayı; Egeli bir kıza ağıt yakıyor. Dağların yeni bir buluşmayı kucaklaması ansızın gelen bir vedanın hüznüne dönüşüyor. Ellerimizde hala o heyecan dolu merhabanın izleri dururken daha, ayrılık çıkageliyor. Hasretliğini, hasretliğimizi giderememenin sancısı sarıyor her yanı. Mayıs ayı; binlerce acıya tanık yüzlere bir keder daha ekleniyor. Bütün doğa yaşama durmuşken, çiğdem çiçekken her yan bir fidan usulca devriliyor toprağa. Mayıs ayı Amara arkadaşın şehadetini tarihliyor.
Sevda bir kere düştü mü insanın içine dur durak bilmez. Yollara çıkar sevda, engin denizlere kulaç atarak, yüksek dağ zirvelerinin patikalarında soluklanarak büyür. Büyüdükçe sığmaz hiçbir yere. Soluksuz bir koşuya dönüşür zaman, baharın ıslık çalan rüzgarlarına. Eser ve dokunur yüreklere, dost yüzlere. Ta ki o beyaz sabahlara ulaşana dek. Amara arkadaşta onu düşlerindeki güzel dünyaya ulaştıracak sevdanın peşine takılıp yol alanlardandı. Dağlara taşan dost bir yürekti. İçinin güzelliği yansırdı, o herkesi hayran bırakan yüzüne. Yüreğinin yalın sevgisiyle kötülükleri kıskandıracak bütün bir güzelliği taşıyordu. Öyle bir girerdi ki yaşamınıza bir tanrıça silüeti dolaşır sanırdınız etrafınızda.
Ankara’dan Avrupa’ya oradan Kürdistan dağlarına uzanan yaşam yolculuğunda güzel insan olmayı güzel insanla yoldaş olmayı seçmişti. Yok olan insan vicdanına inat bir duyarlılıkla, halkların ortak mücadelesine adamıştı kendini. Kendisine uzak bir ülkenin acılarının, halkların birlikte varolabilmesinin, paylaşımının, mücadelesinin yoldaşıydı. O, Ege’nin deniz kokulu çocuklarının yanında, Kürdistan’ın yalınayak esmer çocuklarının umutlarını bir arada taşıyordu. Önemli olan kaybedilen insanlığın doğaya benzer çeşitliliğini, ortak değerlerini yaşayabilmek değil miydi? Dağ ve deniz ne kadar yakınsa birbirine, dağların ardından güneş nasıl yakamoz olup vuruyorsa denize o kadar cezp edici, o kadar ortak değil miydi yaşam? Yokluğu ve acıyı yaratanlara karşı. Paylaşılacak güzel bir dünyayı aramaya çıkmanın, aydınlığa bir yolcu olmanın gerekçesi o kadar çoktu ki bu coğrafyada. Halkların neden bu kadar yoksullaştığını, yakılan köyleri, mayınlarla oyuncak diye oynarken ölen çocukları, işkenceyi, baskıyı, anaların kaybettikleri evlatlarına yaktıkları ağıtları bilirdi. Bilirdi de görmezden gelebilir miydi gözleri, kuşanmaz mıydı sevdasını acıyı ve yokluğu yaratanlar karşısında. Kini, öfkeyi ve inkarı yüreklere salan, açlığı ve ölümü kader gibi halklara dayatanlar karşısında Amara arkadaş gibi halkların büyük yürekli çocukları da vardı. Amara arkadaşın yaşamı çocuk paylaşımı tadında yalın, çıkarsız verebilme gücüne, insani erdemlerin bütün kuşatılmışlıklara rağmen yaşatılabilme gücüne örnektir.
O insani özünden hiç ödün vermeden yol aldı sevdasına. Ankara’nın resmi duvarları içinde de mücadelesiyle, yüzü aydınlığa dönüktü Avrupa’nın beton kentlerinin içinde de. Yaşamı boyunca inatçı bir arayışçı oldu. İnsani özün filiz verebileceği bir dünyanın suyuydu, emeğiydi O. Hiçbir engel onu bu yoldan bir an bile ayrılmasına sebep olamazdı. Sürekli büyüterek sürdürdüğü mücadele yaşamı bunun en büyük göstergesiydi. Sınırları tel örgüleri aştı sevdası, kalbini Kürdistan dağlarında bıraktı. İçimizde, binlercesinin yürek atışında şimdi. Sonsuzluğa asılı bir yıldız oldu, nicelerinin bakıp seyre duracağı, ona bakarak yol alacağı.
Dilimiz döndüğünce, yüreğimiz yettiğince onu anlatmak, bilelim ve anlayalım diye Amara arkadaş gibi yola düşüp gidenleri, adımlarını duyumsayalım diye yarınların.
Amara arkadaşla Ankara’da tanışmıştık. O dönem Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinde öğrenciydi. Yurtsever Öğrenci Hareketinde bulunan arkadaşlarla yoğun ilişkleri vardı, bu vesileyle Kürt Özgürlük Mücadelesini tanımıştı. Fakat henüz Türk Sol örgütlülüğündeydi. 1999 yılının sonlarında Türk sol örgütlülüğünden ayrılmaya karar vermiş, Yurtsever Öğrenci Hareketine katılmıştı. Biz o dönemde Kadın Hareketi çalışmalarında yer alıyorduk. Amara arkadaşında hareketimiz içinde kadın çalışmalarını tercih etmesi o dönem açısından bizi şaşırtmıştı. Çünkü o süreçte genç Kürt kadınlarının ilgisi bile yeni yeni gelişiyordu. Üniversitede sosyoloji okuyordu, Özgürlük Hareketinin Kürt kadınında yarattığı özgürlük düzeyini, toplumsal dönüşümü büyük bir hayranlıkla takip etmiş ve katılımını bu doğrultuda geliştirmişti. Çalışmaların başlangıcından itibaren mütevazi ve candan katılımı ona dair olumsuz hiçbir yargının oluşmasına izin vermiyordu. Yetiştirilme koşulları, geldiği kültürel gerçeklik karşısında içimizde hiçbir zaman bir yabancı gibi durmadı. Amara arkadaşın yetiştiği sosyal çevre sınıfsal olarak farklıydı.Gecekondu mahallerine belki de hiç gitmek zorunda kalmamıştı, böyle bir sosyal çevresi yoktu. İlk kitle çalışmasına birlikte çıkacaktık. Onun halk karşısındaki yaklaşımı benim için bir merak konusuydu. Şehrin kalabalığından uzaklaşıp gecekondu mahallelerine yaklaştıkça heyecanını hissediyordum. Evlerde dolaştıkça onu izledim; gözleri ışıldadı, elleri binlerce yıllık yakınlıkla değdi çocukların başına, meraklı meraklı anlamadığı dili konuşan kadınların yüzüne gülümserken. İçinde taşıdığı coşkulu umut dolu yüreği bütün sınırları aşıyor, herkesin içindeki yüreğe ulaşıyordu.
Amara arkadaşın sürekli anlamaya çalışan meraklı yanı en belirgin özelliklerinden biriydi. Bazen bu merak hali panik derecesinde olunca espiri konumuz oluyordu. Bir şey öğrendiği zaman hiç zaman kaybetmeden yanımızda olurdu. Biz onun yeni bir şey söyleyeceğini, onunla karşılaşır karşılaşmaz hınzır bakışlarından, yüz ifadesinden anlardık. Duygularını saklama gereği duymaz sevinçlerini, üzüntülerini, kızgınlıklarını kaygısızca paylaşırdı. Çocuk paylaşımları gibi, sınırsız hesapsız koşmak gibi yaşama doğaldı. O çocuk yüzünü kaybetmeyenlerdendi. Olayları, olguları çabuk kavrayan kıvrak bir zekası vardı. Karşımıza çıkan sorunlar karşısında ilk çözüm üretenlerden biri de Amara arkadaş olurdu.
Legal siyasal çalışmalarda oluşumuz ve Ankara’nın soğuk bürokratizmi iç içe geçince kadın çalışmaları açısından ciddi sorunlarla karşılaşıyorduk. Alan olarak kadın çalışmalarında yeni denecek düzeyde oluşumuz da bu durumu pekiştiriyordu. Kadının aktvitesini, gençlik dinamizmini sınırlayan örgüt içi bürokratizme karşı radikal duruşuyla mücadeleciydi. Kadın kitle çalışmalarıyla yetinmez Üniversitedeki eylemselliklerden öğrenci hareketinden kopmazdı. Kurum çalışmaları ve üniversite arasında mekik dokurdu. Eylemsellikleri kaçırmaz hepsine katılır, slogan atmaktan bazen sesi kısılırdı. Eylemlerde belirgin simalardandı, uzun boyuyla polis kameralarına takılmaktan kurtulamazdı. Biz onun bu durumunu bilir o boyunla seni kamufle edecek bir şey bulamayız diye takılırdık. Kocaman belirgin gözleri vardı annesi onun polislere yakalanmaması için bir gün ona bir güneş gözlüğü vermiş bari bunu tak kızım demiş, bu söz günlerce espiri konumuz olmuştu.
Amara arkadaş iyi bir mücadele arkadaşı, iyi bir yoldaştı.Arkadaş canlısıydı. Arkadaşlıkları onun için çok değerliydi. Mücadelemizde onu en çok çeken yanın yoldaşlık ilişkileri, sıcaklığı ve samimiyeti olduğunu sık sık söylerdi. Arkadaşlarla bir aradayken çocuk gibi mutluydu. Onun en mutlu saatleri arkadaşlı saatleriydi.Yalnız bir iş yapmayı sevmez ortak çalışmalara büyük bir istekle katılırdı. Bireyciliğin alabildiğine hortlatıldığı zamanlara inat sıcak bir sohbetle, bir dost gülüşüyle arkadaşlıkta tek yürekte çoğalabilmeyi başaranlardandı.
Ben Ankara’dan ayrılmıştım bir yıla yakın ayrı kalmıştık. Bu süre içerisinde bir çoğumuz açısından devlet baskısı yoğunlaşmıştı. Hakkımızda açılan davalar çalışma koşullarımızı iyiden iyiye zorlaştırmıştı. İkimizde aynı süreçte gerillaya katılım kararı almıştık ama birbirimizden haberimiz yoktu. Ankara’ya gidişimle durumdan haberdar oldum. Birbirimizi bulmamız güç olmuştu ikimizin de tutuklanma ihtimali vardı. Bu yüzden rahat hareket edemiyorduk. Sonunda gizlice bir yerde buluştuk. Üç kişiydik hayalimizi konuşacaktık, gözlerimiz ışıl ışıldı. Ama en çok da yerinde duramayan, sürekli sorular soran ve bizi ortak cevaplar aramaya yönelten Amara arkadaş oluyordu. Gerillaya nasıl ulaşacağımızı, nelere ihtiyacımız olacağını tartışıyorduk. Amara arkadaş o tanıdık panik havasında kalın çorap kalın çorap da götürelim!! deyince kahkahalarımızı tutamamıştık. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüyor, heyecanını saklayamıyordu. Bu görüşme son görüşmemiz oldu. Gerillaya çıkışlarıyla ilgili güvenlik sorunları çıkınca Avrupa üzeri katılmayı uygun görmüşlerdi. Ben direk ülkeye çıkış koşullarım olduğu için onlardan ayrılmak zorunda kaldım.
Avrupa’ya ulaşır ulaşmaz partiye katılmıştı. Avrupa asıl ulaşmak istediği yere yolunu uzatmıştı. Beton kentlerin soğukluğu orada geçirdiği her gün özlemini büyütmüştü. Bir kaç mektup yazmış bol bol sitem etmişti. Dağlara ulaşmak için sabırsızlandığını, çalışmalardaki ihtiyaçlardan dolayı gönderilmediğini ama en kısa zamanda gelmek için elinden geleni yapacağını yazıyordu mektuplarında. Tanıdığı arkadaşlar için sizi gerilla kıyafetleri içinde görebilmeyi çok istiyorum demişti. Bu sözlerinin aynı zamanda kendi özlemini de yansıttığını içimiz acıyarak hissederdik.
Amara arkadaş için dağlar hep bir özlemdi. Ş.Mazlum arkadaşla aynı okuldaydı. Mazlum arkadaşın gerillaya katılımından çok etkilenmişti. Mazlum arkadaş ve ardından devam eden her katılımla Amara arkadaşın gerillaya olan ilgisi büyüyordu.Söze çok gerek yoktu aramızdan bir bir ayrılıp dağlara yol alan arkadaşlar ardından onlarla dağlarda buluşma kararlılığını yaşadığını bilirdim.Sessiz bir hüzünle uzağa bakan gözlerinin içindeki ışıltı, yıllarca birlikte mücadele ettiği yoldaşlara tekrar bir arada olabilmenin sözünü veriyordu.. Yıllarca cezaevi kapılarında gözü yaşlı bekleyen anaların yanındaydı, gecekondu mahallelerini aşındırır yokluğun yoksulluğun verdiği acıyı duyumsardı, eylemlerde kortejlerin önündeydi, polis tehditlerine aldırmaz cesaretle daha fazla katılırdı. Ama yetmiyordu. Yüreğine bir kez özgürlük dağlarına yol almanın sabırsızlığı girmişti şehirlere sığdıramadığı sevdasının peşine düşme zamanı gelmişti artık.
Uzun bir bekleyişin ardından sonunda ulaşmıştı dağlara. Hayallerinde defalarca giydiği gerilla elbiselerini giymişti üzerine. Avrupa’dan dağlara ulaşmak için az beklememişti. Tabii aynı hayali kuran arkadaşlarını da Avrupa’da bırakmıştı.Onlara nispet olsun diye kısa zamanda gerilla elbiseleriyle fotoğraf çektirmiş, Avrupa’daki arkadaşlarına göndereceğini söylemişti. Uzun boyunun sığmadığı fotoğraf karesindeki gülümsemesiyle adeta bakın buradayım hayallerimdeyim düşümdeyim şimdi diyordu.
Ve bizler onu hep bekledik. kısa buluşmamıza sığdıramadıklarımızla kaldık. Bir dostu bekledik, gülüşüyle ve sohbetiyle ısıtmak için yüreğimizi. Ona o fidan boyuna gerilla elbiselerinin ne kadar yakıştığını söylemek için. Serin bir gecede yakacağımız yaktığımız ateşte yudumlarken çayımızı, gerilla anılarımızı paylaşmak için. Patikaları arşınlarken, gerilla yürüyüşlerinin hiç bitmeyen iç yolculuklarını paylaşmak için. Heybetli ve korunaklı ve sığındığımız dağların koruyuculuğundaki iç huzuru yaşamak için
Gecelerin sessiz yalnızlığında bekledik birlikteliklerimizi çoğaltmak için.
İçimiz bu kadar beklentilerle doluyken yetinebilir miyiz o kısa kalışınla. Yılları aşan özlemin özlemimiz oldu gözyaşı olup büyüdü gidişine. O zamansız ve bizi kedere boğan ayrılışına sebep kazaya lanetler okuyoruz.
Şimdi senin için de yürüyoruz. Gözlerin gözlerimiz olsun diliyoruz, senin için bakalım doğaya kuşların kanat çırpınışına, açan çiçeğe ve yeni coğrafyalara yol alıyoruz, gerillacılığı dolu dizgin yaşıyoruz, özlemini dindiriyoruz seninle
Binlerce yüreğe bölüştürüyoruz sevdanı, umudu ve güzele dair özlemlerini. Sen derinlerde, sen içimizde, seninle yürüyoruz.
Nujin Artos


Yorumlar ( 42 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


4/2/2006 - KİMDİR, AMARA (Ekin Ceren DOĞRUAK)

             Ekin Ceren Doğruak (AMARA), 8 Ocak 1981 yılında Ankara'da doğdu. Aslen Egeli bir ailenin çocuğu olan Amara, Ankara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü son sınıfta terk etti. Üniversitedeyken Kürtlerle ve Kürt Özgürlük Mücadelesi'yle tanıştı. Öğrenci hareketleri içinde yeraldı. Aynı zamanda Kadın Özgürlük Hareketi çalışmalarında da bulunan Doğruak, kısa bir süre cezaevinde yattı. Daha sonra Avrupa'ya gelen Amara, 2005 baharına kadar Kadın Özgürlük Hareketi'nin çalışmalarında yer aldı.
            Aynı yıl Güney Kürdistan'a geçen Amara, bir trafik kazası sonucu aramızdan ayrıldı. Amara ile birlikte Nudem kod adlı Almanya vatandaşı Uta Schneiderbanger de aynı kazada yaşamını yitirdi. Bu sayfa Amara'yı sevenler tarafından, onun anısına düzenlendi.


Baglantı


3/2/2006 - AMARA'yı TANIMAK İÇİN:

BURASI. SU AN BULUNDUGUNUZ BOLUM: http://www.benimblog.com/amaradogruak/

 

AMARA'nın genel web sayfası için: http://www.amaradogruak.skyblog.com

 

AMARA'nin son yolculuguna ugurlanisinin görüntülerine ulasmak için: http://www.amarayolculuk.skyblog.com

 

AMARA'nin Kürdistan'da gerilla yoldaslariyla birlikte olan görüntülerine ulasmak için: http://www.amarakurdistan.skyblog.com

 

AMARA'nin kendisine ait özel görüntülerine ulasmak için: http://www.amarakendisi.skyblog.com

 

AMARA'nin cocukluguna iliskin görüntülerine ulasmak için: http://www.amaracocuklugu.skyblog.com

 

AMARA'nin Fransa'daki görüntülerine ulasmak için: http://www.amarafransa.skyblog.com

 

AMARA'nin kendisinin yazdigi, kendisine dair yazilan veya sitemizde bulunan genel yazilara ulasmak için: http://www.amarayazilar.skyblog.com

 

ÜZERLERINE TIKLAYINIZ.


Baglantı


3/2/2006 - BIZIM AMARA -EKIN CEREN DOGRUAK-

Merhaba Dostlara,

 

Sitemiz halen yapım sürecindedir...

 

Amara Yoldaşımız'a

yorumlarınızı yazabilirsiniz.

 


Yorumlar ( 96 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


3/2/2006 - ŞEHİT UTA VE ŞEHİT AMARA YOLDAŞLARIN ANISINA
Bulundugu yer: PJA VE YJA YAZILARI

 

     Onlar yaşamımızın en güzel dostluklarına hızla giriş yaptılar, ama beklenmeyen zalim kazayla başlamadan bitirdiler ve geriye yüreklerimizde büyük acıyla, tarifi imkansız öfke bıraktılar. Birlikte geçirdiğimiz kısa, yoğun ve anlam dolu sürecin gidilecek alanlarda yeni dönem ruhuyla büyük pratikleşmeye dönüşeceğini bilmenin heyecanıyla vedalaşırken böyle sonuçlanmasının şokunu atlatmak, bu gerçeği kabullenmek bizler açısından mümkün olabilecek son şey. Dönemin yoğunluğunun bilinciyle her iki arkadaşta çok aceleciydiler. Uta arkadaşın Avrupa alanında yetişmesi gereken işlerinin yoğunluğu onu adeta ülkeden hiçte kopmak istemediği halde zorunlu görevlere yöneltiyordu. Olaydan iki saat önce vedalaşırken 'gitmek istemiyorum, biraz daha kalsam olmaz mı'diyor, ardından 'ben hep yoğun anlarda geliyor, ne olduğunu anlamadan gidiyorum. Bu defa işlerimi bitirecek ve sadece güçleri dolaşmak, arkadaşlarla sohbet etmek için üç aylığına geleceğim' diyordu. Birkaç gün öncesinden çıkması gerekirken 'yalnız gitmek istemiyorum' diyerek diğer arkadaşla gitmeyi bekliyordu. Kongra Gel genel kurul toplantısına aktif katılmıştı. Yemin bölümünde herkes kendi anadiliyle yemin etme hakkına sahip olduğu halde heval Uta Kürtçe yemin ederek anadil hakkımıza enternasyonal yaklaşımını hepimizi etkileyecek tarzda sergilemişti. Bir çok bölümde kalkmış görüşlerini koymuş, öneriler sunmuştu. Birçok çalışmaya önerilmiş ve hiçbirinden geri çekilmeyerek adalet divanına seçilmişti. Ayrıca birkaç arkadaşla birlikte doğal tedavi teknikleri üzerine bir sağlık projesi sunmuş ve arkadaşlarla bu çalışmayı yürütmeyi planlamıştı. Kongre sırasında talihsiz bir kazayla ayağını kötü burktuğu halde inatlaşmış hiçbir oturumun dışında kalmamaya özen göstermişti. Aralardaki tartışmalarda yeni stratejimizin, kurultayla ortaya çıkan modelin umut verici olduğunu, pratikleştirmenin ciddi sorumluluklar gerektirdiğini, dönem açısından gördüğü en ciddi sorunun moral düzeyle ilgili olduğunu belirtiyordu. Dönemin ruh halinin böylesine büyük bir projeyi gerçekleştirmeye yeterli olmadığını, bunu mutlaka aşmak gerektiğini vurguluyordu.'Halkın moral düzeyiyle bizim moral düzeyimiz arasındaki mesafe pratikte de halkla aramızdaki mesafedir' diyor ve bu nedenle halkın ihtiyaçlarının dışında kaldığımızı, halkın temposuna denk pratikleşemediğimizi belirtiyordu. Kadın arkadaşların kongreye aktif katılımından etkilenmiş, çeşitli tartışmalar karşısında gülerek, 'daha önce kaldığımız örgütlerde bizde aynı sorunları yaşadık. Benzer yaklaşımlarla karşılaştık. Bu konuda tecrübelerimizi ortaklaştırmak önemlidir. Kadın hep yeniden yeniden aynı şeyleri yaşamak zorunda değildir. Başka örgütlerde yaşanıp aşılan şeyler bizler açısından tecrübe olmalı ve aynı sorunlarla ilk defa karşılaşmış gibi olmamalıyız' diyordu. Gerçekten de onda sorunları öncesinden tecrübe edinmişçesine olgunlukla karşılamaya yol açan bir bilgelik vardı ve bu onun her haline mütevazilik olarak sinmişti. Genel kurul toplantısından sonra PAJK'ı ziyaret edip arkadaşları görmek ve tartışmak istemiş bunun üzerine bu alana gelmişti. Yanımızda kaldığı on günlük süre içinde birçok arkadaşla hem genel kadın hareketine hem de Avrupa'daki çalışmalara ilişkin sohbet etmişti. Diğer örgütlerden edindiği tecrübe, daha önce içinde yer aldığı örgütlerle benzerliklerimiz, Avrupa kadınlarının güncel durumu, kadın özgürlüğüne dair Avrupa ülkelerinde gelişen çabalar ama öz olarak kendisinin bu yönlü hayat tecrübelerini bizimle paylaşmasını istediğimizde çocukça heyecanlanmış, çok sevinmiş, arkadaşların karşısına hazırlıklı çıkmak için bir gün boyuncu hazırlık yapmıştı. Semineri için yaptığı bir günlük hazırlığı boyunca belki on kez 'çok heyecanlıyım, arkadaşlara ne anlatacağım' diyor ama öte yandan tecrübelerini paylaşacak olmamıza çok sevindiğini belirtiyordu. Belli bir hazırlıktan sonra yaklaşık yarım gün süren ve bizim için çok değerli olan seminerini vermiş, merak ettiğimiz bir çok soruyu heyecanla cevaplamıştı. Dönmeden önceki akşam ısrar etmiş arkadaşlarla araziye çıkmış ve silah atışı yapmıştı. Geri geldiğinde 'arkadaşlar iyi olduğumu söylediler ama ben iyi değildim' demiş ve bir daha ki gelişinde silah eğitimi alacağını söylemişti. O gece kendisiyle yaptığımız son sohbetlerde şu ana kadar bize katılan Alman kökenli arkadaşlar üzerine uzun uzun tartışmıştık. Kendisinin mücadelemizle tanışma sürecini, şu ana kadarki katılım biçimini anlatırken 'benim için en büyük hata 92'de Dersim'e gittiğimde gerillaya katılmamış olmaktır' diyordu. 'Aslında o zaman katılacaktım- mazlum doğan arkadaşın ailesiyle gitmiştim ve çok etkilenmiştim- ama yanımdaki arkadaş, şimdi başka işlerimiz var sonra katılırız diyerek beni ertelemişti' diyordu. Bir enternasyonal olarak Kürdistan dağlarında tarih olmayı ne çok istediğini, o dönemin ruhunu, Almanya'da devrimci örgütler dağıldıktan sonra ortaya çıkan zorlanmayı, sisteme karışan insanları, başka başka halkların kurtuluşuna ortak olmak için enternasyonal devrimciliği seçenleri, kendisinin neden Kürt halkının kurtuluşuna ortak olmayı tercih ettiğini birazda buruk anlatıyordu. 'Her birimiz bir yere gittik ama aramızdaki ilişkileri yeterince devam ettiremedik oysa özellikle kadın hareketleri adına birlik sağlamada, tecrübe aktarımında etkili olabilirdik' diyor ve Filipinlilere katılan bir arkadaşı üzerinden Filipinler kadın hareketini daha yakından inceleyeceğini, bunu bizimle de daha köklü paylaşarak bu yönlü kadın hareketleri arasındaki ilişkisizliğin aşılmasında etkili olmaya çalışacağını belirtiyordu. Dünyanın her yerinde kadınlar örgütlüdür ve erkek egemen sistemle mücadelelerinde her ülkenin koşullarına göre açığa çıkarılan çok değerli tecrübeler var. Bütün bu tecrübeleri ortaklaştırmak, kadınların dünyada büyük bir örgütlü güç olduğunu, yalnız olmadıklarını bilmelerini sağlamak, bundan duydukları güvenle kendinden emin bir şekilde mücadelelerini sürdürmelerine imkan yaratmak çok önemlidir diyordu. Avrupa'daki festivale çok önem veriyordu. 'İyi bir hazırlıkla bu yılki festivali gerçekleştirirsek Avrupa kadın kitlesi ve Avrupalı kadınlar açısından da büyük moral yaratır, bunun üzerinden daha etkili örgütlenme imkanlarına kavuşuruz' diyordu. Özellikle de festival hazırlıkları için Avrupa'ya erken dönmek zorunda olduğunu öyle olmasaydı kalmayı çok istediğini belirtiyordu. Bir yandan burada kalmak onun için çok önemliyken bir yandan da Avrupa'da yarım kalan çalışmalar, kadın barış bürosunda kimsenin olmaması onu rahatsız ediyordu. Çalışmalara bu kadar önem vermesi, her koşulda işinin başında olmayı esas alması bizleri göreve yaklaşım, mücadele sorumluluklarımızın bilinci noktasında etkilemişti.


Ertesi gün uğurladığımızda büyük umutlar ve daha somut bir çalışma planlamasıyla gittiğini ama çalışmalarında kendisini yalnız bırakmamamızı söylüyordu. İlginçtir ama gitmek istemiyor oluşu hepimizde tanımı o anda güç bir hüzün yaratmıştı. Belki de akıl yerine sezgiyi tanımlamada yetkinleşseydik o anki ruh halimizin dayandığı tehlikeyi görebilir ve.......


Amara yaşamımıza çok hızlı ve etkili girdi. Kimine göre periler diyarından gelmişti, kimine göre melekler şehrinden. Kesin olan bir şey vardı ki Amara güzeller güzeli bir yoldaş olarak özüne denk güzelliğin serüvencisiydi. Bazı arkadaşlar onun için deniz kızına benziyor diyorlardı ve deniz ülkesinden dağ ülkesine kardeşliğin, arkadaşlığın çekiciliğiyle gelmiş bir barış elçisi gibi bakıyorlardı. İlişki kurmada hiç zorluk çekmiyor, ayaküstü anlık diyalogları bile arkadaşlarda yer ediyordu. Daha bir ayını doldurmadığı halde ülkede tanımayan yok gibiydi. Gittiği, geçtiği her yerde hemen herkesle ufakta olsa bir anıya imza atacak kadar kalplerde yer edinmişti. Bakışlarıyla, sözleriyle, duruşuyla etrafına pozitif bir enerji yayıyor, çekim merkezi oluyordu. Sadeliğin, katıksız bağlılığın, iyimserliğin, doğallığın tarifsiz sıcaklığıyla büyülüyordu. Avrupa kitle çalışmalarının kendisine çok şey kazandırdığını, emekle yaratmanın ne demek olduğunu, bütün örgütün nasıl ayakta durduğunu daha iyi anladığını belirtiyor, en büyük tepkisini emeksizliğe, değerlerin hoyratça kullanılmasına gösteriyordu. Halka uzaklık, kitle yerine kurumların tercihi, değerlerin nasıl yaratıldığının unutulması en büyük öfke kaynağıydı. 'Biz bir kampanya almak için her kişiyle kırk beş dakika konuşuyoruz. Bazıları nasıl bunu göz ardı ederek sanki çok zengin bir örgütmüşüz gibi yaklaşır heval' diyordu. İnsanları, yönetimleri ele alış ölçüsü çok sadeydi. Ona göre her şeyin ölçüsü emek ve emeğe yaklaşımdı. Bu genç yaşta ve hiçte zor olmayan koşullarda yetişmiş olmasına rağmen böylesine emek bilinci, halka bağlılık nasıl karakter edinmişti anlamak zordu. Kadın değerlendirmeleri, erkeğe yaklaşımı şaşırtacak denli ideolojik bilince dayanıyordu. İlk günden itibaren 'artık hiçbir kuvvet beni Avrupa'ya gönderemez' diyordu. Son günlerde de 'illa da dağ dışında bir yere gönderilecek olsam en fazla Türkiye'ye kadar giderim ama ötesine gitmem' diyordu. Boyuna uygun gerilla elbisesi bulmakta ilk etapta zorlanmamıza rağmen ne yapıp edip ilk gün kendisine bir elbise uydurup sivillerden kurtulunca 'oh rahatladım heval' demişti. Kongre'den sonra PAJK'a gelip yeni takımlarını giyince çocukça sevinçle etrafına 'heval heval bakın elbisem ne kadar yakıştı' demiş, ardından gerilla kıyafetleriyle ilk resimlerini çekmişti. Arkadaşlara 'bir de boydan çekin de annem gerilla elbiseleri içinde ne kadar güzel olduğu görsün' demişti. Kongre sırasında PKK'nin ilanı, grup dönemi ve Kemal arkadaşlar üzerinden Ankara telaffuz edilince 'biliyor musunuz heval bende Ankara grubundanım' demişti. Oturum arasında grup döneminden arkadaşların bazılarını görmüş ve ardından 'arkadaşları da gördüm onlar da beni Ankara grubuna kabul ettiler' demişti. Amara yoldaş Ankara üniversitesinde okuduğu için bu bağı kuruyordu ama ruhça, kişilikçe gerçekten de Kemal, Haki yoldaşları anımsatıyordu. Onda şikayetçilik yoktu. Umutluydu, inançlıydı ve yetersizliklere öfkeliydi. Son dönemde ülkeden Avrupa'ya giden ama aktifleşmeyen arkadaşlara, bırakıp oturanlara, kendini sınırlandıranlara, bireysel yaşam arayışında olanlara, ülkeye yanılgılı yaklaşanlara, kendisi ülkeye geleceği zaman gelmemesini öğütleyenlere, ama en çok da bütün bunlara rağmen hak iddia edenlere çok öfkeliydi. 'Benim aciler iyi bir eğitime ihtiyacım var' diyor ve sürekli okuyordu. Birde buradaki izlenimlerini Avrupa'daki arkadaşlarla paylaşmak için meclis oturumları boyunca bir yandan da yazıyordu. 'Bu defteri yazıp bitireceğim ve Havin arkadaşla Avrupa'ya göndereceğim' diyordu. Avrupa'daki kitleyi aslında genel olarak halkı çok sevdiğini sık sık ifade ediyordu.


Yeni gerilla elbiseleri içinde ve heyecanla uğurladığımız Amara okul arkadaşını görecek, eğitim için tekrar alanımıza dönecekti. 'Diğer arkadaşlarımı şehit düşmeden son bir kez göremedim. O yüzden Nujin'i hemen görmeliyim' diyordu. O Avrupa'ya çıkmak zorunda kalınca çok sevdiği arkadaşları ülkeye gelmiş ve bir daha görüşememişlerdi. Dağlarda görüşmek onun için çok farklıydı ve gerçekten adeta koşarak Nujin arkadaşı görmeye gidiyordu.

Amara; Ankaralı, Egeli, Avrupalı, Kürdistanlı Amara. Ankara'yla Amara'yı Denizce, Kemalce ve Apoca bir yürekte buluşturmuş, kadınca güzelliğin peri kızı Ekin Ceren.
Dağlarımızda geç başlamış ve başlamadan bitmiş acı bir hikayenin masal kahramanı Amara.
Avrupa grubu olarak hem bazı tartışmalar hem de ziyaret amaçlı yanımıza gelen arkadaşları diğer alana geçmek üzere uğurladığımız 30 Mayıs günü, yola çıktıktan kırk beş dakika sonra Kuzine denilen bir köyün çıkışında, ikna olması güç, tarifi zor bir kazada kaybettiğimiz yoldaşlarımızın yanı sıra bir mucize eseri kurtulan yaralı yoldaşlarımızın da bizlerde yarattığı endişe, hüzün ve her şeye rağmen yaşıyor olmalarının etkisini sözcüklerle ifade etmek mümkün değil. Bazı şeyler vardır ki sadece yaşanır. Yürekte, bilinçte yarattığı etkinin sözce karşılığı maalesef yoktur.
Kaybetmeye hazırlıklı olmasak ta anıları büyük, tebessümleri yürek okşayıcı, gülüşleri yoldaş kahkahalı iki can parçamızı yitirdik. Hastalıktan, trafik kazalarından can yoldaşlar yitirmeye, onurlu yaşam adına ölümü kendi elleriyle yaratmayı felsefe edinmişler olarak alışmayacağımız açık. En çokta bu yüzden ölümlerine alışmayacağız Uta ve Amara yoldaşların. Alışmayı ihanet sayacağız ve alışmamakta öldüreceğiz ölümlerini.
Onlar bizim için her biri kendi alanında büyük destek, moral güç, devrim yükünü çıkarsızca paylaşan yol arkadaşıydılar. Devrime, halka yük olmadan yaşamayı ve güçlerinin elverdiğince devrim işine ortak olmayı ilke edinmişlerdi. Halkların kardeşliğinin, kadınların evrensel birliğinin Kürdistan devriminde, Önderlik felsefesinde somutlaşmış ifadeleriydiler. Önderlik aşkı, tutkusu her ikisinde de çok derindi. Kongre boyunca devletsiz çözümün modeli olan Konfederalizmin sadece Ortadoğu açısından değil bütün insanlık açısından esas çözüm olduğunu vurguluyorlardı. Heval Uta Avrupa'da meclis tarzı örgütlenir, halkı kendi öz yönetim gücü yaparsak ve bütün yaşam alanlarında toplulukları ortaklaştırırsak Konfederal anlayışla Avrupa'da da etkili oluruz diyordu. Heval Amara son tartışmalarda hep genel adına koşturmak, sistem yaratamamak, örgüt oluşturamamak bu nedenle de kadınların çok insani sorunlarının çözümüne zaman ayıramamak en temel yetersizliğimizdi bunun özeleştirisini veriyorum diyordu ve eğer Avrupa'da Konfederal anlayışla meclis örgütlenmesi oturursa kadınlarında sorunlarına gerçek çözümler üretebiliriz diyordu.
Bizim için büyük derslerle dolu ve mutlak anlamda cevap olmayı gerektiren yoldaşlarımız oldular. Anılarına bağlılığın gereği kadın özgürlük mücadelemizi ve Koma Komêlên Kûrdistan sistemimizi yükselteceğiz. O çokça bağlı oldukları halkımızın özgürlüğü için yaşamamızı feda etmekten bir an için bile tereddüt etmeyeceğiz. Özlemle kavuştukları ülkemizin dağlarından Önderliğimizin, halklarımızın ve kadınların özgürlüklerini güvenceye almadan inmeyeceğiz. Gözlerini üzerimizde, ellerini omuzlarımızda, kalp atışlarını yüreklerimizde hissedeceğiz.
Emeklerinin en fazla somutlaştığı, paylaşımlarının en fazla genelleştiği, özgür yaşam aşklarının en fazla yaratıma dönüştüğü Avrupa alanında anılarına denk bir bağlılığın sağlanacağından kuşkumuz yok. Bu yılki festivalin iki arkadaşın anısına daha da görkemli kutlanacağını, başta kadın çalışmalarımız olmak üzere tüm çalışmalarımızın şehit Amara ve şehit Uta’ya bağlılık temelinde daha da büyütüleceğine inancımız tamdır. Avrupa kitlesine ve onlar şahsında Kürdistan halkına bu denli bağlı yoldaşlarımızın ansına Avrupa kitlemizin de özgürlük temelinde sahip çıkacağını biliyor bir kez daha tüm halkımızın ve mücadele arkadaşlarımızın başı sağolsun diyoruz.
Halkların ve Kadının özgürlüğü adına kendini katıksızca devrime katan tüm yoldaşlarımızı Şehit AMARA ve Şehit UTA şahsında selamlıyor, anıları önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz.
Selam ve Saygılarımızla...
                                                                                                  PAJK KOORDİNASYONU


 


Baglantı


31/1/2006 - GÜNLÜĞÜNDEN...
Bulundugu yer: PJA VE YJA YAZILARI

 

Tam anlatamıyorum ne hissettiğimi.. Ben de bir özgürlük militanıyım. Ben de BAŞKAN APO'nun kızıyım. Ben de artık bir kadroyum. Bunları söylemek çok ağır ve zor. Yani söylemektense hakketmek lazim. Altını doldurmak lazım. Bunu çok iyi biliyorum. Özellikle de Avrupa'yı yavaş yavaş tanıdıkça... Ama gerilla olmadan da kendimi hep buralarda eksik hissedeceğim gibi geliyor.

.......

Güya bizi gerillaya götürecek olan ve sonra yakalatan kişi bana 'PKK'li deyince aklına ne geliyor' diye sormuştu. Ben de 'sevgi dolu mütevazi insanlar' demiştim. Çok şaşırdı. Tabii bu bir terörist tanımlaması değil. O benim yiğit, kahraman vs.dememi bekliyordu. Ama benim ilk ölçüm bunlardı.
........

Bir zaman makinası olsam, geleceğe gitsem ve kendi gözlerimle bu mücadelenin başarısız olacağını görsem bile yine de bu partiye katılır, yine PKK'liler gibi yaşamaya çalışırdım. Bence bu mücadele inançtan da öte bağlılık işi... Bir tercih... Yaşam tercihi... Bir zorunluluk değil asla... Vicdan muhasebesi, ödenmesi gereken borç, toprağa düşen genç bedenlere ödenmesi gereken bir borç.. Vicdanı olan öder, vicdanı olmayan ödemez. Bu kadar basit aslında... Ve insan bu basitliğin, sadeliğin arasında bir o kadar karmaşık bir varlık. İnsanın kafasını çalıştırdıkça gördüğü, bazen de 'kör olsaydım' dediği bir olgu bu insan...
.......

Çok özledim herşeyi. Çok özledim. Ama en çok da denizi...Bu havası lanet beton yığını ülkeden nefret ediyorum. Yarıaçık cezaevi... Cezaevi'nde gökyüzü dikdörtgendi. Burda çokgen. Hiçbirşey ama hiçbirşey kokmuyor. Kendini sürekli nezle sanıyorsun. Dilimle satılan karpuzlardan, kolum kadar salatalıktan bile bıktım. Bu ülkeden çok sıkıldım. Gri gökyüzünden, asitli sulardan -gerçi hiç içmiyorum- sıkıldım. Ayağım toprağa hiç değmiyor. Bu yıl hiç deniz görmedim. Yağmurdan sonra deniz kokmuyor. Bırak toprağı, hiçbirşey kokmuyor. Yediğin o kırmızı şeylerin domates olduğunu ıspatlamak imkansız birşey. Ülkemi çok özledim. Yurtseverliğin ne olduğunu, ülkesinden uzaklaşınca anlıyor insan...
........

İnsan Avrupa'da tek başına örgüt olmayı öğrenmeli... Yalnız kalmayı, yalnız yaşamayı öğrenmeli. Çünkü en büyük bağlılık; yalnız kalsan da, bu dünyada tek başına olsan da ayakta kalıp mücadeleyi devam ettirmektir.
.......

Aslında böyle boşuna kılıf aramaya gerek yok. Sanırım büyüyorsun. Büyüdükçe senin çocuk ve saf dünyan yıkılıyor. Ve acı gerçekler apaçık meydana çıkıyor. Galiba bu durumda artık başarı; hep inandığın doğrular adına yaşama çabası oluyor. Ve bir de içinde kaldığına inandığın dürüst ve saf yanlarını koruma kavgasını kazandıkça huzurlu olabiliyor insan... Bu karanlık dönemler kaosu hatırlatıyor bana... Bence insanın en cesaretli olması gereken zamanlar bu at izi ile it izinin birbirine karıştığı dönemler.. Kim haklı, kim haksız? Ne doğru, ne yanlış?
.......

Çok bilinmeyen bir denklem içindeyiz adeta. Ve tek ışığımız önderlik.. Bugünlerde hep aklıma gelen bir hikaye var. Nemrut, Hz. İbrahim'i ateşe attığı zaman, bir karınca ağzıyla bir damla su alıp ateşe atıyor. Görenler de 'senin bir damla suyun o ateşi söndürmez ki... Niye yoruluyorsun' diyor. Karınca da 'Olsun... Biliyorum ama yine de tarafımız belli olsun' diye cevap vermiş. O ateşte yanman gerekse de doğrulardan taviz vermemelisin. Belki o suyu atarken sen de ateşe düşebilirsin. Ama bu vicdan işi... Bu kadar kan, bu kadar acı ve tutsak edilmiş bir güneşe karşı senin vicdan savaşın. Bu savaş tüm dünyayla... Senin içindeki düşmanla da... Bu sözü kaç kere söyledim bilmiyorum ama herkes gitse de, başkan içerde ben dışarda, bir ben bir başkan kalsak da -belki bir örgüt yaratacak kapasitem yok- ama ben yine de önderliğin ilkelerine göre yaşayacağım... Ve ne olsa da ölürken 'Biji Serok Apo!' sloganıyla öleceğim.


Baglantı


31/1/2006 - Amara'nın Şehit Savaş için kaleme aldıgı yazı

 

Okul arkadaşı Şehit Savaş icin yazdığı yazı.

Ne kadar özlemistim seni... Ne kadar cok tekrar görecegim günü beklemistim. Yillar sonra ilk karsilasacagimiz günü ne kadar cok hayal etmistim... Acaba beni karsinda görünce ne diyecektin? Kesin her zamanki gibi gözlerin isildayacak ve hicbir sey söylemene gerek kalmayacak ben anlayacaktim.

Ya sen ne düsünmüstün acaba? Ne kadar beklemistin bizi? Gönderdigim selamlari aldin mi hic? Hep bir haber bekledim senden. Duymak istiyordum nasil oldugunu. Herhangi bir haber cok önemliydi benim icin. Ama böyle duymamaliydim diyorum hep... Senden bu kadar uzakta... Belki yaninda olsaydim bu kadar zorlanmazdim. Seni yillar sonra gazete sayfalarında görmek cok agir geliyor, hem de görüsecegimizin hayaline bu kadar yaklasmisken.

Bak diyecektim sana, ben de geldim. Biliyordum, bekliyordun arkandan gelecekleri, herhalde beni pek beklemiyordun. Seni görüp onlar gelmedi ama ben geldim diyecektim. Hani siz giderken agliyorum diye bana kiziyordunuz bi de belli etmeden gülüyordunuz ya göz yaslarima...

Ilk ayrildigimizdan beri hepimiz kendimizi hazirlamistik. Biliyordum bu yol böyleydi. Onurlu yasamanin bedelleri vardi, birilerinin ödemesi gerekiyordu ve ödeyenler hep en iyilerimiz oluyordu. En cesurlarimiz, en fedakarlarimiz, en güzellerimiz.... Kendileri icin degil sadece, halk icin, insanlik icin, hepimiz icin ödüyorlardi bedelleri kanlariyla, bizleri vicdanlarimizla basbasa birakarak. Biliyordum sen de onlardandin, en iyilerimizden yani, bu halkin en degerli evlatlarindan.

Seni düsündükce hep birseyler sonradan ögrenilse de, bazilarinin insanin özünde olduguna inaniyorum. Ne olsa da degismeyen, hep ayni kalan, en zor durumda gözlerindeki pariltida kendini disa vuran, karsisindakine güven veren o öz sende hep vardi.

Nedendir bilmiyorum herkesin icinde en cok senin daglara cikisin etkiledi beni. Sen gitmeden de seni gerillalara benzetiyordum hep, gerilla kiyafetlerini en cok sana yakistiriyordum. en cok sen yakisiyordun daglara. Yanilmamisim....Hayatimda gördügüm en net insanlardan biriydin. Sende oyle karasizliklara ikircikliklere yer yoktu. Bir seyi yapmak lazimsa yapardin. Yasadigimiz tum zorlu süreclerde birlikte kalamadigimiz bütün arkadaslari düsünüp kim nasil etkileniyor diye soruyordum kendime. Ama bir kez bile senin icin kaygilanmamam cok garip. Sen her zaman karsindakinde bir güven olusturdun. Sen varsan herkes cekinmeden o ise girebilirdi. cok zaman bir haber alamasam da hic degismediginden emindim. Hayat herkesi bir tarafa savurmusken sen sanki kopan firtinalarda dim dik duruyordun. yanilmamisim....Gerci sen o sevdalandigin daglara kavusmadan once de kimseyi yaniltmamistin. Yoldaslarin da düsman da ne yapacagini biliyordu. Daglara gidisin de kimseyi sasirtmamisti. Öyle cok konusmazdin da ama herkes aklindan geceni anlardi ne yapacagini da. Düsüncendeki her kararlilik tüm durusuna hareketlerine yansirdi. Hani gözleriyle konusan insanlar vardir ya. Gözlerine bakinca icini okudugun, sen onlardandin, konusmadan da gözlerinle anlatirdin. Ne olsa da hep isil isil olan gözlerinle...Öyle sunu yapmak lazim, böyle demek lazim cümleleri senin agzindan hic cikmazdi. Zaten herkesten once ne yapilmasi gerekiyorsa sen yapardin. Biliyor musun sen gittikten sonra bazen bir karar vermemiz gerektigi ama isin icinden cikamadigimiz zamanlarda o olsa boyle yapardi' der kararimizi verirdik. Yoklugunun bile bir agirligi vardi üzerimizde. Yillarca herkes birbirine seni örnek gösteriyordu. Her yere yürüyerek gidip yol paralarinla koli koli kitap almani, yerinde duramayip surekli kendine bir is cikarmani, okuldaki basarini, emekciligini, cesaretini, bagliligini.... Nerde ihtiyac varsa sen oradaydin, hangi calisma sahasi bossa sen kosardin. En sonunda da daglardaydin.

Diyorum ki acaba simdi de kendini kaybedenleri, her seyi inkar edenleri, kendilerine getirecek bir sey lazimdi yine sen gögüsledin. Yillar gecti sanki yine sanki herkes bu isin icinden nasil cikicaz derken, yine bazilari cok konusup hic birsey yapmazken, birileri kendilerinden bile kacarken, herkes bir tarafa savrulurken, bazilari da olan bitene güc getiremeyip kendi kendine ne yapacagim sorusunu sorarken, kimileri de bu kadar alinteri, kan ve goz yasinin uzerine otururken, ne yapmaliyiz sorusu vicdanlari sorgularken, sen yine uzun konusmalara gerek birakmadan ne yapmak gerektigini gosterdin. Bütün cirkinliklere karsi durmanin tek yolunun direnmekten gectigini ispatladin. Cünkü sen andini özgürlüge icmistin, sevdani daglara vermistin. Cünkü sen milyonlarca yüregin umudunun bekcisiydin.

Sahadetinizin bizlerde yarattigi öfke ve artan kararliligimizla, biraktiginiz son mesaji yasam gerekcemiz yapacagimizin sözünü veriyoruz. Sevdalarinizi yüreklerimize alarak umudunuzu zafere dönüstürecegimizi söylüyor, senin sahsinda tüm sehitlerimizin önünde saygiyla egiliyoruz.


Baglantı


Benim hakkımda

Bu blog, AMARA Ekin Ceren Doğruak'ın anısına, yoldaşları tarafından düzenlenmiştir. Bir önceki siteye saldıran düşünce ve bu saldırın kölelerini kınıyor, bu türlü yıpratma çabalarının, bizi daha iyiye götüreceğini tüm dost ve düşmanlarımıza bildiriyoruz. Yoldaşları.....

Son yazılarım
Menü

Arkadaşlarım
Baglantılar


1 sayfadan 1 . sayfa
geri | ileri