Şenpazar Kuztekke Ortaokulu mezunları buluştu.
Şenpazar Kuztekke Ortaokulu1975-76 yılı mezunları 23 Kasım2008 Pazar günü buluştular.Toplantıya 8 arkadaş katıldı. Saat 14.30’da bir araya gelen Mehmet Sökmen, Billur Öztürk, Muzaffer Erdem, Aysel Gündüz(Şahmar), Niyazi Gündüz, Mehmet Kılıç,Abdullah Sargın ve Ömer Tekin özlem giderdiler. Toplantı sırasında öğretmenlerimiz Fikri Yıldırım ve O.Hasan Bıldırki ile tek tek telefon görüşmesi yapılması, hem bizleri, hem de öğretmenlerimizi duygulandırdı. Çok keyifli saatler su gibi akıp gitti. Bazı arkadaşlarımız bir birlerini tanımaktazorlandı. Eski günlerden günümüze kadar uzanan sohbetler, arkadaşlarımız için yaşamlarında unutulmaz bir gün olarak yerini aldı. İkinci toplantıyı şimdiden dört gözle bekleyeceklerini dile getiren arkadaşlarımız yüzlerindeki mutluluk görülmeye değerdi. Toplantıya katılan tüm arkadaşlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Muzaffer Erdem
Saat ve Tarih:
11:29
,
25/11/2008
Yazar:
Muzaffer Erdem
Vali Nurullah ÇAKIR koordinesinde yürütülmekte olan Atatürk ve İstiklal Yolu Projesinin ilk levhası İnebolu Türk Ocağının önüne konuldu.
Üç etapta yürütülen projenin etüt, güzergah belirleme ve işaretleme çalışmaları yapıldıktan sonra, 3. aşaması olan levhaların konulması etabı 24 Nisan 2008 günü İnebolu'da yapılan tören ile başladı.
İlk olarak, Türk Ocağı Binası Konferans Salonunda, Proje Sorumlularından Ersin DEMİREL tarafından projenin tanıtımı, yapılan çalışmalar ve bundan sonra yapılması gerekenler hakkında bilgi verildi.
Sonra, Vali Nurullah ÇAKIR, Atatürk ve İstiklal Yolu Projesinin İlimiz ve İlçemizin turizmine yapacağı katkının önemli olduğunu, bu yolun korunması ve tanıtılması için herkese görev düştüğünü, ilk adımın bugün atıldığını, gerekli işaretleme ve levhalama çalışmaları tamamlandıktan sonra İnebolu 9 Haziran Şeref ve Kahramanlık Günü Etkinlikleri kapsamında 8 Haziran'da bu yolda bir yürüyüş gerçekleştireceklerini, Projenin gerçekleştirilmesinde emeği geçen ve katkıda bulunanları tebrik ettiğini ifade etti.
Daha sonra, Atatürk ve İstiklal Yolu Projesinin ilk levhası İnebolu Türk Ocağı Binasının önüne dikildi.
2 nci levha için Taşoluk Köyüne giden Vali Nurullah ÇAKIR, burada Köy Muhtarı ve köylülerle sohbet ederek, Atatürk ve İstiklal Yolu Projesinin güzergahında yer alan köylerde ve yerleşim birimlerinde yerel rehberlik yapacak kişiler yetiştirilmesi gerektiğini, ev pansiyonculuğu ve dinlenme yerleri oluşturulması için çalışma yapılması gerektiğini belirtti.
Vali Nurullah ÇAKIR, tarafından Taşoluk Köyündeki çocuklara çeşitli hediyeler verildi.
"Batı Karadeniz’de Kültür Turizmi" Konulu Sempozyuma Kastamonu Ev Sahipliği Yapıyor.
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği TÜRSAB’ın düzenlediği 6. Kültür Turizmi Sempozyumu, “Batı Karadeniz’de Kültür Turizmi” başlığı altında 3 Mayıs Cumartesi günü Kastamonu Valiliği’nin işbirliği ile Kastamonu ev sahipliğinde yapılıyor.
İlki 2007 Eylül ayında İstanbul’da düzenlenen ve daha sonra Kapadokya, Kuşadası, Urfa ve Mersin’de bölgesel olarak yapılan sempozyumların altıncısı, Düzce ve Bolu’dan başlayarak Sinop’a kadar uzanan Batı Karadeniz bölgesini kapsayacak..
TÜRSAB Kültür Turizmi Komitesi’nin konseptini oluşturduğu ve organizasyonunu üstlendiği bu sempozyumlarda, “kültür turizmi” kavramını yerel boyutta gündeme getirmek, tanıtmak ve bölgesel olanakları değerlendirip, yerel sorunları tartışmak temel alınıyor..
Kum-deniz-güneş turizminin getirileri yanında götürülerinin de olduğu düşüncesinden yola çıkılarak, katma değeri yüksek olan ve hiçbir zaman tükenmeyecek bir kaynak olarak görülen “kültür turizmi”, Türkiye’nin birçok bölgesinde “sürdürülebilir gelişme” için bir kurtarıcı olma, yerel kültürü, tarihsel ve kültürel değerleri zedelemeden, yerel ekonomileri güçlendirme potansiyelini taşıyor. .
Bu çerçevede, Batı Karadeniz bölgesi de, özellikle bozulmamış doğal değerleri, renkli folklorü ve henüz yeterince tanınmayan tarihsel dokusuyla, kültür turizminde değerlendirilmeyi bekleyen zengin bir potansiyel içeriyor. Bu potansiyelin ortaya çıkarılma ve işlenme olanaklarının enine boyuna tartışılacağı bu toplantıya, kapsama alanındaki bölgenin, başta valileri olmak üzere, birçok kamu yöneticisi, yerel yöneticileri, kültür ve turizmle ilgili kurum ve kuruluşların temsilcileri, sektör temsilcileri ve TÜRSAB’a bağlı seyahat acentaları katılacak. Bölgenin özellikle Ankara ve İstanbul’a yakınlığı nedeniyle, öncelikle bu illerin seyahat acentalarının toplantıya ilgi göstermesi bekleniyor..
Üç gün sürecek olan organizasyon, 2 Mayıs Cuma günü seyahat acentalarının ve davetli basın mensuplarının Kastamonu ilçeleri gezisiyle başlayacak. 3 Mayıs’ta Kastamonu Üniversitesi yerleşkesinde yapılacak olan sempozyumun ardından, Kastamonu tarihi kent gezisiyle devam edecek ve 4 Mayıs günü bölgenin önemli bir kültür turizmi merkezi olan Safranbolu’da yapılacak incelemelerle sona erecek. .
Moderatörlüğünü TÜRSAB Kültür Turizmi Komitesi Sekreteri Gülsen KIRBAŞ’ın üstlendiği sempozyuma konuşmacı olarak katılacak isimler ise şöyle: Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü Kontrolörü Onur GÖZET, Ekonomist Mustafa SÖNMEZ, Gazeteci ve TV Program Yapımcısı Coşkun ARAL, VASCO Turizm Genel Müdürü Yusuf ÖRNEK ve Karabük Üniversitesi Öğretim Görevlisi Nuray TÜRKER.
Sempozyum sonucunda ortaya çıkacak görüşler doğrultusunda, bölgesel olarak değerlendirmeler yapılması, kültür turizmi için yeni politikalar belirlenmesi ve bölgesel programlar hazırlanması bekleniyor.
PROGRAM
3 Mayıs 2008 Cumartesi
Moderatör: Gülsen KIRBAŞ (TÜRSAB Kültür Turizmi Komitesi Sekreteri)
09.30 – 10.15
Açılış Konuşmaları
Başaran ULUSOY - TÜRSAB Başkanı
Selçuk ARSLAN - Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı
Prof. Dr. Bahri GÖKÇEBAY - Kastamonu Üniversitesi Rektörü
Turhan TOPÇUOĞLU - Kastamonu Belediye Başkanı
Nurullah ÇAKIR - Kastamonu Valisi
10.15 – 10.30
Batı Karadeniz’deki tarihi, arkeolojik ve kültürel değerlerin kısa görsel sunumu (Kastamonu Valiliği İl Özel İdaresi’nden Arkeolog Murat KARASALİHOĞLU)
10.30 – 10.45
Onur GÖZET (Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü Kontrolörü)
Bakanlığın Kültür Turizmi Politikaları ve Batı Karadeniz Destinasyonu.
10.45 – 11.05
Mustafa SÖNMEZ (Ekonomist)
Türkiye Turizm Ekonomisiyle İlgili Genel Değerlendirme, Kültür Turizminin Payı, Batı Karadeniz’le İlgili Rakamlar.
11.05 – 11.30
Kahve Arası
11.30 – 11.50
Yard. Doç. Dr. Nuray TÜRKER (Karabük Üni. Öğ. Gör.)
Batı Karadeniz Bölgesinde Ekoturizm Kaynaklarının Belirlenmesi.
11.50 – 12.05
Dr. Yusuf ÖRNEK (VASCO Turizm Genel Müdürü)
Dünyada ve Türkiye’de Kültür Turizmi (Örneklerle), “Koruyarak Turizm” Nasıl Yapılmalı.
12.05 – 12.20
Coşkun ARAL (Gazeteci ve TV Program Yapımcısı)
Medya Bakış Açısından Batı Karadeniz Kültürel Turizm Değerleri.
12.20 – 13.20
Soru-Cevap/Görüşler (Sayın Bölge İlleri Valileri ve Belediye Başkanlarının Konuşmaları)
13.20 – 13.30
Kapanış Konuşmaları
13.30 – 15.00
Öğle Yemeği Kastamonu Üniversitesi Kafeteryası
15.00 – 18.00
Tarihi Kent Gezisi
YER: Kastamonu Üniversitesi 3 Mart Konferans Salonu Kastamonu Üniversitesi Yerleşkesi, KASTAMONU
Türk kültür mirasına hizmet ve sivil mimarinin korunması amacı ile 1976 yılında kurulan Türkiye Tarihi Evleri Koruma Derneği; geçmiş kültürümüzün simgesi, sosyal yaşamın belgesi olan geleneksel sivil mimarimizin korunması, doğru ve kalıcı nitelikte tanıtılması, yaşatılarak gelecek kuşaklara aktarılması gereğine inanarak bu yönde öncü rolü üstlenmiştir.
Bu yıl düzenlenecek olan 26. Tarihi Türk Evleri Haftası’nda Valiliğimizce yapılan işbirliği ile Kastamonu Evleri ele alınmıştır. İki aşamalı olarak düzenlenecek tanıtım haftasının ilki 5 Mayıs 2008 tarihinde İstanbul’da, ikincisi ise 20 Mayıs’ta 2008 tarihinde Kastamonu’da gerçekleştirilecektir.
5 Mayıs 2008 tarihinde saat 10.30’da İstanbul’da Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi’nde düzenlenecek olan haftanın açılışı Türkiye Tarihi Evleri Koruma Derneği Başkanı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengiz ERUZUN tarafından yapılacaktır. Kastamonu Belediye Başkanı Turhan TOPÇUOĞLU, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Kadir TOPBAŞ, Kastamonu Valisi Nurullah ÇAKIR, İstanbul Valisi Muammer GÜLER ve ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin SÖZEN’in konuşmalarının ardından Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Öğretim Görevlisi olan Solist Özer ÖZEL’in dinletisi yer alacaktır. Ayrıca 26. Tarihi Türk Evleri Haftası etkinliği çerçevesinde, Atatürk ve İstiklal Yolu’na yönelik bir tanıtım gösterisi de yer alacaktır.
Programın öğleden sonraki bölümünde Kastamonu ve çevresini tanıtan dia gösterisinin ardından Prof. Dr. Metin SÖZEN başkanlığında yürütülecek olan Büyük, Orta ve Küçük Yerleşimlerin Koruma Sorunları ve Kastamonu konulu Panele; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Görevlisi Y.Mimar Oktay EKİNCİ, Tarihçi Yazar Necdet SAKAOĞLU, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Suphi SAATÇİ, İstanbul Vali Yardımcısı Feyzullah ÖZCAN, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. K. Kutgün EYÜPGİLLER ve Kastamonu İlimizden Y.Mimar Halime Nilgül ŞENER ve Mimar Ahmet SEVGİLİOĞLU konuşmacı olarak katılacaklardır.
20 Mayıs 2008 tarihinde Kastamonu’da saat 13.30’da Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi’nde tertiplenen ikinci aşamasında Kastamonu Valisi Nurullah ÇAKIR, Kastamonu Belediye Başkanı Turhan TOPÇUOĞLU, ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin SÖZEN ve MSGSÜ öğretim Üyesi ve TÜRKEV Başkanı Prof. Dr. Cengiz ERUZUN’un konuşmaları yer alacaktır. Panel süresince Kastamonu Evleri temalı resim sergisi sunumu da yapılacaktır.
CANDAROĞULLARI BAŞKENTİ, “Bir Kasaba –Bir Köy” konulu Panel, yine Kastamonu ve çevresini tanıtan dia gösterisi akabinde, Prof. Dr. Metin SÖZEN başkanlığında başlayacaktır. Tarihçi Yazar (TÜRKEV Yön.Krl.Üyesi) Necdet SAKAOĞLU, Vali Danıştay Üyesi Muzaffer DİLEK, Vali Danıştay Üyesi Temel KOÇAKLAR, Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Görevlisi Prof Dr. Halit Çal, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. K. Kutgün EYÜPGİLLER, Kastamonu İlimizden Kültür ve Turizm Bakanlığı E.Halk Kültürlerini Araştırma Genel Müdürü Nail TAN, Y.Mimar Halime Nilgül ŞENER ve Mimar Ahmet SEVGİLİOĞLU panelist olarak katılacaklardır.
İlimizde üç gün sürecek olan 26. Tarihi Türk Evleri Haftası etkinliği kapsamında; 21 Mayıs 2008 Çarşamba günü Kastamonu Tarihi Kent Gezisi ve Cumhuriyet Meydanında Forum düzenlenecektir. 22 Mayıs 2008 Perşembe günü; Erken Osmanlı Dönemi mimarisini yansıtan külliyesiyle, somut ve somut olmayan kültürel dokusuyla özgün ve tarihi önem taşıyan Taşköprü-Abdalhasan Köyü’ne bir gezi planlanmaktadır. Program “Köy Meydanı”nda yapılacak toplantı ile sona erecektir.
PROGRAM
05 Mayıs 2008 Pazartesi
Saat: 10.30 Haftanın Açılışı Yer: TMMOB İstanbul Büyükkent Şubesi, Yıldız Sarayı Dış Karakol Binası, Barbaros Bulvarı Beşiktaş/İSTANBUL
Saygı Duruşu
İstiklâl Marşı
Açılış Konuşmaları:
Prof. Dr. Cengiz ERUZUN Türkiye Tarihi Evleri Koruma Derneği (TÜRKEV) Başkanı MSGSÜ.Ögr.Üyesi
Turhan TOPÇUOĞLU Kastamonu Belediye Başkanı
Y.Mimar Dr. Kadir TOPBAŞ İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı
Nurullah ÇAKIR Kastamonu Valisi
Muammer GÜLER İstanbul Valisi
Prof. Dr. Metin SÖZEN ÇEKÜL Vakfı Başkanı
Açılış Dinletisi:
Solist: Özer ÖZEL YTÜ. Sanat ve Tasarım Fak. Öğretim Görevlisi
Saat : 12.30 Ara
Dia Gösterisi: KASTAMONU VE ÇEVRESİ
Panel: BÜYÜK, ORTA VE KÜÇÜK YERLEŞİMLERİN KORUMA SORUNLARI VE KASTAMONU
Yöneten: Prof. Dr. Metin SÖZEN ÇEKÜL Vakfı Başkanı
Y. Mimar Oktay EKİNCİ Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Görevlisi
Necdet SAKAOĞLU Tarihci Yazar ve Türkiye Tarihi Evleri Koruma Derneği Y.K.Üyesi
Prof.Dr.Suphi SAATÇİ Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Üyesi, Türkiye Tarihi Evleri Koruma Derneği Y.K.Üyesi
Feyzullah ÖZCAN İstanbul Vali Yardımcısı
Prof. Dr. K. Kutgün EYÜPGİLLER İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi
Halime Nilgül ŞENER Yüksek Mimar
Ahmet SEVGİLİOĞLU Mimar
KASTAMONU PROGRAMI
19 Mayıs 2008 Pazartesi:
Kastamonu ‘ya Hareket
20 Mayıs 2008 Salı
Saat: 13.30 Haftanın Açılışı
Yer: Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi Toplantı Salonu
Saygı Duruşu
İstiklal Marşı
Açılış Konuşmaları:
Turhan TOPÇUOĞLU Kastamonu Belediye Başkanı
Prof. Dr. Cengiz ERUZUN Türkiye Tarihi Evleri Koruma Derneği ( TÜRKEV ) Başkanı, MSGSÜ.Ögr.Üyesi
Prof. Dr. Metin SÖZEN Çekül Vakfı Başkanı
Nurullah ÇAKIR Kastamonu Valisi
Panel:
CANDAROĞULLARI BAŞKENTİ KASTAMONU‘’ BİR KASABA – BİR KÖY ‘’
Yöneten: Prof. Dr. Metin SÖZEN Çekül Vakfı Başkanı
Necdet SAKAOĞLU Tarihçi -Yazar TÜRKEV Yön. Kurulu Üyesi
Muzaffer DİLEK Vali-Danıştay Üyesi
Temel KOÇAKLAR Vali -Danıştay Üyesi
Prof Dr. Halit ÇAL Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Öğ.Gör.
Prof. Dr. K.Kutgün EYÜPGİLLER İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Anabilim Dalı Öğ. Gör.
Nail TAN Kültür ve Turizm Bakanlığı E.Halk Kültürlerini Araştırma Genel Müdürü
Ahmet SEVGİLİOĞLU Mimar
Halime Nilgül ŞENER Yüksek Mimar
21 Mayıs 2008 Çarşamba
Kastamonu Tarihi Kent Gezisi ve Cumhuriyet Meydanında Forum
22 Mayıs 2008 Perşembe
Taşköprü -Abdalhasan Köyü Gezisi ve Köy Meydanında Toplantı ve İstanbul’a Dönüş
Ekleyen : Editör
Tarih : 1 Mayıs 2008 Saat:17:44
kaynak:www.kastamonu.org
Saat ve Tarih:
10:10
,
4/5/2008
Yazar:
Muzaffer Erdem
sahaya terminal yapılması düşüncesi vardı.Ancak şimdi sıra buna geldi.Günümüz İhtiyaçlarına yeterince cevap veremeyen şu anki terminalimizin yerine Avara Mahallesi altında 9 Haziran Stadının karşısında yapılması için 25 Ocak 2008 günü Belediye Binasında yapıldı. İhale sonucunun bu hafta içerisinde açıklanması bekleniyordu.
İhaleye Kastamonu’ dan gelen 3 firma katılım gösterdi. Daha sonra İhale PEHLİVANOĞLU Firmasına 487.000 YTL+KDV bedelle verildi. İlçemizin modern bir terminal binasına kavuşması hedefleniyor. Maketlerde görüldüğü gibi İlçemizin Tarihi yapısına uygun bir proje olacak.
İnebolu’da yapılan geleceğe yönelik çalışma halkalarından birisi olan yeni terminal binasında Mescit, Şadırvan, W.C., Kafeterya,Berber,Büfe,Taksi, Yazıhane gibi birimlerden oluşacak.İller Bankasından 200.000 YTL’lik kredi sağlandı. Terminalimizin İşletme Belgeside Ulaştırma Bakanlığımızdan alındı.Yeni Terminal binasının firma ile yapılacak sözleşme tarihinden itibaren 120 sonra anahtar teslimi olarak bitirilmesi hedefleniyor.
fakazli.com
Saat ve Tarih:
11:12
,
29/1/2008
Yazar:
Muzaffer Erdem
Doğanyurt, Şenpazar ve Ortalıca belediyeleri kapatılacak mı?
Doğanyurt, Şenpazar ve Ortalıca belediyeleri kapatılacak mı?
Başbakan Erdoğan MYK`da talimatı verdi. Sayımında nüfusu 2 binin altına düşen belediyeler kapatılacak. Kapatılacak olan belediyeler İl Özel İdare`ye şube olarak katılacak.
2007 nüfus sayımında nüfusu bin 328’te kalan Doğanyurt’un Belediyesi Başbakan’ın talimatı yerine getirilirse kapatılacak. Konu ile ilgili açıklama yapan AKP Grup Başkanvekili Nihat Ergün, Mart ayı sonuna kadar yasa değişikliğini TBMM`den çıkartacaklarını söyledi.
VATAN`a konuşan Ergün, "Önümüzdeki seçimde (Mart 2009) bu belediyelerin seçime girmesini engelleyeceğiz" dedi. Ergün, Köydes ve Beldes projelerinden bu belediyelere daha fazla kaynak aktarılacağını bildirerek, "Buralarda yaşayan vatandaşlarımız `Biz 25 yılda almadığımız hizmeti 2008`de aldık` diyecekler" bilgisini verdi.
Saat ve Tarih:
11:05
,
29/1/2008
Yazar:
Muzaffer Erdem
Yılın son kitap ekinde, bu sene tanıttığım çocuk ve gençlik kitaplarından gönlümün kaydıklarını sizlerle paylaşıyorum. Sevdiklerimin hepsini sığdıramayacağım için küçük bir seçki sunuyorum
Yılın son ekinde, bu yıl tanıttığım çocuk ve gençlik kitaplarından gönlümün kaydıklarını sizlerle paylaşayım, bu kitapları sizlere hatırlatayım istedim. Bir yıl boyunca severek okuduğum kitapların hepsini buraya sığdırmam mümkün değil elbet.
Yılın en dokunaklı kitabı herhalde Çizgili Pijamalı Çocuk'tu. Bu İkinci Dünya Savaşı öyküsü, tel örgülerin iki tarafındaki iki oğlan çocuğunun dostluğunu, çocukların ve çocukluğun her tür ideolojinin ve savaşın ötesinde olduğunu anlatıyordu. Sarsıcı finaliyle insanın aklından günlerce çıkmayan, çok yalın ve iyi yazılmış bu roman, gençler kadar yetişkinler tarafından da okunmayı bekliyor (Babam ve Oğlum filminde olduğu gibi, Çizgili Pijamalı Çocuk'u okuyup da ağlamayacak insan yavrusu var mıdır acaba!).
Eğlencenin alası burada
Gözyaşı dökmek yerine kahkaha atmayı tercih edecekler için Pıtırcık'ın maceralarından daha güzel ne olabilir! Pıtırcık, daha önce yayımlanmamış yüze yakın öyküsüyle sevenlerine tekrar merhaba dedi bu yıl. İşi gücü şamata olan, başı sıkışınca zırlayan, iyi kalpli ama afacan Pıtırcık'a bilinmeyen bu öykülerinde yine eski dostları eşlik ediyor: Durmadan tıkınan Lüplüp, babası çok zengin olan Gümüş, çok kıyak bir düdüğü olan Sırım, tatlı Sırma (Pıtırcık ilerde onunla evlenecek), sınıf birincisi ve öğretmenin kuzusu Çarpım, sınıfın sonuncusu Dalgacı, önüne gelenin burnuna yumruk atmaya bayılan Toraman ve kara gözleriyle pek övünen gözetmen Karagöz... Pıtırcık'ın Bilinmeyen Öyküleri'nden daha şamatalı bir kitap bulup getirene benden bir fırıldak, beş misket ve iki kâğıt uçak hediye (pazarlık yapılmaz)!
Söz eğlenceden açılmışken, eğlenceyle bir arada düşünemediğimiz matematik, fen, tarih, coğrafya, arkeoloji gibi birçok konuyu komik ve esprili bir dille aktaran Eğlenceli Bilgi dizisinden bahsetmemek olmaz. "Bilim adamları ölü kuşları ne için kullanıyor? İki maymun ve bir köpek nasıl astronot oldu? Tarihin en büyük deniz savaşını kazanan, tarihimizin en önemli amirali kimdir? Üzerine yedi kez yıldırım düştüğü halde bir adam nasıl sağ kalır?" gibi soruların yanıtlarını veren diziden bugüne kadar altmış kitap yayımlandı. 11-14 yaş grubu için bilimi zor ve sıkıcı olmaktan çıkaran bu diziyle çocuklar, bildikleriyle anne babalarını geçtiler!
Çocuklara sanat sürprizi
Herhalde yılın en güzel sanat kitapları İş Kültür'den geldi: Her biri birbirinden farklı bir resim tekniğiyle yapılmış, farklı ülkelerden yirmi iki sanat eserini ve bunların yapılış yöntemlerini anlatan Sanat Hazineleri ile dünyanın en bilinen ve sevilen resimlerini bir araya getiren, ressamları ve ressamların hayatlarını, resimlerini nasıl yaptıklarını, sanatın ne olduğunu ve insanlar için önemini anlatan Benim Sanat Kitabım çocukların kendi sanatlarını yaratabilecekleri internet linkleriyle zenginleştirilmiş ve oyun oynamalarına müsait birer sanat eseri!
Julia Donaldson'ın yazdığı ve Axel Scheffler'ın resimleriyle şenlendirdiği Tostoraman, Süpürgede Yer Var Mı?, Kasabanın En Şık Devi adlı kitaplar, resimli kitapların da birer sanat eseri olduğunun bir kez daha ispatı oldu. Cin gibi bir farenin kendisini yemek isteyen baykuş, yılan ve tilkiyle başa çıkmak için uydurduğu (uydurduğunu sandığı) korkunç dişli, korkunç pençeli Tostoraman'ın, kasabanın en hırpani devi olmaktan usanan ama ne kadar çabalarsa çabalasın şık bir dev olmayı başaramayan George'un ya da mırlayan kedisiyle süpürgesine oturmuş uçan cadının maceraları, okumayı sökmeye çalışan ya da henüz sökmüş veletler için yılın keşfi olabilir.
Öğrenmenin büyüsü
Dünyanın başka yerlerinde çocukların nasıl yaşadıklarını, nasıl okullarda okuduklarını, boş zamanlarında neler yaptıklarını ya da kendi kültürlerine, kendi geleneklerine uygun biçimde nasıl dua ettiklerini, kutladıkları dini bayramları ve merasimleri, temel hak ve özgürlüklerini ne derece kullanabildiklerini öğrenmek ve dünya çocuklarıyla buluşmak isteyen çocuklar için Benim Ailem, Benim Hayatım, Benim İnancım ve Benim Okulum adlı kitaplar, Peru'dan Eritre'ye, Ürdün'den Malezya'ya beş kıtadan çocuğun hayatını, ailesini ve inancını bol dipnotlu, tekrar tekrar dönüp bakılacak birer albüm şeklinde sunuyor.
İlginç ve başarılı
Sözlükleriyle tanıdığımız Redhouse, Redhouse Kidz ile dünyanın gerçekten farklı köşelerinde üretilen çocuk edebiyatını Türkçeleştirerek belki de yılın en ilginç işlerine imza attı. 7-12 yaş grubu için İspanya'dan Uçuk Kaçık Mıstık; güç ve şiddet kullanmadan da kahraman olunabileceğini anlatan bir Etiyopya halk masalından uyarlanan Kahraman; dürüstlük, yardımseverlik ve minnettarlık temalarını işleyen yine Afrika kökenli bir halk masalından uyarlanan Bekâr Fare ile, 3-7 yaş grubu için bir Portekiz masalından uyarlanan Koş Balkabağım Koş, Afrika'dan Çikolata, yine İspanya'dan Bütün Gün Esneyen Prenses, Redhouse Kidz'in yayın çizgisinin ne kadar renkli olduğunun kuşbakışı bile fark edilmesini (umarım) sağladı.
Yeni yayınevlerinin armağanları
Güzel Kitaplar Yayınevi ve Kır Çiçeği Yayınları yılın en tatlı başlangıçları oldular. Güzel Kitaplar bebeklikten ilk gençlik çağına uzanan bir okuyucu aralığında okuyucusunu hayata hazırlamayı, kendi olmasına yardımcı olmayı hedeflerken, Kır Çiçeği Yayınları dünyadaki resimli kitap zenginliğini 0-7 yaş arası çocuklarla paylaşmayı arzuluyor. Güzel Kitaplar'dan yaşlı Pettson'la kedisi Findus'un birkaç tavukla birlikte yaşadıkları çiftlikteki maceraları anlatan Doğum Günü Pastası ve Tilki Avı, Kır Çiçeği Yayınları'ndan masallarda hep hain ve korkunç bir karakterde resmedilen kurdun bu önyargıları ortadan kaldırmaya çalışırken yaşadıklarını anlatan Karda Ayak İzleri ile çocuklara hoşgörü, barış, dayanışma gibi kavramları eğlenceli bir şekilde aktaran Elmer serisi güzel ve iyi bir yayıncılığın ipucunu veriyor.
Bir diğer başlangıç da 'çocuk yayınları ve okuma kültürüyle ilgili' oldu ve Okyanus dergisi aramıza katıldı. Yerli ve yabancı yazarlarla söyleşilerin, her yaş grubuna özel okuma listelerinin ve kitap fallarının, dünya çocuk edebiyatıyla ilgili değerlendirme ve haberlerin, yeni çıkacak kitaplardan tadımlıkların yer aldığı ve iki ayda bir yayınlanan dergi, yeni yılı üçüncü sayısıyla karşılamaya hazırlanıyor.
Korkmak da fayda var!
Büyük Korku Kitabı, Poe'dan Nerval'e Lovecraft'tan Maupassant'a edebiyat tarihinin en çarpıcı korku öykülerinden yirmi birini biraraya getiren bir kitap. Üstelik tasarımı ve resimleriyle de genç okuyucusunun nefesini kesmeyi başarıyor. Bu yılın bir diğer (hadi korku demeyelim) fantastik gerilimi de Altın Kitaplar'dan geldi: Son Kara Kedi. Batıl inançlara, önyargılara direnmek gerektiği üzerine, aslında gerilimli olduğu kadar matrak da olan bu gençlik romanının yanına Almıla Aydın'ın Gezgin Dedektifler serisini de eklersek okuma listemizi polisiyeye de tamamlamış oluruz.
Çoğunluk yabancı yazarlardan söz ettim. Oysa bu yıl Vasıf Öngören'in Masalın Aslı adlı kült kitabı yeniden yayımlandı. İnsanlık tarihini, uygarlığın ve üretimin birbirine bağlı tarihini çocuklara masallar şeklinde anlatan iki ciltlik Masalın Aslı belki de çocuklardan önce anne babaların okumaları gereken bir kitap. Köyden kente göç etmiş Ayşe üzerinden çocuklara gerçekçi ve göz ardı edilmemesi gereken bir hikâye anlatan Ayşe'nin Günleri de kaçırılmaması gereken telif romanlardan.
Alışkanlık yapan öyküler
Semih Gümüş'ün çağdaş Türk edebiyatından derlediği öyküler Ay'ı Boyamak ve Dikkat! Kırılacak Eşya sadece on iki yaş üstü gençleri değil, yetişkinleri de edebiyatımızın yetkin örnekleriyle buluşturdu. Ay'ı Boyamak'ta Türk öykücülüğünün bugününü hazırlayan, Türkiye'nin farklı dönemlerine tanıklık etmiş yirmi ustanın, Dikkat! Kırılacak Eşya'da ise öykücülüğümüzün son dönemini yansıtan yirmi yazarın yirmi öyküsünü bulmak mümkün.
Çevirmen Niran Elçi'nin okumaya yeni başlayan çocuklar için yazdığı Karaböcü dizisini de bu yılın hoşluklarına unutmadan ekleyeyim.
Yeni yılda daha güzellerini okumak dileğiyle...
Saat ve Tarih:
01:08
,
28/12/2007
Yazar:
AlsahBlog
Kastamonu'nun İnebolu ilçesinden 1916 yılında ailesi İstanbul'a göç eden Hasan Çolakoğlu, ''dolar milyarderi'' olarak ziyaret ettiği baba ocağında sahibi olduğu bankanın şubelerini açtı.
Metalürji ve finans sektöründe faaliyet gösteren Çolakoğlu Şirketler Grubu'nun başkanı Hasan Çolakoğlu, İnebolu'dan 91 yıl önce İstanbul'a göç eden, ticaretle uğraşan bir ailenin çocuğu olarak 1956 yılında dünyaya geldi. İnebolu'nun köylerinden aldığı mısır ve buğdayı, değirmenlerde öğütüp un haline getirdikten sonra köylülere satarak ticaret yapan Hasan Çolakoğlu'nun dedesi Nuri Çolakoğlu, 1916 yılında ailesiyle birlikte İstanbul'a göç etti.
İstanbul'da da ticarete devam eden Nuri Çolakoğlu'nun ölümünden sonra işin başına babasıyla birlikte 6 yaşındayken İnebolu'dan göç eden Mehmet Çolakoğlu geçti. Demir ticaretine başlayan ve Çolakoğlu Metalurji Şirketi'ni kuran Mehmet Çolakoğlu, kurduğu şirketin yönetimini daha sonra oğulları Nuri ve Hasan Çolakoğlu'na devretti. Nuri ve Hasan Çolakoğlu kardeşler, 1982 yılında metalürjinin yanı sıra Türk Ekonomi Bankası'nı satın alarak finans sektörüne girdiler. Nuri Çolakoğlu, Çolakoğlu Metalürjinin, Hasan Çolakoğlu ise Türk Ekonomi Bankası'nın başına geçti. Babaları Mehmet Çolakoğlu, 2000 yılında vefat etti.
BABA OCAĞINA İLK GELİŞ
Forbes Dergisi'nin araştırmasına göre 1 milyar dolarlık servetiyle Türkiye'nin zenginleri liginde 23. sırada yer alan Türk Ekonomi Bankası (TEB) Mali Yatırımlar AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Çolakoğlu, 24 yaşındaki oğlu Haydar Çolakoğlu ile birlikte ailesinin 91 yıl önce göç ettiği İnebolu'ya ilk kez geldi.
Kaymakam İlhan Karakoyun ve Belediye Başkanı İdris Güleç tarafından karşılanan Hasan Çolakoğlu, TEB İş Geliştirme Bölümü Başkanı oğlu Haydar Çolakoğlu ile birlikte Karaca Mahallesi'ndeki aile mezarlığını ziyaret etti. Hasan Çolakoğlu dedesi Nuri Çolakoğlu'nun mezarı başında dua ederken duygulu anlar yaşadı. Akrabalarının kabristandaki mezar taşlarını tek tek okuyan Hasan Çolakoğlu, daha sonra ailesinin yıllar önce oturduğu evi, Türk Ocağı binası ile Nezihe Battal Kültürevi'ni gezdi.
Hasan Çolakoğlu, ziyareti sırasında, baba ocağına ilk kez gelmenin heyecanını yaşadığını ifade eden Çolakoğlu, ''ben ve oğlum kısa süre için de olsa İnebolu'ya gelmekten, memleketimizi görmekten büyük mutluluk duyduk. Baba ocağında kendi evimde gibiyim. İnşallah bundan sonra sık sık geleceğiz'' dedi.
MEMLEKETİNE BANKASININ ŞUBELERİYLE DÖNDÜ
Hasan Çolakoğlu, dedesinin küçük bir esnaf olarak ticaret yaptığı İnebolu ziyaretinin ardından Kastamonu'da TEB'in iki şubesini birden açtı. Kastamonu Cumhuriyet Caddesi ile Barutçuoğlu İş Merkezi'nde bankasının şubelerinin açılışına katılan Çolakoğlu, yıllar önce ayrıldığı memleketine bankasının 2 şubesini birden açmanın sevincini yaşadığını kaydetti.
AA
Yayın Tarihi : 29 Kasım 2007 Perşembe
Saat ve Tarih:
01:31
,
1/12/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
Şenpazar Kaymakamlığı,Köylere Hizmet Götürme Birliği 2007-2008 yılı Kar mücadelesi sezonuna yeni aldığı Fatih 220-26 Kar Bıçaklı Damperli Kamyon`la daha güçlü giriyor.
Makina Parkına katılan Kar mücadele aracının Kaymakamlığımıza,ilçe halkımıza hayırlı olmasını diler,kazasız bir sezon geçirmelerini dileriz.
Cebrail KELEŞ
Kastamonu Postası
09.10.2007 11:24:25
Saat ve Tarih:
12:59
,
11/10/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
” O kadar yabancı dil merakı aldı yürüdü ki yazarlarımızın cümle yapıları bile çeviri dile uygun bir hal aldı, sağ kulağı sol elle göstermeler mi dersiniz, şiirde anlaşılmaz bir dil..! Sanki şiiri şiir yapan bu?”
”Ben yeraltı ile ilgilenmiyorum ve de okumuyorum o tür şeyleri… Ben, hâlâ Nazımları, Ahmet Arifleri Enver Gökçeleri, Hasan Hüseyinleri okuyorum arkadaş!…”
Selamlar, Ali ŞAHİN… Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim… Emekli bir edebiyat öğretmeni, Kastamonu âşığı bir eğitimci olduğunuzu ben biliyorum… Okurlarımızın sizi tanıması açısından kısa bir özgeçmiş alabilir miyiz?
Selamlar, sana ve okurlarına… 1952 yılının Şubat ayında Kastamonu’nun Taşköprü ilçesi Yazıhamit köyünde doğmuşum. Köyde ilkokul, ilçede ortaokul; sonra ilçede lise olmadığından girdiğim öğretmenokulu sınavlarını kazanarak Çorum Erkek İlköğretmen okuluna başladım. 1969-70 döneminde mezun oldum. Girdiğim Bursa Eğitim Enstitüsü sınavlarını- aldığım bir ceza yüzünden daha doğrusu- kazanamayınca yine Kastamonu Tosya Gökçeöz köyünde İlkokul öğretmenliğine başladım, 4 yıl sonra Taşköprü Kızılcaören Köyüne atandım. Bu arada Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü bitirerek aynı ilçenin Kız Meslek Lisesinde Türkçe/ Edebiyat öğretmenliğine başladım. Sonra da Milli eğitimin çeşitli kademelerinde yöneticiliklerde bulunarak 2004 yılının Şubat ayında Tokat Pazar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden 34 yıllık meslek yaşamımı noktalayarak emekliye ayrıldım. Mesleki kısmı böyle… Ana hatlarıyla…
Gerçekten dolu dolu geçmiş ve başarılı bir eğitim yaşantınız var… Genellikle Kastamonu ve çevresinde geçmiş mesleki yaşantınız… Karşılaştığınız zorluklar mutlaka ki vardır… Bunlar nelerdir? …Ve en önemlisi bu yıllar içinde hiç ” Anlaşılmadım! ” dediğiniz noktalar var mı?
Alışamadığım ve bana zor gelen İlkokul öğretmenliği oldu biraz. Çünkü edebiyata merakım yüzünden kendimi hep Eğitim Enstitüsünü kazanıp Türkçe öğretmeni olmaya koşullandırmıştım. Bu merakım izin alamadığımız için yatılı okulda etüt sonrası kaçak olarak izlemeye gittiğim bir konferans nedeniyle 15 günlük okuldan uzaklaştırma cezası yüzünden sekteye uğradı. Sonunda 1975′te Mektupla öğretime başvurarak 1978′de dışardan tamamladım o eğitimi. Politika ve politikacıya alışamadım, tek ayak üzerinde fırıldaklık işim olmadı. Bunun bazı sıkıntılarını çektim kimi zaman. Türkiye’de her 10 yılda bir, bir şeyler olurdu ya hep ben de bir alanda sıkıldıkça yeni bir alana geçtim yaklaşık her 10 yılda bir; 10 yıl ilkokul, 10 yıl lise öğretmenliği, son 10 yıl da çeşitli yöneticilikler benim hayata yeniden daha bir hevesle sarılmamı sağladı. Zorluklara gelince ülkemin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik koşullar ve çevrede gördüğüm imkansızlıklar beni de eğitimi de olumsuz etkiledi elbette zaman zaman. Araştırma okuma ilgi ve merakım, tam teşekküllü kitaplıklardan uzak, sosyal etkinliklerden ırakta oluşum beni hep sıkıntıya soktu ama bunu emeklilikte biraz da olsa atlattım. Kendimi sanal ortamda ve çeşitli etkinliklerde sık sık izleyici olarak görmeye başladım.
Evet, anlayabiliyorum… Ben yeğeniniz olarak, ki bu yüzden kendimi çok şanslı hissettim her zaman… Sizi ‘devrimci’ kişiliğiniz ile tanıdım çocukluğumdan bu yana… Sanal ortamda ki çalışmalarınızı da takip ediyorum… Beni blok olayına alıştıran da sizdiniz… Yani okurlarım beni sizin sayenizde tanıdı, ve dört yıldır okuyor, diyeyim (Gülerek)… Blok içerikleriniz dâhi hep Kastamonu, Taşköprü ve çevre köyler üzerine… Kastamonu ve çevresi üzerine yaptığınız bu fedâkar çalışmalar yüzünden iyi ya da kötü tepkiler aldınız mı bugüne dek? Çalışmalarınızı merak eden Paranteziçi Hayatlar okurları için kısaca bir adres de verebilirsiniz…
Tepkiler hep olumlu oldu. olumsuz pek bir şeyle karşılaşmadım desem yalan olmaz ama binde bir de olsa üzücü durum oluyor. Bunların içinde bence en önemlisi, blok alanı veren birkaç yerin hiç habersiz kapanması oldu. Bir arsaya gecekondu kuruyorsunuz, sonra kilit değişiyor, bir de bakıyorsunuz anahtar elinizde kalmış, İkinci olay da Hacker denen o canavarlar, ne isterlerse anlamam mümkün değil benim: Dolu dolu 5-10 tane site- blok heder oldu gitti bu yüzden… Ben, Paranteziçinde ki çalışmalarını birazda alttan alta gurur duyarak izliyorum. Boynuzun kulağı geçtiğine çok ama çok seviniyorum. Kıskançlık duymuyorum; bunda benim de özendirmem var diye. Tek bir sayfamı vermek isterim okurlarınıza, orda herkesin kendine uyacak bir şeyler bulması olanağı var, hem kendi site ve bloknotlarımın olduğu hem de dostların adreslerinin bulunduğu. ”Esintiler” http://alisahin37.sitemynet.com/alsah/ Bunun bir özelliği de benim yaptığım ilk site olması. Geçen yılın Ekim ayında mynetten aldığım bir yazı biraz leyleğin kuşa dönüştürülmesi olayı gibi oldu ama, yazılarımızı toplu durumdan biraz daha dağınık duruma getirdi. Beğeni izleyenlerin. diyorum ben: Ustamın adı Hıdır/ Elinden gelen budur.
Emekli olduktan sonra siz de var olan blok merakı üzerine de birkaç anektod düşerseniz seviniriz… Nasıl başladı, nasıl gelişti, ve şu an ne nokta da?
Emeklilik zor bir zanaat gerçekten… Bunu zaman zaman çeşitli boyutlarıyla yaşayan kişilerde görürüz. Günde 8 saatlik çalışma düzeninden kopunca insan kendini büyük bir boşlukta hissediyor, ben bunu atlatabilmek için bir Bilgisayar aldım, lokallerde sigara dumanı altında kendimi harap edene kadar gazete - dergi okur inceleme - araştırma yapar, 34 yıllık mesleki deneyimimizi dostlarla paylaşırım diye düşündüm ilk anda. Beni zorlayan bilgisayara sıfırdan başlamam oldu. Her şeyi sınama- yanılma yöntemiyle kendi kendime yapmaya çalıştım. 1 yıl içinde arşivim o kadar doldu ki, bunu nasıl paylaşırım diye düşünmeye başladım. Elimde olan bazı malzemeleri benim çeşitli olanaksızlıklarım yüzünden tamamlamam imkansızdı, kilitli sandıklarda durana kadar paylaşayım meraklıları da geliştirsinler istedim. Amacım öğrencilerle de iletişim kurarak bir çeşit öğretmenlikten uzaklaşmamaktı. Bunu da başardım sanıyorum.
Benimle iletişim kuran ilkokuldan mastır öğrencilerine kadar herkese elimden gelen yardımı esirgememeye çalışıyorum. Ama öğrenciler beni üzüyor çoğu zaman. Neden mi? O benim özene bezene yaptığım çeşitli seçkilerin altına yazdıkları yorumlarda kullandıkları Türkçe dışında her şeye benzeyen dil yüzünden. Bir çoğunu bu yüzden onaylamıyorum. Kültür- sanat, edebiyat konularına öteden beri ilgiliyimdir, kendi yaratımım olmasa da önemli gördüğüm çalışmaları bir seçki şeklinde paylaşıyorum, bütünleştiriyorum blok ve sitelerimde. Bunda da Nazım’ın bir dizesi -ki bloklarımın başına da aldım bana mesnet oluyor:"Öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile mesela zeytin dikeceksin" diyor, usta. Ben de Atatürk’ten roman, öykü, şiir, sinema ve çocuk edebiyatına; Köyümden ilçeme, ilime, bölgeme, ülkeme ve dünyaya bir pencere açmaya çalışıyorum.
Bu alanda dostlardan büyük bir destek ve iteklendirme gördüm. Hepsini saymam olanaksız ama bu arada 3 emekli edebiyat öğretmeni abim beni çok heveslendirdiler bu konuda.. Başta Mizah yazarı Esen Yel, Oyhan Hasan Bıldırki ve Nuri Öcal Altanay olmak üzere. Öğrenci, öğretmen herkesten destek gördüm ama hep bir şeyler yapılmasını istiyorlar çeşitli konularda,fakat hepsini benden bekliyorlar.. O da ayrı bir sorun. Konuyu dağıtıyorum bazen. Şu anda aklıma ilginç bir anekdot gelmiyor ama çok ilginç şeyler yaşanıyor elbette…Benim için ilginç olan Rıfat Ilgaz / 2006 Kastamonu Sempozyumu ve ve İzmir’de 6. İzmir Öykü Günleri’nde yüzlerce sanatçı, yazar, şair ve bilim insanı ile karşılaşıp onları izlemekti son iki yılda.
Evet, bu arada yeri gelmişken söylemek istiyorum… Esen YEL ve Oyhan Hasan BILDIRKİ biz, edebiyat meraklısı gençler için her zaman bir yol gösterici olmuştur… Çalışmalarını severek takip ediyoruz… Soruma cevap verirken tam kanayan bir yaraya parmak bastınız: ‘Gençlerin kullandığı ve Türkçe haricinde her şeye benzeyen dil!…’ Bunun sorumlusu ne olabilir sizce? Bu gidişat nereye kadar… Bir sonu var mıdır, yoksa Türkçe’nin sonu mu yakın?!… Gençlere ‘Yeraltı edebiyatı’ adı altında sunulan yeni akımın bunda payı var mıdır? Hani şu sürekli bir karamsarlık, kan, intihar, bunalım, depresyon içeren yeni akım… Tanınan isimlerden Altay ÖKTEM buna ön ayak olan ve tanıdığımız isimlerden birisi meselâ… Edebiyattan çok bir özgürlük merakı… ‘İstediğim gibi ve istediğimi yazarım!’ halleri… Edebiyatı kurallardan soyutlamak ne kadar doğru sizce… Edepli, adaplı ve Türkçe’nin doğru kullanıldığı edebiyatı ‘kısıtlayıcı’ bir etken olarak görmek doğru mudur?
Bunda herkesin ve her şeyin biraz payı var bana göre. Politikacısından tutun da yazar-çizerine kadar bir aşure dil meraklısı doldurdu her yanı, işyeri adlarından tutun da çeşitli yerlerde yazılan yabancı sözcük merakı iyiye alamet değil. Kültür emperyalizmi ulusları yutmaya dilden başlıyor ki kimse kimseyi anlayamayacak… Bu soru biraz zor oldu. uzun uzun yazmak gerek. Bir sinemada yangın çıksa vatandaş ‘Exit ne?!’ diye bakıp kalacak, yangın çıkışını bulamayacak. Bunda msn ve internetteki yazışmaların da payı çok büyük. O kısaltmalar, işaretler.. Bir de ne bileyim sanki ayrı bir yazışma dili gelişiyor, herkes de ben başkalarından geri kalmayayım diye o dilsizlikte yarışıyor birbirleri ile.
Edebiyat yapıtlarında kullanılan dil de ona keza.. O kadar yabancı dil merakı aldı yürüdü ki yazarlarımızın cümle yapıları bile çeviri dile uygun bir hal aldı, sağ kulağı sol elle göstermeler mi dersiniz, şiirde anlaşılmaz bir dil sanki şiiri şiir yapan bu? Ben hala Nazımları, Ahmet Arifleri Enver Gökçeleri, Hasan Hüseyinleri okuyorum arkadaş. Elbette yeni akıma da söyleyeyim birkaç kısa şey… Ben yeraltı ile ilgilenmiyorum ve de okumuyorum o tür şeyleri.. Yapıt sözcüğünü özellikle kullanmadım. Herkes okumazsa sorun çözülür.
Evet… Gelelim sizin için önemli bir yeri olan ve Cide’de gerçekleşen Rıfat ILGAZ Kültür ve Sanat Festivaline… Bloklarınız da, makaleleriniz de, gezi ve gözlem yazılarınız da bu festivale ayrı bir ilgi gösterdiğiniz göze çarpıyor… Festivale yerli halkın ve dışardan gelenlerin gösterdiği ilgi ne düzeyde? Memnun olduğunuz ve sizi rahatsız eden anektodlar nelerdir bu festivalle ilgili?
İlimizdeki festivaller içinde kültür-sanat ağırlığı yönünden Cide’dekinin önemi daha büyük. Bunda Rıfat Ilgaz’ın da anılması ayrı bir önem kazandırıyor. Buna ek olarak adına düzenlenen ödüller, 2006 Mayıs’ında Kastamonu Meslek Yüksek Okulunda yapılan Sempozyum benim için olduğu kadar ilde yaşayanlar için de çok değişik bir şey oldu. Tabii bu tür çalışmalar çok büyük bir katılımcı kitlesi ile yapıldığı için, ili canlandırıyor; bunun yanında yerel halktan katılım ve ilgini az olması böylesine bir konuda okulların öğrencileri için katılımı planlamaması üzüyor insanı. Bir diğer üzüntü de yüze yakın bildirinin sunulduğu sempozyumun -aradan geçen 16 aya karşın- hala kitaplaşamaması… Yerel basının ilgisi güzeldi. Benim için önemli olan bir konu da değerli araştırmacı yazar Rasuh Nuri İleri ile bir öğle yemeği sonrası baş başa benim arabada yaptığımız özel sohbetti. Kameramı açmadığıma pişman oldum ama öylesi daha güzel oldu daha içten daha doğaldı. Bu konudaki dökümanları bir sitede topladım. Çok da beğeni topladı. http://gokirmak37.sitemynet.com/Festval2006/ Hacklenen Rıfat Ilgaz Arşivim yerine konuyla ilgilenenler duyurabileceğimiz Sarı Yazma- Rıfat Ilgaz Arşivi- http://sariyazma.blogcu.com/ bayağı yol aldı sayılır.
Peki, gelelim sizin de yaşadığınız, sevimli bir Kastamonu kasabası olan Taşköprü’ye… Ben de yaz tatillerimi orada geçiriyorum… Bu yıl geldiğimde durum içler acısıydı maalesef… Tam bir tarih turizmi cenneti olabilecekken o, güzelim tarihi evlerin bir bir yok olduğuna, azaldığına, yerlerine hep taş binaların geldiğine şahit oldum… Restore projelerinin gerçekleşmemesinde en büyük etken halkın da vurdum duymazlığı… Sanki o yorgun evlerin sesini kimse duymuyor gibi… Olsa da olmasa da halk için pek bir önem arz etmiyor, gördüğüm kadarıyla… Siz bu konuda neler söylemek istersiniz? Mutlaka ki bizi Taşköprülü hemşehrilerimizden de okuyanlar olacaktır… Belki halkın biraz da olsa bilinçlenmesine vesile oluruz…
Önce kasaba sözünü düzeltelim, ne de olsa bende tam Taşköprülülük var senin gibi Yarı Taşköprü yarı Yozgatlı değilim. Taşköprü Bir ilçe merkezi.. Konuya gelirsek, o konu bana göre daha derin boyutlu bir konu, varlıklı kesim o tür evleri zamanında yıkıp yerlerine apartmanlar, dükkanlar, hanlar hamamlar yaptı o tarihsel doku ile istediği kadar oynadı; Garibanların tek barınağı olan evler kaldı sit alanı kapsamında. Yıksa yıkamaz, yapsa yapamaz, restore edemez. Yapsatçıya verip bir kaç daire bir kaç dükkan alsa alamıyor, eve devlet ve kurumlar sahip çıkmıyor, çıksa da değerini vermiyor, acayip bir durum. Tıpkı Nasrettin Hoca fıkrasındaki gibi: Hani oğlan demiş ya, “baba ben bir hırsız yakaladım”, “al gel oğlum” demiş Hoca. “Gelmiyor baba”.. “Bırak gitsin oğlum”, demiş… “Gitmiyor baba”, demiş… O konuda kimin kimi yakaladığı belli değil… O yapıların sahiplerini durumları da çok zor aslında. Kat kat, koca koca beton yapılar arasında bir kaç garibanın bir kaç tarihi koruma altındaki mal varlığı, tek sermayesi, başını soktuğu evi, o da dökülüyor, nerdeyse başına yıkılacak… Bu da olayın başka bir cepheden görünüşü tabii ki…
Umarım bu konuda gereken adımlar bir an önce yapılır… Ben gerçekten o evler olmadan Taşköprü’yü düşünemiyorum… O evleri gezmek, incelemek, hele ki fotoğraflarını çekebilmek ayrı bir yaşam gibi benim için… Gerçekten eğer böyle çarpık bir düzende giderse o evler kalmayacak ve oraya dışardan bir gezgin / tatilci olarak gelmek içinde bir sebep kalmayacak… Tabii yeğen olarak her zaman bir sebep var ( Gülerek )… Neyse, bu güzel ve sıcak sohbet için çok teşekkür ediyorum, kendim ve okurlarım adına… Sizin gibi memleket sevdalısı, yaşadığı toprakları sahiplenen ve seven edebiyatcı, eğitimcilere her zaman ihtiyacımız var…
Ben de teşekkür ediyorum… Çalışmalarını beğeni içinde izliyorum, hayatta da başarılarının devamını diliyorum…
Röportajını keyifle okudum. Bizler röportaj dendiği zaman hep ünlü isimler flaş isimler anlarız. Ama senin röportajların bu kalıpları yıkıyor. Tanınmış isimlerin yanında hiç tanımadığımız, kim bilir bize uzak hangi şehirlerde yaşayan ve hiç görmediğimiz insanlarda getiriyorsun buraya. Ali ŞAHİN’den de çok şey öğrendim sayende. Çok uyumlu ve şeker bir dayı & yeğensiniz. İkinizede teşekkür ediyorum.
Edebiyat sanatı insanlardaki ruh inceliğini ortaya çıkarır.Ali beyde bu fazlasıyla görülüyor.Memleketi adına yaptığı şeyler çok güzel.Elinden gelen neyse onu yapıyor.Keşke herkes böyle duyarlı olsa çevresine karşı.
Güzel bir röportaj olmuş. Hocamız soruları samimiyetle cevaplamış ama bişey dikkatimi çekti tam devrimci tipi var vallahi elinde gazete olan ilk fotoğrafta. ilk bakışta anladım
İlk başta şunu söylemek istiyorum…Hep memleketi için çalışan bir eğitimci çarptı gözüme.Bunu herkes yapamıyor.Bu bir ayrıcalıktır.Birde şu konuda çok haklıydınız.Biri alıoyr mesela yazınızı forum sitesinde paylaşm olarak veriyor. Alta yazılan yorumlar gerçekten iç acıtıcı oluyor…Son olarak;Cihan çok başarılı bir çalışma olmuş tebrik ederim:=)
Güzel bir çalışma çok hoş.Türkçe konusunda sayın Şahin’e aynen katılıyorum.Ama edebyat konusunda katılmadığım noktalar.Ben de bir insanın istediği gibi yazmasından yanayım..
Böyle bir insanın yeğeni olmak güzeldir, eminim. Söyleşi her zamanki gibi, oldukça güzel ve doyurucu…
Artık izleyeceğimiz pek çok blog doğdu, bir o kadar da incelenecek arşivimiz oldu. Ali Şahin’e buradan tüm paylaşımları için teşekkürler.
Ali Şahin gibi vatandaşlarımızın, arkadaşlarımızın, dostlarımızın ülkemizde ve Kastamonu’da çoğalmasını dilerim. Bu ülkenin şarlatanlara değil, sorumluluk duyan, kendini olumlu yönde geliştiren kişilikli insanlara çok gereksinimi var. Ancak ülkemizdeki mevcut sistem insanlarımızı sadece kısa mesafeli şahsi çıkarlarını gören sürülere dönüştürüyor. Devrim kelimesini unutturmaya çalışan inkilap diyen bu sisteme karşı, daha insanca yaşamak için, daha uygar bir Türkiye için, daha özgür bir dünya için inadına DEVRİM. Bireysel kurtuluş peşinde olmak yozlaşmak, toplumsal kurtuluş peşinde olmak güzelliktir. Türkiye’de de dünyada da hızlı bir yozlaşma söz konusu Ali ŞAHİN gibi dostlar bize bu dünyada yalnız olmadığımızı hatırlatıyor. Belki de herşeye rağmen bizim topraklarımızda daha insanca bir yaşam kurulabileceğini müjdeliyor. Önemli olan gönül yaşıdır. Okuduğum, araştırdığım, dağlara tırmandığım, insanlarımı sevdiğim, yozluklara karşı mücadelemi sürdürdüğüm müddetçe kendimi hep 19 yaşımda görüyorum. Ali ŞAHİN şu an üniversitelerimizde okuyan ve sürüye katılmış, yozlaşmış, bencil ve hazır yiyici öğrencilerden çok daha delikanlıdır. Daha gençtir.
cihan harikalar yaratmışsınız inan bana çok güzel olmuş ikinizlede gurur duydum.malum babam hep gururumdu ama
sen harikalar yaratmışsın halacıgım tebrikler.
sevgili Ali Şahin’i gözlerim dolarak okudum. kendini tamamen mesleğine, öğrencilerine, yaşadığı yere adamak öyle kolay bir şey değil. insan içinden gelerek , yürekten yapar ancak bu kadar ard arda sıralı başarıları, güzellikleri, fedakarlıkları. ben tanıdığım bir kaç (üçü beşi geçmez ama) öğretmen tanıyorum ki ders bittiği anda bırakın okulda durup öğrencilerine yardımcı olmayı, bulunduğu şehirde dahi durmazlardı. en son düzenlenen Haldun Taner öykü ödülünü küçük bir köyde görev yapan bir ilkokul öğretmeni kazanmıştı. o geldi birden aklıma, hem öğrencilerini ihmal etmeden mesleğini yapıp hem de küçücük odasında yazılarını kaleme almıştı. öğretmenlik ve edebiyat ayrı bir aşk bence.ilkokul öğretmenliği - edebiyat, bayıla bayıla gıptayla imrendiğim iki güzel meslek ve sanat dalı. yıllardır haldun taner öykü ödülü için yazar dururum ama nafile. dayı - yeğen, sizleri inanın içtenlikle tebrik ediyorum, dayını tüm yaşamı içine hep başarı sığdırdığı için, seni de öyle yavan, saçma sapan gençlik akımlarına uymadan böylesine güzel bir blog yaşattığın için…
sevgiler
tamda bugün kültürel yozlaşma,dilimizi koruyalım konulu konferanstan geldim..
Senin bu röportajınıda keyifle okudum..Evet hepimiz türkçeyi bozuk kullanıyoruz..Ben yok kullanmıyorum falan deme ayrıcalığına sahip değilim.Farkında olmadan ne çok yabancı dili türçemiz gibi kullanıyormuşuzz bugün birdaha anladım..
Bunları yavaş yavaş yüklemişler beyinlerimize…
Bunu yapmak kolaymı aslında düşününce çok zor değil..
Ama fast food ‘da yemek yiyoruz,center’lerde alışveriş yapıyoruz,hospitallerde tedavi oluyoruzz…Peki bunların arasında nasıl düzelticeğiz türkçemizi?
Dedim ya bende Türkçemi hakkıyla kullanan biri değilim..Ama çabalamanın gereğini anladım bugün bir daha..Öz benliğimize sahip çıkmalıyız..
aman çok uzatmışım farkında olmadan:)
hemen araya yabancı bir kelime kullanıp kaçayım:D:D
bye;Ppp
Bu dayın Rapunzel’in saçlarını kestim yazında anlattığın dayın (: Okur okumaz anladım.. Gerçekten yazdığın kadar varmış.. Olmasa sen yazmazdın ya zaten (:
Gerçekten başarılı bir röportaj olmuş tebrik ederim. Ali Bey gerçekten çok hoşuma gitti. Kendisi babamla yaşıt. Çok sevdim. Ama ne yazık ki onun gibi insanların nesli tükeniyor. Çok üzülüyorum. Herkes aykırı olma derdinde. Ülkesinden sürekli şikayetci ve her şeyi sürekli devletten bekliyor. Oysa Ali Bey ne güzel… Yaşadığı ilçe dahilinde elinden geleni yapıyor. Hepimiz böyle olsaydık sanırım devlete pek iş düşmezdi. Ellerinizden öpüyorum, saygı ile. Ve yeğeninizi tebrik ediyorum. Tek başına böyle dolu içerikli bir siteye imza attığı için. Gerçekte her yazısının altına attığı fiyakalı imzanın hakkını veriyor. Severek izliyoruz.
Merhaba sevgili Cihan, Seni kutluyorum yaptığın bu güzel röportaj için. Ali Şahin edebiyat öykü ve edebiyat faaliyetleri konusunda yaptığı değerli çalışmalar duyurularla herkese ulaşan çalışkan değerli bir öğretmenimiz. Yüreği hep edebiyat için çarpan bir gönüllü edebiyat elçisi. Aslında onun çok da güzel yazıları, denemeleri öyküleri var. Güzel yaşanmışlık öyküleri özellikle de Taşköprü’nün o güzelişm eskiş zamanlarında geçen… Umarım onları bir gün kitaplaştırır. Belki de editörü sen olursun. Tekrar kutluyorum. ezgi umut
Adı, soyadı açılır parantez
Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti
Kapanır, parantez..
O şimdi kitaplarda bir isim, bir soyadı
Bir parantez içinde doğum, ölüm yılları.
Ya sayfa altında, ya da az ilerde
Eserleri, ne zaman basıldıkları
Kısa, uzun bir liste.
Kitap adları
Can çekişen kuşlar gibi elinizde.
Parantezin içindeki çizgi
Ne varsa orda
Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci
Ne varsa orda.
O şimdi kitaplarda
Bir çizgilik yerde hapis,
Hâlâ mı yaşıyor, korunamaz ki,
Öldürebilirsiniz.
Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesinde güvenlik güçlerince sürdürülen operasyon sırasında şehit olan Komando Astsubay Çavuş Hüseyin Ateş'in cenazesi, Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde düzenlenen törenle toprağa verildi.
Beytüşşebap'ın İncebel Dağı bölgesinde güvenlik güçlerince sürdürülen operasyon sırasında çıkan çatışmada şehit olan Ateş'in cenazesi, görev yaptığı Bolu'daki birliğinde düzenlenen törenin ardından, askeri araçla Taşköprü Devlet Hastanesine getirildi.
Taşköprü Devlet Hastanesine şehit Ateş'in cenazesini almaya gelen babası Metin Ateş, ağlayarak ABD ve terörün destekçilerini sevindirmek istemediğini söyledi. Anne Türkan Ateş ise Başbakan Erdoğan'dan, terörü durdurmasını istedi.
Hastaneden alınan cenaze, daha sonra kortej eşliğinde Cumhuriyet Meydanı'ndaki tören alanına getirildi.
Burada düzenlenen törene, şehit Ateş'in babası Metin, annesi Türkan Ateş, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği son sınıfta okuyan kız kardeşi Hülya Ateş ile yakınları, Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu, Kastamonu milletvekilleri Hakkı Köylü, Musa Sıvacıoğlu ve Mehmet Serdaroğlu, Kastamonu Valisi Mustafa Kara, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bahri Gökçebay, Kastamonu Garnizon Komutanı Jandarma Kurmay Albay Zeki Es, İl Jandarma Alay Komutanı Albay Ufuk Özsoy, Taşköprü Kaymakamı Ayhan Kartlı, Belediye Başkanı Mustafa Günay ve öteki yetkililerle çok sayıda vatandaş katıldı.
Kastamonu Müftüsü Fuat Altundaş'ın kıldırdığı cenaze namazının ardından konuşan Jandarma Bölge Komutanlığı Kurmay Başkanı Kurmay Albay Mustafa Koç, terörle mücadelenin son teröristin de etkisiz hale getirilinceye kadar devam edeceğini söyledi.
Şehit babası Metin Ateş, “Bu iş siyaset işiyse çocuğumuzun kanını siyasiler temizlesin, yok eğer siyasiler yapamıyorsa bu kanı bırakın biz temizleyelim” dedi. Törenin ardından şehit Hüseyin Ateş'in cenazesi, Taşköprü'ye bağlı Vakıfbelören köyünde toprağa verildi.
Devlet Bakanı Başesgioğlu, şehit Ateş'in ailesine başsağlığı dileyerek, acılarını paylaştıklarını ve ailenin acısının tüm ülkenin acısı olduğunu söyledi.
Törene katılan çok sayıda vatandaş, terör örgütü aleyhine çeşitli sloganlar attı.
AA
Yayın Tarihi : 26 Eylül 2007 Çarşamba
Saat ve Tarih:
03:21
,
1/10/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
Gönlünün güzelliklerini, yüreğinin atışlarını toprağın her yerine serpmiş bir insanın, Selahattin Tan’ın hikayesi. Çocuklarına, torunlarına ve tüm insanlara sadece bir bahçe değil biraz ölümsüzlük bırakabilmiş birisinin hikayesi…
Gönlünün güzelliklerini, yüreğinin atışlarını toprağın her yerine serpmiş bir insanın, Selahattin Tan’ın hikayesi.
Çocuklarına, torunlarına ve tüm insanlara sadece bir bahçe değil biraz ölümsüzlük bırakabilmiş birisinin hikayesi…
Başka bahçeler de var. Mesela Babil’in asma bahçeleri: Kral II.Nebukadnezar`in milattan önce 600`lü yıllarda karısı için yaptırdığı söylenen dünyanın yedi harikasından biridir. Eski çağın yazarlarına göre Fırat`tan pompalanan sularla yeşillendirilmiş bu bahçeler, güzellik ve ihtişamlarıyla görenleri hayrete düşürüyormuş.
Bahçeler, cennetin yeryüzündeki yaratılma çabalarıdır, görebilene. Bu yüzden önemlidirler.
Güzellik ve ihtişamı ile görenleri hayrete düşüren bir başka harika ise İnebolu’nun limana bakan tepesinde bulunuyor. İşte bu hikayenin konusu olan bahçe bu. Dünya’nın yedi harikası arasında yer almasa da daha şimdiden gönüllerin ve İnebolu’nun harikası olmuş gibi görünüyor. Bizim harikamız, İnebolu’nun Pembe Köşkü olarak anılıyor.
Pembe Köşk; İnebolu’nun köklü ailelerinden Tan ailesi tarafından, 1983 yılında aile ve memleket sevdası nedeniyle satın alınmış. Ailenin ataları 1910 yılında milli mücadele dönemi ile birlikte, Karadeniz sahili boyunca sandal ile kürek çekerek İstanbul’a gitmiş ve yerleşmişler.Bir kaç kuşak sonrası İstanbul’da demir döküm işine girişmişler. Ancak ailenin memleket sevdası hiç bitmemiş. Geçtiğimiz Ağustos ayının son haftasında Tan ailesi bizleri konuk etti. Böylece pembe köşk’ün ve Tan ailesinin hikayesini ilk elden öğrenme şansını yakaladık.
Pembe Köşk, İnebolu’da görmek istediğimiz yerler arasındaydı, tepeyi tırmandık ve bahçeye bir göz atmak istedik.Tan ailesi, kendileri evde olmasalar da herkesin bahçeyi gezmesine imkan tanımak için kapıları açık bırakırlarmış. Ancak biz gittiğimizde evdelerdi ve biz öncelikle izin almak, biraz da bir önceki bahçeyi ziyaretimiz sırasında oldukça etkilenmiş olduğumuz için teşekkür etmek için kapıyı çaldık.
Kapıyı, Selahattin Tan’ın torunu Betül Tan açtı bize. Ve bahçeyi gezmeye başladık, sonra da harika bir sohbete davet edildik ve aile bireyleriyle tanışmaya başladık. Aslında tanışıyorduk ya sanki daha öncelerden, kimbilir.
Selahattin Tan’ın oğlu Mehmet Tan anlattı biz dinledik…1983 yılına gelindiğinde, ailenin reisi merhum Selahattin Tan bakımsız ve yıkık görünümdeki tarihi bir İnebolu evini restore etmek üzere satın almış.
Şimdilerin Pembe Köşkü’nün tarihi, İnebolu evlerinin mimari tarihi kadar eski olduğu sanılıyor. Tarihi kesin olarak bilinmesede en azından son bir asır biliniyor. Zira restorasyon sırasında, evin bazı bölümlerinde açık denizden yapılan top atışının kalıntıları olduğu sanılan şarapnel parçalarına rastlanmış.
Restorasyonun tamamlanmasını takiben aile bireyleri, her yaz İnebolu’da toplanmaya başlamış. Gelinler, damatlar, çocuklar
ve torunlar senede bir kez, bir kaç ayda olsa, Türk ailesinin bir arada olma kültürünü aileleri için yaşatır olmuşlar. Sonrasında, Selahattin Tan’ın aile ve memleket sevdası ile başlattığı bu oluşum; çocuklarının, gelinlerinin ve damatlarının; şimdi ise torunlarının katkısıyla mücizeye dönüşmüş. Tüm aile el birliği ile Babil’in asma bahçelerini andırır nitelikteki köşk ve bahçesini birlikte yaratmışlar.
Bahçe önceleri harapmış, ama yavaş yavaş, emek emek tamamlanmış. İnebolu Belediyesi, yıkılmak üzere olan tarihi İnebolu evini onarıp köşk haline getirenTan ailesine birde şilt vermiş. Hatta Selahattin Tan örnek vatandaş ilan edilmiş.
Selahattin Tan’ın örnek vatandaş ilan edilmesi diğer vatandaşlara örnek oldu mu bilmiyoruz.
Ancak çevrede onarılmayı ve canlandırılmayı bekleyen bir çok tarihi İnebolu evi olduğunu görüyoruz. Yapılar; ağaç, taş ve kiremit yığını olmaktan öteyedir. Her bir ustanın alınterini, duygularını taşır. Tarihe tanıklık etmiştir onlar. Kimi şarapnel parçası kimi gözyaşlarını saklamıştır derinlerde bir yerlerde.Sevinçler, hüzünler yaşanmıştır dört duvar aralarında. Kısacası yapılar içinde yaşandığı sürece canlıdırlar.
Pembe Köşk bir sürü yazıya ve şiire de konu olmuş.
Sevda Bahçesi
Düztarla’dan aşağı sarp bir yamaç inerdi
Karadeniz’e karşı biraz inat ederdi
Dört mevsimin üçünde göğüs verir rüzgara
Kaybetmez neşhesini bakardı ufuklara
Dalgalar hayatının ayrılmaz parçasıydı
Uzaklardan ona hep vefa ile bakardı
Bir kaç haşmetli çamın uğultusu içinden
Bin tebessüm gelirdi orda ahşap bir evden
Yıllar geçmiş oradan güzelliği değişmiş
Yeniden buralara pek cömert bir el gelmiş
Yabanın kürüzleri birden çekilip gitmiş
Öyle büyük bir ilgi buraya sevgi ekmiş
Geçmişin dikenleri cennet bahçesi olmuş
Çiçekli yamaçlarda masal alemi doğmuş
Yeşil dallar burada sanki deniz aşığı
Pembenin en güzeli burada sevda ışığı
Deniz de kıskanmıştır belki bu çiçeğini
Onun için çılgındır böyle yıllardan beri
Doğa da özenmiş böyle pek güzel yaratmış
Göğün Süreyya’sını sanki buraya salmış
Doymak mümkün değil hiç bu ilahi tabloya
Görmek için düşmeli bütün gurbet yollara
Varmalı çeşmesinden bir yudum su almalı
İneboluyu buradan kutlayıp yaşamalı
Burası rüya gibi yıllanmış şarap gibi
Bitmeden karanlıklar son bir damla aşk gibi
Bir mehtaplı gecesi nice bir ömre yeter
Bu büyülü alemde hayat her şeye değer
Sakın solma pembe köşk hep böyle gururla bak
Gönülden gönüllere böyle sevdalara ak...
Sema Cebecioğlu
İşte böyle, şairin de dediği gibi Karadeniz’in fakirliğine meydan okumuş bu bahçe. Yatırım yapılmayan, devamlı göç veren, gidenin unuttuğu bu diyarda, bu Gönül Bahçesi daha da bir ışıldamış.
Tan ailesi bahçeyi düğünlere, toplantılara hiç ücret talep etmeden açmış bir süre herkese, sonra düğün salonlarından tepki almış. Bazen bahçeyi gezenler, ailenin oturduğu bahçe teraslarını bir işletme sanıp, “burada çay yok mu?” diye seslenebiliyorlar. Belki de acı olan, cömertçe açılan bahçedeki çiçeklerin sökülüp dalların meyve toplarken hoyratça kırılması. Bunlara rağmen, bahçe Tanrı misafirlerine kapanmamış hiç.
Biz ziyaret ettiğimizde Selahattin Tan Bey’in kardeşi, ailenin büyük amcası Halil Tan Bey’in iki gün önce vefat ettiğini öğreniyoruz, böyle acılı bir günde belki de kendisine rahmet dilemek için buraya gelmiş olduğumuzu düşünüp kendisini sevgi ile anıyoruz.
Ailenin büyük annesi Fatma Tan Hanım’ın İstanbul’daki mütevazi evinde aileyi bir araya toplamaya devam ettiğini öğreniyoruz ve her yaz, bazen de kış aylarında İnebolu’yu unutmadan gelen aile bireyleri bizlere bazı değerlere sahip çıkmamız gerektiğini bir kez daha hatırlatıyorlar.
Mucize yaratmanın imkansız olmadığını görüp Tan ailesi ile vedalaşıp yolumuza devam ediyoruz.
Hazırlayanlar : Elif Ergöz / Levent Zihnioğlu
Kastamonu Postası
26.09.2007 22:28:26
Saat ve Tarih:
09:35
,
28/9/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
Tunceli`de meydana gelen patlamada şehit olan Jandarma er Murat Yıldız`ın cenazesi ile, Şırnak`ın Beytüşşebap ilçesinde güvenlik güçlerince sürdürülen operasyon sırasında şehit olan Komando Astsubay Çavuş Hüseyin Ateş`in cenazesi düzenlenen törenlerle toprağa verildi.
GÜMÜŞHANE 41. ŞEHİDİNİ VERDİ İki cenazede de gözyaşı hakimdi. Şehit jandarma er Yıldız için memleketi Gümüşhane`de Zafer Meydanı`nda düzenlenen törene, ailesi, yakınları ve askeri ve mülki erkan ile vatandaşlar katıldı. Vali Salihoğlu, törende yaptığı konuşmada, jandarma er Yıldız`ın, Gümüşhane`nin verdiği 41`inci şehit olduğunu belirterek, "Şehitlerimiz hepimizin kalbine gömüldü. Gümüşhane halkının, Türk halkının kalbine gömüldü`` dedi. Bundan sonra yeni şehitlerin olmamasını dileyen Vali Salihoğlu, şöyle konuştu: "`bu ülkenin bedeli kandır`, bundan sonra da gerektiğinde kan vermeye devam edeceğiz."
ÇOCUĞUMUN KANINI SİYASİLER TEMİZLESİN
Şırnak`ın Beytüşşebap ilçesinde güvenlik güçlerince sürdürülen operasyon sırasında şehit olan Komando Astsubay Çavuş Hüseyin Ateş`in cenazesi ise, Kastamonu`nun Taşköprü ilçesinde düzenlenen törenle toprağa verildi.
Yine yoğun bir kalabalığın uğurladığı Ateş`in cenazesinde konuşan baba Metin Ateş, ``Bu iş siyaset işiyse çocuğumuzun kanını siyasiler temizlesin, yok eğer siyasiler yapamıyorsa bu kanı bırakın biz temizleyelim`` dedi.
Törenin ardından şehit Hüseyin Ateş`in cenazesi, Taşköprü`ye bağlı Vakıfbelören köyünde toprağa verildi.
internethaber.com
26.09.2007 16:55:39
Saat ve Tarih:
09:32
,
28/9/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
Şırnak`ın Beytüşşebap ilçesinde sürdürülen operasyonlarda şehit olan Astsubay Hüseyin Ateş`in, Kastamonu`nun Taşköprü ilçesindeki ailesi yasa boğuldu.
İncebel Dağı bölgesinde güvenlik güçlerince sürdürülen operasyonlarsırasında bir grup teröristle çıkan çatışmada şehit olan Ateş`in Taşköprü`deki ailesinin evinde hüzün hakim. Ateş`in, haberi alan yakınları, Taşköprü`de ailenin evinde toplandı.Görevine 2 yıl önce başladığı belirtilen Ateş`in cenazesinin yarın sabah Taşköprü`ye getirileceği bildirildi.
haberler.com
25.09.2007 13:50:25
Saat ve Tarih:
04:05
,
25/9/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
Orman, uçurum ve deniz... Gideros Koyu, 12 kilometre uzunluğundaki el değmemiş kumsal.. Kastamonu'nun sarıyazmalarıyla usta yazara roman konusu olmuş, edebiyatımızın dev çınarını yetiştiren ilçesi Cide. 'Sarıyazma' , 'Hababam Sınıfı' , 'Sınıf' , 'Karayel' in yazarı Rıfat Ilgaz' ın dostları, geçen hafta 'Cide
Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali' nde buluştular.
Dostlarının gözünden 12 Eylül 1980 darbesinden 2 yıl sonra evinden gözaltına alındığında gözleri bağlı, elleri arkadan kelepçeli olduğu halde stadyuma kadar yürütülmüştü. ''Cide'nin papazı yakalandı'' diyen yobazlar bile çıkmıştı. Ilgaz ile 11 yıl aynı apartmanda oturan komşusu M.
Mesut Yılmazer , Cide halkının da Ilgaz'a sahip çıkmadığını ifade ederken ''Rıfat Hoca'ya komşuları 'komünist' diye evinin duvarlarına yazı yazıyorlardı. Evinden çıkamadığı günler oldu. Bizler onun değerini çok geç anladık'' diye yakınıyor. Cideliler ve dostları, 1993 yılında kaybettiğimiz yazarı, 1995'ten bu yana düzenledikleri festivalde gözleri kapalı geçtiği yolda yürüyerek anıyorlar.
Batı Karadeniz'in incisinde 1911 yılında doğup büyüyen, öğretmen olduktan sonra çeşitli illeri
gezen Rıfat Ilgaz'ın memleketinde, edebiyatçı dostları ''Rıfat Hoca'' larını anlattılar.
Rıfat Ilgazile Yeni Gazete'de birlikte çalışan
yazar Erol Şadi Erdinç , Ilgaz'ın Demokrat Parti hükümetinden çok baskı gördüğünü belirterek ''Rıfat Hoca ile
lise son sınıftayken tanıştım. Zaman zaman Sirkeci'deki Meserret Kıraathanesi'nde buluşur, sohbetler ederdik. Rıfat Hoca, değişik dergilerde takma isimler kullanarak, hükümeti mizah yoluyla eleştirirerek yıldırırdı'' diyor. 12 Eylül döneminde
Rıfat Ilgaz ile birlikte tutuklanan Cideli emekli öğretmen
Ramazan Tuğtepe 'nin anısı da hüzün yüklüydü: ''Rıfat Hoca öğretmenlik mesleğinden de men edilmişti. Şenpazar'a geldiğinde Ilgaz soyadlı ve farklı siyasi görüşleri olan bir Türkçe öğretmeni ona iki derse girme fırsatı verdi.
12 Temmuz 2005. cumhuriyet
Saat ve Tarih:
11:34
,
25/9/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
Yıldızlar gibi dağılırdı gök yüzüne,
Pervane gibi, döne döne.
Kah, kendi dünyaya ters düşerdi,
Kah, dünya kendine !
Hepsi birden görülmezdi,
Genelde bakılırdı birine.
Ormanda ağaçlar gibi,
Toplumda açlar gibi,
Unutulmuş yalvaçlar gibi,
Kayıp, her biri.
İradesi dışında,
Taklalar attırılan,
Hayatın her anında,
Her acı tattırılan,
Takla güvercinlerim.
Hayatı tepe taklak,
Ölümü tepe taklak,
Mecburiyetleri yaşayan,
Taklalar atarak.
Bir avuç yeme,
Bir yudum suya,
Bir ömür boyu,
Taklalar attırılan,
Takla güvercinlerim benim.
Her birini tek tek gördüğüm,
Her birine değer verdiğim,
Her birini çok sevdiğim,
Ak paçalı, takla güvercinlerim benim.
Şenpazar’ın orman denizinde,
Kimsenin bilmediği,
Televizyoncuların gelmediği,
Yetkililerin - sorumluların ilgilenmediği,
Kayıp köyünde,
-Taş döşeli kaldırımdaki yarıklar arasından,
Amaçsız, çaresiz,kimsesiz,
Yeşerip boy veren incir fidanı gibi -yükselen,
Sarı saçlı, mavi gözlü,
Buğday tenli kadersizim !
Aşı, ekmeği, suyu Mevla’dan,
Yaratılıştan, huyu Mevla’dan,
Fakirin düğünü, toyu Mevla’dan,
Niye geldiğini bilmeden, dünyaya,
Eller, dünyayı taşıyorken aya,
En güvenli taşıt :Katır,
En tehlikeli silah:Satır,
En saygıdeğer ölü:Yatır,
Onun dünyasında..!
Ne demişti Hayyam:
“Ne mutlu doğmayana”
Madende şehit olmuş, garip Ali’nin,
Beş yetimini bekler,
Yirmi beş yaşında dul !
Gülden’im,
Ak paçalı, kadersiz, takla güvercinim benim.
Umut dağlar gibi büyük.
Umut, erkeğin sırtında yük.
Umut, hazine gömülü höyük.
Umut Almanya,
Hollanda, Danimarka,
Umut, uzaktaki her yer.
Umut acı,
Umut, gurbet.
Umut, gavur ellerinde,
Boyuna beraber pislik.
Çöplerini toplamak,
Sokaklarını süpürmek,
Emredileni yapmak,
Koyunlarına girmek.
Umut, bu kara dinlilere hizmet etmek.
“Bizimki son peygamber,
En son din bizimki” diyerek.
O acı ekmeği toplamak için,
Yurdundan yuvasından,
Dağından, ovasından,
Aşkından, sevdasından kopup,
Yemeyen, biriktiren,
Fotr şapka, atlas gravat,
Çanta radyoyla köye dönen,
Memedim, Hasanım, Hüseyinim,
Döviz darpanelerim benim..!
“Benim işçim, benim köylüm”
Ak paçalı, kara bıyıklı,
Takla güvercinlerim benim.
*
Kafam kıyak abi,
Çekmişim baliyi ki, uçuyorum.
Hava soğukmuş,
Kar yağıyormuş, ne gam.!
Her yer benim abi,
Ne yurdum var, ne yuvam.!
Apartman girişleri, ne de olsa,
Sıcak oluyor sokaktan.
Bir de karton atarsan altına,
Yumuşaktır, kuş tüyü yataktan.
On, on beşimiz bir arada,
Sokak köpeklerine sarılır yatarız,
Buz gibi betonlarda.
Sokak çocuğu diyorlar bize.
Sanki kendimiz geldik dünyaya,
Kendi kendimize.
Annemiz anne, babamız baba olsaydı,
Kara itler gülmezdi halimize.
Bizim için, nutuklar atılıyor,
Yazılar yazılıyor,
Programlar yapılıyor,
Yurtlar-yuvalar kuruluyor.
Bu yurtlarda ,
Tecavüze uğruyor kardeşlerimiz.
Ah, o şerefsiz köpekler..!
Sokaklar yurtlardan daha emin.
Daha güvenli.
Hiç olmazsa “diğerleri”,
Aramıza giremezler.
Hangi birini söyleyim size,
Hangi acımı anlatayım?
Hem anlatsam ne değişecek ki?
Sonuç, üç beş resim,
Üç beş satır yazı,
Yirmi dakkalık bir program.
Sonra, herkes sıcak yuvasında,
Çoluk-çocuğuyla,
Tok karına,
Tertemiz pijamalarla,
Oturup bizi seyrediyor,
Okuyor,
Dinliyor.
Hani vicdan?
Hani insan?
Hani iman?
Dünya halen nasıl dönüyor?
Nasıl? Kıyamet kopmadan!
Bilmiyorum abi..!
Babamın boynuna sarılmak,
Annemin dizinde uyumak,
Kardeşlerimle top oynamak,
Tertemiz bir yatakta,
Sıcacık bir odada,
Bekçi düdüğü,
Sapık korkusu olmadan,
Saatin ziliyle uyanmak,
Yeni bir güne başlamak,
Kim bilir ne kadar güzeldir.
Benim, doğduğuna pişman,
Kendine düşman,
Çaresizlerim,
Kadersizlerim,
Uçmayı öğrenmeden, yuvadan atılmış,
Ak paçalı, yavru takla güvercinlerim..!
“Arkadaş”.
Ne güzel sözcük.
Anlamlı, sıcak, samimi.
Nereden bilebilirdim ki,
En yakınımdaki arkadaşımın,
En büyük düşmanım olduğunu?
Arkadaşıma uydum,
Bir oğlanla tanıştırdı beni,
Şirin, yakışıklı.
Bilgili, akıllı.
O her şeyi biliyordu.
Hayrandım ona.
Kendimi çok mutlu hissederdim,
Girince onun koluna.
Öyle sıkı sarılırdım ki,
Kolunun kanı kesilirdi belki.
Onda kaybolmak isterdim adeta.
Onun bir parçasıydım sanki.
Annem, babam, ailem yoktu gözümde.
Benim için her şeyi yapmalarına rağmen,
Sevmiyordum onları.
Doğru, yanlış, her söylediklerine kızıyordum.
Beni kurtarmaya yetmedi çabaları.
Arkadaşımla birlikte,
Duman altı oluyorduk,
Çirkin davranışlarımız yüzünden,
Parklardan, sinemalardan kovuluyorduk.
Olsun, O vardı ya, yeter. !
O her şeydi benim için.
“Hayata yüz vermeyecektik.”
Hem zaten, biz evlenecektik.
Beynim zonkluyor,
Kafatasım çatlayacak gibi ağrıyordu.
Dünya, etrafımda hızla dönüyor,
Midemde ne varsa çıkmak istiyordu.
Soğuk ve pis kokulu bir otel odasında,
Yapayalnız ve çırılçıplak.
Tek başımaydım.
Kirli, pis, kan revan içinde,
Bir başıma.
O yoktu şimdi yanımda.
Bir daha görmedim O’nu.
O, beş bin dolarını almış,
Yeni avlar bulmak için,
Topluma karışmıştı çoktan.
Ben ise bunları hiç tanımıyordum.
Senetler, dayaklar, imzalar,
Uyuşturucular,
Senaryosuz filmler,
Şerefsizler, alçaklar, adiler.
Dünyamı onlar dolduruyordu artık.
Köleydim ben,
İnsan kopyalarken insanlık.
Annem, babam, kardeşlerim,
Per perişanlar evde.
Oyuncak bebeklerim mahzun,
Bomboş odamda,
Beyaz gelinliklerse vitrinde.!
Pis bir hayatı yaşamak için,
Hayat süren leşler,
Şeytanın çocukları,
Kalleşler,
Bizi harcadılar, yok ettiler.
Birileri ise onları korudular,
Bana da –belge- verdiler.
Dünya neden döner hala,
Niçin atomlarına ayrılıp,
Dağılmaz, kaybolmaz uzayda?
Bu düzen devam ediyor,
Kör tuttuğunu bırakmıyor, ne fayda.!
Ana, baba, kardeş, arkadaş,
Kendiyle savaşın kurbanı,
Gülbeden’im.
Alın yazısı kara,
Gönlü ak,
Ak paçalı, lekeli takla güvercinim benim.
Yıldızlar üşürken,
Bembeyaz kara bakarak,
Yıldızlarla üşüdün.
Isınmaya çalıştın bazen,
Bir sigara yakarak.
Onu da öyle içtin.!
Komutan görecek diye ,
Korkarak.!
El rahat uyudu,
Sen uyanıktın.
El kapkara oldu,
Sen kardan aktın.
El sıcak yatağında rahat,
Sen yuvandan uzaktın.
Tüfeğine sarıldın ,
Yavukluna sarılır gibi.
Kalleşçe vuruldun,
Hesabı sorulur gibi.
Toprağa serildin,
Kıymetin bilinir gibi.
Bizlere kırıldın,
Vefa, bulunur gibi.!
Boğazda rakılar içildi,
Dolarlar havaya saçıldı.
Eskiler tekrar seçildi.
Doğruluktan vaz geçildi.
Vatan yad ele açıldı.
Varlığı ele saçıldı.
Devlet iyice küçüldü.
Hırsızlar semirdi, seçildi.
Sen nöbette üşüyorken,
Topraklara düşüyorken,
Olanlara şaşıyorken,
Şehidini taşıyorken:
“Bir dağın sırtında ,
Dağ varmış gibi”
Mehmedim.
Vatan kutsaldı,
Nöbet kutsaldı,
Şehit kutsaldı,
Yüz bininiz Sarıkamış’ta,
İki yüzünüz Çanakkale’de,
Taş bile dikemedik,
De ki elde ne kaldı?
Ak güvercinler kadar ak,
Sonsuzluğa uçtunuz,
Taklalar atarak.
Ak paçalarınız ,
Kızıl kan oldu.
Yiğitçe düştünüz toprağa,
Yaranız kanayarak.
“Şehitler için ölü demeyiniz...”
Ayetini anlayarak.
Bize düşen ise,
Sizlere layık olmak.
Taşsız mezarlarınızdan,
Ağsanız gök yüzüne,
Ak güvercinler gibi,
Kaplarsınız da gök yüzünü,
Bu yurda güneş düşmez.
Yiğitlerim, abilerim, kardeşlerim.
Hasan’larım, Ali’lerim, Mehmet’lerim.
Ak paçaları kızıl kanlı,
Takla güvercinlerim benim.
Bu devlete şeref, şanla,
Hizmet ederken imanla,
Devletin gücünü ardına alıp,
Zalimleşmeyen,
Milletine sahip çıkıp,
Ayrı düşmeyen,
Milletine hizmeti şeref bilerek,
Milleti uğruna her gün ölerek,
Ölüme kucak açan,
Daim gülerek,
Yaptığıyla övünmeyen,
Kayıbıyla dövünmeyen,
Milletine görünmeyen
Her savaşa önce giden,
Yiğit mi yiğit, sahiden,
Kartal pençeli,
Keskin gözlü,
Şeffaf takla güvercinlerim benim.
Statlar insan havuzu,
Denizde balık,
Stadyumda insan.
Yeşil saha, meşin top,
Koşan bir avuç adam.
Kupalar, transferler,
Paralar, mankenler,
Tapılacak renkler,
Rüyalara giren yıldızlar,
Kendinden vazgeçmeye razı kızlar.
Büyünün malzemesi bunlar.
Bunlarla yapılırmış bu büyü.
Ekonomi, siyaset,
İthalat-İhracat,
Milli gelir, adalet, müsavat.!
Bunları konuşan, bir avuç zevat.
Hey benim garip gençliğim,
Milyonları, meşin topun kölesi,
Bir o kadar, bilardosu, ”cafe”si,
Çoğunun açlıktan kokar nefesi.
Gelecek, sizlerle nasıl kurulur?
Dünyanın önünde nasıl durulur?
Elbette denize düşen,
Yılana sarılır.
Gençliğim, harcanan zamana eyvah.!
Boşuna harcanan,
Gümana eyvah.
Vatan yangın yeri,
Dumana eyvah.
Bu yurt,
Sen var olursan vardır.
Sen bitmişsen, bize;
Dünyalar dardır.
Şehitler hakkını unutmak ardır.
Cümlesi, göz bayıcı,
Bakarken baydılar bizi.
“Koyun olduk da meleştik,
Sürüye saydılar bizi.”
Allah, peygamber, din deyip,
Bir güzel soydular bizi.
Veletlerini okutup,
Kıyıya koydular bizi.
Her biri usta oymacı,
Oydukça oydular bizi.
“Ey insanlar; “Bizi ,
Davar sürüsünü güder gibi
Güt” demeyin” diyor ayet,
Gençlik bunu, Arapça kurandan ,
Seksen yılda, zor da olsa,
Söküyor, nihayet.
Yüz yılarca uyutuldun,
Yeni değil bu uyku.
Kuran bu yüzden Arapça,
Simsarlarda bu korku.
Öğrenirsen dini sen,
Senden olmaz bir farkı.
Din bedava sermaye,
Yok ki Allah’tan korku.
Uyan,gençliğim uyan.
Fikri hür, vicdanı hür,
İlmi hür, irfanı hür.
Bir nesil yetiştir ki
Bitsin bu çile.
Geleceğim, benim neslim,
Siz bensiniz, ben sizdenim.
Ak paçalı, zavallı takla güvercinlerim benim
Ben Muzaffer Erdem 1960 Kastamonu Şenpazar doğumluyum. Şenpazar'ın Sesi Gazetesi imtiyaz sahibiyim.Bu site bana özeldir. 06.11.2005_008.jpg ... muzaffererdem.sitemynet.com/ - 20k - Önbellek - Benzer sayfalar
Şenpazar'ın Sesi Gazetesi, Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni: Muzaffer Erdem. Burada Kastamonu'muzla ilgili bir çok şeyi siz dostlarla paylaşmak istedim. ... muzaffererdem.blogcu.com/ - 95k - Önbellek - Benzer sayfalar
Yetkili kişi: Muzaffer ALTIN TEL :0 366 866 3143 Adres :Kasaba Mah. Fatin Bey Cad. No:7 Cide KASTAMONU 24 ODA+48 yataklı+Wc-Duş 24 Saat Sıcak su ... muzaffererdem.azbuz.com/ - 59k - Önbellek - Benzer sayfalar
Ben Muzaffer Erdem, Şenpazar'ın Sesi Gazetesi imtiyaz sahibi ve Genel Yayın Yönetmeniyim. Bu sitede bulabileceğiniz bazı konular; Kastamonu ile ilgili gezi, ... www.benimblog.com/muzaffererdem - 95k - Önbellek - Benzer sayfalar
Fotoğrafçılığa ilgi duyan herkesin fotoğraflarını paylaşabileceği, eleştiri yazabileceği, favorilerine ekleyebileceği, arkadaş edinebileceği, bir fotoğraf ... www.negatif.com/kullanici/fotolar/gazeteci - 14k - Önbellek - Benzer sayfalar
Foto Yolla web sitesinde muzaffererdem isimli üyenin Muzaffer Erdem Özel başlıklı fotoğraf albümü. www.fotoyolla.com/uye/muzaffererdem/album/84 - 6k - Önbellek - Benzer sayfalar
Şenpazarın Sesi Muzaffer (Muzaffer Erdem). 47 Türkiye | İstanbul | Bahçelievler Yayıncılık | Lise Şenpazar İlköğretim Okulu · Kastamonu Göl Öğretmen Lisesi ... www.azbuz.com/viewProfile.jsp?userId=143631 - 175k - Önbellek - Benzer sayfalar
Karadeniz bölgesi, Kastamonu, Muzaffer Erdem, Şenpazar, Gezi. Eski Yazılar. Biyografi: YILMAZ GÜNEY · Yılmaz Güney / Sinepotre · Yılmaz Güney ... www.internet.com.tr/muzaffererdem/ - 207k - Önbellek - Benzer sayfalar
Şenpazarın Sesi Muzaffer (Muzaffer Erdem). Erdem Ailesi. Erdem ve Erdoğan ailesi. Fatoş ve annesi, Ekin,Tahsin Erdoğan ve Özge Murat ve Nuriye ... muzaffererdem.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000512535 - 48k - Önbellek - Benzer sayfalar
Şenpazar’ın Sesi Gazetesi İmtiyaz Sahibi Muzaffer ERDEM, Kastamonu Devlet Hastanesi’nde 29 Haziran 2007 Cuma günü başarılı bir ameliyat geçirerek, ... blog.mynet.com/muzaffererdem?e=haber - 13k - Önbellek - Benzer sayfalar
Kastamonu'muzun şirin ilçesi Şenpazar ve köylerinin Muzaffer Erdem'in objektifinden seyretmek bir başka güzel. Etiketler: manzara ... www.vidsm.com/membersm/muzaffererdem.html - 16k - Önbellek - Benzer sayfalar
... Kastamonu Postasi · Kastamonu Valiliğ. www.eklesene.net, www.eklesene.net - sitene radyo ekle. Şenpazarın Sesi Gazetesi/Muzaffer Erdem... senpazarinsesi.blogcu.com/ - 37k - Önbellek - Benzer sayfalar
Muzaffer ERDEM İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Tel:0532.554 06 97 - 0544.328 81 80. Şenpazar -Mayıs 2006 Foto:Muzaffer Erdem. flowerbar.gif ... senpazarinsesi.sitemynet.com/ - 83k - Önbellek - Benzer sayfalar
muzaffer erdem istanbul, 24 Mayıs 2007 tarihinden beri negatif.com'da ... Ben Muzaffer Erdem. 1960 Kastamonu-Şenpazar doğumluyum. İstanbul'da yaşıyorum ve ... www.negatif.com/kullanici/gazeteci - 10k - Önbellek - Benzer sayfalar
Dağlı Köyü Foto:Muzaffer Erdem. Dağlı. Muzaffer Erdem. Gürpelit Köyü. uluyaz_.jpg ... Not: Fotoğraflar Muzaffer Erdem tarafından çekilmiştir. ... blog.mynet.com/senpazarinsesi - 88k - Önbellek - Benzer sayfalar
Şenpazar’ın Sesi Gazetesi’
Şenpazar’ın Çevrik mahallesinden, eski muhtar Nail Özkan‘ın torunu, yeni muhtar, Murat Ünlü’ nün de yeğeni . O, Şenpazar’ı çok seviyor ve fırsat buldukça ... www.senpazarinsesi.com/ - 76k - Önbellek - Benzer sayfalar
Rengin bütün güzelliği ile fotoğraf çekmek - Şenpazar'lı Muzo - Blogcu ...Şenpazar'lı Muzo. • 22/6/2006 - Rengin bütün güzelliği ile fotoğraf çekmek ... senpazarlimuzo.blogcu.com/733398/ - 33k - Önbellek - Benzer sayfalar
Çevre ve Orman Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED ) ve Planlama Genel Müdürlüğü `nce iki yıldan bu yana sürdürülen çalışmalar, 10 planlama bölgesinde yapıldı.
Bu bölgelerde doğal, fiziki, sosyal, kültürel ve ekonomik sektörlerin ayrıntılı analizleri çıkarıldı . Üç aşamalı çalışmanın sonucunda sanayi, konut, tarım ve doğal alanlar tespit edildi. Verimli tarım arazileri ve su kaynaklarının korunması planlandı. Uydu görüntüleriyle hazırlanan proje, hizmet alım usulüyle yapıldı. Bakanlık çalışmalar için 14 milyon YTL ayırırken, Manisa , Kütahya , İzmir , Zonguldak , Bartın , Karabük , Aydın , Muğla , Denizli , Sinop , Kastamonu , Çankırı , Antalya , Burdur , Konya , Isparta , Kırşehir , Nevşehir , Niğde ve Aksaray `ın planlamaları için şu ana kadar 7 milyon YTL harcandı. Çevre düzeni planlarında, Devlet Planlama Teşkilatı `nın (DPT ) Düzey-II istatistiki bölgeleme çalışmaları göz önüne alındı. Planlarla gelişme potansiyeli yüksek, yoğun ekonomik aktivitelerin yaşandığı, çevre problemlerinin ortaya çıktığı bölgeler için çözümlerin üretilmesi amaçlanıyor. Planlar, muhtemel çevre problemlerinin oluşmadan önlenebilmesi, yerel potansiyeller kullanılarak bölgesel kalkınmayı sağlayıcı dinamiklerin oluşturulması, böylece bölgeler arası ve bölge içi dengesizliklerin giderilmesi, sağlıklı, güvenli ve yaşanabilir şehir gelişme alanlarının tespiti, korunması gerekli doğal ve kültürel değerlerin mutlaka korunmasına ilişkin kararları, stratejileri ve politikaları da içeriyor.
Yatırım adı altında gelişigüzel tesis açılamayacak
İzmir , Manisa ve Kütahya `nın, çevre anayasası olarak kabul edilen çevre düzeni planlamasına itiraz süresi doldu. İzmir İl Çevre ve Orman Müdürü Osman Tatar , çevre düzeni planlarının konut, sanayi, tarım , turizm, ulaşım gibi yerleşim ve arazi kullanım kararlarını belirlediğini ifade etti. İzmir `in şehir bütününü içine alan bir çevre düzeni planının şimdiye kadar yapılmadığına dikkat çeken Tatar , bakanlığın iki yıl önce başlattığı çalışmalarla İzmir , Manisa ve Kütahya `nın havza bazında çevre düzeni planlamasının oluşturulduğunu, bu sayede herkesin yatırım adı altında gelişigüzel tesis açamayacağını kaydetti.
zaman
24.09.2007 07:27:57
Saat ve Tarih:
10:06
,
25/9/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
Kastamonu Üniversitesi` nde son kayıtlarla birlikte 7 bin 500`e yakı öğrenci eğitim-öğretim görecek
Bu yıl 7 bin 500`e yakın öğrencinin eğitim-öğretim göreceği Kastamonu Üniversitesi’nde yeni akademik yıl bugün başlıyor.
TÖREN 22 EKİM`DE
Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bahri Gökçebay, Akade¬mik Yıl`ın başla¬yacağı bugün tören düzenlenmeyeceğini, yeni akademik yıl töreninin ise 22 Ekim Pazartesi günü yapılacağım ifade etti. 22 Ekim`de gerçekleştirilecek törenin YÖK`e bildirildiği öğrenildi.
Nasrullah Gazetesi
24.09.2007 15:54:51
Saat ve Tarih:
10:01
,
25/9/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
Akmescit Mahallesinde bulunan ve sahibi Yavuz Ballık tarafından restore ettirilen Ballık Konağı, Vali Mustafa Kara`yı kendisine hayran bıraktı. Restorasyon projesi Mimar Ahmet Sevgilioğlu tarafından gerçekleştirilen Ballık Konağı, Kastamonu turizmine "butik otel" olarak katkı sağlayacak. Konağın işletmeciliğini, otel olarak hizmet vermeye başlayacak Kurşunlu Han`ı da çalıştıracak olan Karadeniz Otelcilik ve Seyahat Şirketi tarafından işletilecek.
Konağı ziyaret eden Vali Mustafa Kara, Kastamonu`daki en güzel konağın burası olduğunu söyledi.
Vali Kara", "Restorasyonlarla tarihi yapılarımızı bir bir kazanıyoruz. Bu konak gerçekten muhteşem. Restorasyonu da çok güzel olmuş. Yavuz Ballık`ı tebrik ediyorum. Yavuz Ballık bu konağı onarmakla Kastamonu kültürüne hizmet etmiştir. Bu resmi kurumların kendilerine ait olan konakları onarmasından daha da önemli. Çünkü vatandaşın buna önem göstermesi gerekir. Bu yapılan çalışma herkese örnek olacaktır" dedi.
GELİRİ EĞİTİM İÇİN KULLANILACAK
Yaklaşık 120 yıllık bir geçmişi olan Ballık Konağı`nın sahipleri Yavuz Ballık ve Yücel Ballık`ın varisleri Tolga, Beyhan, Ceren Ballık ve Elif Büyükyüksel, kendi imkânlarıyla restore ettirdikleri konağı otel olarak işletmeye H açtıktan sonra elde edilecek olan gelirle bir vakıf kurmayı amaçlıyorlar. Yavuz Ballık, "Konak otel olarak hizmete girdikten sonra elde edilecek olan gelirle bir vakıf kuracağım. Bu vakıf özellikle Abdurrahmanpaşa Lisesi`nden mezun olan öğrencilere ve üniversite öğrencilerine burs verecek" dedi.
RESTORASYON HAKKINDA BİLGİ
Konağın restorasyonunu gerçekleştiren Ahmet Sevgilioğlu, Üç kat ve bir bodrumdan oluşan konak hakkında bilgi verirken, "Restorasyon sırasında binanın ahşap kaplamaları elden geçirildi. Deformasyonlar düzeltildi. Binaya sonradan yapılan ve orijinal olmayan birçok ek unsur kaldırıldı. En üst kattaki sofa ve bir odada bulunan tavan yapısı Kastamonu`da sadece bir iki konakta mevcut. Bu anlamda ilimizin ender konaklarından bir tanesi. 2006 yılının Ağustos ayında başladığımız restore çalışmaları 2007 yılının temmuz ayında tamamlandı İnce işçilik çok olduğu için süre biraz uzadı" diye konuştu. Konağın Butik Otel olarak işletmeciliğini devralan Karadeniz Otelcilik ve Seyahat şirketinin ortaklarından Kemal Çiçek, konağı otel olarak yılbaşında Kurşunlu Han ile birlikte açmayı hedeflediklerini söyledi. Çiçek, "Konak 10 odadan oluştuğu için 23 yatak kapasiteli olacak. Her odada duş ve WC bulunacak. Restoran kısmı olmadığı için oda kahvaltı sisteminde çalışmayı düşünüyoruz. Restoran eksikliğini ise Kurşunlu Han ile kapatacağız" dedi.
Kastamonu Gazetesi
24.09.2007 18:04:49
Saat ve Tarih:
09:59
,
25/9/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
Eski bir yerleşim merkezi olan Kastamonu il merkezi ve ilçelerinde bir çok eski eser ziyarete açıktır. Belli başlıları Araç, Taşköprü, Küre, Abana ilçeleri sit alanı kapsamındadır. Taşköprü'de Zımbıllı Tepe (Pompeipolis), İnebolu'da Abeş Kalesi, Geriş Tepesi, Çatalzeytin'de Ginolu Koyu, Cide İlçesinde Gideros Koyu arkeolojik sit alanıdır.
İLÇELER:
Kastamonu ilinin ilçeleri; Abana, Ağlı, Araç, Azdavay, Bozkurt, Cide, Çatalzeytin, Daday, Devrekani, Doğanyurt, Hanönü, İhsangazi, İnebolu, Küre, Pınarbaşı, Seydiler, Şenpazar, Taşköprü ve Tosya'dır.
Araç: İl merkezine 44 km uzaklıkta bulunan ilçe Kastamonu - Karabük karayolu üzerindedir.
Cide: İl merkezine uzaklığı 146 km.dir. 12 km kumsalı olan Cide, konumu gereği tarih boyunca İpek Yolu üzerinde önemli bir liman olma özelliğini sürdürmüştür.
Daday: İl merkezine uzaklığı 32 km. dir. Atatürk 23 - 31 Ağustos 1925'te "Şapka ve Kıyafet İnkılabı" dolayısıyla Kastamonu'ya geldiğinde ilçeyi ziyaret etmiş ve Köpekçioğlu Konağında misafir edilmiştir.
Devrekani: İl merkezine uzaklığı 29 km.dir. Eski bir yerleşim merkezi olan Devrekani höyük ve harabeleri, çeşme ve camileri ile arkeolojik yönden zengindir. 23 - 31 Ağustos 1925 Kastamonu ziyaretlerinde Atatürk 28 Ağustosta ilçeyi ziyaret etmiş, Bozkocatepe - Kurukavak Köyünde ormanlık bir alanda bulunan Müftüoğlu Mehmet Bey'in çiftliğinde misafir edilmiştir.
Hanönü: İl merkezine uzaklığı 69 km. dir. Kastamonu' nun en önemli yatırlarından, türbesi şehir merkezinde bulunan Şeyh Şaban-ı Veli İlçenin Çındar Köyünde M.1471 yılında doğmuştur. İlçede Mayıs ayı ilk haftasında "Şeyh Şaban-ı Veli Anma Haftası" Ekim ayının ilk haftası Panayır düzenlenmektedir.
İhsangazi: İl merkezine uzaklığı 37 km. dir. İlçenin İsalar Mahallesinde bulunan Haraçoğlu Camii ve Türbesi tarihi ziyaret yeridir.
İnebolu: İl merkezine 97 km uzaklıktadır. İlçe merkezi kentsel sit alanıdır. 347 tescilli yapı bulunmaktadır. Abeş Tepesi ve Geriş Tepesi Arkeolojik Sit Alanı olarak tescillidir.
Küre: İl merkezine uzaklığı 61 km.dir. İlçede bulunan Doğanlar Kalesi M.Ö. 1700 - 1100 yıllarında yapılmıştır. Küre orman içi yayla turizmi için elverişli ve tabii güzellikleri olan bir ilçedir. Yaralıgöz Dağı eteklerindeki kanyon görülmeye değerdir.
Pınarbaşı: İl merkezine 92 km uzaklıktadır. Ilıca köyünde bulunan Roma Dönemi "Ayazma" da ılık su hala mevcuttur. Aynı köyde Devrekani Çayı üzerinde şelale görülmeye değer yerlerdir. İlçenin Sümenler Köyü sınırları içinde Sorkun yaylası yakınında bulunan dağlık alanda Ilgarini Mağarası turizm için önemli bir potansiyel arz etmektedir.
Müzeler ve Örenyerleri
Müzeler
Arkeoloji Müzesi
Adres: İsfendiyarbey Mah. Cumhuriyet Cad. No:6 - Kastamonu
Tel: (366) 214 54 56
Etnografya Müzesi
Adres: Hepkebirler Mah. Sakarya Cad. - Kastamonu
Tel: (366) 214 01 49
Cami ve Külliyeler
Atabey Camisi
Kent merkezindeki bu cami, 1273'te Candaroğulları döneminde yapılmıştır. Kapıdan mihraba doğru uzanan ahşap sütunlar nedeniyle halk arasında 140 direkli diye bilinen yapının kesme taştan kısa minaresi Selçuk dönemi özelliklerini taşımaktadır.
İbni Neccar Camisi
Kent merkezinde bulunan bu cami 1353 yılında yaptırılmıştır ve çeşitli onarım ve eklerle günümüze gelmiştir. Sivri kemer içindeki kapısı ahşap oymacılığının güzel örneklerindendir.
Mahmut Bey Camisi
Kent merkezinin 20 km. kuzeybatısında Kasaba Köyündedir. Selçuklu ve Beylikler dönemi ahşap camiler geleneğinin güzel örneklerindendir. 1388'de Candaroğlu Mahmut Bey tarafından yaptırılmıştır. Ahşap kapı kanatları eski yazı ve bitkisel motiflerle süslüdür. Düz ahşap üzerine renkli boya ile yapılan kalem işleri de çok başarılıdır.
İsmail Bey Külliyesi
Candaroğlu İsmail Bey (1443-1480) Kastamonu'da 1451 yılında cami, türbe, hamam, medrese, imaretten oluşan bir külliye yaptırmıştır. Türbenin ön yüzündeki taş işçiliği ilginçtir.
Kastamonu Kalesi
Kentin görkemli anıtlarından olan Kalenin ilk kez Bizans döneminde yapıldığı düşünülmektedir. Sağlam olan iç kalenin temel kısmı Bizans, üst bölüm Candaroğulları dönemine aittir.
Kastamonu Evleri
İl merkezinin Akmescit, Hepkebirler, Atabey ve İsmailbey mahallelerinde özgünlüğünü yitirmemiş, geleneksel Türk evi ve yakın dönem Osmanlı sivil mimarisi örnekleri bulunmaktadır.Bu tür geleneksel evleri, il merkezindeki kadar yoğun olmamakla birlikte, Taşköprü, Küre, İnebolu, Araç ve Abana gibi ilçelerin eski mahallelerinde de görmek mümkündür.
Yaylalar
Kastamonu'nun Araç İlçesinde Munay, Fındıklı, Sıragömü,Kirazlı, Başköy Yaylaları; Daday İlçesinde Oluklu Yaylası; Azdavay İlçesinde Suğla yaylası; Küre İlçesinde, Belören yaylası; Tosya İlçesinde Kösem yaylası, Dipsizgöl, Yeşil göl, Sekiler Yaylası bulunmaktadır.
Kastamonu Mağaraları
Ilgarini (Ilvarini) Mağarası
Yeri: Kastamonu, Pınarbaşı İlçesi
Özellikleri: Mağara iki bölümden meydana gelmiştir. Canlı bir mağara olup, sarkıt ve dikit hareketliliğinin devam ettiği görülmüş ve bu mağarada ibadethane (şapel) ve mezarlıklara rastlanılmıştır.
Orman Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve FAO tarafından Kastamonu İli Varla Kanyonu, Ilgarini Mağarası ve çevresi örnek proje alanı seçilmiştir. FAO tarafından Ilgarini Mağarası dünyanın 4. büyük mağarası ve doğa ve dünya ölçeğinde bulunmuştur.
Sarpunalınca Mağarası
Yeri: Kastamonu, Küre İçesi
Küre yakınlarındaki Devrekani'ye bağlı Şenlik Köyü Sarpunalınca Mahallesinde yer almaktadır. Mağaraya Küre-Sarpunalınca orman yoluyla ulaşılmaktadır.
Özellikleri: Tamamen yatay ve aktif mağara tipindedir. 662 m uzunluğundaki mağara Sarpunalınca bölgesinde toplanan suları drene etmektedir.
Mağara içerisinde sular bir çatlak boyunca, kaya blokları arasından ilerlemekte, çıkıştaki 3.5 m.lik küçük bir sifonla, kaynak şeklinde boşalmaktadır. Mağara oluşum yönünden fazla zengin değildir. Giriş ağzı ve kaynak çıkış ağzı çok güzel bir doğaya sahiptir. Mağara ağzı düz çimenle kaplı olduğundan, rahatça kamp kurulabilmektedir. Kaynak çıkış ağzında bulunan ve sifona kadar uzanan nane tarlası geziye ayrı bir güzellik katar.
Kuyluç Mağarası
Yeri: Kastamonu, Şenpazar İlçesi
Şenpazar İlçesi sınırlarındaki mağara Şehriban Çayına 3 km., Devrekani Çayına 4 km. uzaklıktadır.
Özellikleri: Dağlı Kuyluca da denilmektedir. Mağaranın ağzı Türkiye'nin en derin noktası Çukurpınar Düdeni'nin (-1190 m.) ağzından daha geniştir. Mağara girişinde iki akarsu birleşerek cadı kazanları oluşturup ilerleyen bir kol şeklinde devam etmektedir. Bu kol 40-50 metrede muhtemelen mağarayla birleşmektedir. Mağara içinde yaklaşık 100 m.de bir şelale vardır, şelale yönünde rüzgar esintisi hissedilmektedir. Hava sıcaklığı 10-20 arasında değişmektedir.
Kastamonu - Ilgaz Dağı Milli Parkı
Yeri: Batı Karadeniz Bölgesinde, Çankırı ve Kastamonu il sınırları içerisinde yer almaktadır.
Ulaşım: Milli Park alanına Çankırı-Kastamonu Devlet Karayolu ile ulaşım sağlanmakta olup saha Kastamonu'ya 45 km.,Ankara'ya 200 km. uzaklıktadır.
Özelliği: Orta Anadolu'dan Kuzey Anadolu'ya geçiş kuşağında yükselen Ilgaz Dağlık yöresinin arazi yapısı genellikle serpantinler,şistler ve volkanik kayaçlardan meydana gelir. Sahada yer yapısı kadar dağ oluşum hareketleri yönünden de ilgi çekici örnekler bulunmaktadır. Ülkemizin en uzun ve en hareketli kırık hattı olan kuzey Anadolu fayı,Ilgaz Dağının güney eteklerinden geçer. Ayrıca saha değişik karakterde vadiler sırtlar ve doruklardan meydana gelir, üstün peyzaj güzellikleri sunan jeomorfolojik yapıya sahiptir.
Ilgaz Dağının eteklerinden doruklarına doğru gelişen karaçam, sarıçam, göknar hakim ağaç türlerinden meydana gelen bitki örtüsü, zengin ormanaltı topluluğu ile desteklenmektedir. Bol ve bütün yıl akışlı akarsuları ile zengin bitki örtüsünün oluşturduğu şartlar karaca, geyik, yaban domuzu, kurt, ayı, tilki gibi yaban hayatı türlerine uygun yaşama ortamı sunmaktadır.
Milli Parkın diğer önemli bir kaynağı da kış sporları imkanıdır. Ilgaz Dağının bu doğal ve rekreasyonel kaynakları ana özelliğini oluşturur.
Görülebilecek Yerler: Ilgaz Dağının yer yapısı ve dağ oluşumu hareketlerinin ilginç ve ilgi çekici örnekleri ziyaretçileri çeker özelliktedir. Ayrıca Milli Park sahası içerisindeki değişik bitki zenginliği ve peyzaj değerlerini sunan vadiler ve sırtlar mutlak görülmesi gerekli yerlerdir. Milli Parkın kayak sporu yapma imkanı sunan Ankara Konağı da önemli bir değer noktasıdır.
Mevcut Hizmetler ve Konaklama: Ankara il merkezine en yakın kayak sporu merkezi bu Milli Park içerisindedir. Ayrıca sahada ziyaretçilerin doğal yürüyüş,çadırla ve karavanla kamp yapma olanağı ile günübirlik aktiviteleri için uygun olanaklar mevcuttur.
Milli Park sınırları içindeki Baldıran vadisinde alabalık üretme istasyonu ve avlanma göletleri hizmete açıktır. 15 Haziran-15 Eylül tarihleri arasında ziyaretçiler bu sahada sportif olta balıkçılığı yapabilecekleri gibi isteklerine göre üretim istasyonundan balık alma imkanına sahiptirler.
Milli Parka gelen ziyaretçilerin yeme-içme ve konaklama ihtiyaçlarını karşılamak üzere park içinde bir otel ,idari müze ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'ne ait eğitim tesisleri bulunmakta, ayrıca Milli Parkta kış sporları için Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü'nün Tele-Sandalye Tesisi bulunmaktadır.
YAPMADAN DÖNME
Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi ve Kale'yi gezmeden,
Hükümet Konağı, Zınbıllı Tepe, Nasrullah Kadı Külliyesi, Yakup Ağa Külliyesi, İsmail Bey Külliyesi, Dokuma Atölyesi ve El Sanatları Atölyesi'ni görmeden,
Yöresel Dokuma ve Yöresel El Sanatları Ürünleri'nden almadan,
23 - 31 Ağustos Şapka ve Kıyafet İnkılabı Etkinlikleri, Mayıs ayı ilk haftası "Şeyh Şaban-ı Veli ve Kastamonu Evliyalarını Anma Haftası" ve İlçe Panayırları etkinliklerine katılmamadan,
...Dönmeyin.
İLGİ ÇEKİCİ DİĞER YERLER:
Tarihi diğer Yerler : Zımbıllı Tepe Höyüğü (Pompeipolis), Ev Kaya Mezarı
Plajlar : Kastamonu'da arkeolojik ve tabii sit alanı doğal güzelliğe sahip Cide Gideros Koyu, Cide İlçesi Plajı, Merkez, Kumluca, Akbayır Köyü Kumsalı , Doğanyurt'da Kadınlar Plajı, İnebolu'da Boyranaltı Plajı, Gemiciler Köyü Plajı, Bozkurt'da, Yakaören (İlişi) Köyü Plajı, Abana'da Halk Plajı, Tatil Köyü Plajı ve Çatalzeytin'de Ginolu Plajı Tabii Sit Alanı bulunmaktadır.
Milli Parklar ve Koruma Alanları : Küre Dağları Milli Parkı,Kastamonu Tabiat Anıtları
Kuş Gözlem Alanı :
Ilgaz Dağlar'ıhdaki Kuş Türleri : Sakallı Akbaba (2 çift), kızıl akbaba ve küçük kartal (5 çift) popülasyonlarıyla önemli kuş alanları statüsü kazanır.
Kayak Merkezi : Kastamonu ve Çankırı il sınırlarında kalan Ilgaz Dağında kayak tesisleri bulunmaktadır.
KÜLTÜR MERKEZLERİ : Tiyatro, konferans gibi etkinliklerine yönelik 200 kişilik Salon
170 m²'lik Sergi Salonu 3 adet Sanat İşliği
Yazışma Adresi: Cebrail Mah. 2. Hükümet Cad. No:2 - Kastamonu
Tel: (366) 261 60 23 Faks: (366) 212 44 05
ÖNEMLi GÜNLER :
Mahalli Kutlama Günleri : İnebolu Şeref Kahramanlık Günü İnebolu 9-11 Haziran
Kabotaj ve Denizcilik Bayramı İnebolu 1 Temmuz
Geleneksel Pilav Bayramı ve Şöleni Bozkurt Ramazan ve Kurban Bayramlarının 3. Günleri
Yakaören (İlişi) Deniz Bayramı Bozkurt Temmuz İlk Pazar
Zafer Kupası At Yarışalrı Daday 30 Ağustos
Atatürk'ün Seydiler İlçesini Ziyareti Kutlamaları Seydiler 25 Ağustos
Atatürk'ün Küre İlçesini Ziyareti Kutlamaları Küre 25 Ağustos
Atatürk'ün İnebolu İlçesini Ziyareti Kutlamaları İnebolu 25-27 Ağustos
Atatürk'ün Taşköprü İlçesini Ziyareti Kutlamaları Taşköprü 29 Ağustos
Atatürk'ün Devrekani İlçesini Ziyareti Kutlamaları Devrekani 28 Ağustos
Atatürk'ün Daday İlçesini Ziyareti Kutlamaları Daday 30 Ağustos
Festivaller : Uluslararası Kültür- Sarımsak ve Kendir Festivali Taşköprü 7-11 Eylül
Sarı Yazma Kültür ve Sanat Festivali Cide
Ginolu Gümüşbalık Festivali Çatalzeytin 15-17 Temmuz
Uluslararası Kültür- Sanat Pirinç Festivali Tosya 25-28 Eylül
Deniz Şenlikleri Kültür ve Sanat Festivali Abana 25-27 Temmuz
Panayırlar : Ağlı Panayırı Ağlı Eylül Ayının İlk Çarşamba Günü Başlar
Hanönü (Gökağaç) Panayırı Hanönü 7-11 Ekim
Önemli Haftalar : Atatürk'ün Kastamonu'ya Gelişleri Şapka ve Kıyafet İnk. Kutlamaları
Kastamonu 23-31 Ağustos
Eski bir yerlesim merkezi olan Kastamonu il merkezi ve ilçelerinde bir çok eski eser ziyarete açiktir. Belli baslilari Araç, Tasköprü, Küre, Abana ilçeleri sit alani kapsamindadir. Tasköprü'de Zimbilli Tepe (Pompeipolis), Inebolu'da Abes Kalesi, Geris Tepesi, Çatalzeytin'de Ginolu Koyu, Cide Ilçesinde Gideros Koyu arkeolojik sit alanidir. ILGI ÇEKICI YERLER:
Tarihi Yerler : Kastamonu Kalesi, Zimbilli Tepe Höyügü (Pompeipolis), Ev Kaya Mezari
MÜZELER : Arkeoloji Müzesi Adres: Isfendiyarbey Mah. Cumhuriyet Cad. No:6 - Kastamonu Tel: (366) 214 54 56
Etnografya Müzesi Detayli Bilgi Adres: Hepkebirler Mah. Sakarya Cad. - Kastamonu
Tel: (366) 214 01 49
75. Yil Cumhuriyet Evi Müze Tel: (366) 214 41 61
Ziyaret Saatleri: 08.30-12.30 / 13.30-17.30 (Her gün açiktir)
Cami ve Külliyeler : Atabey Camisi, Ibni Neccar Camisi, Mahmut Bey Camisi, Ismail Bey Külliyesi
Hanlar : Ismail Bey Hani, Deve Hani, Urgan Hani, Gökçeagaç Hani
Plajlar : Kastamonu'da arkeolojik ve tabii sit alani dogal güzellige sahip Cide Gideros Koyu, Cide Ilçesi Plaji, Merkez, Kumluca, Akbayir Köyü Kumsali , Doganyurt'da Kadinlar Plaji, Inebolu'da Boyranalti Plaji, Gemiciler Köyü Plaji, Bozkurt'da, Yakaören (Ilisi) Köyü Plaji, Abana'da Halk Plaji, Tatil Köyü Plaji ve Çatalzeytin'de Ginolu Plaji Tabii Sit Alani bulunmaktadir.
Milli Parklar ve Koruma Alanlari : Ilgaz Dagi Milli Parki,Küre Daglari Milli Parki
Kastamonu Tabiat Anitlari Magaralar : Ilgarini (ilvarini) Magarasi, Sarpunalinca Magarasi, Kuyluç Magarasi
Yaylalar : Kastamonu'nun Araç Ilçesinde Munay, Findikli, Siragömü,Kirazli, Basköy Yaylalari;Daday Ilçesinde Oluklu Yaylasi; Azdavay Ilçesinde Sugla yaylasi; Küre Ilçesinde, Belören yaylasi; Tosya Ilçesinde Kösem yaylasi, Dipsizgöl, Yesil göl, Sekiler Yaylasi bulunmaktadir.
Kus Gözlem Alani :
Ilgaz Daglar'ihdaki Kus Türleri : Sakalli Akbaba (2 çift), kizil akbaba ve küçük kartal (5 çift) popülasyonlariyla önemli kus alanlari statüsü kazanir.
Kayak Merkezi : Kastamonu ve Çankiri il sinirlarinda kalan Ilgaz Daginda kayak tesisleri bulunmaktadir.
KÜLTÜR MERKEZLERI : Tiyatro, konferans gibi etkinliklerine yönelik 200 kisilik Salon
170 m²'lik Sergi Salonu 3 adet Sanat Isligi
Yazisma Adresi: Cebrail Mah. 2. Hükümet Cad. No:2 - Kastamonu
Tel: (366) 261 60 23 Faks: (366) 212 44 05 ÖNEMLi GÜNLER :
Mahalli Kutlama Günleri : Inebolu Seref Kahramanlik Günü Inebolu 9-11 Haziran
Kabotaj ve Denizcilik Bayrami Inebolu 1 Temmuz
Geleneksel Pilav Bayrami ve Söleni Bozkurt Ramazan ve Kurban Bayramlarinin 3. Günleri
Yakaören (Ilisi) Deniz Bayrami Bozkurt Temmuz Ilk Pazar
Zafer Kupasi At Yarisalri Daday 30 Agustos
Atatürk'ün Seydiler Ilçesini Ziyareti Kutlamalari Seydiler 25 Agustos
Atatürk'ün Küre Ilçesini Ziyareti Kutlamalari Küre 25 Agustos
Atatürk'ün Inebolu Ilçesini Ziyareti Kutlamalari Inebolu 25-27 Agustos
Atatürk'ün Tasköprü Ilçesini Ziyareti Kutlamalari Tasköprü 29 Agustos
Atatürk'ün Devrekani Ilçesini Ziyareti Kutlamalari Devrekani 28 Agustos
Atatürk'ün Daday Ilçesini Ziyareti Kutlamalari Daday 30 Agustos Festivaller : Uluslararasi Kültür- Sarimsak ve Kendir Festivali Tasköprü 7-11 Eylül
Sari Yazma Kültür ve Sanat Festivali Cide
Ginolu Gümüsbalik Festivali Çatalzeytin 15-17 Temmuz
Uluslararasi Kültür- Sanat Pirinç Festivali Tosya 25-28 Eylül
Deniz Senlikleri Kültür ve Sanat Festivali Abana 25-27 Temmuz Panayirlar : Agli Panayiri Agli Eylül Ayinin Ilk Çarsamba Günü Baslar
Hanönü (Gökagaç) Panayiri Hanönü 7-11 Ekim Önemli Haftalar : Atatürk'ün Kastamonu'ya Gelisleri Sapka ve Kiyafet Ink. Kutlamalari
Kastamonu 23-31 Agustos Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlügü : (Tel)214 32 33 - (Fax) 214 32 33
''Röportajları'' kategorisinde yayınlandı ve 355 defa okundu
” O kadar yabancı dil merakı aldı yürüdü ki yazarlarımızın cümle yapıları bile çeviri dile uygun bir hal aldı, sağ kulağı sol elle göstermeler mi dersiniz, şiirde anlaşılmaz bir dil..!
Sanki şiiri şiir yapan bu?”
”Ben yeraltı ile ilgilenmiyorum ve de okumuyorum o tür şeyleri… Ben, hâlâ Nazımları, Ahmet Arifleri Enver Gökçeleri, Hasan Hüseyinleri okuyorum arkadaş!…”
Selamlar, Ali ŞAHİN… Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim… Emekli bir edebiyat öğretmeni, Kastamonu âşığı bir eğitimci olduğunuzu ben biliyorum… Okurlarımızın sizi tanıması açısından kısa bir özgeçmiş alabilir miyiz?
Selamlar, sana ve okurlarına… 1952 yılının Şubat ayında Kastamonu’nun Taşköprü ilçesi Yazıhamit köyünde doğmuşum. Köyde ilkokul, ilçede ortaokul; sonra ilçede lise olmadığından girdiğim öğretmenokulu sınavlarını kazanarak Çorum Erkek İlköğretmen okuluna başladım. 1969-70 döneminde mezun oldum. Girdiğim Bursa Eğitim Enstitüsü sınavlarını- aldığım bir ceza yüzünden daha doğrusu- kazanamayınca yine Kastamonu Tosya Gökçeöz köyünde İlkokul öğretmenliğine başladım, 4 yıl sonra Taşköprü Kızılcaören Köyüne atandım. Bu arada Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü bitirerek aynı ilçenin Kız Meslek Lisesinde Türkçe/ Edebiyat öğretmenliğine başladım. Sonra da Milli eğitimin çeşitli kademelerinde yöneticiliklerde bulunarak 2004 yılının Şubat ayında Tokat Pazar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden 34 yıllık meslek yaşamımı noktalayarak emekliye ayrıldım. Mesleki kısmı böyle…
Ana hatlarıyla…
Gerçekten dolu dolu geçmiş ve başarılı bir eğitim yaşantınız var… Genellikle Kastamonu ve çevresinde geçmiş mesleki yaşantınız… Karşılaştığınız zorluklar mutlaka ki vardır… Bunlar nelerdir? …Ve en önemlisi bu yıllar içinde hiç ” Anlaşılmadım! ” dediğiniz noktalar var mı?
Alışamadığım ve bana zor gelen İlkokul öğretmenliği oldu biraz. Çünkü edebiyata merakım yüzünden kendimi hep Eğitim Enstitüsünü kazanıp Türkçe öğretmeni olmaya koşullandırmıştım. Bu merakım izin alamadığımız için yatılı okulda etüt sonrası kaçak olarak izlemeye gittiğim bir konferans nedeniyle 15 günlük okuldan uzaklaştırma cezası yüzünden sekteye uğradı. Sonunda 1975′te Mektupla öğretime başvurarak 1978′de dışardan tamamladım o eğitimi. Politika ve politikacıya alışamadım, tek ayak üzerinde fırıldaklık işim olmadı. Bunun bazı sıkıntılarını çektim kimi zaman. Türkiye’de her 10 yılda bir, bir şeyler olurdu ya hep ben de bir alanda sıkıldıkça yeni bir alana geçtim yaklaşık her 10 yılda bir; 10 yıl ilkokul, 10 yıl lise öğretmenliği, son 10 yıl da çeşitli yöneticilikler benim hayata yeniden daha bir hevesle sarılmamı sağladı. Zorluklara gelince ülkemin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik koşullar ve çevrede gördüğüm imkansızlıklar beni de eğitimi de olumsuz etkiledi elbette zaman zaman. Araştırma okuma ilgi ve merakım, tam teşekküllü kitaplıklardan uzak, sosyal etkinliklerden ırakta oluşum beni hep sıkıntıya soktu ama bunu emeklilikte biraz da olsa atlattım. Kendimi sanal ortamda ve çeşitli etkinliklerde sık sık izleyici olarak görmeye başladım.
Evet, anlayabiliyorum… Ben yeğeniniz olarak, ki bu yüzden kendimi çok şanslı hissettim her zaman… Sizi ‘devrimci’ kişiliğiniz ile tanıdım çocukluğumdan bu yana… Sanal ortamda ki çalışmalarınızı da takip ediyorum… Beni blok olayına alıştıran da sizdiniz… Yani okurlarım beni sizin sayenizde tanıdı, ve dört yıldır okuyor, diyeyim (Gülerek)… Blok içerikleriniz dâhi hep Kastamonu, Taşköprü ve çevre köyler üzerine… Kastamonu ve çevresi üzerine yaptığınız bu fedâkar çalışmalar yüzünden iyi ya da kötü tepkiler aldınız mı bugüne dek? Çalışmalarınızı merak eden Paranteziçi Hayatlar okurları için kısaca bir adres de verebilirsiniz…
Tepkiler hep olumlu oldu. olumsuz pek bir şeyle karşılaşmadım desem yalan olmaz ama binde bir de olsa üzücü durum oluyor. Bunların içinde bence en önemlisi, blok alanı veren birkaç yerin hiç habersiz kapanması oldu. Bir arsaya gecekondu kuruyorsunuz, sonra kilit değişiyor, bir de bakıyorsunuz anahtar elinizde kalmış, İkinci olay da Hacker denen o canavarlar, ne isterlerse anlamam mümkün değil benim: Dolu dolu 5-10 tane site- blok heder oldu gitti bu yüzden… Ben, Paranteziçinde ki çalışmalarını birazda alttan alta gurur duyarak izliyorum. Boynuzun kulağı geçtiğine çok ama çok seviniyorum. Kıskançlık duymuyorum; bunda benim de özendirmem var diye. Tek bir sayfamı vermek isterim okurlarınıza, orda herkesin kendine uyacak bir şeyler bulması olanağı var, hem kendi site ve bloknotlarımın olduğu hem de dostların adreslerinin bulunduğu. ”Esintiler” http://alisahin37.sitemynet.com/alsah/
Bunun bir özelliği de benim yaptığım ilk site olması. Geçen yılın Ekim ayında mynetten aldığım bir yazı biraz leyleğin kuşa dönüştürülmesi olayı gibi oldu ama, yazılarımızı toplu durumdan biraz daha dağınık duruma getirdi. Beğeni izleyenlerin. diyorum ben: Ustamın adı Hıdır/ Elinden gelen budur.
Emekli olduktan sonra siz de var olan blok merakı üzerine de birkaç anektod düşerseniz seviniriz…
Nasıl başladı, nasıl gelişti, ve şu an ne nokta da?
Emeklilik zor bir zanaat gerçekten… Bunu zaman zaman çeşitli boyutlarıyla yaşayan kişilerde görürüz. Günde 8 saatlik çalışma düzeninden kopunca insan kendini büyük bir boşlukta hissediyor, ben bunu atlatabilmek için bir Bilgisayar aldım, lokallerde sigara dumanı altında kendimi harap edene kadar gazete - dergi okur inceleme - araştırma yapar, 34 yıllık mesleki deneyimimizi dostlarla paylaşırım diye düşündüm ilk anda. Beni zorlayan bilgisayara sıfırdan başlamam oldu. Her şeyi sınama- yanılma yöntemiyle kendi kendime yapmaya çalıştım. 1 yıl içinde arşivim o kadar doldu ki, bunu nasıl paylaşırım diye düşünmeye başladım. Elimde olan bazı malzemeleri benim çeşitli olanaksızlıklarım yüzünden tamamlamam imkansızdı, kilitli sandıklarda durana kadar paylaşayım meraklıları da geliştirsinler istedim. Amacım öğrencilerle de iletişim kurarak bir çeşit öğretmenlikten uzaklaşmamaktı. Bunu da başardım sanıyorum.
Benimle iletişim kuran ilkokuldan mastır öğrencilerine kadar herkese elimden gelen yardımı esirgememeye çalışıyorum. Ama öğrenciler beni üzüyor çoğu zaman. Neden mi? O benim özene bezene yaptığım çeşitli seçkilerin altına yazdıkları yorumlarda kullandıkları Türkçe dışında her şeye benzeyen dil yüzünden. Bir çoğunu bu yüzden onaylamıyorum. Kültür- sanat, edebiyat konularına öteden beri ilgiliyimdir, kendi yaratımım olmasa da önemli gördüğüm çalışmaları bir seçki şeklinde paylaşıyorum, bütünleştiriyorum blok ve sitelerimde. Bunda da Nazım’ın bir dizesi -ki bloklarımın başına da aldım bana mesnet oluyor:"Öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile mesela zeytin dikeceksin" diyor, usta. Ben de Atatürk’ten roman, öykü, şiir, sinema ve çocuk edebiyatına; Köyümden ilçeme, ilime, bölgeme, ülkeme ve dünyaya bir pencere açmaya çalışıyorum.
Bu alanda dostlardan büyük bir destek ve iteklendirme gördüm. Hepsini saymam olanaksız ama bu arada 3 emekli edebiyat öğretmeni abim beni çok heveslendirdiler bu konuda.. Başta Mizah yazarı Esen Yel, Oyhan Hasan Bıldırki ve Nuri Öcal Altanay olmak üzere. Öğrenci, öğretmen herkesten destek gördüm ama hep bir şeyler yapılmasını istiyorlar çeşitli konularda,fakat hepsini benden bekliyorlar.. O da ayrı bir sorun. Konuyu dağıtıyorum bazen. Şu anda aklıma ilginç bir anekdot gelmiyor ama çok ilginç şeyler yaşanıyor elbette…Benim için ilginç olan Rıfat Ilgaz / 2006 Kastamonu Sempozyumu ve ve İzmir’de 6. İzmir Öykü Günleri’nde yüzlerce sanatçı, yazar, şair ve bilim insanı ile karşılaşıp onları izlemekti son iki yılda.
Evet, bu arada yeri gelmişken söylemek istiyorum… Esen YEL ve Oyhan Hasan BILDIRKİ biz, edebiyat meraklısı gençler için her zaman bir yol gösterici olmuştur… Çalışmalarını severek takip ediyoruz… Soruma cevap verirken tam kanayan bir yaraya parmak bastınız: ‘Gençlerin kullandığı ve Türkçe haricinde her şeye benzeyen dil!…’ Bunun sorumlusu ne olabilir sizce? Bu gidişat nereye kadar… Bir sonu var mıdır, yoksa Türkçe’nin sonu mu yakın?!… Gençlere ‘Yeraltı edebiyatı’ adı altında sunulan yeni akımın bunda payı var mıdır? Hani şu sürekli bir karamsarlık, kan, intihar, bunalım, depresyon içeren yeni akım… Tanınan isimlerden Altay ÖKTEM buna ön ayak olan ve tanıdığımız isimlerden birisi meselâ… Edebiyattan çok bir özgürlük merakı… ‘İstediğim gibi ve istediğimi yazarım!’ halleri… Edebiyatı kurallardan soyutlamak ne kadar doğru sizce… Edepli, adaplı ve Türkçe’nin doğru kullanıldığı edebiyatı ‘kısıtlayıcı’ bir etken olarak görmek doğru mudur?
Bunda herkesin ve her şeyin biraz payı var bana göre. Politikacısından tutun da yazar-çizerine kadar bir aşure dil meraklısı doldurdu her yanı, işyeri adlarından tutun da çeşitli yerlerde yazılan yabancı sözcük merakı iyiye alamet değil. Kültür emperyalizmi ulusları yutmaya dilden başlıyor ki kimse kimseyi anlayamayacak… Bu soru biraz zor oldu. uzun uzun yazmak gerek. Bir sinemada yangın çıksa vatandaş ‘Exit ne?!’ diye bakıp kalacak, yangın çıkışını bulamayacak. Bunda msn ve internetteki yazışmaların da payı çok büyük. O kısaltmalar, işaretler.. Bir de ne bileyim sanki ayrı bir yazışma dili gelişiyor, herkes de ben başkalarından geri kalmayayım diye o dilsizlikte yarışıyor birbirleri ile.
Edebiyat yapıtlarında kullanılan dil de ona keza.. O kadar yabancı dil merakı aldı yürüdü ki yazarlarımızın cümle yapıları bile çeviri dile uygun bir hal aldı, sağ kulağı sol elle göstermeler mi dersiniz, şiirde anlaşılmaz bir dil sanki şiiri şiir yapan bu? Ben hala Nazımları, Ahmet Arifleri Enver Gökçeleri, Hasan Hüseyinleri okuyorum arkadaş. Elbette yeni akıma da söyleyeyim birkaç kısa şey… Ben yeraltı ile ilgilenmiyorum ve de okumuyorum o tür şeyleri.. Yapıt sözcüğünü özellikle kullanmadım. Herkes okumazsa sorun çözülür.
Evet… Gelelim sizin için önemli bir yeri olan ve Cide’de gerçekleşen Rıfat ILGAZ Kültür ve Sanat Festivaline… Bloklarınız da, makaleleriniz de, gezi ve gözlem yazılarınız da bu festivale ayrı bir ilgi gösterdiğiniz göze çarpıyor… Festivale yerli halkın ve dışardan gelenlerin gösterdiği ilgi ne düzeyde? Memnun olduğunuz ve sizi rahatsız eden anektodlar nelerdir bu festivalle ilgili?
İlimizdeki festivaller içinde kültür-sanat ağırlığı yönünden Cide’dekinin önemi daha büyük. Bunda Rıfat Ilgaz’ın da anılması ayrı bir önem kazandırıyor. Buna ek olarak adına düzenlenen ödüller, 2006 Mayıs’ında Kastamonu Meslek Yüksek Okulunda yapılan Sempozyum benim için olduğu kadar ilde yaşayanlar için de çok değişik bir şey oldu. Tabii bu tür çalışmalar çok büyük bir katılımcı kitlesi ile yapıldığı için, ili canlandırıyor; bunun yanında yerel halktan katılım ve ilgini az olması böylesine bir konuda okulların öğrencileri için katılımı planlamaması üzüyor insanı. Bir diğer üzüntü de yüze yakın bildirinin sunulduğu sempozyumun -aradan geçen 16 aya karşın- hala kitaplaşamaması… Yerel basının ilgisi güzeldi. Benim için önemli olan bir konu da değerli araştırmacı yazar Rasuh Nuri İleri ile bir öğle yemeği sonrası baş başa benim arabada yaptığımız özel sohbetti. Kameramı açmadığıma pişman oldum ama öylesi daha güzel oldu daha içten daha doğaldı. Bu konudaki dökümanları bir sitede topladım. Çok da beğeni topladı. http://gokirmak37.sitemynet.com/Festval2006/ Hacklenen Rıfat Ilgaz Arşivim yerine konuyla ilgilenenler duyurabileceğimiz Sarı Yazma- Rıfat Ilgaz Arşivi- http://sariyazma.blogcu.com/ bayağı yol aldı sayılır.
Peki, gelelim sizin de yaşadığınız, sevimli bir Kastamonu kasabası olan Taşköprü’ye… Ben de yaz tatillerimi orada geçiriyorum… Bu yıl geldiğimde durum içler acısıydı maalesef… Tam bir tarih turizmi cenneti olabilecekken o, güzelim tarihi evlerin bir bir yok olduğuna, azaldığına, yerlerine hep taş binaların geldiğine şahit oldum… Restore projelerinin gerçekleşmemesinde en büyük etken halkın da vurdum duymazlığı… Sanki o yorgun evlerin sesini kimse duymuyor gibi… Olsa da olmasa da halk için pek bir önem arz etmiyor, gördüğüm kadarıyla… Siz bu konuda neler söylemek istersiniz? Mutlaka ki bizi Taşköprülü hemşehrilerimizden de okuyanlar olacaktır… Belki halkın biraz da olsa bilinçlenmesine vesile oluruz…
Önce kasaba sözünü düzeltelim, ne de olsa bende tam Taşköprülülük var senin gibi Yarı Taşköprü yarı Yozgatlı değilim. Taşköprü Bir ilçe merkezi.. Konuya gelirsek, o konu bana göre daha derin boyutlu bir konu, varlıklı kesim o tür evleri zamanında yıkıp yerlerine apartmanlar, dükkanlar, hanlar hamamlar yaptı o tarihsel doku ile istediği kadar oynadı; Garibanların tek barınağı olan evler kaldı sit alanı kapsamında. Yıksa yıkamaz, yapsa yapamaz, restore edemez. Yapsatçıya verip bir kaç daire bir kaç dükkan alsa alamıyor, eve devlet ve kurumlar sahip çıkmıyor, çıksa da değerini vermiyor, acayip bir durum. Tıpkı Nasrettin Hoca fıkrasındaki gibi: Hani oğlan demiş ya, “baba ben bir hırsız yakaladım”, “al gel oğlum” demiş Hoca. “Gelmiyor baba”.. “Bırak gitsin oğlum”, demiş… “Gitmiyor baba”, demiş… O konuda kimin kimi yakaladığı belli değil… O yapıların sahiplerini durumları da çok zor aslında. Kat kat, koca koca beton yapılar arasında bir kaç garibanın bir kaç tarihi koruma altındaki mal varlığı, tek sermayesi, başını soktuğu evi, o da dökülüyor, nerdeyse başına yıkılacak… Bu da olayın başka bir cepheden görünüşü tabii ki…
Umarım bu konuda gereken adımlar bir an önce yapılır… Ben gerçekten o evler olmadan Taşköprü’yü düşünemiyorum… O evleri gezmek, incelemek, hele ki fotoğraflarını çekebilmek ayrı bir yaşam gibi benim için… Gerçekten eğer böyle çarpık bir düzende giderse o evler kalmayacak ve oraya dışardan bir gezgin / tatilci olarak gelmek içinde bir sebep kalmayacak… Tabii yeğen olarak her zaman bir sebep var ( Gülerek )… Neyse, bu güzel ve sıcak sohbet için çok teşekkür ediyorum, kendim ve okurlarım adına… Sizin gibi memleket sevdalısı, yaşadığı toprakları sahiplenen ve seven edebiyatcı, eğitimcilere her zaman ihtiyacımız var…
Ben de teşekkür ediyorum… Çalışmalarını beğeni içinde izliyorum, hayatta da başarılarının devamını diliyorum…
Röportajını keyifle okudum. Bizler röportaj dendiği zaman hep ünlü isimler flaş isimler anlarız. Ama senin röportajların bu kalıpları yıkıyor. Tanınmış isimlerin yanında hiç tanımadığımız, kim bilir bize uzak hangi şehirlerde yaşayan ve hiç görmediğimiz insanlarda getiriyorsun buraya. Ali ŞAHİN’den de çok şey öğrendim sayende. Çok uyumlu ve şeker bir dayı & yeğensiniz. İkinizede teşekkür ediyorum.
Edebiyat sanatı insanlardaki ruh inceliğini ortaya çıkarır.Ali beyde bu fazlasıyla görülüyor.Memleketi adına yaptığı şeyler çok güzel.Elinden gelen neyse onu yapıyor.Keşke herkes böyle duyarlı olsa çevresine karşı.
Güzel bir röportaj olmuş. Hocamız soruları samimiyetle cevaplamış ama bişey dikkatimi çekti tam devrimci tipi var vallahi elinde gazete olan ilk fotoğrafta. ilk bakışta anladım
İlk başta şunu söylemek istiyorum…Hep memleketi için çalışan bir eğitimci çarptı gözüme.Bunu herkes yapamıyor.Bu bir ayrıcalıktır.Birde şu konuda çok haklıydınız.Biri alıoyr mesela yazınızı forum sitesinde paylaşm olarak veriyor. Alta yazılan yorumlar gerçekten iç acıtıcı oluyor…Son olarak;Cihan çok başarılı bir çalışma olmuş tebrik ederim:=)
Güzel bir çalışma çok hoş.Türkçe konusunda sayın Şahin’e aynen katılıyorum.Ama edebyat konusunda katılmadığım noktalar.Ben de bir insanın istediği gibi yazmasından yanayım..
Böyle bir insanın yeğeni olmak güzeldir, eminim. Söyleşi her zamanki gibi, oldukça güzel ve doyurucu…
Artık izleyeceğimiz pek çok blog doğdu, bir o kadar da incelenecek arşivimiz oldu. Ali Şahin’e buradan tüm paylaşımları için teşekkürler.
Ali Şahin gibi vatandaşlarımızın, arkadaşlarımızın, dostlarımızın ülkemizde ve Kastamonu’da çoğalmasını dilerim. Bu ülkenin şarlatanlara değil, sorumluluk duyan, kendini olumlu yönde geliştiren kişilikli insanlara çok gereksinimi var. Ancak ülkemizdeki mevcut sistem insanlarımızı sadece kısa mesafeli şahsi çıkarlarını gören sürülere dönüştürüyor. Devrim kelimesini unutturmaya çalışan inkilap diyen bu sisteme karşı, daha insanca yaşamak için, daha uygar bir Türkiye için, daha özgür bir dünya için inadına DEVRİM. Bireysel kurtuluş peşinde olmak yozlaşmak, toplumsal kurtuluş peşinde olmak güzelliktir. Türkiye’de de dünyada da hızlı bir yozlaşma söz konusu Ali ŞAHİN gibi dostlar bize bu dünyada yalnız olmadığımızı hatırlatıyor. Belki de herşeye rağmen bizim topraklarımızda daha insanca bir yaşam kurulabileceğini müjdeliyor. Önemli olan gönül yaşıdır. Okuduğum, araştırdığım, dağlara tırmandığım, insanlarımı sevdiğim, yozluklara karşı mücadelemi sürdürdüğüm müddetçe kendimi hep 19 yaşımda görüyorum. Ali ŞAHİN şu an üniversitelerimizde okuyan ve sürüye katılmış, yozlaşmış, bencil ve hazır yiyici öğrencilerden çok daha delikanlıdır. Daha gençtir.
cihan harikalar yaratmışsınız inan bana çok güzel olmuş ikinizlede gurur duydum.malum babam hep gururumdu ama
sen harikalar yaratmışsın halacıgım tebrikler.
sevgili Ali Şahin’i gözlerim dolarak okudum. kendini tamamen mesleğine, öğrencilerine, yaşadığı yere adamak öyle kolay bir şey değil. insan içinden gelerek , yürekten yapar ancak bu kadar ard arda sıralı başarıları, güzellikleri, fedakarlıkları. ben tanıdığım bir kaç (üçü beşi geçmez ama) öğretmen tanıyorum ki ders bittiği anda bırakın okulda durup öğrencilerine yardımcı olmayı, bulunduğu şehirde dahi durmazlardı. en son düzenlenen Haldun Taner öykü ödülünü küçük bir köyde görev yapan bir ilkokul öğretmeni kazanmıştı. o geldi birden aklıma, hem öğrencilerini ihmal etmeden mesleğini yapıp hem de küçücük odasında yazılarını kaleme almıştı. öğretmenlik ve edebiyat ayrı bir aşk bence.ilkokul öğretmenliği - edebiyat, bayıla bayıla gıptayla imrendiğim iki güzel meslek ve sanat dalı. yıllardır haldun taner öykü ödülü için yazar dururum ama nafile. dayı - yeğen, sizleri inanın içtenlikle tebrik ediyorum, dayını tüm yaşamı içine hep başarı sığdırdığı için, seni de öyle yavan, saçma sapan gençlik akımlarına uymadan böylesine güzel bir blog yaşattığın için…
sevgiler
tamda bugün kültürel yozlaşma,dilimizi koruyalım konulu konferanstan geldim..
Senin bu röportajınıda keyifle okudum..Evet hepimiz türkçeyi bozuk kullanıyoruz..Ben yok kullanmıyorum falan deme ayrıcalığına sahip değilim.Farkında olmadan ne çok yabancı dili türçemiz gibi kullanıyormuşuzz bugün birdaha anladım..
Bunları yavaş yavaş yüklemişler beyinlerimize…
Bunu yapmak kolaymı aslında düşününce çok zor değil..
Ama fast food ‘da yemek yiyoruz,center’lerde alışveriş yapıyoruz,hospitallerde tedavi oluyoruzz…Peki bunların arasında nasıl düzelticeğiz türkçemizi?
Dedim ya bende Türkçemi hakkıyla kullanan biri değilim..Ama çabalamanın gereğini anladım bugün bir daha..Öz benliğimize sahip çıkmalıyız..
aman çok uzatmışım farkında olmadan:)
hemen araya yabancı bir kelime kullanıp kaçayım:D:D
bye;Ppp
Bu dayın Rapunzel’in saçlarını kestim yazında anlattığın dayın (: Okur okumaz anladım.. Gerçekten yazdığın kadar varmış.. Olmasa sen yazmazdın ya zaten (:
Taşköprü ilçezde 21`incisi düzenlenen Kültür ve Sarımsak Festivali`nde ünlü şarkıcı Hülya Polat sahne aldı.
Taşköprü Sarımsak Festivali`nde sahne alan Hülya Polat`ta Demet Akalın gibi bir hayranının verdiği eşarbı başına taktı.
Polat, önümüzün Ramazan ayı olması ve Kuran- ı Kerimi bol bol okuması nedeniyle eşarba önümüzdeki günlerde çok ihtiyacı olacağını söyledi. Birbirinden güzel şarkıları Taşköprülüler için seslendiren Hülya Polat`ı yaklaşık 10 bin kişi dinledi.
Sahnede iki saat kalan ünlü şarkıcı Polat, dinleyenleri birbirinden güzel şarkı ve türküleriyle coştururken Taşköprülülerden de tam not aldı.
Ünlü şarkıcıya daha sonra Taşköprü Belediye Başkanı Mustafa Günay ve Kaymakam Ayhan Kartlı sarımsaktan yapılan bir taç ve plaket hediye etti. Başında bir süre sarımsaktan yapılan taçla duran Polat, havai fişek gösterisini Kaymakam Kartlı ve Belediye Başkanı Mustafa Günay ile birlikte izledi.
Mehmet TUĞCU-Taşköprü
09.09.2007 16:35:36
Kastamonu Postası
Saat ve Tarih:
11:10
,
9/9/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
Orada bir anıt var. Hemde tam ortalıkta. Ne anıtı diye soracaksanız, hiç heveslenmeyin. Herhangi bir şeye benzetmeye dilim varmıyor. Düşünsem de aklıma iyi şeyler gelmiyor.
Söze konu olan dehşet zeka ürünü anıt, Rıfat Ilgaz’ın ve öykülerinin kahramanı Bacaksız’ın memleketi Cide sahilinin kalbinin bir parçasında duruyor. Evet, şaşırmayın! Bir Cide fotoğrafını alın karşınıza ve sahile bakın. O açık ve temiz kalbi görürsünüz. İşte o kalbin bir parçası kırık. Hemde senelerden beri.Durduk yerde üstadı nereden karıştırıyorsunuz gibi düşüncelere de kapılmayın sakın. Bizim yüreğimiz, üstadında kemikleri sızlıyor. Lafı uzatma, meselenin özüne gel, hiç demeyin. Gelmek istemiyor ki gönül.
Neyse, gelelim sinir zıplatan aptal bina kalıntısına.Cide’nin tam kalbinde sinir zıplatan aptal bir bina kalıntısı var. Yanılmıyorsam ikinci on yılına basacak. Oysa yaşıtları askere gitti, belki de çoluk çocuğa karıştı.
Bilmeyenler için biraz açalım meseleyi. Eski yerel yönetimlerin biri zamanında, Cide Belediyesi ile İstanbul Beşiktaş Belediyesi arasında bir mantık izdivacı gerçekleşmiş. Bu izdivaç hemen meyve vermiş ve ilçeye ortaklaşa bir turistik tesis yapılmaya karar verilmiş. Hemde Cide’nin kalbine. İş karar aşamasını aşmış, temel atılmış ve tesisin bir kısmı tamamlanmış.
Belediye yönetimleri değişince, belediyeler arasına kara kedi girmiş olacak ki, sosyal tesise restaurant olacak bina iskeleti, sinir zıplatan aptal bina kalıntısına dönüşmüş. Beşiktaş Belediyesi’nin zevat-ı kiram’ı, aradaki mesafeyi biraz geç idrak etti her halde.
Hani olurda denk gelir, belki Beşiktaş Belediyesin’den birileri de okur bu yazıyı diye, kısa bir not düşelim satır aralarına. Cide’nin orta yerinde duran bu “sinirzıplatan aptal bina kalıntısı” yöre halkı tarafından Beşiktaş tesisleri olarak anılıyor. Anlayacağınız çok güzel reklam oluyor. For your information...
Sinir zıplatan aptal bina kalıntısı, yöre halkı ve idareciler tarafından da kanıksanmış olsa gerek; kimse görmüyor.Senede bir kaç kez uğradığımız ve sadece bir kaç gün kaldığımız Cide’de, bizler utanç duyarken, içimiz sızlarken, 365 gün orada yaşayan insanların ilgisizlikleri kabul edilebilir gibi değil. Sakın ola ki o parti, bu parti demogojisi yapmayın. Çünkü Cide herkesin. O partinin ya da diğer partinin değil.
Hadi anladık. Biri başlattı. Diğeri eksik bıraktı. Anlaşamadık ve bitiremedik. Para yok, ödenek yok, başlanmışı bitirmekte zor. Hepsini anladık ve de hak verdik. İyi tamam da, yıkmasıda mı zor be birader? Oysa söz konusu yerde bir gece kondu olsaydı, yerle birdi öyle değil mi?
Ben size güzel bir çözüm önereyim. Siz iyisi mi o kalıntının üzerine bir pirinç plaket çakın. Üzerinde şöyle yazın. “Bu bina sinir zıplatan aptal bina anıtıdır. 21. yüzyıldan kalma olup, türünün nadir örneklerinden biridir.” Epeyce turist çekeceğine eminim.
Taşköprü İlçemizde düzenlenen 21`inci Uluslararası Kültür ve Sarımsak Festivali etkinlikleri kapsamında güzellik yarışması düzenlendi. Yarışmada seçilen güzellere ise sarımsak hediye edildi.
6-9 eylül tarihlerinde 21`incisi düzenlenen Sarımsak ve Kültür Festivali etkinlikleri kapsamında yapılan Sarımsak Güzeli Yarışması`nda Festival Güzeli Endonezya`lı Nadia Dasrıl seçilirken, Alman Katherına Wogay Pompeipolis güzeli, Taşköprülü Tuğba Muzır ise Sarımsak güzeli seçildi.
Taşköprü Cumhuriyet Meydanı`nda gerçekleşen yarışmada festivale misafir olarak katılan halk oyunları ekipleri ve Taşköprü`den kendine güvenen toplam 16genç kız yarıştı.
Bir birinden güzel 16 kızın kırmızı halı üzerinde yürüyerek ve dans ederek jüriden en yüksek puanı almaya çalıştığı yarışmada, Hırvatistan, İsviçre, Macaristan ve Endonezya halk oyunları ekiplerinin üyesi kızlar oyun havası eşliğinde göbek atarak hünerlerini sergilediler.
Yaklaşık 2 saat süren ve 6 kişilik jüri üyesinin zor karar verdiği yarışma sonucunda Endonezya Halk Oyunları ekibinden Nadia Dasril Festival güzeli seçilirken, Taşköprü`de kazıları devam eden Pompeipolis kazısında görevli Arkeolog Katherina Wogay Pompeipolis güzeli, Taşköprü Halk Oyunları ekibinden Tuğba Muzır ise Sarımsak güzeli seçildi.
Yarışma sonucunda güzellik tahtına oturmaya hak kazanan gençlere Kaymakam Ayhan Kartlı, Belediye Başkanı Mustafa Günay ve Taşköprü`nün uzun yıllar
belediye başkanlığını yapan AKP Milletvekili Hasan Altan birer bağ sarımsak, plaket ve çeşitli hediyeler verdi.
Acaba First Lady türbanını modernize edecek mi? Acaba Abdullah Bey cumhurbaşkanı olursa frak giyecek mi? Türkiye Cumhuriyeti `nde kılık kıyafet tartışması hala sürüyor...
Sürmesi bir yana kılık kıyafet neredeyse gündemde bir numaralı sorunu oluşturuyor...
Atatürk , 23 Ağustos 1925`te Kastamonu `ya gelir... İki gün sonra İnebolu `ya geçer.. İnebolu `da 27 Ağustos `ta `Kılık Kıyafet ve Şapka İnkilabı` nutkunu dile getirir...
Efendiler, diye söze başlar... Bunun `hanımefendiler ve beyefendiler` anlamında olduğunu açıklar. Devam eder:
- Medeniyim diyen Türkiye `nin, hakikaten medeni olan halkı baştan aşağıya vaz-ı haricisiyle (dış görünüşüyle) medeni ve mütekamil insanlar olduğunu fiilen göstermeye mecburdur.
Topluluğa sorar:
Bizim kıyafetimiz milli midir? (Hayır, hayır sadaları)
Bizim kıyafetimiz medeni ve beynelmilel midir? (Hayır, hayır sadaları)
Size iştirak ediyorum. Altı kaval üstü şişhane diye ifade olunabilecek bir kıyafet ne millidir ve ne de beynelmileldir.
* * *
İnebolu `da bugün, inkılabın 82. yılında , Atatürk `ün çağdaş kıyafetler içinde bir balmumu heykeli de sergilenmeye başlıyor. Heykeli İstanbul `daki Osmanoğlu Hastanesi sahibi Salih Osmanoğlu `nun ricasıyla Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen bizzat yaptı. Zarif heykel İnebolu Türkocağı binasında sergilenecek...
Cumhuriyetin çağdaş ışığını simgeleyecek...
`İşi çıktığı için dükkanı kapatan` Org . Büyükanıt Paşa dükkanı yeniden açmış.
Yine de 30 Ağustos `tan önce siftah yapması beklenmiyor.
Haldun Ertem
AKP `li Hüsrev Kutlu , `Ankara `daki susuzluğun sebebi görev süresi dolduğu halde ayrılmayan Cumhurbaşkanı Sezer`dir` demiş!
Melih Aşık/Milliyet
25/08/2007
Saat ve Tarih:
10:38
,
26/8/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
Kalaycı Köyü ile Tasköy'e bağlı Irna mahallesi arasında yıllardır sorun olan ve büyük uğraşlar sonunda ağaç olan köprünün yerine beton köprü yapıldı.
Köprünün açılışı davul zurna eşliğinde 4 Ağustos 2007 Cumartesi saat 13-14 arasında yapıldı. Açılışa Mülki Başmüfettiş olan Kalaycı Güllüce mahallesinden Selahattin Ateş, Cide Kaymakamı Mustafa Ayhan, Azdavay Kaymakamı Salih Ayhan, Azdavay Belediye başkanı Osman Nuri Civelek, Şenpazar Belediye başkanı Mustafa Demir, Şenpazar Garnizon Komutanı, Şenpazar Emniyet Amiri, Azdavay ve Şenpazar İl Genel Meclisi üyeleri, Kasder Şişli Şube başkanı Erol Şahin, Tasköy ve Kalaycı Köyü Dernek yöneticileri ile köy halkının büyük katılımı ile yaklaşık 1200 kişi açılış coşkusunu yaşadı. Eski Kastamonu Milletveki Sinan Özkan ile Kastamonu Valimiz Mustafa Kara iyi dileklerini ileten mesaj gönderdiler.
Açılışta Mülki Başmüfettiş Selahattin Ateş ve Cide kaymakamı Mustafa Ayhan birer konuşma yaptılar.
Açılışta herkese yemek ikramı yapıldı.Açılış organizasyonunda büyük emekleri geçen Tasköy Dernek Başkanı Cemil Hırca, Tasköy Dernek Başkan Yard. Mustafa Cebeci, Tasköy dernek Yön.Kurulu üyesi ve Irna Sorumlusu Lütfi Kaya ile Tasköy derneği yön.kur.üyesi ve Irna sorumlusu Metin Kaya yoğun çaba gösterdiler.
Köprünün yapımında emeği geçenlere teşekkür eder, hayırlı olmasını dileriz.
Saat ve Tarih:
06:10
,
23/8/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
Kastamonu'nun Taşköprü ilçesi Avşar köyünde bulunan Osmanlı döneminden kalan tarihi 100 yıllık köyün tek içme suyu kaynağı olan çeşmesi küresel ısınmanın etkisiyle kurudu.
Köy muhtarı İbrahim Çakır, köyün suyunun bu yıla kadar hiç kesilmediğini belirterek, "Köyümüzde yaklaşık 100 yıldır akan su aşırı kuraklık nedeniyle kesildi" dedi.
Köyün yaşlılarından Musa Doğan ise "Benim dedem dahi bu çeşmenin ne zaman yapıldığı konusunda bir bilgiye sahip değil bu çeşmenin hiç kuruduğunu bilmem bu yıl ne olduysa çeşmemiz kurudu biz de suyumuzu komşu köylerden temin ediyoruz'' şeklinde konuştu.
Tarihi çeşmenin suyunun Horasan arkları ile köye geldiğini ifade eden Musa Doğan, "Geçen yıllarda bunları borularla değiştirmek istedik fakat suyun çıktığı yere ulaşamadığı için tekrar kapatarak eski halinde bıraktık" dedi.
iha
Yayın Tarihi : 16 Ağustos 2007 Perşembe
http://www.kenthaber.com
Saat ve Tarih:
12:31
,
18/8/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
Türkiye'de en kaliteli çeltiğin yetiştiği yerlerden biri olan Kastamonu'nun Tosya ilçesinde kuraklıklar sebebiyle çeltik üretimi düştü. Tosya Belediye Başkanı Sait Gülabacı çeltik üretiminin geçen yıla oranla yüzde 20 azaldığını söyledi.
Küresel ısınmanın sebep olduğu kuraklık ve aşırı sıcaklar, Tosya ilçesindeki çeltik tarlalarını da olumsuz etkiledi. Çeltik üretimindeki en önemli faktörün su olduğunu belirten Belediye Başkanı Sait Gülabacı, susuzluk sebebiyle çeltik veriminin düştüğünü ifade etti. Çeltik üretiminin sulu tarıma dayandığını, kuraklık sebebiyle de üretimde sorunların yaşandığına dikkat çeken Gülabacı, "Devrez Çayı'ndaki su bitme aşamasına geldi. Devlet Su İşleri tarafından açılan kuyular da kurumak üzere. Devrez Çayı üzerine kurulacak olan Kızlaryolu Barajı yapılmadığı için çeltik üretiminde sorunlar yaşıyoruz. Geçen yıla oranla çeltik üretiminde yüzde 20'lik bir düşüş var ancak kesin sonuç hasat sonunda belli olur" dedi.
Kızlaryolu Barajı'nın yapıldığı taktirde 150 bin dönüm arazinin su sorununun ortadan kalkacağını belirten Gülabacı, "Tosya'da 10 ile 20 bin dekar arası alanda çeltik üretimi yapıldı. Avrupa Birliği kapsamında suluca ve çiftel toplulaştırma projesini faaliyete geçirme çalışmaları devam ediyor. Bu proje gerçekleştiği taktirde bu bölgelere de çeltik ekilerek üretim iki kat daha artacak" diye konuştu.
Koçcuvaz yaylasında unutulmaz dakikalar
Bozkurt Koçcuvaz yaylasına gurbetçi akını
Yaylada herkes gönlüne göre eğlendi ve dinlendi
Bozkurt 2. Geleneksel Koçcuvaz Yayla şenliği büyük katılım ve coşku ile birlikte yapıldı.
Koçcuavaz yaylasına araç ve insan akını oldu. Genellikle İstanbul ve gurbetten gelenlerin çoğunlukta olduğu yayla da herkes gönlünce eğlenme ve dinlenme fırsatı buldu. Koçuvaz yaylasına 10 binin üzerinde insan ve binin üzerinde araç geldi. Büyük şehirlerin stresini bir nebze de olsa üzerlerinden atmak için yayla ya akın eden gurbetçiler hem dost ve akrabaları ile kaynaştılar, hem de şenliğe katkı sağladılar. Yaylayı komple kaplayan yöre insanı kimisi ızgara yaptı, kimisi yemek yaptı, kimisi oyun ve düzenlenen etkinliklere baktılar, yayla da eğlenmenin dinlenmein ve stres atmanın zevkine de en iyi şekilde vardılar.
Yayla şenliğine İl Emniyet Müdürü Yusuf Albayrak, Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç, Bozkurt Belediye Başkanı Engin Canbaz, Bozkurtlular Dernek Başkan ve Yöneticileri, Muhtarlar, Siyasi Parti temsilcileri, Bozkurtlular, gurbetten gelenler ve konuklar katıldılar.
Bozkurt 2. Geleneksel Koçcuvaz Yayla Şenliğini 6 köyün Dernek Başkanları Mehmet Güney Ambarcılar Köyü, Mustafa Sönmezışık ve Mustafa Kartal Koşmapınar Köyü, Mustafa ceylan İbrahim Köyü, Mehmet Tekin Kestane Sökü, Esat Yüksen Orta Sökü Köyü ve Yüksel Kalaycı Yayla Tepe Köyü ortaklaşa bir organizasyonla düzenlediler. 6 köyün ortaklaşa organize ettiği, düzenlediği ve işadamları ve Bozkurtluların da büyük destek verdiği şenlik insan ve araç akınına uğramasına neden oldu.
Koçcuvaz yaylasında sanatçılar Gülcan Kara, Ilgaz (Recep Bal) Gülesin Ahmet Ece ikilisi sahne alarak katılımcıları coşturdular ve neşeli güzel dakikalar geçirttiler.
Kastamonu Çatalzeytin’li Ilgaz Tarkan versiyonu şarkıları ile katılımcıları 1,5 saat boyunca müzik ziyafeti verdi. Yeni sanatçılardan Gülcan Kara da Türk halk müziği ve diğer söylediği parçaları ile katılımcılara coşturdu.
Gülesin Ahmet Ece ikilisi de düğün alayı, evlilik, Askerlik parodileri ve yorumları ile hem neşeli hem de duygulu anları birlikte yaşattılar. At üzerinde gelen gelin ve damadın ilginç gösterileri büyük ilgi gördü ve gösteriyi yapanlar alkışlandı.
Koçcuvaz yaylasında büyük katılımla birlikte yapılan Yayla ağalık yarışmasında açık artırmada 24 bin 500 YTL (24 Milyar 500 bin)en yüksek parayı veren İstanbul Nur yapı sahibi Hakan Ersöz oldu. Geçen senenin ağası Yüksel kalaycı ise ağalık açık artırmasını 23 Milyara kadar
Yayla şenliğine katkı yapanlara da katılımcı protokol tarafından Plaket verildi. Saat 10.00 da başlayan yayla şenliği akşam saat 20.00 ye kadar devam etti.
Yayla şenliğinde konuşan Belediye Başkanı Engin Canbaz, bu geniş kapsamda Katılımlar bizleri ve Bozkurtluları çok mutlu etmektedir. Bugün burada geçen seneden de büyük bir katılım gerçekleşti. Ben bu kalabalığı görünce çok duygulandım. Tüm bu şenliğe destek veren ve katılanları kutluyor ve teşekkür ediyorum. Bizler birlik ve beraberlik içinde olursak halledemeyeceğimiz üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir sorunumuz kalmaz. Ben buradan ata topraklarına gelmeyenlere de sesleniyorum, doğup büyüdüğünüz yerlere gelin, ziyaret edin, kaynaşın ve büyük dayanışma içinde olun, bunları yaparsak hepimiz mutlu olur, yalnızlık hissetmeyiz, diyorum, dedi.
Kestane Sökü Dernek ve komite Başkanı Mehmet Tekin’de, şimdi öncekine göre daha da fazla dernekle şenliklerimizi yapıyoruz. Her geçen sene daha da güçleşiyoruz. Şenliğimize ilgi ve alaka her geçen gün daha da fazla artıyor. Bu yıl geçen seneye oranla 2 katı hemşerimiz konuğumuz ve araç geldi. Ben tüm katılımcılara ve maddi ve manevi destek verenlere teşekkür ediyorum. Seneye yapacağımız yayla şenliğimizi daha da gelişmiş ve değişik etkinliklerle birlikte yapmaya çalışacağız, dedi.
Yaylaya gelen seyyar esnaflar da kalabalıktan ve yaptıkları alışverişlerden memnun kaldılar. Aşırı sıcak olması nedeni ile yaylaya gelenler ağaç altlarına ve gölgelere kaçtılar. Su ve diğer içeceklerin satışında da aşırı sıcak nedeni ile rekor kırdı. Şenlikte hediyeli kazı kazan kartı ve diğer bazı ürünler satılarak şenlik için gelir elde edildi.
Cengiz Muhziroğlu /Kastamonu Ajans
Koçcuvaz 2. Yayla Ağası İstanbul Nur yapı sahibi Hakan Ersöz oldu Kastamonu Çatalzeytin’li Ilgaz(Recep Bal) Tarkan versiyonu şarkıları ile katılımcıları 1,5 saat boyunca müzik ziyafeti verdi.
Tosya 10. Kültür ve Pirinç Festivali bugün saat 15:00 yapılan açılışla başladı.
Samanyolu Televizyonunda yayınlanan Maceracı programının yapımcı ve sunucusu Murat YENİ`nin sunuculuğunu yaptığı açılış programı oldukça yoğun ilgiyle izlendi. Açılışa Kastamonu Vali Yardımcısı Nurettin ATEŞ, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bahri GÖKÇEBAY, Kastamonu Milletvekili Musa SIVACIOĞLU, Kastamonu İl Emniyet Müdürü Yusuf ALBAYRAK, Tosya Kaymakam Vekili Refik HÖL, Tosya Belediye Başkanı Sait GÜLABACI ve Tosya Sivil Toplum Kuruluşları Birliği Yürütme Kurulu Başkanı Hüseyin EKEN, resmi kurum ve kurukluşların yönetici ve çalışanları, Sivil toplum kuruluşlarının başkan ve yöneticileri ile vatandaşlar katıldı.
Açılışta Tosya Belediye Başkanı Sait GÜLABACI, Tosya Sivil Toplum Kuruluşları Birliği Yürütme Kurulu Başkanı Hüseyin EKEN, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bahri GÖKÇEBAY, Kastamonu Milletvekili Musa SIVACIOĞLU ve Kastamonu Vali Yardımcısı Nurettin ATEŞ birer açılış konuşması yaptı. Yapılan konuşmalarda Tosya`ya yüksekokul açılması ve Devrez Kızlaryolu Barajının yapılmasının gerekliliğine vurgu yapıldı. Rektör, yüksekokul açılması için Tosyalıların el ele verek altyapı ve bina sorunlarını halletmesi halinde okulun açılmasında ve hoca kadrosunun oluşturlumasında elinden gelen desteği sağlama sözünü verdi.
Açılış programı kortej geçisi, OKS ve ÖSS`de Tosya`da dereceye giren öğrencilere başarı belgelerinin verilmesi, Tosya Belediyesi Folklar Ekibi, Makedonya Halk Dansları Topluluğu ve Azerbaycan Halk Dansları Topluluğu`nun gösterilerinin ardından sona erdi.
İlk gün programında bu akşam saat 20:00`de Cumhuriyet meydanında Popstar sanatçıları Erkan, Ayşen, Utku, Hazan ve Tamer konser verecekler. Festivalin ikinci günü olan yarın gündüz etkinlikler Cumhuriyet parkında pilav yarışması ve Makedonya halk dansları topluluğunun gösterisi ile başlayacak. Bisiklet Denge yarışması, Sera ürünleri ve pirinç yarışması yapılacak. Akşam ise ünlü sanatçı Ebru Yaşar konser verecek. Konserin öncesinde ise ışık, lazer ve havai fişek gösterisi yapılacak.
FOTOĞRAFLARLA AÇILIŞ PROGRAMI
tosya.gen.tr
17/08/2007
Saat ve Tarih:
10:52
,
17/8/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
Şenpazar Birlik Beraberlik Festivali, 27 Temmuz 2007 Cuma Günü öğleden sonra Atatürk Büstüne çelenk koymakla başlayan Festival , Cumartesi günü çeşitli etkinliklerle devam etti. 1500 M. Koşusu yapıldı 1.nci Ercan Atiş, 2nci Muhammet Gündüz üçüncü ise Emre Öz.Bunların derecelerine göre çeşitli hediyeler verildi. Atlı Karınca: Birinci Ekip; Umut Tunç , Sinan Melih Soysal. İkinci Ekip; Salih Ün, Uğur Öğretici. Üçüncü Ekip ; Fazıl Çelen Emre Yıldız.Bunlarada çeşitli hediyeler verildi. Halat Çekme Yarışını Kazanan Takım: Ferudun Kılıçoğlu , Cem Çınar , İsmail Koca, Adem Sak , Fikret Ay , Hüseyin Tunç , Bilal Çınar , Erkan Yıldız , İskender Çen ve Mustafa Tunç. Bu ekibe bir koç hediye olarak verildi. Eğlenceye Gelince Sarıyazma Ekibiyle başlayan eğlence tabiki Ali Osman Şakar’ın sunuculuğunda. İnebolu B. Bandosu ile güzelleşti.Ali Osman Şakar sunuculuk aralarında Cevdet Öztürk ‘ün Şenpazarla ilgili dörtlüklerinden okuyarak sunuculuğunu renklendirdi.Cümbüşcü Pala ve kızı: Kız henüz çok küçük fakat sanaat icrası çok güzel adeta katılanları büyüledi.Halise; Türk Halk müziğini mükemmel icra etti. Ebru ; gene aynı türden program yaptı. Ama konuklar Cesur Canla çoştu.Aralarda konuşmalar oldu.Belediye Başkanı , Ankara Şenpazar Der. Başkanı Selahaddin Gençdoğan.Piyango usulü çekilişler yapıldı. Ve harikaydı. Altın , Yücel Gündüzün eşi Döne Gündüz’ e çıktı ve Belediye Başkanı tarafından verildi.Diğer hediyeleri Garnizon komutanı ve Emniyet Amiri verdiler.Birlik beraberlik güzeldi.İstanbuldaki derneklerimiz temsilci gödermediklerinden isimleri okunmadı.Önümüzdeki sene festival tarihi ilan edildi. Haziran ayının son haftası olarak belirlendi. Önemli Not: Katılım çok kalabalıktı. Üçbine yakın katılımcının olduğu söylenmektedir.
Saat ve Tarih:
10:19
,
17/8/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
27 Ocak 2007 tarihinde tamiratına başlanan İlçemiz Merkez Ulu Camii tamiratı bitirildi. 27 Ocak 2007 tarihinde cemaatin yardımı ile caminin eşyası toplandı. Sadece duvarlarının ve mihrabının çini yapılması amacıyla caminin sıvaları dökülerek yeniden sıvandı. Halkın talepleri ile caminin ahşap olan tabanı sökülerek Aybasan Yakınca Mahallesi, Edeler Köyü, Korucak Mahallesi, Dereköy Köyü, Karaman Mahallesi ve betonda tekrar Aybasan Yakınca Mahallesi gençleri ve birkaç hayırsever tarafından unutulmaya yüz tutmuş imece usulü ile yaklaşık 220 m³ dolgu malzemesi kullanılarak tabana beton atıldı. Daha sonra duvarlar, mihrap, minber ve kürsü Kütahya çinisi ile kaplandı. Caminin tabanına yerden ısıtma sistemi yapıldı ve üzerine şap atıldı. Alt kattan çıkan lambriler üst kata monte edildi. Tavanda eskiyen yerlerin tamiratı yapıldı. Tavan ve duvarlar yeniden boyandı. Caminin ses sistemi yenilendi. Alt katına %100 yün halı yapıldı. Kubbelerine nakış süsleme yapıldı. Ayrıca yaz aylarında serinlemesi için camiye yedi adet vantilatör takıldı. Cami görevlilere tarafından bahçe düzenlemesi de yapılan Merkez Ulu Camii Şenpazar’ımıza yakışır bir cami oldu. Camide yapılan bütün bu çalışmalarda Müftülük personeli ile mahalle ve köylerde görev yapan bütün imam-hatipler örnek bir davranış sergileyerek çalışmalara katıldılar. İlave kısmında namaz kılınmaya devam edilen cami bazı eksiklikleri ile birlikte (taban halısı, ses sistemi, soğutma sistemi vs..) 27 Nisan 2007 Cuma günü tam kapasite ile kullanıma açıldı. 10 Ağustos 2007 tarihi itibarıyla soğutma sistemi de faaliyete geçirilerek planlanan bütün eksiklikleri giderildi.
Saat ve Tarih:
10:18
,
17/8/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
İlçemizin ileri gelenlerinden Merhum Hacı Hafız Şâkir Karaman Hoca Efendi yetiştirdiği talebeleri tarafından her yıl olduğu gibi bu sene de 03 AĞUSTOS 2007 Cuma günü Merkez Ulu Camii’nde yapılan mevlit programı ile anıldı.
Programdan önce Hoca Efendi’nin kabri talebeleri tarafından ziyaret edildi. Programa Hafız Şakir’in Şenpazar, Cide, Azdavay, Kurucaşile ve İstanbul’da ikamet eden talebelerinden kalabalık bir topluluk iştirak etti. Program sonunda kısa bir konuşma yapan Merkez Ulu Camii İmam-Hatibi Yüksel ÇAN Hafız Şakir Hoca Efendi’nin talebeleri tarafından her yıl böyle anılmasının güzel bir vefa örneği olduğunu ve bu programların bundan sonra da daha geniş bir katılım ile düzenlenmesi gerektiğini vurguladı. Program bitişinde katılan bütün talebeler beraber yemek yiyerek talebelik günlerindeki hatıralarını paylaştılar.
Saat ve Tarih:
10:17
,
17/8/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
Şenpazarlı gençlerin Şenpazar kampı başarı ile tamamlandı
Şenpazarlı gençlerin Şenpazar kampı başarı ile tamamlandı
Şenpazar Sosyal Yardımlaşma Kültür Ve spor Derneği ile Gençlik Komisyonunun birlikte düzenlediği Kamp programı harika bir şekilde tamamlandı.Kampa 1-Ergün Genç, 2-Yusuf Gündüz, 3-Yasin Tarı, 4-Ufuk Yeldan, 5-Selçuk Genç, 6-Murat Şakar, 7-Abdullah İrdem, 8-Gamze Gündüz, 9-Ülkü Yeldan, 10-Ebru Genç, 11-Yasemin Tarakçı, 12-Melek Eryılmaz, 13-Ebru Özşiray, 14-Ali Osman Özşiray, 15-Ezgi Yeldan, 16-Ayşe Baş, 17-Mehmet Tarı, 18-Okan Demir, 19-Neslihan Ay, 20-Fatma Kavasoğlu, 21-Aylin Sarı, 22-Melih Toprak, 23-Burcu İnel, 24-Nesli Erdem, 25-Osman Şakar, 26-Özlem Gündüz, 27-Ali Tetik, 28-Mine Sarı, 29-Murat Kıbıç, 30-Ferdi Gök, 31-Zehra Sarı, 32-Nihal Sarı, 33-Mukadder Tekin, 34-İnci İnç, 35-Özkan Toprak, 36-37Suat Karasu ve Eşi katılmıştır.
İsterseniz gelin 10 Ağustos akşamına gidelim.Saat 18:00 i gösterdiinde gençlik komisyonu yönetimi toplanmaya başladı.Sabahtan hazırlıklarını tamamlayan yönetim akşam saatlerinde son kontrollerini yaptı.Saat 20:50 gösterdiği sıralarda aileler evlatlarını ve yakınlarını uğurlamak için dernek binasının önüne geldiler.Birbirleriyle kandilleşen Şenpazarlılar böyle bir etkinliğin düşünce bakımından güzel olduğunu ve kazasız bir şekilde bittiği taktirde derneğimiz açısından bir ilk olacağını söylediler.Saat: 22:00 de derneğin önüne Şenpazar Seyahatten gelen araba yanaştı.Sabırsızlanan gençler bir an önce kendilerini arabaya atıp, 39 yıllık hasrete bir an önce son vermek istiyorlardı.Sıra vedalaşmaya gelmiş ve araba dualar eşliğinde yola çıkmıştı.Kavacık köprüsünde bekleyen Beykoz grubunuda alan araç, yoluna devam ederken serviste bir sessizlik hakimdi. Herkesin aklında tek bir soru vardı.Acaba bu şekilde sessiz ve sakin gidip gelinecekmiydi? Sitede ve çevrede çokca söz edilen eğlence yalanmıydı? Bu sorunun cevabı İstanbul sınırlarından çıkmaya yakın bir zamanda geldi.Anlaşılan bu sessizlik fırtına önce oluşan bir sessizlikmiş.Gençlerin keyfi yerine geldikçe ses tonları artıyor, arka planda çalınan şarkıya hep birlikte tempo tutuluyordu.Kolay değildi bir arabanın içerisinde bulunan gençlerin hepsi birbirlerine çok yakın akrabalardan oluşuyordu ama maalesef büyük kentin dezavantajlarından biri yakında olsa insanları birbirinden uzaklaştırıyordu. İlk olarak kandil simidi dağıtılmaya başlandı. Yemek konusunda gençler düşünceliydi.Tek düşündükleri ailelerin çocuklarıyla beraber gönderdiği yolluklardı.Bu aslında Türk halkının vazgeçilmez huylarından biridir.O kadar çok yiyecek gelmişti ki ancak çok azı tüketilebilmişti.Ata diyarı Kastamonu’ya gitmek o kadar değildi.İster istemez gençler heyecanlanıyordu.Birçok genç uyumadan yolu tamamladılar.Cumartesi sabahı saat 08:45 civarında gençler Kuztekke Mahallesine çıktılar.Büyük bir kalabalığın karşıladı gençler, köy odasında hazırlanmış sıcak mercimek çorbasını içtiler.Kahvaltıya çok sayıda köylünün yanı sıra Şenpazar Belediye Başkanı da katıldı ve kısa yaptığı konuşmada yapılması gerekenleri anlattı.Kahvaltının arkasından toplu resim çekildi.Daha sonra Kuztekke Mahallesinde bulunan türbe de dua okutuldu.Vakitlerinin darlığını bilen gençlerimiz servislerine binerek kamp programının gezi aşamasına geçtiler.Gezi esnasında mahalle muhtarı Turan Özşiray programı hatasız olması için çalışmalarda katkıda bulundu.Geziye Kızılcasu orman şefi gençlerimize tarihi yerleri gezdirirken bir rehber edasıyla anlatım yaptı. Gezilen yerler arasında; Kızılcasu da verilen mola esnasında kardeşlerimizin tertemiz sudan kana kana içtiler.Bazıları için yeşili maviyi bir arada, doğal şekilde görmek ilkez bu etkinlik sayesinde nasip oldu. Kaynak: www.senpazar.net
Saat ve Tarih:
10:15
,
17/8/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
Taşköprü Belediyesi, bu yıl 6-9 Eylül tarihlerinde yapılacak 21. Uluslararası Taşköprü Kültür ve Sarımsak Festivali'nin hazırlıklarına başladı.
Taşköprü Belediye Başkanı Mustafa Günay, "Festivalimizin 21.'sini Taşköprü'ye ve Kastamonu'ya yakışır bir şekilde gerçekleştirebilmek için yoğun çaba içerisinde çalışmalara devam ediyoruz. Bu sene de Taşköprülüleri ve tüm misafirlerimizi Türkiye'nin önde gelen sanatçılarıyla buluşturacağız. Taşköprü'ye ve festivalimize ilgi gösteren misafirlerimize layık olmaya çalışacağız ve her geçen yıl çıtayı en yükseklere çıkararak Taşköprü'yü bir dünya kenti yapma yolunda durmadan çalışacağız'' şeklinde konuştu.
iha
Yayın Tarihi : 9 Ağustos 2007 Perşembe
Saat ve Tarih:
11:32
,
10/8/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
Türkiye'nin halk mutfağı göz kamaştırıcı bir hazine
Türk halk mutfağı sayısız yerel yiyeceğin getirdiği zenginlikle donanmış. Ancak biz bu hazinenin yoksul bekçileriyiz. Yemek araştırmacılarına bir çağrı yapmak istiyorum: Yörelerimizde gizli kalmış mutfak kültürümüzü gün ışığına çıkartalım.
Bir zamanlar, ayda bir yazıyı yemek ve içki kitaplarına ayırsam diye düşünürdüm. Düşünür ama, yapamazdım. Nedeni ise, ortada bu kadar ciddi kitap olmamasıydı. Şimdi durum değişti. Bazı aylar o kadar çok kitap yayınlanıyor ki, hangisini ele alacağımı bilemiyorum.
Bu sayfada kendi yaptığım işlerden söz etmekten hoşlanmıyorum. Yapılan iyi bir iş başkalarınca değerlendirilmeli görüşünü muhafaza ediyorum. Ama bugün kuraldışı davranacağım. Çünkü konu beni aşan bir özellik taşıyor.
Şekerbank birkaç yıldır yılbaşlarında yiyecek-içecek kültürüne ilişkin kitaplar yayınlıyor. 2001 yılının kitabı ise ‘‘Halk Mutfağımız’’ idi. Doğrusunu söylemek gerekirse, öneri bana aitti. Belki bu yüzden yazma işi de üzerime ihale edildi!
MUTFAĞIMIZ HAZİNE Kitabın önsözünde yazdığım gibi, halk mutfağımızı göz kamaştırıcı bir hazineye benzetiyorum. Nasıl böyle söylemeyeyim? Çok ayrıntılı bir araştırmanın sonucunu değerlendiren Burhan Oğuz, sadece Kastamonu iline ait 632 özgün yerel halk yemeği olduğunu belirtiyor.
Türk halk mutfağı ayrıca sayısız yerel yiyeceğin getirdiği zenginlikle de donanmış bulunuyor. Buna bir de pişirme tekniklerindeki çeşitlilik eklenecek olursa, ortaya gerçekten ‘‘hazine’’ denmeye değer bir kültürel servetin çıktığı açıkça görülür.
Ancak ben, kendimizi de bu hazinenin yoksul bekçileri olarak gördüğümü itiraf edeyim. Bunda elbette insanlardan çok, iletişimin ve ulaşımın Türkiye'ye geç gelmiş olmasının rolünün büyük olduğunu düşünüyorum. Ulaşım ve iletişim arttıkça, bu müthiş hazinenin keşfedilmesi de hız kazanacak. Bir de yerel yiyecekler ulusal pazarda boy göstermeye başlarsa, ağzının tadına düşkün olanların bayram edeceğinden hiç şüphe edilmesin.
Türk halk mutfağı üzerine eşsiz bir kaynak-eser yazmış olan Burhan Oğuz, ‘‘Türkiye Halkının Kültür Kökenleri’’ adını verdiği ve tamamını mutfak konusuna ayırdığı eserinin birinci cildinde Anadolu yemeklerinden söz ederken, ‘‘Anadolu'nun yemek kitabını yazmak ciltler tutacak bir ansiklopedi düzenlemeye muadil bir iştir. Böyle bir işe kalkışacak değiliz’’ der. Aslında mutfak konusunda dünyanın önde gelen kültürlerinden birine sahip olduğumuz iddiasını sürdürmek istiyorsak bu işi mutlaka yapmak zorundayız. Yeri gelmişken Mecelle'deki bir hukuk kuralını hatırlatmak isterim. Burada ‘‘müddei iddiasını ispatla yükümlüdür’’ denir. Bugünkü dille söyleyecek olursak, iddia sahibi, iddiasını ispatla yükümlüdür. Dolayısıyla iddiayı ispatla mükellef olan biziz. Öyleyse, ne kadar zor olursa olsun bu büyük projeyi mutlaka tamamlamak zorundayız.
Osmanlı'nın kuruluşunun 700. yılı dolayısıyla yakın bir geçmişte saray mutfağı geleneği üzerine çeşitli araştırmalar yayınlandı. Doğrusu bu çalışmalar da yetersiz denecek ölçüde azdır. Ama asıl önemlisi, bu mutfak kültürünün altının da boşlukta kalması. Çünkü bütün dünyada bilinen bir gerçek ve geçilmiş bir yol var: Üst sınıfların kültürünü anlayabilmek için, halk kültürünü çok iyi bilmek gerekir. Avrupa'da, söz konusu iki kültür arasındaki köprüyü ‘‘romantikler’’ kurdu.
YEMEK TARİFİ YETMEZ Yabancı örnekleri çoğaltmadan bize dönelim. Divan şiiri gibi çok ağdalı olduğu söylenen bir dille yazılmış ve İran ve Arap edebiyatlarının ilham kaynaklarını paylaşmış bir edebiyat akımı ilk bakışta halktan tamamen kopuk sanılabilir. Oysa Yunus Emre, hatta Karacaoğlan alıcı gözüyle okunacak olursa, halk edebiyatı ile divan edebiyatı arasında uçurumdan çok, yakınlıklar göze çarpar.
Sözü tekrar mutfağa getirecek olursak, Türk mutfağının saraydan esinlenmiş klasik başyapıtlarını anlayabilmenin ancak çok zengin Anadolu halk mutfağını iyi bilmeye bağlı kaldığını söylemeliyim. Bir de gelecekteki çağdaş Türk mutfağı uygulamaları için, klasik mutfağımız kadar halk mutfağımızın zengin hazinesinin de esin kaynağı olacağını düşünüyorum. Sözünü ettiğim kitap, biraz da bu örnekleri sergilemek amacıyla kaleme alındı.
Türk halk mutfağı asla adı geçen kitabın dar çerçevesi içine sığdırılamaz. Ancak bu tür girişimler, adeta bir pilot proje olarak gündemde kalabilir. Böylesi çalışmalar, daha büyük projelere bir basamak taşı olmalı.
Türkiye'nin dört bir yanındaki yemek araştırmacılarına buradan bir çağrı yapmak istiyorum: Yörelerimizde gizli kalmış mutfak kültürümüzü, iğneyle kuyu kazmak pahasına, mutlaka gün ışığına çıkartalım. Bunu yaparken de yalnız yemek tariflerine takılıp kalmayalım. Yiyecek ve içecekle ilgili her konunun ilgi alanımız içinde kaldığını unutmayalım. Kap kaçak; sofra adetleri; pişirme teknikleri; özellikle bize özgü yiyecek ve içeceklerimiz ve nihayet yemeğe ilişkin akla gelebilecek her türlü şiir, destan, yazı bu alana girmekte.
Mutfak alanındaki büyüklüğümüzü ancak böyle ispat edebiliriz; hem dosta, hem de düşmana karşı!
Mağaraları, atlı turları, kayak pistleri, konaklarıyla turizmde yeni durak:KASTAMONU
Mağaraları, atlı turları, kayak pistleri, konaklarıyla turizmde yeni durak:KASTAMONU
04.03.2007 20:30:42
Kastamonu’da, turizmin topu topu beş altı yıllık bir geçmişi var. Kent merkezindeki 534 tescilli konağın birçoğunun ön cepheleri, birbirinden farklı mimarilere sahip.
Kentin, çoğu Osmanlı dönemi tarihi yapıları, valilik tarafından satın alınarak restore edilmiş, işlev kazandırılmış. Birçokları, içlerine sivil toplum örgütleri, vakıflar ve müzelerin yerleşmesiyle hayat bulmuş. Konakların restorasyonları Mimar Vedat Tek Anı, Sanat ve Restorasyon Merkezi tarafından yürütülüyor.
Yakın zamana kadar, kentte konaklayacak özellikli bir yer yoktu. Safranbolu’dan başlayıp içine Kastamonu, Amasya, Giresun, Trabzon, Çamlıhemşin, Artvin ve Erzurum’u alacak, bir hafta ya da on günlük bir turda, artık Kastamonu’yu da konaklama seçenekleri arasına alabilirsiniz.
Bölgenin bilinen en eski halkı, Gas Kavmi. Kastamonu adının, Gas sözcüğüyle, kendi dillerinde şehir, ülke anlamına gelen ‘tumanna’ ile birleşmesinden ortaya çıkan ve ‘Gaslar’ın Yurdu’ anlamına gelen, ‘Gastumanna’dan geldiği, varsayımlardan biri. Gaslar, MÖ 18. yüzyılda burada yaşadılar. Daha sonra, Kastamonu ve çevresi, Hitit, Frig, Kimmer, Lidya, Pers, Pontus ve Roma uygarlıkları arasında el değiştiriyor. Romalılar döneminde, bölge Paflagonya olarak anılıyor ve General Pompeius, bugün Taşköprü’nün olduğu bölgede yeniden bir şehir kurarak burasını eyalet merkezi yapıyor.
Bizanslılar, Danışmentliler, Anadolu Selçukluları ve Çobanoğulları’ndan sonra, kent Candaroğulları Beyliği döneminde bir bilim ve kültür merkezi haline geliyor. 1460’ta Osmanlı topraklarına geçiyor. Kurtuluş Savaşı sırasında, İnebolu, cephanelerin cepheye aktarıldığı önemli bir merkez. Savaş boyunca yapılan mitingler içinde, 10 Aralık 1919’da, yalnız kadınların düzenlediği gösteri, Türkiye’nin ilk kadın mitingi... Hiç düşman işgali görmemesine rağmen, Kastamonu, Kurtuluş Savaşı’nda, Anadolu’da en fazla şehit veren ikinci il olarak tanınıyor.
ŞEHİR TURU
Cumhuriyet Meydanı, Kastamonu’nun tarihi binalarıyla boy gösterdiği yer. Görkemli Hükümet Konağı, hemen dikkat çekiyor. Projesi, kentin ilk valilerinden Sırrı Paşa’nın oğlu, Ankara’daki I. Meclis Binası’nın da mimarı Vedat Tek tarafından çizilmiş. Hükümet Konağı bünyesindeki Kent Tarihi Müzesi, yepyeni ve Türkiye’de öncü bir müze. Hükümet Konağı’nın bodrum katında bir mezar bulunuyor. Bu, Cebrail Mahallesi’ne ve burada yaptırdığı camiye adını veren Cebrail Efendi’nin mezarı. Hükümet binası inşa edilirken kaldırılmamış. Hemen Hükümet Konağı’nın yanında, Eski Memleket Kütüphanesi ve bugünkü Resim ve Fotoğraf Galerisi var. Atatürk’ün 1925’te yaptığı Kastamonu gezisi sırasında, 500 lira para bağışıyla, ilk Memleket Kütüphanesi açılmış. Yine bu meydanda, Türkiye’de İstanbul, Galatasaray Lisesi’nden sonra ikinci, Anadolu’da ise açılan ilk İdadi (Lise) olan ve Vali Abdurrahman Paşa tarafından 1884 yılında yaptırılan Eski Kastamonu İdadisi binası var. Türkiye’nin en büyük İstiklal Savaşı ve Atatürk anıtlarından biri olan Atatürk ve Şehit Şerife Bacı Anıtı da Cumhuriyet Meydanı’nın haşmetine katkıda bulunuyor. Heykeltıraş, Prof. Dr. Tankut Öktem’in anıtı, kentin önemli sembollerinden. Şerife Bacı, 1921’in soğuk bir şubat günü, cephane ve altı aylık bebeğiyle yola çıkıyor. Üstlerini örtmek için, ince tek bir yorganı var. Kastamonu Kışlası’nın önüne geldiğinde, donarak şehit oluyor. Anıtta, önden yürüyerek kağnısını çeken Şerife Bacı’nın kişiliğinde, kent kadınlarının savaştaki fedakarlıkları sembolleşiyor.
TARİH İÇİNDE YEMEK KEYFİ
Saat Kulesi, kentin bir başka belirgin sembolü. Rivayete göre, İstanbul, Sarayburnu’nda imiş ve düzensiz çalışırmış. Kastamonu’dan istek gelince, sökülüp gönderilmiş. Saat şimdi kent merkezinin birçok yerinden duyuluyor. Kastamonu Kalesi, kentin görkemli yapılarından. Özellikle kentin ismini, burasıyla ilgili olarak anlatılan bir efsanenin ardından almış olması, kaleyi daha gizemli hale getiriyor. Arkeolojik SİT alanı olan kale, ilk olarak, 12. yüzyılda Bizans döneminde, Komnenos Sülalesi tarafından yapılmış. 112 metre yükseklikteki bir tepe üzerindeki kalenin, zamanında kenti çeviren dış surları, Karaçomak Deresi kenarına kadar uzanır, kuzey ve güney yönlerindeki vadiler boyunca da dolanırmış. Bugün hiçbir şey kalmamış. İç Kale Bizans döneminden kalma. Bugün görülen kule ve burçlar ise Candaroğulları ve Osmanlı dönemlerinden.
Kalenin eteğindeki Ata Bey Gazi Camii, Kastamonu’nun en eski ve en büyük camisi. Kitabesine göre, yapılış tarihi 1273. Duvarlarında devşirme taşlar kullanılan, ahşap tavanlı camide, giriş kapısından mihraba doğru sıralanan 40 ahşap direk var. Bu nedenle buraya halk arasında, ‘Kırk Direkli Cami’ de deniliyor. Endüstri Meslek Lisesi yanında, kentin en eski kaya mezarı, Ev Kaya Mezarı var. Yerden sekiz metre yükseklikte oyulan mezar, üç girişli ve üç mezar odalı. Mezar alınlığında, birer kanatlı aslan kabartması görülüyor. Mezarın sağ tarafı M.Ö. 7. yy.’da Paflagonyalılar, sol kısmı ise M.S. 1. yy.’da Romalılar döneminde yapılmış. Cevizli Park’ın üzerinde yükselen kayalıktaki iki kaya mezarıysa, Şehinşah Kaya Mezarı olarak biliniyor.
Mezarların bulunduğu kayalığın üzerinde, kentin en turistik noktalarından İsmail Bey Külliyesi var. Şehinşah Kayası’nın üzerine, temel kazısı yapılmadan, sert kayalık alana inşa edildiğinden, İsmail Bey Camii, halk arasında ‘Temelsiz Cami’ olarak da biliniyor. Bahçesindeki şadırvanın etrafı, zaman zaman gençlerin buluşma yeri. Külliyenin batı tarafındaki yapı, kesme taş işçiliğiyle dikkat çeken, İsmail Bey Türbesi. Türbenin girişindeki tonoz içinde, halk arasında İsmail Bey’in suretinin görüldüğü söyleniyor. İsmail Bey Külliyesi’nde, cami ve türbenin yanısıra, medrese, imaret, vakfiye, hamam ve Deve Han bulunuyor. Deve Han, bahçesi ve yöresel yemekleriyle, kentte soluklanmak için en güzel yerlerden biri.
HANLAR OTEL OLUYOR
İsmail Bey Külliyesi’nin sessizliğiyle tezat içindeki Nasrullah Külliyesi’nin bulunduğu Nasrullah Meydanı, Kastamonu’nun kalbi ve en canlı noktası. Külliyede, cami, şadırvan, köprü ve medrese var. II. Beyazıt döneminde, 1506’da, Nasrullah Kadı tarafından yaptırılan külliyenin camisi de aynı döneme ait. Külliye medreseleri içinde, restorasyonun ardında, en çok hayat bulan Münire Medresesi (Bayraklı Medrese). Kentin en canlı meydanındaki bu renkli El Sanatları Çarşısı, 1746 yılında, Reis-ül Küttab Hacı Mustafa Efendi tarafından yaptırılmış. Bina, uzun yıllar, Vakıflar Öğrenci Yurdu olarak kullanılmış. 23 revaklı odada, bugün doğal ürünler, kumaşlar, halılar satılıyor, kente özgü el sanatı ustaları üretim yapıyorlar. Kentte ticari yaşantısını sürdüren ender yapılardan olan, Nasrullah Meydanı’nın batısındaki Aşir Efendi Hanı, 1748 yılından kalma.
İpek Yolu üzerinde bulunduğundan, ticaret amacıyla yollara düşenlerin konaklamaları için Kastamonu’da birçok han inşa edilmişti. Bugün bazılarını turizm amaçlı konaklama tesisi ya da çarşı haline getirmek için çalışmalar sürüyor. Bunlardan biri, şu sırada boş olan Kurşunlu Hanı. Bir diğeri de, İç Terziler Sokağı’nda, eski adıyla Tellál Pazarı olarak bilinen yerde, bir süredir kapalı olan Cem Sultan Hanı. Hanlar değerli eşyaların da alınıp satıldığı yerler olduğundan, buraları askerler korur, güvenlik nedeniyle de pek pencere konmazmış. Penceresi olmadığından, Cem Sultan Hanı’na Karanlık Bedesten de deniyor.
Meydanda, 1960’lara kadar toprak altında kalan, Çobanoğulları döneminden Frenkşah Hamamı var. Frenkşah Sultan Sofrası açılıp yöresel tatlar sunmaya başlamadan önce, insanlar, meydanda yürürken toprak altındaki bu hamamın üzerine basıp geçiyordu.
Nasrullah Meydanı yakınında, bugün sadece kapısı kalan, önemli bir yapı Darüşşifa. Bu Selçuklu dönemine ait, uygulamalı tıp eğitimi hastanesi, 1827 yılında bütünüyle yanmış. 13. yüzyıla tarihlendirilen hastanenin bir metreden kalın kapısı, taş işçiliği açısından görülebilir.
Kastamonu’da en çok ziyaret edilen türbeler arasında Şeyh Şa’ban-ı Veli (Hz. Pir) Türbesi var. Türbenin içinde 16 sanduka bulunuyor. Bunlardan ortada, en gösterişli ve dövme pirinç parmaklıklı kafes ile çevrili olanı, 16. yüzyılda yaşamış olan Şeyh Şa’ban-ı Veli’ye ait. Ayrı bir binada, Şeyh Şa’ban-ı Veli Sergi Salonu var. (Gümüşlüce Cad. 0366 214 10 87)
Kastamonu el dokumaları ve ahşap oyma işçiliğiyle meşhur. Munire Medresesi El Sanatları Çarşısı’ndaki odalar, Kastamonu’ya özgü el sanatlarını yaşatma mücadelesinde olanlara, kira almadan veriliyor. Yazın burası kentin en renkli yerlerinden biri, masalar dışarı çıkarılıp üretime devam ediliyor. Kastamonu’nun en usta oymacısı, fındık ağacından Daday sepetleri, en usta bakırcı, ağacı yakarak yaratılan tabloların satıldığı Dost Sanatevi burada.
Paflagonya Organik
Bu küçük dükkanda, bir ömre sığamayacak kadar şifa var... Sahibi Mustafa Afacan, gününü antikçağın yemek tariflerini anlatan kitaplar okuyarak, köy köy dolaşıp keten tohumu toplayarak geçirir. Bu arada bir müşteri, tavsiye ettiği keten tohumu kolesterolünü düşürdüğü için mutluluktan uçuyordur. Mustafa Bey’in her sattığı birden çok şeye yarar; kızılcık tarhanası, üryani eriği, kepekli pirinç, kepekli su değirmeni unu, keten tohumu, siyez bulguru... Şifa dolu, harika, hediye sepetleri var... İsteyene kargoyla gönderiyor. Münire Medresesi, El Sanatları Çarşısı No: 19, 0366 212 51 58
Yeşil Mekik
Daday el dokumaları, masa örtüleri, yatak örtüleri, mutfak takımları, taş baskı sofra bezleri... Eflani Cad. No: 15, Daday, Kastamonu, 0366 214 29 20
Dibek Dövme Kahve ve Salep
Zeki Bey’in dükkanı mis gibi kahve kokuyor. Ama bu bildiğiniz kahvelerden değil. Bir kahvehaneye girip deneyin, iyi pişirilmiş dibek kahvesinin tadına doyum olmuyor. Mahkemealtı, Ovalı Pazarı No: 8, Kastamonu, 0366 214 29 42
Kastamonu El Dokuma Sanatları
50 yıl öncesinin dokuma kültürünün canlandırılması için, köy ve atölyelere yerleştirilen tezgahlarda, çoktandır unutulmuş yöresel motifler köylerdeki sandıklardan bulunup çıkarılıyor ve yeniden yaratılıyor. Pamuk, yün, keten her şey yüzde yüz el dokuması. Azdavay Kuşağı, Sini Bezi, İnebolu Cenberi, Kastamonu Bağlamaları, Selalmaz Cenberi gibi çeşitlerin yanısıra perdeler, gömlekler ve Beymen gibi ünlü markaların da dokuttuğu çarşaf, nevresim ve yastık takımları benzerleri de burada satılıyor. Kastamonu Valiliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, El Dokumaları Atölyesi, Sanat Okulu Cad. No: 28, Kastamonu, 0366 214 99 36
Akkase Hat ve Ebru
Rafet Bey’in hat ve ebrularını inceleyebilir, ebru yapışına tanık olabilirsiniz. El Sanatları Çarşısı, Münire Medresesi No: 8, Kastamonu, 0366 212 26 60
El Sanatları Araştırma
Enstitüsü Müdürlüğü Yöresel el dokumalarının yanı sıra buranın asıl özelliği, Kastamonu’nun meşhur ahşap oyma işçiliğinin muhteşem birer örneği olan mobilyaları... Paravanlar, sedirler, masalar, koltuklar, şifonyerler, kündekari sehpa, çeyiz sandıkları... İnönü Mah. Kışla Cad., Kastamonu, 0366 214 14 40, www.kastamonuelsanatlari.gov.tr, 09.30- 17.30, yazın daha geç saatlere kadar açık.
ILGAZ DAĞI
Sıra beklemeden kaymak mümkün
Batı Karadeniz’in sıradağları olan Ilgaz Dağları’nın zirvesi 2587 metre. Amasyalı coğrafyacı Strabon, dağın her tarafının Paflagonyalılar’a ait tapınaklarla dolu olduğundan bahseder. 1088 hektarlık bir alana yayılan meşelikler, kayın ağaçları, ladin ve göknarlarla kaplı Ilgaz Milli Parkı, Çankırı, Çorum, Kastamonu illeri arasında kalıyor. Zengin bitki örtüsü sayesinde, aşırı avlanmaya rağmen, nesillerini devam ettiren geyik, karaca, ayı, yaban domuzu, kurt, tilki, tavşan, keklik gibi yabani hayvanlara burada uygun yaşama ortamı var. Yılın altı ayı karla kaplı olan Ilgaz Dağı’nda, kışın kayak sporu yapılabildiği gibi, bahar ve yaz aylarında da doğa yürüyüşleri düzenleniyor. Bütün bir yıl süregelen spor faaliyetleri nedeniyle, bazı tesisler, 12 ay açık. Ilgaz Kayak Merkezi, Kastamonu’da yoğun olan çam ormanı örtüsünden fazlasıyla nasibini almış. Milli Park’ın tam kalbinde, çam ormanlarının içindeki kayak merkezindeki bütün oteller, Gençlik Spor ve İl Müdürlüğü’nün (0366 239 10 19), 900 metre uzunluğundaki telesiyeji ve 1.5 km. uzunluğundaki teleskisinden yararlanıyor. Kastamonu’ya yarım saat mesafedeki Ilgaz Kayak Merkezi’nin, diğer merkezler kadar popüler olmamasından kaynaklanan avantajları var. Burada tatil ya da bayram günlerinde sıra beklemeden kaymak mümkün. Kayak sporuna yeni başlayanların keyif alacakları koşullar var. Ayrıca, özellikle snowboar’da yeni başlayanlar için, pistler oldukça sakin. Uygun kayak malzemesi kiraları ve lift ücretleri, burada kayağı pahalı bir spor olmaktan çıkarıyor. Manzara etkileyici ve kar kalitesi iyi.
KASABA KÖYÜ
MAHMUTBEY CAMİİ
Kastamonu’ya gelmişken, Daday yönünde, 18 km. mesafedeki 634 yıllık ahşap Mahmut Bey Camii’ni görmek, bu yörenin olmazsa olmazıdır... Bu öyle bir camidir ki, sadece fotoğrafına bakarak, burnunuza ahşap kokusu gelebilir. Ahşabın verdiği sıcaklık, yaşanmışlık duygusu bir yana, 14. yüzyıldan kalma bu cami, yapılış tekniği, tavan süslemeleri ve tabii ki muhteşem kapısıyla, gerçekten de baş döndürücü. Minare, orijinal değil. Köyün muhtarı ya da imamı, caminin içini görmek isteyenlere yardımcı oluyor. Kasaba Köyü için, Kastamonu- Daday yolu üzerinden 14. km.’deki işaretli sapaktan sapılıyor. 4 km. sonra ahşap evlerle dolu, bu güzel köydesiniz.
KAÇIN
Kastamonu civarında gezilecek harika bir doğa olduğunu bilmemek
Kastamonu’da yeni açılan butik otellerden haberdar olmamak
Valla Kanyonu’na tek başına, izinsiz gitmeye kalkışmak
Kastamonu’da gece eğlencesi aramak
YAKALAYIN
Yöresel tadları Eflanili Konağı’nda denerken, Canan Hanım’dan tarifleri dinlemek
TURGED’in rehber ya da broşürleriyle, keyifli bir Kastamonu gezisi yapmak
Maceracılar için; dünyanın 4. büyük mağarası olarak bilinen Ilgarini Mağarası’nda yürümek
Pınarbaşı ve civarını keşfetmek
MÜZELER
Kastamonu Kent Tarihi Müzesi Türkiye’nin ilk kent tarihi müzesi, Kastamonu’nun vitrini. İki yıl önce, 1902 tarihli Hükümet Konağı’nda açılan bu yepyeni müze, kentin geriye dönük arşivinin oluşturulması amacıyla kuruldu. Müzenin idealist sorumluları, kapıdan bir kişi bile girse, buranın detaylı turunu yapmaya hazır. Burada, her türlü doküman, obje ve bilgininin dijital aktarımı yapılıyor, çoğaltılarak paylaşıma sunuluyor. Müzede, Kastamonu tarihinin sosyal boyutunun aktarılmasında önemli bazı eşyalar da sergileniyor. Türkiye’de üretilmiş ilk el yapımı, konsol piyanolardan biri de burada. Filmlerin gösterildiği sinevizyon odası, herkese açık. Ayrıca boş CD getirenlere, ilgilendikleri konuda kopya çıkarılıyor. (Kastamonu Valiliği, yedi gün, kışın mesai saatlerinde, yazın 20.00’ye kadar açık.
0366 212 72 82)
Liva Paşa Etnoğrafya Müzesi
Müze olarak hizmet veren konağın ilk katında, Kastamonu el sanatları ürünleri, ikinci katında ise konağın bütün eşyaları mankenlerle canlandırılarak sergileniyor. Müzenin kuşkusuz en önemli parçası; Kasaba Köyü’ndeki Mahmut Bey Camii’nin 1997’de çalınan, bir süre sonra bulunan, olağanüstü bir ağaç oyma işçiliğine sahip kapısı. (Hepkebirler Mah., Sakarya Cad. No: 5, Pazartesi günü hariç, her gün 08.00- 12.00 ve 13.00- 17.00 arası açık, 0366 214 01 49)
Ellezler Konağı El
Dokumaları Müzesi İyi bir restorasyon görmüş Ellezler Konağı’nın her katındaki odalar, eskiye sadık kalınarak, çok hoş bir şekilde döşenmiş; sofalar, yatak odaları, yer sofraları ya antika el dokumalarıyla süslenmiş ya da bugün Kastamonu Valiliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, El Dokumaları Atölyesi Sanat Okulu’na bağlı köylerde ya da atölyelerde yapılan, yöreye özgü model ve desenlerle yeniden canlandırılmış. Önce El Dokumaları Atölyesi Sanat Okulu Cad. No: 28’e uğrayın, oraya çok yakın olan Ellezler Konağı’nı sizin için açacaklardır. Konakta satış yeri de var. 0366 214 99 36
Atlı turlar 5.5 dönüm arazide, nisandan kasıma atlı turlar, Halaçoluğu Yaylası’nda piknikli yürüyüşler, inekler, kazlar, tavuklar arasında köy yaşantısı... Ormanla çevrili dokuz odalı, tam pansiyon konaklama için Çömlekçiler Atlı Turizm’den, sempatik Bülent Bıyıklı’yı arayın. Daday, Kastamonu’nun 30 km. batısında, 8 km. daha batıda, Çömlekçiler Köyü var. Rezervasyon şart. 0366 621 42 18
Valla Kanyonu’na (asıl adı Varla Kanyonu) turla gidebilir ya da Pınarbaşı’ndan bir saatlik stabilize bir yolla Sumenler Köyü’ne varıp burada rehberlerin rehberi, 12 yıllık gönüllü Kör Ali, namı diğer Pınarbaşı Tarzanı, Ali Subaşı’nı bulabilirsiniz. Kör Ali’nin yürüyüşlerinde, 1230 metreden, 12 kilometreye kadar uzanan vahşi doğayı seyredebilir, ayıları balık avlarken görebilirsiniz. 0366 771 32 22- 0543 422 05 28 (cep bu bölgede çekmiyor). 64 yaşındaki Pınarbaşı Tarzanı turlar düzenlerken, 24 yaşındaki hanımı da yöresel yemeklerle sizi misafir ediyor. Mağara ve kanyon tabelalarının altında, 30 km. boyunca Kör Ali yazar. Sumenler Köyü Dinlenme Tesisi, 22 yataklı konaklama yeri ücretsiz.
lgarini Mağarası; dünyanın dördüncü büyük mağarası olduğu söyleniyor. 160- 220 milyon yıllık bir süreç içinde oluşmuş. Mağaradaki sarkıt dikitler, bir milyon yıllık. Uzunluğu 858, derinliği 250 metre. Geç Roma ve erken Bizans döneminde, yerleşim ve dini amaçlı kullanılmış. Mağarada, lahitler, kilise şapeli, su sarnıcı var. Bu bölgede yaklaşık 70 mağara var. Hepsi Kör Ali’den sorulur.
Cide’den Abana’ya uzanan 135 kilometrelik sahildeki koylar ve plajlar...
Pınarbaşı Ilıca Şelalesi’nde serinleyebilir ve civarında piknik yapabilirsiniz. Kastamonu- Daday- Azdavay güzergahı üzerinden Pınarbaşı’na varmak 97 km. Safranbolu- Eflani’den Pınarbaşı ise 64 km.
AÇIKLAMA
Geçen haftaki Seyahat Eki’nde yayımlanan, Çorum Saat Kulesi, Belediye Binası, Kızılırmak ve İncesu Kanyonu fotoğrafları, Dr.S. Ateş Velidedeoğlu’na aittir. Kendisine teşekkür ederiz.
Yine geçen hafta fotoğrafı yayımlanan Hitit Fırtına Tanrısı Teşub’un heykeli, Amasya’nın Doğantepe kasabasındaki kazılarda bulunmuştur ve dünyadaki tek örneği Amasya Müzesi’ndedir.
Kastamonu ili Batı Karadeniz bölgesinde 41 derece 21′ kuzey enlemi i!e 33 derece 46′ doğu boylamları arasında yer alır. Deniz seviyesinden yüksekliği 775m.dir.Yüzölçümü 13.108,1 km2dir.
Kastamonu İli çoğunlukla engebeli arazilerden oluşmaktadır, ilin kuzeyinde Batı Karadeniz Dağları bulunmaktadır. Karadeniz sahiline paralel olarak isfendiyar (Küre) Dağları uzanmaktadır. Münferit olarak Yaralıgöz Dağı (1985m.), Göynük Dağı (1770m.), Dikmen Dağı (1471m.), Kurtgirmez Dağı (1450 m.) ,Güruh Dağı (1493m.), Ballıdağ {1400 m.),lsırganlı Dağı, Harami Dağı ve Elek Dağı önemli yükseltileri teşkil etmektedir. İlin güneyinde ise İlgaz Dağları uzanmaktadır. Bu Dağlar yüksek ve devamlıdır. Kuzeyde Gökırmak ve Araç Çayı, güneyde ise Devrez Çayı vadileri ile sınırlanmıştır. En yüksek noktası Çatalılgaz tepesi (2565m.) dır.
Kastamonu ili genel olarak dağlık olduğundan geniş ovaları yoktur. Buna karşılık vadiler etrafında ovacıklar göze çarpmaktadır. En önemlisi Gökırmak vadisidir. Devrez vadisinin il hudutları içinde kalan kısmı Tosya Ovasını meydana getirmektedir. Araç Çayı ve Daday Çayt gibi küçük çayların oluşturduğu ovalarda oldukça küçüktür.
2.Doğal Bitki Örtüsü
Kastamonu ilinde orman ve fundalıklar önemli bir oran teşkil etmektedir (%64), ormanlar daha fazladır (%56) ve Kastamonu İl merkezinin kuzeyinde sahil şeridi boyunca uzanan dağ silsileleri üzerinde iyice sıklaşır ve bu bölgeler sık orman bölgesidir.İlin Güneyinde İlgaz bölgesinde de yaprağını dökmeyen oldukça sık orman örtüsü hakimdir, ilde genelde orman ağaçları Kızılcam, Karaçam, Sarıçam, Göknar, ardıç gibi ibrelilerle Kayın, Meşe, Kavak, Kestane ve Çınar gibi yapraklılardan oluşmaktadır. Ayrıca Ormangülü, Çobanpüskülü, Kocayemiş, Böğürtlen, Yabani fındık gibi ağaççıklar da görülmektedir. Yağış ve nem oranı yüksek olduğundan zengin bir orman altı örtüsü vardır.
Ağaç örtüsünün bulunmadığı ve tarım yapılmayıp mera olarak kullanılan kısımlarda çeşitli türden buğdaygil ve baklagil yer bitkileri yer almaktadır. Bunun dışında örtünün bozulduğu yerlerde bazı dikenli bitkiler görülmektedir.
3.Kastamonu İli Fizyoğrafyası
Kastamonu İli çoğunlukla engebeli ve karışık arazilerden oluşmaktadır. İlin kuzeyini batı Karadeniz dağları kaplamaktadır. Karadeniz sahiline paralel olarak uzanan bu sıradağlara İsfendiyar (Küre) dağları adı verilir. Münferit olarak Yaralıgöz dağı (1985m), Göynük dağı(1770m), Dikmen dağı (1471m), Kurtgirmez dağı(1450m), Güruh Dağı(1493m), Ballı dağı (1400m), lsırganlı dağı, Harami dağı ve Elekdağ önemli yükseltileri teşkil etmektedir.İlin Güneyinde ise Ilgaz dağları uzanmaktadır.Bu dağlar yüksek ve devamlıdır. Kuzeyde Gökırmak ve Araç çayı, Güneyde ise Devrez çayı vadileri ile sınırlanmıştır. En yüksek noktası Çatalılgaz tepesi (2565m)’dir.
Kastamonu İli genel olarak dağlık olduğundan geniş ovaları yoktur. Buna karşılık vadiler etrafında ovacıklar göze çarpmaktadır. En önemlisi Gökırmak vadisidir.Devrez Vadisinin İl hudutları içinde lalan kısmı Tosya Ovasını meydana getirmektedir.Araç Çayı ve Daday Çayı gibi küçük çayların oluşturduğu ovalarda oldukça ufaktır.
İlde plato olarak Devrekani Ovası ile İlgaz eteklerinde oluşmuş Kadı Dağı gösterilebilir.
4.Kastamonu İli Drenaj Yapısı
Kastamonu ilindeki suların drenajı Gökırmak, Devrez çayı, Valay çayı, Araç çayı ve bunların kolları tarafından sağlanmaktadır. Gökırmağın en Önemli kolları Karaçomak, Karasu, Kumluca, Karadere. Akkaya ve Dona dereleridir ve Taşköprü İlçe sınırlarına kadar Daday çayı ismi ile akar. Valay çayı Devrekani sınırları içinden çıkarak Cide yakınlarından denize dökülür. Devrez çayı Ilgaz dağlarının güney eteklerinden çıkarak Tosya civarından geçer ve doğuya doğru akarak Kargı civarında Kızılırmağa karışır.Araç çayı Ilgaz dağlarından çıkıp Araç ilçesinden geçerek Karabük’te Soğanlı çayı ile birleşip Filyos adını alarak yoluna devam eder.
5.Alt Yapı
TOPLAM YOL AĞI
a) Karayolu
1.421 Km
b) Köy Yolları
10.139 Km
Asfalt
555 Km
Stabilize
5.198 Km
Tesviye
2.925 Km
Ham Yol
1.434 Km
KÖY İÇME SULARI
a) Sulu
b) Yetersiz
c) Susuz
Toplam
6.Su Kaynakları Ve Sulama Durumu
İlin başlıca su kaynakları Gökırmak, Devrez çayı, Devrekani çayı, Valay çayı, Araç çayı, Daday çayı, Karaçomak çayı ,Karasu, Kumluca , Karadere, Başören ve Dona dereleridir. Tüm derelerin sulama suyu olarak kalitesi T2, A1′dir. Yani sulamada toprakta yaratacağı, tuzluluk zararı orta ,sodyunv zararı düşüktür.Buda çok bitkinin sulanmasında kullanılabilir niteliktedir.
İlimizde sulamaya elverişli tarım arazisi 212587 hektar olup , toplam tarım alanı olan 367.445 hektar arazi içersindeki payı % 58′dir. Geriye kalan % 42′lik 154858 hektarlık tarım alanı ise kuru tarım yapmaya elverişlidir.
Sulamaya elverişli olan 212587 hektar tarım arazisinin ancak % 24′ü olan 51587 hektarlık bir bölümü sulamaya açılmıştır. Sulanan alan ilin toplam tarım alanının % 14′ünü teşkil etmektedir. İlde sulamaya elverişli durumda olup da sulamaya açılmayan 161000 hektar alanın sulamaya açılmasıyla İlde tarım ürünleri verim ve üretim miktarlarında oldukça büyük artışlar olacaktır.
7.iklim
Kastamonu İl sınırları içinde iklim genellikle birbirinden ayrılan iki Özellik gösterir. Karadeniz sahil kesiminde mutedil, iç kesimlerde yükseklikleri fazla ve denize paralel olan İsfendiyar dağ silsilesinin iç bölge ile irtibatını kesmesinden dolayı sert ve karasaldır. İlde yağış ilçelere göre farklılıklar gösterir. İç kesimden merkez ilçe , Tosya ve Devrekani, sahil kesimden İnebolu’ya ait iklim verileri aşağıda çıkarılmıştır.
8-Arazi Varlığı ve Arazinin Dağılım Durumu
Kastamonu ülkemizin önemli ormanlık alanlarından biridir, il arazi varlığının büyük kısmını ormanlık alanlar oluşturmaktadır. Tarım alanları ormanlık alanların yarısından daha azdır.
9.Kastamonu İli Toprak Yapısı
Kastamonu İlinde iklim, topografya ve ana madde farklılıkları nedeniyle çeşitli büyük toprak grupları oluşmuştur.Bunların yanı sıra toprak örtüsünden yoksun bazı arazi tipleri de görülmektedir.
Kastamonu İli toprak varlığının büyük bir kısmı organik maddece zengin orman toprağı içermektedir.İklim ve fizyoğrafik yapının müsaade ettiği kadar üzerinde her türlü kuru tarım ve sulanabilen alanlarda da sulu tarım kültürü yapılması uygundur.
Sebze Ekılış, Üretimi Ve Verimi
İlimiz sebze üretimi yönünden çok zengin olmamakla birlikte, iklim ve arazi şartları İmkan verdiği ölçüde değişik sebzelerin üretimi yapılmaktadır. Aşağıdaki Tabloda 2004 yılı sebze ekiliş, üretim ve verim durumuna ait değerler görülmektedir.
İlimizde sebze üretiminin az olmasının en önemli sebebi kışların uzun ve sert geçmesi ve bazı sebzelerin yetişmesine imkan sağlayacak vejetasyon süresinin yeterli olmamasıdır. Ancak buna rağmen ilin sebze ihtiyacı yaz aylarında büyük ölçüde karşılanabilmektedir.
En çok üretimi yapılan sebzeler arasında taze fasulye, lahana ve marul gibi sebzeler sayılabilir.
2004 Yılı Faaliyetleri
Önceki yıllarda olduğu gibi DİE ve diğer kurum ve kuruluşlardan gelen yazı ve istenen bilgilere zamanında cevap verilmiştir. Ayrıca İstatistik birimi II Bilgi İşlem birimi şeklinde faaliyet göstererek Kastamonu ili genel ve tarımsal yapısı hakkında olabildiğince bilgi toplamaya çalışmıştır. 2004 Yılında bütün veriler bilgisayar ortamına kaydedilerek bundan sonra verilere daha kolay ulaşılması sağlanmıştır.
İl genelinde Köyler bazında Muhtarlıklar kanalıyla tarımsal konulardaki istatistiki bilgilerin sağlam bir temele oturtulması amacıyla çalışma başlatılmış olup halen bu çalışma devam etmektedir. ■
Tarla Ürünleri Ekiliş Üretim Ve Verimi
İlimizde tarla bitkileri ekiliş alanları içersinde en önemli yeri buğday almaktadır. Ancak hububat ürünlerinin İlimizde verimliliğinin yüksek olmadığı ve bu sebeple hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı İlimizde hububat ekim alanlarının yerine yem bitkilerinin ekilmesinin daha karlı olacağı düşünülmektedir.
İlimizde endüstri bitkilerinden şeker pancarı ve kenevir üretimi, bu ürünlerle ilgili fabrikaların bulunması nedeniyle, önemli bir ekonomik hareketliliğe sebep olmaktadır. Bu fabrikaların hammadde ihtiyaçları büyük ölçüde il genelindeki üretimden karşılanmaktadır.
Sarımsak üretimi ilimiz Taşköprü ilçesinde yapılmakta olup, nicelik ve özellikle nitelik yönünden ülkemiz sarımsak piyasasında önemli bir yeri vardır. Özellikle son yıllarda sarımsak fiyatlarındaki artışlar bu ürüne olan ilgiyi giderek artırmaktadır. İl Müdürlüğümüz sarımsak üretiminin daha teknik ve ekonomik yapılabilmesi için Sarımsak Üretiminde Makineleşme Projesi geliştirerek İl Özel İdare Müdürlüğünün katkıları ile uygulamaya koymuştur. Bu amaçla sarımsak kalibre ve dikim makinesi getirilerek, çiftçilerin hizmetine sunulmuştur. Böylece çiftçilerimizin zaman ve tohumluk israfı önlenerek, üretimde verimliliğin artması sağlanmıştır.
Pirinç üretimi. Tosya ve Hanönü İlçelerimizde yapılmakta ve ülke genelinde isim yapmış olan Tosya pirincinin İlçenin sosyo-ekonomik yapısına katkısı önemlidir.
Saat ve Tarih:
10:45
,
9/8/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
12. CİDE RIFAT ILGAZ SARIYAZMA KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ YAPILDI
12. CİDE RIFAT ILGAZ SARIYAZMA KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ YAPILDI
RIFAT ILGAZ KÜLTÜR VE SANAT EVİ AÇILDI
Kadir İncesu
Rıfat Ilgaz ölümünün 14. yılında doğum yeri olan Kastamonu’nun Cide ilçesinde düzenlenen Cide Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali kapsamında yapılan etkinliklerle anıldı.
Bu yıl 12. si düzenlenen Cide Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali’ne CideKaymakamı Mustafa Ayhan, Cide Belediye Başkanı Nejdet Demir, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bahri Gökçebay, CHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım, Aydın Ilgaz, Nilgün Ilgaz, İstanbul’dan gelen CUMOK üyeleri ve Rıfat Ilgaz dostları katıldı. Etkinlikler kapsamında Rıfat Ilgaz’ın 1911 yılında doğduğu, müzeye dönüştürülen evin de açılışı yapıldı.
Şiddetli yağmur nedeniyle Memduh İner Kültür Salonu’nda yapılan saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın söylenmesinden sonra Belediye Meydanı’ndaki Atatürk Anıtına çelenk bırakıldı.
Memduh İner Kültür Salonu’nda devam eden açılışta ilk olarak, Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi adına Aydın Ilgaz söz aldı. Oldukça duygulu olduğu gözlenen Aydın Ilgaz zaman zaman gözyaşlarını da tutamadı. Aydın Ilgaz, Cide’de “değişim” için ilk adımların Rıfat IlgazKültür ve Sanat Evi’nin açılmasıyla atıldığını belirterek “Eminim ki babam da bizleri bir yerlerden gururla, mutlu bir şekilde izliyordur.” dedi. Rıfat Ilgaz’ın Sarı Yazma romanında söylediği “ne iyi etmiş de anam beni bu cana yakın memlekette doğurmuş” sözünü hatırlatarak “Geçen yıl Kastamonu Meslek Yüksekokulu’nda Prof. Dr. Bahri Gökçebay önderliğinde yaklaşık yüz yazar ve akademisyenin katıldığı bir sempozyum düzenlendi. Kastamonu Meslek Yüksekokulunún Kastamonu Üniversitesi, Prof. Dr. Bahri Gökçebay’ın da rektör olması hepimiz için bir şanstır. Önümüzdeki yıl Cide’mize bir meslek yüksek okulu açılırsa, Cide’miz geleceğe daha sağlam adımlarla yürüyecektir. Yine kaymakamımız Mustafa Ayhan’ın çabalarıyla Cide Halk Eğitim merkezi yenilendi. Ve toplantı salonuna Rıfat Ilgaz adı verildi. ‘Cide’nin geleceği’ dediği gençler Rıfat Ilgaz’larına sahip çıkıyorlar.” dedi.
Daha sonra söz alan Kastamonu Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Bahri Gökçebay ise; Kastamonu’nun Türkiye’nin 17. büyük ili olmasına rağmen eğitim kurumları yönünden fakir olduğunu, siyasi otoritenin de desteğiyle bir eğitim hamlesine girişeceklerini belirterek“Rektör olduktan kısa bir süre sonra gerek Cideli yöneticiler gerekse Aydın Ilgaz ziyaretime gelerek ‘okul’ isteklerini belirttiler. Önümüzdeki eğitim yılına Cide’de bir meslek yüksekokulu açacağız, Cidelilerle el ele vererek…” dedi.
Rıfat Ilgaz’ın 1911 yılında doğduğu evi, 14 ay gibi kısa bir sürede aslına uygun olarak yeniden yapan ve 12. Cide Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali’ne yetiştiren, Cide Belediye Başkanı Nejdet Demir ise, siyasetçi değil hizmet adamı olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti “Bugün benim için çok önemli bir gün… Ömrümün en önemli hizmetini gerçekleştirdiğimi düşünüyorum. Lise öğrencisiyken tanışma şansı bulduğum Rıfat Ilgaz’ımızın doğduğu evin yapımını tamamlamak benim için çok önemliydi. Evin yapımında emeği geçen kaymakamımız Mustafa Ayhan, belediyemiz işçilerine ve Rıfat Ilgaz dostlarına teşekkür ederim.”
CHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım ise Rıfat Ilgaz’ın romanları ve şiirleriyle tarihe sığmayan bir dev olduğunu hatırlatarak, Rıfat Ilgaz’a sadece Cide’nin değil aydınlık Türkiye’nin ihtiyacı olduğunu belirtti.
Son olarak söz alan Cide Kaymakamı Mustafa Ayhan ise “Festivaller düzenlendikleri yerlerin birlik ve beraberliklerini geliştiren toplumsal bayramlardır. Rıfat IlgazKültür ve Sant Evi’nin açılması bana göre bu yılın en önemli olayı. Cide halkı Rıfat Ilgaz’ın mirasına sahip çıkmalı… Rıfat Ilgaz ne iyi etmişte Cide’de doğmuş” dedi.
Açılış konuşmaları sonrası Cumhuriyet İlköğretim Okulu öğrencilerinden oluşan Sarıyazma Folklor Ekibi’nin gösterisi ilgiyle izlendi.
Belediye meydanından başlayan festival yürüyüşüne ise Cide halkı büyük ilgi gösterdi. İlk olarak Cide Toplum Merkezi’nin (CİTOM) açılışı yapıldı.
Yürüyüş kortejini Rıfat Ilgaz’ın doğduğu evin önünde bugüne kadar düzenlenen festivallerde görülmeyen bir kalabalık bekliyordu. Yaklaşık 2000 kişinin alkışları arasında Cide Kaymakamı Mustafa Ayhan, Cide Belediye Başkanı Nejdet Demir, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bahri Gökçebay, CHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım, Cide ADD’nin geçtiğimiz dönem başkanlığını yapan Huriye Öztürkoğlu ve Aydın Ilgaz tarafından Rıfat IlgazKültür ve Sanat Evi’nin açılışı yapıldı. Cide Halk Eğitim MerkeziFolklor grubunun gösterisi sonrası, açılışı yapılan
Rıfat Ilgaz Kültür ve Sanat Evi’nin bahçesinde bir kokteyl düzenlendi.
Kokteyl sonrası CİTOM- Rıfat Ilgaz Toplantı Salonu’nda Recai Yılmaz tarafından hazırlanan “Rıfat Ilgaz ve Cide” konulu bir dia gösterisi sunulurken, öğrencilerde Rıfat Ilgaz’ın şiirlerini okudular.
Festivalin ikinci günü Cide Atatürkçü Düşünce Derneği’nin bahçesinde Rıfat Ilgaz dostlarının katılımıyla yapılan kahvaltı sonrası “Karatma geceleri” izlendi.
Cideli dostlarının Rıfat Ilgaz’ı anlatacağı etkinlik öncesi Karabey Aydoğan kısa bir türkü resitali sundu.
Sonrasında ise söz Rıfat Ilgaz dostlarına verildi…
Nejdet Demir (Cide Belediye Başkanı):
Duygularımı anlatmakta zorlanıyorum. 9–10 yaşlarından itibaren hem okuyan hem de çalışan birisiydim. İnşaatlarda demir bükerdik. Lisede okurken, dersimiz olmadığı zamanlarda Rıfat Ilgaz’ın yanına giderdik arkadaşlarımla… Rıfat Hoca benim ve arkadaşlarımın çalışmaktan nasırlaşmış ellerimize bakar, saçlarımızı sevgiyle okşardı. İşte emekçiden, ezilenden yana olan tavrı beni doğduğu evi yapmaya yöneltti. Bu konuda Devrek’ten arayan emekli bir öğretmenin söylediklerini de unutamıyorum. Bir televizyon programı sonrası beni arayan –adını vermeyen- emekli bir öğretmenimiz şunları söylemişti: “Başkan televizyonda Rıfat Ilgaz’ın doğduğu evin halini görünce çok üzüldüm. Emekli maaşından başka geliri olmayan yatalak bir öğretmenim. Ben emekli maaşımı vermeye hazırım, yeter ki siz evi yapın.” O sözleri duyduğumda ne hale geldiğimi tahmin bile edemizsiniz. Ev bitince kendisine ulaşmaya çalıştık, bu mutlu günümüzde yanımızda olsun diye… Ulaşamadık maalesef… Seçim bildirgemde Rıfat Ilgaz’ın evini yapacağım, sarı barok çiçeği dikeceğim dedim, sözlerimi tuttum. Rıfat Ilgaz Cide’miz için büyük bir şans… Saygıyla anıyorum…
Hasan Sözen:
Tavizkâr olmayan bir dünya görüne sahipti…
12 Eylül’de bizi üniversiteye aldıklarında, gözlerimiz bağlı…
Rıfat Ilgaz ayakta duramıyor, 70 yaşında…
‘Ben sosyalistim’ deyip ayağa kalkmıyor... Şimdi düşünüyorum da kaç kişi böyle davranabilir. İnatçılığı, tutarlılığı, insan sevgisi ve emeğe verdiği değerle aydın bir dostumdu.
Ali Kesim (Yeni Cide Postası Sahibi)
Rıfat Ilgaz’ın “Mikrop’ları önce Cide’yi, sonra Kastamonu’yu sonrada bütün dünyayı sardı. Cide Devlet Hastanesi’nde yattığı günlerdi. Cide’ye yerleştiği dönemlerde ‘Çocuklarımıza mikrop bulaştırıyor!’ diyen dört kişi yanıma gelerek ‘Hocayı ziyaret etmek istiyoruz,’ dediler. Hoca’nın yanına gittik. Onları gördüğünde ‘yaklaşmayın, yaklaşmayın! Size mikroplarım bulaşır’ deyince hemen odadan çıktılar. Ben, hocam biz sizin mikroplarınızı gururla taşıyoruz, deyince ‘Zaten size söylemedim.’ Dedi.
Minibüsçü Süleyman Salcı
1983 yılında Batı Karadeniz gazetesinin Rıfat Ilgaz için imza günü düzenlediğini duymuştum. İmza gününün düzenlendiği kitapevine gidip, sıraya girdim. Beni görünce ‘Süleyman çık sıradan! Seninle işimiz var,’ deyip yanına çağırdı. Ertesi gün Safranbolu’da bir köy kahvesine gittik. Meğer Hababam Sınıfı’nın kahramanlarından ‘İnek Şaban’ o köyde oturuyormuş. Kahvedekilere ‘Burada ne derler buna?’ dedi. ‘Öküz Ahmet’ dediler. Bunun üzerine ‘Valla bu halk işini biliyor. Sadece cinsiyet farkı var.’ Dedi.
Huriye Öztürkoğlu:
Cideli bir ‘sarıyazmalı’ olarak Rıfat Ilgaz için bir şeyler yapmak beni mutlu ediyor. Rıfat Ilgaz’ın doğduğu evin müze olması Cide ADD üyelerini gururlandırmıştır.
Vildan Usta:
Rıfat Ilgaz gibi Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nda okudum ve oraya öğretmen oldum. Yılsonu müsameresi için Rıfat Ilgaz’dan bir oyun yazmasını istedik. Türk Çocukları Türk Çocukları adlı oyunu yazdı, o oyunla Çatalzeytin Festivali’nde ödül kazandık… Daha sonara yine Rıfat Ilgaz’ın yazdığı Uzun Eşek ve Deniz Kızı Direk İster adlı oyunlarını oynadık.
Mesut Yılmazer:
Rıfat Ilgaz’la evimizde kiracı olarak oturduğu günlerde tanıştım. Beş katlı evimizin dördüncü katında oturuyordu. Ruhi Su’nun plaklarını ilk kez onun evinde dinledim, Cumhuriyet gazetesini de ilk kez orada gördüm. Cide’de 12 Eylül operasyonlarının Rıfat Ilgaz’a karşı yapıldığını düşünüyorum. Elleri ve gözleri bağlı Rıfat Ilgaz ve dostları Mustafa Yılmazer, Mehmet Yıldırım ve Muammer Karayel’in mavi bereli komandolar arasında Cide caddelerinde dolaştırılarak karakola götürülmesini de gördüm. Babamın tutuklandığını duyunca da eve giderek, bütün sol içerikli kitapları ıslanmayacak şekilde kuyuya sarkıttım. Stadın orada buluna bir söğüt ağacına tırmanarak, karakoldaki hareketlenmeleri izledim. Cideli üç esnafın verdiği bilgiler ışığında aydınlar ve öğretmenler gözaltına alındılar. Son grupta 3 kız öğrenci de vardı. O gece dükkânda uyudum. Ertesi gün bizim eve de geldiler, Rıfat Ilgaz ve Fakir Baykurt’un kitaplarını aldılar. O günlerden beri bana ve benim gibi düşünenler komünist diyorlar. Cideliler o günlerde neRıfat Ilgaz’a ne de aydınlara sahip çıkmadılar. Şimdi ise Rıfat Ilgaz adına düzenlene festivalden para kazanıyorlar. Ama Rıfat Ilgaz onlar için hâlâ komünisttir. Cide’yi ve Cideliyi çok seven Rıfat Ilgaz buradan kırgın ayrıldı. O günlerde Rıfat Ilgaz’ı tanımadıklarını söyleyenler, bugün onun en yakın dostu olduklarını gururla söylüyorlar…
Rıfat IlgazKültür ve Sanat Evi’nin bahçesinde yapılan Cide Yemekleri Kermesi, Cide dışından gelen konukların ilgisiyle karşılaştı. Öyle ki yemekler büyük bir iştahla yenirken, bir yandan da tarifler alındı.
Grup Efekt konseri öncesi Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bahri Gökçebay’a festivale olan katkıları nedeniyle, Cide Kaymakamı Mustafa Ayhan, Cide Belediye Başkanı Nejdet Demir ve Aydın Ilgaz tarafından bir plaket verildi.
Prof. Dr. Bahri Gökçebay plaketini aldıktan sonra ise bütün Cidelileri mutlu eden şu sözleri söyledi “Seneye burada bir meslek yüksek okulu açacağız. Adını da Rıfat Ilgaz Meslek Yüksekokulu koyacağız.”
Cideliler çok sevdikleri yazarları Rıfat Ilgaz adına bir okula kavuşacak olmanın mutluluğuyla, Grup Efekt’in söylediği şarkılara neşeyle eşlik ettiler…
Saat ve Tarih:
10:41
,
9/8/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
9.Geleneksel Bal ve Ihlamur Festivalimiz her zamanki gibi İlçe merkezinden davul zurna eşliğinde Festival alanına ulaşılarak başlamıştır. Festivalimizin sunuculuğunu Maceracı Proğramının sunucusu Murat YEL yapmıştır.
İlk olarak saygı duruşu ve İstiklal Marşımız okunmuş ardından da Kastamonu halk oyunları ekibinin gösterisi yer almıştır. Gösterilerinin ardından kendilerine plaket takdim edilmiştir. Ardından açılış konuşmaları yeralmıştır.
Protokolde Vali Mustafa KARA, Milletvekilimiz Hakkı KÖYLÜ, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Bahri GÖKÇEBAY, Kaymakam Salih AYHAN, İşadamımız ve 1.Sponsorumuz İbrahim KAYIKÇI, Pınarbaşı Belediye Başkanı Halil SARIMEŞE, Dernek Başkanlarımız ve diğer işadamlarımız yer almıştır.
Daha sonra sanatçılarımızdan Metin ÇAY’ın konseri yeralmıştır.
Konserin ardından Bal Yarışması ve Güzellik Yarışması düzenlenmiştir.
Bal yarışmasında dereceye girenlerin ödüllerini; 1.’ye Vali Mustafa KARA, 2.’ye Kaymakam Salih AYHAN, 3.’ye de Belediye Başkanımız Osman N.Civelek vermişlerdir.
Güzellik yarışmasına katılıp Ihlamur ve Bal Güzeli olup dereceye giren güzellere ödüllerini; 1.ye Valimizin Eşi, 2.’ye Kaymakamızın Eşi Zeynep AYHAN, 3.’ye de Belediye Başkanımızın Eşi Şefika CİVELEK vermişlerdir.
Haber Türk kurucu üyesi rahmetli Ufuk GÜLDEMİR’in anısına Haber Türk Yönetim Kurulu’nun ilçemize ve belediyemize iki gün için tahsis ettiği helikopter gün boyu Kanyon üzerinde ve Kanyon içerisinde sortiler yaparak, ziyaretçilere ilçemizin ve Kanyonun yukarıdan görünümünü ve güzelliklerini göstermiştir.
Ardından Orhan CANAYAKIN konseri ve Dernek Başkanlarımıza Plaket verilmesiyle şenlik alanından ayrılınmış. Saat 21:00’de ilçe merkezi Pazar Yerinde yapılacak olan Kültür Bakanlığı sanatçılarımızın vereceği konserde buluşmak üzere ayrılınmıştır.
Gece Kültür Bakanlığı Türk Halk Müziği sanatçılarının çoşkulu konseri ve havai fişek gösterileri ile sürmüştür.
Pazar günü sabah yine şenlik alanında buluşulmuş ve saat 11:00 Şişli Belediye Başkanımız ve fahri hemşehrimiz Mustafa SARIGÜL şenlik alanına teşrif etmişlerdir.Festival Azerbaycan Halk Dansları Ekibinin muhteşem gösterisi ile sona ermiştir.
Halkımız tarafından büyük coşkuyla karşılanmıştır. Vatandaşlar arasında dolaşıp kısa sohbetler yaptıktan sonra protokolde yerini almıştır. Basın açıklaması ve konuşmaların ardından geçen sene şenliğimize geldiğinde söz vermiş olduğu otobüsün devir teslimi yapılmıştır.
Başkanımız ve Kaymakamımız tarafından Plaket, Bal ve ıhlamur verilerek ilçemizin şükranları sunulmuştur.
Daha sonra da protokolle beraber yemek yemişlerdir.
Bu sene festivale katılım 20 bin kişi civarında vatandaşımızın teşrifiyle yapılmıştır.
Bu coşkumuzun her sene katlanarak çoğalmasıyla devamını diliyoruz.
Festivalimize emeği geçen Başta Sayın Kaymakamımız Salih AYHAN, Sayın Belediye Başkanımız Osman Nuri CİVELEK ve Bütün belediye personelimiz ile festivalimize kaynak aktaran sponsorlarımıza çok teşekkür ediyoruz.
6 AĞUSTOS-09.45-TPAO'nun kiraladığı platform tarafından açılan ilk kuyuda hedeflenen noktaya kadar inildi.
İnebolu-1 isimli kuyuda doğalgaz rezervi olup olmadığı tahlil sonuçlarına göre belirlenebilecek. Platformun bir aydır çalıştığı noktadan ayrılması halkta farklı yorumlara ve hayal kırıklığına yol açtı. Kira sözleşmesine göre Türkiye'de belirli bir süre çalıştıktan sonra Bulgaristan'a geçecek olan dev platform, İnebolu Limanındaki bakım çalışmasının tamamlanmasının ardından Cide açıklarında ikinci kuyuyu açmaya başlayacak. İnebolu'nun yaklaşık 50 kilometre batısında belirlenen noktada daha da derinlere inileceği belirtildi. İnebolu açıklarında 110 metre derinlikte kuyu açmaya başlayan platform Cide açıklarında tam 550 metre derinlikte çalışacak. Sondaj çalışması da 3 bin metreyi geçecek. Bu kuyuya da Cide-1 ismi verilecek.
ABONOU TEİKHES ilçe tarihinin en eski adı olarak biliniyor ve Abonou Hisarı, Aben Hisarı anlamına geliyor. Tarihi MÖ 20. yüzyıla kadar uzanan ilçe Danişmentliler, Selçuklular, Candaroğulları, Osmanlı İmparatorluğu gibi birçok beylik ve imparatorluğa tanık olmuş hatta Osmanlı İmparatorluğu dönemimde Yıldırım Beyazıd’ a konaklık etmiştir.
İlçenin doğusunda kalan Hacı veli Köyü “Paflagonya” tarihinde Kastamonu’ nun en eski yerleşim yeri olarak tarihteki yerini almıştır.
İlçenin Karadeniz sahilindeki uzunluğu 11 km. dir. Kastamonu il sınırı ile ilçe arasındaki 98 km.’ lik yolda yeşilin her tonuna ulaşmak ve doğanın kucağında hoşça vakit geçirmek fırsatı yakalayabilirsiniz. Yılın her mevsiminde ayrı güzellikte olan Abana yolculuğunuza, ister Çatalzeytin, ister İnebolu, isterseniz de Bozkurt üzerinden devam edebilirsiniz. Yolunuzun düştüğü her ilçede tarihin size bıraktığı izlere tanıklık edebilirsiniz.
Şehirlerdehızla akan zamanı biraz olsun yavaşlatmak ve zamanın tadına varmak isteyenlerin tatil planlarına ekleyebileceği, nezih, sıcak ve bir o kadar da sakin, dört mevsimi doğanın kucağında, doya doya yaşayan ve yaşatan bir sahil ilçesi Abana.
Ardınızda sizi her türlü kötülükten korumak istermişçesine sıralanmış, yeşilin her tonu ile bezenmiş dağlar, önünüzde ufuklara uzanmış, özgürlük kokan bir deniz. Kimi zaman anılarımıza yarenlik eden, kimi zamansa yeni anılara sizinle yelken açan bir sahil ilçesi Abana.
Limanında, sizleriheyecanla bekleyen feneriyle, güneşin batışında sizinle sohbet etmek istermişçesine sahile vuran, köpük köpük dalgalarıyla, özenle örülmüş , göz nuru, dantel dantel kıyılarıyla, yeni bedenleri hasretle kucaklamaya hazır bu ilçe.
Birçok ressamı kıskandıran manzaralarıyla, yeşilin ve mavinin her tonuyla gözlerinizi kamaştırmak, sizleri eski bir dost misali kucaklamak ve zamanın elinden bir parça çalabilmek için bekliyor.
Yıldızların altında uzanıp eski bir türküyü söylemek , gidenleri yad etmek ve gelenleri kutlamak için bekliyor.Kimi zaman ağların ucunda kimi zaman bir martı kanadında, kimi zamansa bir ağacın gölgesinde bekliyor.
Elinizi uzattığınız, içinize doyasıya çektiğiniz ve yüreğinizle hissettiğiniz bütün yolların vardığı, gelirken getirdiklerinize yenilerini ekleyerek döndüğünüz , tekrar geldiğinizde ise daha çok olduğunuz bu şirin ilçe doğa dostu bütün yüreklere açık.
Abana yolu üzerindeki Yaralı göz piknik alanında dinlenirken gözlerinizle birlikte bol oksijenle dolan ciğerlerinizde bayram etme fırsatı bulacak.
Bir yanınızda deniz, bir yanınızda yeşil akşam kahvenizi eşsiz gün batımında yudumlarken isterseniz çarşıdaki çay bahçelerinde isterseniz Hacı veli Konağında isterseniz de Beldeğirmeni Köyü’ ndeki asırlık çınarın altında olun; hepside ayrı bir tat ayrı bir anı olarak hem damağınızda hem de dimağlarınızda senelerce kalacak.
Hacı veli kanyonuna yapılan yürüyüşler ile tatil dönüşü daha zinde ve yenilenmiş bir bedenle ve hoş anılarla evlerinize dönmenin rahatlığını yaşayacaksınız.
Abana sizleri deniziyle, yeşiliyle, misafirperver halkıyla ve dört mevsim tertemiz havasıyla bekliyor.
Deniz Mola / Kastamonu Postası
04/08/2007
Saat ve Tarih:
11:42
,
5/8/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül geçtiğimiz hafta Azdavay'a 30 kişilik mini otobüs hediye etmişti. Ama ilçeye lazım olan mini otobüs değil, yangınlara müdahelede kullanılacak İtfaiye aracı.
Azdavay Belediye Başkanı Osman Nuri Civelek, yeni bir itfaiye aracı alabilmek için kampanya başlattıklarını açıkladı. Azdavay'ın çok dağınık ve engebeli bir yapıya sahip olduğunu belirten Başkan Osman Nuri Civelek, her türlü koşulda olası bir yangına müdahale edebilecek 4x4 çeker itfaiye aracı alabilmek için böyle bir kampanya başlattıklarını söyledi. Belediyenin sürekli arıza yapan iki tane itfaiye aracı olduğunu aktaran Başkan Civelek, "İlçemizin 49 köy ile 350 mahallesi var. Dört tarafı ormanlarla kaplı. Olası bir yangına müdahale edebilmek için bu araçlar yeterli olmuyor. 6 ton su kapasiteli, 18 metre yüksekliğinde merdiveni olan ve çok noktadan yangına müdahale edebilen 4x4 çeker itfaiye aracı, yaklaşık 200 bin YTL. Belediyenin böyle bir aracı alabilecek maddi durumu yok" dedi. Aracın, devlet ve gönüllü vatandaş işbirliğiyle alınabileceğini belirten Civelek, "İtfaiye aracını, en az 50 yardımsever işadamımız veya hemşerimiz 3 bin YTL değerinde destek verirse alabiliriz. Geri kalan kısmını belediye bütçemizden karşılarız. Yardım edecek vatandaşlarımız, Ziraat Bankası Azdavay şubesi 9348629-5011 nolu hesaba para yatırabilir" diye konuştu.
Nasrullah 04.08.07
Saat ve Tarih:
11:41
,
5/8/2007
Yazar:
Muzaffer Erdem
September 13th, 2007
Röportajını keyifle okudum. Bizler röportaj dendiği zaman hep ünlü isimler flaş isimler anlarız. Ama senin röportajların bu kalıpları yıkıyor. Tanınmış isimlerin yanında hiç tanımadığımız, kim bilir bize uzak hangi şehirlerde yaşayan ve hiç görmediğimiz insanlarda getiriyorsun buraya. Ali ŞAHİN’den de çok şey öğrendim sayende. Çok uyumlu ve şeker bir dayı & yeğensiniz. İkinizede teşekkür ediyorum.
September 13th, 2007
Edebiyat sanatı insanlardaki ruh inceliğini ortaya çıkarır.Ali beyde bu fazlasıyla görülüyor.Memleketi adına yaptığı şeyler çok güzel.Elinden gelen neyse onu yapıyor.Keşke herkes böyle duyarlı olsa çevresine karşı.
September 13th, 2007
Ellerinize, Yüreğinize Sağlık. Çok Güzel Röportaj Olmuş…Dayınıda Daha Yakından Tanımış Olduk… En Azından böyle çınarlarında hala varolduğunu öğrendik.
September 13th, 2007
Güzel bir röportaj olmuş. Hocamız soruları samimiyetle cevaplamış ama bişey dikkatimi çekti tam devrimci tipi var vallahi
elinde gazete olan ilk fotoğrafta. ilk bakışta anladım 
September 13th, 2007
cihan kardeşim bu güzel roportaj için teşekkür ederim, inşallah bu saygı ve sevgi dolu sitenle yaşamındada hep boyle ilkeli ve saygılı devam edersin.
September 13th, 2007
gzl olmuş
September 13th, 2007
İlk başta şunu söylemek istiyorum…Hep memleketi için çalışan bir eğitimci çarptı gözüme.Bunu herkes yapamıyor.Bu bir ayrıcalıktır.Birde şu konuda çok haklıydınız.Biri alıoyr mesela yazınızı forum sitesinde paylaşm olarak veriyor. Alta yazılan yorumlar gerçekten iç acıtıcı oluyor…Son olarak;Cihan çok başarılı bir çalışma olmuş tebrik ederim:=)
September 13th, 2007
Güzel bir çalışma çok hoş.Türkçe konusunda sayın Şahin’e aynen katılıyorum.Ama edebyat konusunda katılmadığım noktalar.Ben de bir insanın istediği gibi yazmasından yanayım..
Sevgilerle…
September 13th, 2007
Böyle bir insanın yeğeni olmak güzeldir, eminim. Söyleşi her zamanki gibi, oldukça güzel ve doyurucu…
Artık izleyeceğimiz pek çok blog doğdu, bir o kadar da incelenecek arşivimiz oldu. Ali Şahin’e buradan tüm paylaşımları için teşekkürler.
September 13th, 2007
Ali Şahin gibi vatandaşlarımızın, arkadaşlarımızın, dostlarımızın ülkemizde ve Kastamonu’da çoğalmasını dilerim. Bu ülkenin şarlatanlara değil, sorumluluk duyan, kendini olumlu yönde geliştiren kişilikli insanlara çok gereksinimi var. Ancak ülkemizdeki mevcut sistem insanlarımızı sadece kısa mesafeli şahsi çıkarlarını gören sürülere dönüştürüyor. Devrim kelimesini unutturmaya çalışan inkilap diyen bu sisteme karşı, daha insanca yaşamak için, daha uygar bir Türkiye için, daha özgür bir dünya için inadına DEVRİM. Bireysel kurtuluş peşinde olmak yozlaşmak, toplumsal kurtuluş peşinde olmak güzelliktir. Türkiye’de de dünyada da hızlı bir yozlaşma söz konusu Ali ŞAHİN gibi dostlar bize bu dünyada yalnız olmadığımızı hatırlatıyor. Belki de herşeye rağmen bizim topraklarımızda daha insanca bir yaşam kurulabileceğini müjdeliyor. Önemli olan gönül yaşıdır. Okuduğum, araştırdığım, dağlara tırmandığım, insanlarımı sevdiğim, yozluklara karşı mücadelemi sürdürdüğüm müddetçe kendimi hep 19 yaşımda görüyorum. Ali ŞAHİN şu an üniversitelerimizde okuyan ve sürüye katılmış, yozlaşmış, bencil ve hazır yiyici öğrencilerden çok daha delikanlıdır. Daha gençtir.
September 13th, 2007
cihan harikalar yaratmışsınız inan bana çok güzel olmuş ikinizlede gurur duydum.malum babam hep gururumdu ama
sen harikalar yaratmışsın halacıgım tebrikler.
September 13th, 2007
sevgili Ali Şahin’i gözlerim dolarak okudum. kendini tamamen mesleğine, öğrencilerine, yaşadığı yere adamak öyle kolay bir şey değil. insan içinden gelerek , yürekten yapar ancak bu kadar ard arda sıralı başarıları, güzellikleri, fedakarlıkları. ben tanıdığım bir kaç (üçü beşi geçmez ama) öğretmen tanıyorum ki ders bittiği anda bırakın okulda durup öğrencilerine yardımcı olmayı, bulunduğu şehirde dahi durmazlardı. en son düzenlenen Haldun Taner öykü ödülünü küçük bir köyde görev yapan bir ilkokul öğretmeni kazanmıştı. o geldi birden aklıma, hem öğrencilerini ihmal etmeden mesleğini yapıp hem de küçücük odasında yazılarını kaleme almıştı. öğretmenlik ve edebiyat ayrı bir aşk bence.ilkokul öğretmenliği - edebiyat, bayıla bayıla gıptayla imrendiğim iki güzel meslek ve sanat dalı. yıllardır haldun taner öykü ödülü için yazar dururum ama nafile. dayı - yeğen, sizleri inanın içtenlikle tebrik ediyorum, dayını tüm yaşamı içine hep başarı sığdırdığı için, seni de öyle yavan, saçma sapan gençlik akımlarına uymadan böylesine güzel bir blog yaşattığın için…
sevgiler
September 13th, 2007
tamda bugün kültürel yozlaşma,dilimizi koruyalım konulu konferanstan geldim..
Senin bu röportajınıda keyifle okudum..Evet hepimiz türkçeyi bozuk kullanıyoruz..Ben yok kullanmıyorum falan deme ayrıcalığına sahip değilim.Farkında olmadan ne çok yabancı dili türçemiz gibi kullanıyormuşuzz bugün birdaha anladım..
Bunları yavaş yavaş yüklemişler beyinlerimize…
Bunu yapmak kolaymı aslında düşününce çok zor değil..
Ama fast food ‘da yemek yiyoruz,center’lerde alışveriş yapıyoruz,hospitallerde tedavi oluyoruzz…Peki bunların arasında nasıl düzelticeğiz türkçemizi?
Dedim ya bende Türkçemi hakkıyla kullanan biri değilim..Ama çabalamanın gereğini anladım bugün bir daha..Öz benliğimize sahip çıkmalıyız..
aman çok uzatmışım farkında olmadan:)
hemen araya yabancı bir kelime kullanıp kaçayım:D:D
bye;Ppp
September 14th, 2007
Bu dayın Rapunzel’in saçlarını kestim yazında anlattığın dayın (: Okur okumaz anladım.. Gerçekten yazdığın kadar varmış.. Olmasa sen yazmazdın ya zaten (:
September 24th, 2007
N efis bir çalışma olmuş
çok keyifle okudum.Elinize kaleminize yüreginize sağlık.
September 25th, 2007
Gerçekten başarılı bir röportaj olmuş tebrik ederim. Ali Bey gerçekten çok hoşuma gitti. Kendisi babamla yaşıt. Çok sevdim. Ama ne yazık ki onun gibi insanların nesli tükeniyor. Çok üzülüyorum. Herkes aykırı olma derdinde. Ülkesinden sürekli şikayetci ve her şeyi sürekli devletten bekliyor. Oysa Ali Bey ne güzel… Yaşadığı ilçe dahilinde elinden geleni yapıyor. Hepimiz böyle olsaydık sanırım devlete pek iş düşmezdi. Ellerinizden öpüyorum, saygı ile. Ve yeğeninizi tebrik ediyorum. Tek başına böyle dolu içerikli bir siteye imza attığı için. Gerçekte her yazısının altına attığı fiyakalı imzanın hakkını veriyor. Severek izliyoruz.
September 27th, 2007
Merhaba sevgili Cihan, Seni kutluyorum yaptığın bu güzel röportaj için. Ali Şahin edebiyat öykü ve edebiyat faaliyetleri konusunda yaptığı değerli çalışmalar duyurularla herkese ulaşan çalışkan değerli bir öğretmenimiz. Yüreği hep edebiyat için çarpan bir gönüllü edebiyat elçisi. Aslında onun çok da güzel yazıları, denemeleri öyküleri var. Güzel yaşanmışlık öyküleri özellikle de Taşköprü’nün o güzelişm eskiş zamanlarında geçen… Umarım onları bir gün kitaplaştırır. Belki de editörü sen olursun. Tekrar kutluyorum. ezgi umut
September 30th, 2007
KİTAPLARDA ÖLMEK
Adı, soyadı açılır parantez
Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti
Kapanır, parantez..
O şimdi kitaplarda bir isim, bir soyadı
Bir parantez içinde doğum, ölüm yılları.
Ya sayfa altında, ya da az ilerde
Eserleri, ne zaman basıldıkları
Kısa, uzun bir liste.
Kitap adları
Can çekişen kuşlar gibi elinizde.
Parantezin içindeki çizgi
Ne varsa orda
Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci
Ne varsa orda.
O şimdi kitaplarda
Bir çizgilik yerde hapis,
Hâlâ mı yaşıyor, korunamaz ki,
Öldürebilirsiniz.
Behçet NECATİGİL