BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
Benimblog.com satilikir / is for sale: info@anahaber.com




AlsahBlog

Tanıtım

AlsahBlog


Baglantılarım

» Ana Sayfa
» Profil
» Arşiv
» Arkadaşlarım

Fazıl Hüsnü Dağlarca Hakkında / Dağlarca'nın Çocuk Şiirleri

Fazıl Hüsnü Dağlarca Hakkında
Dağlarca'nın Çocuk Şiirleri
Konur Ertop

Daha "Çocuk ve Allah"ta çocuğun dünyası geniş yer tutuyordu. Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın şiirinin bu parlak başlangıcında çocuk dünyayı sorguluyor, kavramaya çalışıyordu. Korkular duyuyordu. Dünyanın ve fizikötesinin sorunları çocuğun bakış açısından ele alınıyordu. Sık sık çocukluk anıları sergileniyordu. Çocuğun duyguları, duyarlığı yetişkin insanın içinde sürüp gidiyordu: "Ki hala yaşarım bir ayrılıkta o hayreti".

Bu şiirler elbette çocuklar için yazılmamıştı. Ama belki çocukken okul kitabından "Ağır Hasta" şiirini okuyan bugünkü yetişkinler, kendilerini o çocuğun yerine koymuşlar, onunla birlikte ürpermiş, hastalanınca onun duyamsadıklarını yaşamışlardır:

Üfleme bana anneciğim korkuyorum
Dua edip, geceleri,
Hastayım ama ne kadar güzel
Gidiyor yüzer gibi,
vücudumun bir yeri.

Niçin böyle örtmüşler üstümü
Çok muntazam, ki bana hüzün verir.
Ağarırken uzak rüzgârlar içinde
Oyuncaklar gibi şehir.

Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum
Ağlıyorsun, nur gibi.
Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha
Duvardaki resimlerle, nasibi.

Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
Büyüyor göllerde kamış,
Fakat değnekten atım nerde
Kardeşim su versin ona, susamış.

Dağlarca, şiir serüvenini özetleyen bir konuşmasında şu açıklamayı yapar: "İkinci yapıtımın (Çocuk ve Allah'ın) daha adında bile çocuklara dönük olduğumu açıklamışımdır. Çocukluk benim kimliğimdir."

Başka yerlerde söyledikleri arasında konuyla ilgili olarak şunlar da göze çarpar: "Çocuk konusu, benim hep içimde sıcaklığını duyduğum en büyük konudur... Kalemi elime aldığım günden beri, her zaman çocuğa dönük bir adamım. Karşımda her zaman bir çocuk var gibi... Kendimi her zaman biraz çocuk görmüşümdür. O çocuk duyarlığı içinde kalmışımdır... Çocuk şiiri yazarken gülümsüyorum ve daha başka bir sevinç duyuyorum. Çocuk şiiri olabilir mi? Olabilir. Çocuk şiiri şudur: Çocuk şiirinde yapıyı, nesnelliği, konuları, onun açısına göre daha ince seçmek, ilk duyarlılar, ilk özgürlükler, ilk ölçüler içinde yazmak gereklidir."

Bütün bu birikim ve bu görüşler bir yandan onun şiirinde derin izleklerden birini oluşturmuş öte yandan doğrudan doğruya çocuk okurlara seslenen bir dizi yapıt doğurmuştur.

Ozanın toplu yapıtları arasındaki "Çocuklarda Dizisi"nde (Tüm Zamanlar Yayıncılık) şu kitaplar yer almaktadır: "Kuş Ayak" (İlk basımlar: 1967), "Yazıları Seven Ayı" (1977), "Balina ile Mandalina" (1977), "Yaramaz Sözcükler" (1977), "İlkokul 1'deki" (1993), "Şeker Yiyen Resimler" (1980), "Göz Masalı" (1979), "İlkokul 2'deki" (1981), "Güneşi Doğduran" (1981), "Arkaüstü" (1974).

Listeden ozanın çocuklara yönelik kitaplarının 1967'de başladığını, konuyla ilgili çalışmalarının 1977 -1981 yıllarında yoğunlaştığını, günümüzde de sürdüğünü anlıyoruz.

Kitaplardan bazıları türlü konularda şiirlerin derlemesidir, bazılarında ise şiirler anı, öykü, masal, oyun gibi türleri oluşturacak yolda birleşir.

Çocukların kural tanımaz, renkli, şaşırtıcı dünyasıdır canlandırılan. Hiçbir şey gerçekte olduğu gibi yani sıkıcı, tekdüze değildir. Olması gerektiği gibidir! Sevinç, umut doludur.

Çocuğun dünyasında yeri olan şeylerdir anlatılan: Ana başta gelmek üzere aile bireyleri, okul -öğretmen, oyuncaklar, yiyecekler, ağaçlar, hayvanlar, ev, doğa, gemiler, uçaklar, renkler, sayılar, uyku, düş, gökyüzü, bulutlar... Çocuğun görebildiklerini yetişkinler göremez, çocuk kimsenin içinden çıkamayacağı sorular sorar. Dağlarca'nın vazgeçilmez zamanı gece sık sık kendini gösterir. Bir yönüyle karanlık ve korkutucudur o, öte yandan zengin düşlerin, verimli düşüncelerin beşiğidir. Uçsuz bucaksız.

Anıları -şiir türlerindeki yapıtlardan "Göz Masalı", çocuk Fazıl Hüsnü'nün 6 yaşlarında Konya'da sessiz sinema izlediği günlerin anılarını dile getirmektedir. Sapsarı beş kardeşin "Kara yılan" dediği çocuk, afacanlıklar eder, bir yaramazlığı yüzünden bir süre sinemaya gitmesi yasaklanır, sonunda beklediği izin çıkar: Gösteri o zamanki tatil günü olan cumalarıdır. Çocuk gözü sinemayı bir yandan kocaman bir karpuzun içi gibi görür bir yandan da insanın kendi içine benzetir! Salonda kadınlarla erkekler perdeyle bölünmüş yerlerde ayrı oturur. Börekler, köfteler çıkar ortaya. Gür sesli sinemacı perdede olup bitenleri açıklar. Arada da kimselerin dinlemediği öğütler sıralar. Film kopunca kimi zaman görüntüler tersinden izlenir. Bütün gördükleri, sonraki gösteriye kadar çocuğun düşlerini dolduracaktır...

Canlandırılan hayvanlar bizim birer benzerimizdir: "Yazılan Seven Ayı"nın kahramanı ayıcık, kendini okuma -yazma sevdasına kaptırmıştır. Aralarına yaklaştığı insanlardan kötülük görür, bir sirke satılır. Kudurdu diye vurulacağı sırada ona yardım eden daha bozulup kötüleşmemiş bir insanoğlu, bir çocuk olur. "Balina ile Mandalina" yalnızlığın ve sevginin öyküsüdür. Güçlü ile zayıf, en büyükle en küçük arasında arkadaşlığı, yardımlaşmayı anlatır. Ama iyilerin karşısına cana kasteden acımasız denizkurtları da çıkmakta gecikmez. "Arkaüstü" bir düştür: Çocuk uykusunda, doğa kurallarının değişiverdiğini algılar. Yerçekimi yoktur artık! Boşluğun içinde su gibi akar gider, arkaüstü. Evlerin, yolların, ağaçların üstünde kuş gibi uçar. Gökyüzünü terlik gibi ayağına giyer. Başka gezegenleri dolaşır. Eşyanın düzeni altüst olmuştur. Sular gökyüzünü içer: giysiler, evler, taşıtlar, coğrafya değişmiştir. Sesler boyanır, renkler öter, gökler yeşerir... Barışın kardeşliğin, mutluluğun yaşandığı bir öte dünya canlandırılır. Bir oyun olan "Yaramaz Sözcükler"de, yalnız yaşayan emekli öğretmen anılarını yazmaya girişmiştir. Ancak sözcükler ona oyun oynamaya koyulur. Gündüz yazdıkları geceleyin değişmekte, orasına burasına gelen sözcükler bambaşka anlamlar çıkarmaktadır ortaya. Ozanın "gerçek bir öykü" diye anlattığı olay sanki dizgi yanlışlarından, çevirilerdeki anlam değişmelerinden bir yakınmasıdır. Nitekim,

Ne olur
Bir dizesi
Bir dizesine uysa
Bozulmasa yazdıklarımdaki anlam

diyen kahramanımız Dağlarca'nın gerçekteki yayımcılarından, çevirmenlerinden yardım umar. Ama sözcüklerin anlam değiştiren oyunu sürüp gider. Bu arada sözcüklerin yeni sıralanışlarında zengin, şaşırtıcı imgeler, taze anlamlar yaratması hoş bir cümbüştür. Bir derstir yaramaz sözcüklerin vermeye çalıştığı: Daha doğru, daha güzel, daha aydınlık yazmaya, sözcükleri yerlerine daha yürekten koymaya çağırır uğraşanları.

Yalnızlık sık sık ortaya çıkan bir izlektir. "Şeker Yiyen Resimler"deki yaşlı kadın, çocukları ve torunları yurt dışında yaşayan biridir. Onun gözündeki gerçek başkalarının gördüklerine pek uymaz. Yüreğini dolduransa uçsuz bucaksız sevgidir.

"İlkokul l'deki", "2'deki" dizisi çocuğun yaşamında bir gün evin yerini alıveren okulu, ana -babanın yerine geçen öğretmeni, oyunun yerine geçen dersleri konu edinir. "Çocuk şiirleri yazıyorum; yarınki okuyucularımı yetiştirmek için" diyen ozan, yetişkinlerin karşısında canlandırdığı dünyanın, tartıştığı sorunların ipuçlarını çocuklarla birlikte ele almaya girişir. Atatürk sevgisi, Atatürk'ün eylemi, önemi, bu yapıtlardan birini baştan başa doldurur. "Güneşi Doğduran" yurt sevgisine, yurdu geliştirmeye, ilerletmeye bir çağrıdır. Dayanışmayı, imeceyi öğretmek ister.

Dağlarca'nın çocuk şiirleri bir ozanın çocuklar düzeyine eğilip onlar için yazdıkları değildir yalnızca. Yetişkinin içindeki çocuğu sergileyen, insanoğlunu daha yakından tanımamızı, daha iyi kavramamızı sağlayan ipuçlarıdır.

Bir eğitimci bu yapıtları okuyan çocukları bize anlatsa, Dağlarca'nın çocuk okurlarını konuştursa ne ilginç olur...


* Konur Ertop tarafından kaleme alınan bu yazı 01 Eylül 1994 tarihli Milliyet Sanat dergisinden alındı.


Saat ve Tarih: 05:17 , 14/5/2006 Bulundugu yer: Elestiri

<- geri | ileri ->