BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti




ONLİNE OYUN MERKEZİ Ana Sayfa | Profil | Arşiv | Arkadaşlarım

ADRESIMIZ DEGISTI...22/10/2009
BAZI TEKNIK NEDENLERDEN DOLAYI BLOG SAYFAMIZI DEGISTIRMEK ZORUNDA KALDIK. ÖNÜMÜZDEKI ZAMANDA ICINDE SIZLERLE YENI SAYFALARIMIZDA BERABER OLACAGIZ.

YENI ADRESIMIZ


http://inancahmet.blogcu.com/

(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

Türkler ingilizce yazisirsa...27/9/2008

Dear sir,
We send our company information attached to the mail (as pdf).
But the cost of operation you have foreseen is very low. This may take more expensive. If you send drawings of your current product, we can find the real cost including shipping.

Kind regards.


Cevap:

Sugar brother (Şeker kardeşim),
Be a young man for two minutes (iki dakka delikanlı ol).
We put you in a man place , you become Tempra (Adam yerine koyduk hemen ....... kalktı).
No need to be artist (Artizliğin lüzumu yok).
We know that this work takes much money, too (Bu işlerin çok para tuttuğunu biz de biliyoruz).
No, why do you creating tension anymore , subtree? (Hayır da , daha ne diye gerginlik yaratıyorsun ki ?).
I eat all of you nobody understand. (Alayınızı yerim haberiniz olmaz).
You not understand the word , you eat the grass where I put you . (Laftan anlamıyorsunuz , hala koyduğum yerde otluyorsunuz)
No drawings mrawings my brother ! (Proje mroje yok kardeşim! )
You make 3 kurush work camel. ( 3 kuruşluk işi deve yaptınız)
I understand we can not understand with you . (Anlasıldı biz sizinle anlaşamayacağız. )
But , if you go with this head to army , you take NAH as diploma. (Ama, siz bu kafayla giderseniz askere ... alırsınız teskere. )
Here that much ! ( İşte o kadar! )


(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

Türklere özgü birkac basari...27/9/2008
Acı kaybımız
> > 3 ay önce ailemize katılan, Necmi ismini verdiğimiz kaplumbağamız dün
> > vefat etmiş. Aile arasında sade bir törenle evin arka bahçesine gömdük.
> > Hayvancağız durduk yerde can verdiği için gidip Necmi'yi aldığımız
> > dükkanın sahibine sebebinin ne olabileceğini sorduğumuzda ''Abi onlar
> > kış uykusuna yatar'' cevabını almış bulunmaktayız, hepimizin başı
> > sağolsun. Bu vicdan azabıyla ben de çok yaşamam herhalde.
> >

> > Lamba
> > Dün gece evime giderken yolun tenhalığından olsa gerek kırmızı ışıkta
> > geçtim. Ardından yurdum polisine alkışı hak ettiricek anons: 'Bacım o
> > geçtiğin gece lambası değildi, çek sağa.'

> >
> >
> > İngilizce yazılısı
> > Bir alkış da ingilizce sınavında 'Nice ........' şeklindeki boşluğu
> > 'Nice mutlu yıllara!' şeklinde dolduran, dahi mi aptal mı olduğunu
> > henüz anlayamadığımız öğrencime istiyorum.
> >

> >
>
> > Annemin Maceraları
> > Shrek'in fragmanlarını gösteren bir televizyon kanalında, el ele
> > tutuşmuş Shrek ve Fiona'yı gören annem, 'Bunlar Süleyman ve Nazmiye
> > Demirel çifti mi?' diye sordu! Seçememiş gözleri o mesafeden.
> >

> >
> > Alfabe
> > Ben de bu yıl okula başlayan torunum için kuvvetli bir moral alkışı
> > istiyorum. Daha ikinci gün: 'Örrrtmenim, taa evden buraya tel çizmeye
> > mi geldik, hep yumarlak mı yapcaz, harf felan öretmicen mi?' deme
> > cesaretini gösterdiği için.
> >

> > >
> > Modem
> > Yemek masamın üstünde duran modeme uzun uzun bakan anneanem 'Bu ne?'
> > diye sordu. Ben de kolay anlasın diye 'Hani benim bilgisayarım var ya
> > onunla internete giriyorum. İşte internete girmek için o kutu
> > zorunlu.' diye uzun uzun açıkladım. Anneannem dinledi beni; 'Yani
> > modem bu' dedi ve konu kapandı...
> >

> >
> > Yaz Okulu
> > Bir alkış da annesine yaz okulunu kazandığı müjdesini veren üniversite
> > öğrencisine gelsin. Bu yaratıcılığa şapka çıkartılır.
> >

> > Beyin göçü
> > Tikky olduğu her halinden belli olan kızımız Beşiktaş-Taksim
> > midibüsünde yanındaki arkadaşına dert yanmaktadır. ''Şekerim dördüncü
> > kez girdim ÖSS'ye, ama yine kazanamadım, gidicem sonunda Amerika'ya o
> > olucak. Böyle böyle beyin göçü oluyor işteeaa!''
>
>
>
>
>
> Sen git, masrafları ben karşılıyorum.
> >

> >
> >
> > Alman yazar
> > Bir alkış da lisede edebiyat dersinde okuduğu şiir bitince sınıfa
> > dönüp 'Bu şiiri ünlü Alman yazar Goethe yazmıştır' diyen hocaya,
> > 'Niye, kağıt bulamamış mı?' cevabını veren arkadaşa gönderelim.
> >

> >
> > Hügo'lar Beşledi
> > Bir alkış da lisede edebiyat kitabından bir metni tüm sınıfa sesli
> > olarak okurken V. Hugo'ya 'Beşinci Hugo' diyen arkadaşımıza gelsin.
> >

> >
> > Ne zaman?
> > Kardeşim karne almıştı. Fakat birçok zayıf notu vardı. Annem, babamla
> > beni kenara çekip uyarıları sıralıyordu; 'Sakın çocuğun moralini
> > bozmayın, sakın kötü bir şey söylemeyin.' Uyarılar özellikle babama
> > yönelikti; 'Hele de sen, sakın çocuğun gururunu kırma.' Babam daha
> > fazla dayanamadı ve sordu; 'Karne için ne zaman özür dileyeceğiz?'
> >

> >
> > Havale
> > Bankada gişenin önünde işlemimin yapılmasını bekliyorum. Yanımdaki
> > gişede işlem yaptıran yaşlı teyzeye, işlemini yapan kadın soruyor:
> > 'Parayı kim alacak teyze? Alıcısına ne yazalım?' Teyzem cevap veriyor:
> > 'Bu paranın hayrını görme İnşallah yazalım.'
> >
> >

> >
> > Hacim nedir?
> > Öğretmen bir arkadaşımdan naklen; 5. Sınıfların Fen Bilgisi sınavının 2.
> > sorusu: 'Hacim nedir? Bir örnek vererek açıklayınız.' Öğrencimizden
> > gelen
> > cevap: 'Hacdan gelenlere hacim denir. Örnek: Nasılsın hacim?'
>

>
> >
> > Neden olmasın
> > 5 yaşındaki yeğenime babası soruyor: 'Büyüyünce ne olacaksın kızım?'
> > 'Asena olacağım babacım; sen ne olacaksın?' Babası gayet sakin cevap
> > veriyor: 'Katil' İkisine de meslek hayatlarında başarılar.

>
__________________
.





-Küçük hırsız ile büyük hırsız arasında ne fark vardır?
-Küçük hırsız, cep feneri, büyük hırsız deniz feneri kullanır.

(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

Hayatı Tersten Yaşamak…4/9/2008

Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş seklidir..
Şüphesiz ki yaşamı tersten yasamak daha güzel,
Hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mi ?
Cami’de uyanıyorsunuz. Bir tahta
sandık içersinde, Herkes karsınızda
saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor
ve tüm haklar helal edilmiş
vaziyette.tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı,
Olgun ve ağırbaşlı olarak.
Herkes etrafınızda, büyük bir
İtibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi
Hazır.arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Doğar doğmaz devlet size
maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı
alıyorsunuz. Ne güzel, hazır maaş, hazır ev….
Altmışlı yaslara kadar hersek garanti, huzur
içinde yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor,
kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün
çalışmak istiyorsunuz ve ise ilk başladığınız gün
size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket ve altın
kol saati veriyor patronunuz.. Ve genel müdürlük
veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir
insan olarak ise başlıyorsunuz. Herkes karsınızda
el pençe divan…vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler
de başlıyor. Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz.
Diğer hormonal aktiviteler artıyor,
fevkalade…..aman ne güzel günler başlıyor…
Derken bir gün patron size artık üniversiteye
gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada babanız ortaya
çıkmış, “fazla çalıştın” diyor “artık eve dön, isi
bırak, okumaya basla, harçlığın benden olsun…” keyfe
bakar misiniz ?
Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden,
su gölden bir dönem başlıyor. Partiler, diskotekler,
kızların sayısı artıyor. Derken Anne ve babanız sizi
götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok
artık….
Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, “evde otur,
keyfine bak, oyuncaklarınla oyna” Diyorlar..
Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı
bile Temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor
ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
Derken anneniz bir gün size süt verme
kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor.
Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde
hazır. Bir gün karanlık ilik ve sıcak bir ortama
giriyorsunuz. Beslenmek için ağzınızı açmaya
dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor,
sıcacık, yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir
ortamda yasıyorsunuz.
Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir
hücre halini alıyorsunuz.
Ve günün birinde müthiş bir
Olayla hayatiniz bitiyor…

Can Yücel


(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

Baslamisken devam edelim...18/8/2008

Sevgili dostlar,

bugün sizinle birkac komik yaziyi paylasmak istiyorum. Begeniceginizi umarim.

90' LI YILLARDA DOGANLAR NELERI KACIRDILAR.

  Özal'ı hatırlamıyorlar
- Renksiz televizyon diye bir şeyin varlığını hatırlamıyorlar
- Uzaktan kumanda hep vardı
- Oyuncak ve kumandası arasında hiçbir zaman kablo olmadı
- Pek çoğu hayatlarında TRT izlemedi
- Onlar için Erovizyon Şarkı Yarışmasında hep öyle böyle başarılıydık(!)
- Kenan Evren her zaman Marmaris'te resim yapan bir amcaydı
- Commodore 64 ve Amiga'nın futbolcu ismi olduğunu düşünenler var
- Fenerbahçe'nin Türkiye Kupası aldığını hiç görmediler
- VHS ve Beta kaset onlar için birşey ifade etmiyor çünkü onlar hiç kasetten film izlemediler.
- Bakırköy'den Bostancı'ya hep deniz otobüsü ile gittiler
- Michael Jackson'u hep "beyaz" olarak bildiler
- Windows 3.1'i bilmeden 2000 ve XP ile tanıştılar
- Arkadaşlarını ya da sevgililerini hiç jetonlu telefon kulübesinden aramadılar
- Pul kolleksiyonu yapmadılar. mektup yazmadılar. postaneye gidip yurt içi veya yurt dışı pul alıp zarfa yapıştırıp postalamadılar. (yapanlarda var tabi ama çoğu cidden yapmadı.. )
- "TV yayını bitmiştir TV nizi kapatmayı unutmayınız" yazısını görmediler .Akşamüstüne kadar bekleyip Istiklal Marşı ile açılan yayınları izlemediler Perihan abla ve Şevket'in maceralarini bilmiyolar
- Turbo onlar için hız demektir, bizim için ise içinden araba resimleri çıkan sakızz.
- Okula giderken hiç siyah önlük giymediler.

Bir garip mektup...

Sevgili Oğlum!
Hızlı okumadığını bildiğim için bu mektubu yavaş yavaş yazıyorum.
Bir gazetede, "insanların başına, genellikle evlerinin 2 km. civarında kaza gelmektedir." yazısını okuyunca evimizden taşındık.Taşındığımız evde bizden önce oturanlar adresleri değişmesin diye kapı numarasını söküp götürmüşler.O nedenle adres yazamıyorum.
Bu evde garip bir çamaşır makinesi var.Geçen gün içine koyduğum çamaşırları, duvardaki zinciri çekince bir daha bulamadım.
Buraya geçen hafta iki kere yağmur yağdı.İlki üç gün, ikincisi ise tam dört gün sürdü.Benden istediğin yeleği postaya verdim.Ancak, düğmeleriyle paketin çok ağır olacağını düşündüm.Sonunda düğmeleri koparıp yeleğin cebine koyduk.Orada bulabilirsin.
Seni seven annen.


NOT: Sana biraz para gönderecektim, ama zarfı bir kere kapatmış bulundum.

 

 

Prima Bebek Bezi Reklamı Azerbeycan Versiyonu


Procter and Gamble, sizi korpenizin dogumu munasebetile tebrik edir, ona, ailenize ve seksen size hosbeslik, cansagligi arzulayir..

Butun usaklar guzeldir, sizinkisi ise hamidan yaksidir. Siz usaginizin nece boy atmasini izleyecek, onun etraf muhitini derk edip, korpeni rahat eden, ya da narahat eden sebepleri arastiracaksiniz.

Adeten usagin derisi islak olanda ozunu yaksi hissetmir. Usaginizin sakit ve rahat olmasi ucun, cok vacibdir ki, onun derisini hemise guru ve saglam saklayasiniz.

Size bu iste Pampers usak melefesi komak eder. Tez ve tesirli bir sekilde islaki ozune cekir, usagin derisini kuru ve temiz, demelli saglam saklayir.

Biz size Pampers usak melefelerinin numunelerini pulsuz teklif edirik.

Onlari sinayin. Onda basa dusersiniz ki, Pampers neye gore sizin ve korpeniz icin en yaksi secimdir.


Enteresan...


(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

PERHIZ18/8/2008

Gecenlerde elime gecti bu siir. Sizinle paylasmak istedim.

 

Verdiğin perhize budur gayratım,
Bundan başka uyameyom dohtur bey!
Üç sepet yumurta sabah kahvaltım,
Teker teker sayameyom dohtur bey!


İki leğen pilav bir yayık ayran,
İster yağlı olsun isterse yavan,
Yanına kesiyom beş kilo sovan,
Yeyom yeyom doyameyom dohtur bey!


Üç tencere bamya yerim bişinci,
Yirmi tas su içip biraz koşinci,
Her yanım sökülür karnım şişinci,
Sağlam göynek giyemeyom dohtur bey!


Şinciye acımdan çoktan ölürdüm,
Sağolsun komşular gönderir dürüm,
Bir guzudan çok yiyemem, var sözüm,

Ayıp olur cayameyom dohtur bey!

Bazı az geliyo beş kasa hurma,
Yedi lahanadan yapıyoz sarma,
Onuda mı yedin diye hiç sorma,
Utanıyom deyemeyom dohtur bey!


Günde iki çuval unum gidiyo,
Avradım her sabah ekmek ediyo,
Bir gazen fasille gönül ye deyo,
Artırmaya gıyameyom dohtur bey!


Senede gırk dönüm bostan ekerim,
Benden başka kimse yemesin derim,
Gavunu, garpuzu gabuklu yerim,
Aceleden soyameyom dohtur bey!


Bilmem bu işin sonu nere gider,
Buyumuş gısmetim, buyumuş gader,
Bir günde yediğim işte bu gader,
Daha fazla yiyemeyom dohtur bey!



(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

Selamlar15/8/2008

Selam sevgili dostlar,

bütün bir yil bekledigimiz yaz mevsimide nihayet ermek üzere. Bugün agustos ayinin yarisi. Her güzel sey gibi yaz aylarida cok cabuk gecti.

Bu yil yaz tatilimizi her zaman oldugu gibi Yünanistanda ama diger yillara bakarak cok hizli bir sekilde gecirdik. Üc haftadan ne anladin diye soran cikarsa koca bir HIC.

Ömrümdeki gecirdigim 18. izinde ilk defa olarak böyle cok süratli gecti günler...

Ne yapalim umariz seneye daha verimli bir tatil geciririz.

Almanyaya dönünce pek cok arkadas henüz biryere gitmemisti. Önce onlari gönderdik, cogu döndü. Kücük bir grup henüz yazin tadini cikarmakla mesgul...

Ise baslayali tam 5 hafta oldu ama inanirmisiniz sanki hic izne ayrilmamis gibiyim. Bos zamanlarda internetteki tur sirketlerinde dolasmayi görev edindim...Hayali tarihler verip, uygun oteller, uygun paket turlar ariyorum. Gelecek yil hersey planlandigi gibi gerceklesirse araya bir veya - gönlümüzden gecen - iki haftalik ara tatil yapamaya niyetliyiz...

Allah herkese gönlüne göre versin diyorum...

Herzaman oldugu gibi bu seferde baska bir konuda yazmak niyetiyle oturdum bilgisayarin basina. Bilmedigim bir güc beni devamli tatil veya izinle ilgili yazmaya itiyor. Nedendir acaba???

Ama inaniyorumki önümüzdeki günlerde - belkide önümüzdeki saatlerde (abartmayalim istersen Ahmet) baska konularda Entry´ler ekleyebilirim.

Bu yazimi gecenlerde elime gecen, oldukca komik buldugum bir karikatürle noktalamak istiyorum.

Esen kalin

Ahmet


(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

Yeniden Merhaba23/7/2008

Selam sevgili dostlar,

pek cogunuza belki biraz garip gelecek ama hepinize serin(!) bir temmuz gününden merhabalar. Yaz mevsimi dogasi geregi dünyanin pek cok yerinde sicak gecer. Temmuz ayi denince de ilk akla gelenler asiri sicaklar, tatil vs. Siirlerde bile temmuz ayinda günesin siddetinden bahsedilir.

...temmuz ates püskürür, herkes gölgeden yürür...

Ancak kanimca sair bu yukaridaki dizeleri oldukca sicak bir ortamda yazmistir. Zira yerkürrede yaz aylarinda biz Avrupa ve Asya kitasindakiler sicak bir haftalar gecirirken, Avustralyadaki insanlar sogukla mücadele ediyorlar. Ne diyelim kaderin cilvesi...

Yazimin basinda belirttigim gibi - Avustralya kadar olmasada - bu yil Nürnbergte havalar yaz aylari icin oldukca serin gecmekte. Ortalama 18-20 derece olan sicaklik insana dogal bir klimali ortamda yasiyor hissi vermekte.

Yünanistan ve Türkiyede sicakliklar 35 derece üstü olunca buradaki hava haliyle soguk sayilir. Ama durumumuzdan fazla da sikayetci sayilmayiz.

Bu yil ki yaz tatilimizi normalden birkac hafta öne cekerek haziran ayinda gerceklestirdik. Adresi yazmaya gerek yok sanirim. Zira bu sayfalari takip edenler, yillik üc haftalik iznimizi gecirdigimiz, yildiz bakimindan biraz tasarruflu olan sayfiye yerini iyi bilirler.

Gene ayni istikamet, gene ayni köy, gene ayni ortam, gene ayni degisiksizlik...yoo o kadar da degil.

Bu yil gecmise bakarak biraz daha degisik gecti diyebilirim. Erken gitmenin avantaji olsa gerek. Bu kisacik tatile iki defa Türkiye, iki mevlit töreni, defalarca deniz sigdirdik. Pek cok ta es-dost, hisim-akraba ile görüsme firsatimiz oldu.

Gecirmis oldugumuz üc haftanin detayli anlatimini bir dahaki sefere yaparim. Tatil anilarini herzaman oldugu gibi fotograflarla süslemeyi düsünüyorum.

En kisa zamanda tekrar görüsmek üzere. 

Ahmet


(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

BIRAZ GÜLELIM...ve DÜSÜNELIM II6/5/2008

Sevgili Dostlar,

"Gülmeden gecirilmis bir gün, kaybedilmis bir gündür" der dünyaca ünlü komedyen Charlie Chaplin.

Günümüzde televizyonu actiginizda, gazeteyi baktiginizda veya internette haberlere göz gezdirdiginizde, gerek ülkemizde, gerekse dünyanin herhangi bir yerinde devamli savas, kan, dogal afetler, aclik, kuraklik gözyasi ve ölüm vardir. Artik yasamak icin verilen savas günden güne zorlasirken, stres hayatimizin her aninda var olmaya basladi. Bu durumda gülmek herhalde oldukca zor olsa gerek.

Ancak komedinin duayenlerinden Chaplinin sözündede gercek payi hayli yüksektir. Bu yüzden birkac dakikaliginada olsa tüm dertlerimizi bir kenara biraklim ve asagida yazilari hep beraber okuyalim...

 

Ulu Önder Mustafa K. ATATÜRK´ün "Genclige Hitabesi" ufak bir degisiklige ugramis ve Türk Kadinina adanmis...

(bu yaziyi lütfen mizahi sinirlar icinde degerlendirelim - ATATÜRK´ün manevi sahsiyetine herhangi bir hakaret olarak görmeyelim. A.Muhacir)

Ey türk kadını !

Bırıncı vazıfen bulasık, çamasır ve kocana sahıp çıkmaktır.
Mevcudıyetının yegane temelı budur.
Kocan en kıymetlı hazınendır.
Senı bu hazıneden mahrum etmek ısteyecek kaynanan, kaynatan ve
Görümcelerın
Olabılır.

Bırgün evlılıgını kurtarmak mecburıyetıne düsersen,
Vazıfeye atılmak ıçın bulasık ve çamasırı düsünmeyeceksın.
Bu durum elektrıgın ve suyun kesıldığı anda ortaya cıkakabılır.
Evlılıgıne tecavüz etmek ısteyen kaynanan kaynatan ve görümcelerın
Hayatta emsalı görülmemıs bır galıbıyetın mümessılı olabılırler.

Hatta kılıbık kocan zor bır ıhtımalde olsa baska karılara göz dıkmıs
Olabılır.
Aılenız fakru zaruret ıçınde harap ve bıtap düsmüs olabılır.
Ey asil türk kadını !
Iste bu ahval ve serıat ıçınde dahı vazıfen yuvanı kurtarmaktır.

Anasının kuzusu olan kocanı adam etmek senın elındedır.
Ihtıyaç duydugun merdane dolabın sol üst kösesınde saklıdır.

Hadı kolay gelsın

Günümüzde bilgisayar girmeyen ev, internet baglantisi olmayan bilgisayarda oldukca azdir. Internet kullanicilarinin korkulu rüyasi olan Virüslere karsi birde Antivirüsler vardir. Ikili arasinda gecen diyaloglar.

Antivirüs: Şşşşt nereye genç?
Virüs: Abi birisine bakıp çıkıcam hemen...
Antivirüs: Olmaz giremezsin yassah!!!

Antivirüs : Aaaaa Aaaaa sağa çek bakayım!
Virüs: Buyrun abi ne vardı?
Antivirüs: Bölgeye zarar veriyorsun. Tutuklusun.
Virüs: Abi be, sen al şimdi şu 20 YTL yi beni görme bak yanımda manita var.
Antivirüs: Tamam ama çok zarar vermeyin ha!

Data: Amca amca senin dosya boyutun niye bu kadar büyük?
Virüs: Seni daha iyi saklayabilmek için...
Data: Peki amca senin simgen neden diğerlerinden çok farklı?
Virüs: Sen gel bakayım bi şöyle. Ne tatlı şeymişsin sen öyle...

Virüs: Amman Trojen kavur excelleri, Amman trojen kavur bellekleri.....
Antivirüs: Şııııt len dürzü ne ediyon burda?
Virüs: Oooo abim gelmiş hoş gelmişşşşş. Nörüyon laaaa?
Antivirüs: Şimdi ben senin yedi ceddinden başlamam mı beeaaaa!!!
Virüs: Naş Yavrum Naşşşş biraz geç kaldın. Çoktan yayıldık sisteme!
Antivirüs : He He He Heyyttt beaaaa, abime sistemler feda olsun beaaa. Yürüüü beaaa...

Virüs: Abi ne kadar kazanıyosun bu işten?
Antivirüs: Valla ekmek parası zor çıkıyo.
Virüs: Abi sigortan varmı ?
Antivirüs: Yok be ne sigortası abicim ya
Virüs: Abi sen ne uğraşıyon burada, burada kazandığının iki katını vereyim, bizle takıl...
Antivirüs: Tamam anasını satayım.
Virüs: Saldırın ulan bu tamamdır

Virüs: Biri vardı nerde gördünüz mü?
Anti virüs: Ne edecen bakim?
Virüs: Hiç bi meselemiz var da...
Antivirüs: Anlat evladım.
Virüs: Abicim içeri gizlice girip sonraa........
Antivirüs: Ben kimim biliyo musun?
Virüs: Yoooooooo
Anitivirüs: Dışarı lan ben buranın güvenlik görevlisiyim.
Virüs: Bu iş burda bitmeyecek geri dönecem.

Antivirüs: Buyrun amca ne arıyodun?
Çernobil: Oğlum burada bir harddisk diye bişi varmış nerede o?
Antivirüs: Abi düz git soldaki kapı.
Çernobil: Tamam oğlum sen biraz uzaklaş sağol.

Antivirüs: Nereye lan?
Virüs: Şu programa girebilir miyim?
Antivirüs: Niye lan?
Virüs: Abi benim yatıcak bi evim bile yok, nolursun bi günlüğüne...
Antivirüs: Geç bakem ama kimse görmesin seni.

Bizi Gıcık Eden 15 Şey

1 - Bir şey tamir ederken elin tamamen yağlandığında burnun kaşınır.

2 - Yere düşürdüğün bir bozuk para veya bir küçük vida ulaşılması en zor yere yuvarlanır.

3 - İnsanların seni seyretme olasılığı düştüğün komik durum ile doğru orantılıdır.

4 - Yanlış numara çevirdiğinde çevrilen numara kesinlikle meşgul değildir.

5 - Patronuna lastiğin patladığı için geç kaldığını söylediğinde ertesi gün lastiğin gerçekten patlar.

6 - Gırgır geçmeye başladığın anda patron kapıda görünür. (Kesinlikle bu oluyo )

7 - Sıkışık trafikte şerit değiştirdiğinde, terk ettiğin şerit daha hızlı akmaya başlar.(her zaman)

8 - Duşa girip ıslandığında telefon çalar.

9 - Birileri ile karşılaşma ihtimalin, görünmek istemediğin zaman en üst düzeydedir.

10 - Bir makinenin çalışmadığını ispat etmen gerektiğinde kesin çalışır.

11 - Kaşıntının şiddeti ulaşma zorluğun ile doğru orantılıdır.

12 - Sinemada sıranın ortasında oturanlar salona en son girerler.

13 - Üzerine yağ-reçel sürülmüş bir ekmek kesinlikle en pahalı halıya ve yüzüstü düşer.

14 - Ayağınıza tam oturan bir ayakkabı kesinlikle mağazadaki ayakkabıların en çirkinidir.

15 - Herhangi bir şeyi beğendiğinizde derhal üretimden kaldırılır

Menekşe moru gözlüm, al yanaklım, seni bir daha dövmeyeceğim. Lütfen artık eve dön. Bak Yaşar halıya kustu, kusmuk seni bekliyor. Ayaklarım bugün de hep seni aradı, yıkanmak için. Seni çok arıyorum, bir haftadır akşam rakılarının tadı tuzu yok... Ev sensiz çok ıssız. Gerçi nasıl, nerede yattığımı, kime nasıl çaktığımı falan hiç hatırlamıyorum ama onun sen olmadığını bir büyük rakının sonunda dahi hissedebiliyorum.
Kezban, ben sana aşığım. Eve döndüğün gün, bunu arkadaşlarla kutlayacağım. Sen, kanlar içerisinde evden kaçarken nasıl duygulandığımı bilemezsin. Elimdeki şişeyi, hırsımdan ananın fotoğrafına fırlattım. (Artık duvarları gelince silersin.) Kezban bir de gelirken 2 paket kısa Maltepe getirebilir misin?
Dün Zeynep okula gitmeyip dolma sardı, ben de okeye dönerken dikkatleri dağıtmak için habire dolma yiyip,"yiyin yiyin nefis olmuş" dedim. Nasıl zeka ama.. Zeynep´in tezkeresinde okul ve sınıf kısmını boş bıraktım. Onu da mı ben dolduracağım?
Bu sabah seni kaçırışım aklıma geldi, efkarlanıp bir cıgara yaktım. On dört yaşlarında taş gibi kızdın. Nasıl; Mehmet, Abidin, Ramazan, Yusuf gelip seni döve döve taksiye atmıştık? Peki, seni piknik tüpü ile dövüşümü hatırlıyor musun? Yeni evliydik, bir boğaz gezisi dönüşüydü. Mehmetgiller kapıda bekliyorlardı, sen daha roka bile hazırlamamıştın ve Ramazan içeriden "ROKA!" diye bağırmıştı. Mutfağın kapısını içeriden nasıl kilitlediğimi, ocağın oradan tüpü nasıl kaptığımı falan hiç hatırlamıyorum. O gece Ramazan ´lar gidince sen Yaşar ‘ı doğurdun. Huysuz mu huysuz, koca burunlu Yaşarımı... Bu arada son maaşınla Yaşar ’a don falan aldım...
Artık yuvana dön, asabımı bozma!

Kocan Haydar

ÜNLÜLERiN MEZAR TASLARINA YAZILAN VASiYETLERi

Coprayt by ALMANYALI GOBEL(Made in ALMANYALI GOBEL)


ZEKERiYA BEYAZ: Benim icin kurban olarak kestiginiz tavuklarin derilerini ADD'ye

bagislayin, magazin programlarini bos birakmayin.

SEZEN AKSU: Dagdaki tanrinin cocuklarini sizlere emanet ediyorum.

ALATURKASTAR MEHTAP: Gece aleminden ciktim, buradada gece alemine düstüm, her

yeerrrrrr karanliiiiikkkk. isitme cihazini unutmusum. Azer

Bülbül abime selam. Buradaki jüride Armagan Caglayan yok,

Dualarinizi SMS ile gönderin, adami hasta etmeyin lannn!!!!

DENiZ BAYKAL: Mustafa Sarigül'ü CHP Genel Baskani yaparsaniz ahirettede iki elim

yakanizdadir.

AHMET NECDET SEZER: Mezarliklar kamunun girdigi kamusal alanlardir; Semra beni

sinir etme, basörtünü cikar, kemiklerim sizliyor, dua etme,

celenk koy.

DOGU PERiNCEK: Aslinda ben seriatciydim, ahiretteki duruma uyum sagladigimi

zannetmeyin.

NECMETTiN ERBAKAN: Tayyip patates dinindendir.

R.TAYYiP ERDOGAN: Ani gelen ecel sebebiyle, ölecegimi Amerika'ya haber veremedim,

kusura bakmasinlar.

M.YASAR BÜYÜKANIT: Ahiretten her an geri cekilirsem gene tantana

yapmayin.

APO: (Türkü) Hapishane önünde incir agaci,

Abaza Gardiyan'im buldu bana ilaci,

Mezarimi kazin bayira düze,

Benden selam söylen derin devlete.


Türkçe 1 kelime 17 ingilizce kelimeye bedel
bir

- afyonkarahisarlilastiramadiklarimizdanmisiniz ?

ingilizce tercümesi:

-are you one of those people whom we tried-unsuccessfully to make
resemble the citizens of afyonkarahisar?

TÜRK ISI ÖLCÜ BIRIMLERI

Abi! Geçen bi balık yakaladık, kolum gibi…

Muhsin abi! Geçen bi woofer almışım, öküz gibi ses çıkarıyor! Mükemmel abi!

Kaç karış?

Başarılı Türk aşçı Fransa’da lüks otele transfer edilir.
Diğer aşçılara bazı tarifler öğretmesi gerekir.
Geçerler ocağın başına, bizimki başlar ;
“bir tutam maydanoz , bir tutam karabiber, yetecek kadar su…”
Fransız dayanamaz sorar: “bunların bir ölçüsü yok mu?”
Bizimki terslenir: “Ben ne diyorum? Bir tutam olacak demedim mi?”

Bir demet maydanoz,
iki tutam karabiber,
bir diş sarımsak,
bir avuç fındık,
bir tepeleme çay kaşığı tuz,
bir silme çay kaşığı tuz,
bir dünya iş,
bir araba laf,
kafam kadar kiraz,
üç kalem mal,
iki satır yazı,
beş posta,
alabildiğince un,
kasıktan dize kadar,
buradan sana kadar,
bilemedin kapıya kadar….

Türk’ün kendisi ölçü birimidir: Türk kadar kuvvetli, bir Türk dünyaya bedel!

Kavgaya giderken “bir kamyon adam” toplanır, sayı belirtmek içn uygun sıfattır.

İki bıyık bükümü sağa, üç evlek ileri…

Bir cimdik un, bir fiske tuz, göz alabildiğine geniş…

Bir dirhem et bin ayıp örter..

Hükümet gibi kadın…

Ayarlarız!

Çocuk :Anne ben ne zaman doğdum?
Anne : Pamuk zamanı. :-)

cehennemin dibine kadar

Ayı gibi iri

Öküz kadar

Eşek kafalı

Üç vakte kadar sana bir kısmet çıkacak, üç saat mi, üç gün mü, üç aymı, yoksam üç yıl mı desem...

ESNAF YALANLARI

1- elinizdeki tek kaldı başka yok.

2- Yani alın diye demiyorum bu size çok yakıştı.
yalan abı
3- Her bedene uyar bu aynı zamanda uni***tir.

4- Her rengin altına giden bir ürün seçtiniz.

5- Zevkinize hayranım doğrusu. bu kadar olur heee

6- Biraz sıktı gibi ama kullandıkça açılır merak etmeyin.

7- Bunun garantisi şahsen benim abla.

8- Bir sorun çıkarsa aynen alıp getiriyorsun.

9- Son bilet son şans!

10-Elbette orijinal parçasıdır abi. Ta Çin’ den geliyor bize de.

11-Kusura bakma gülüm ya bizde de bozuk kalmadı.

12-Çocuğu depoya yolladım şimdi kapar gelir.

13- Daha ucuza bu malı bulmanız mümkün değil.

14- Abla bu tabaklar ithaldir kesinlikle kırılmaz.(Made in China heee )

15-Kurtarmıyor abla inan ki zararına satıyorum.

16-Garson bey yumurtam 5 dakika kaynasın. / Tamam efendim 2 dakikada hazır olur.

17-Az önce son parçayı sattım. Ama çok şanslısınız tıpkı onun gibi bir model var elimizde.

18-İhraç fazlası bunlar. Ondan ucuza satıyoruz.

19-Ama biliyorsunuz ilk bir hafta bütün ayakkabılar sıkar.

20-Hangi ayak sıktı? Sağ mı? E normal tabi?

21-Öyle göründüğüne bakmayın bu bir teknoloji harikası.

22-Hatta bunun mucidi köşe oldu şimdi Hawai’ de tatil yapıyor.

23-Bu ürünü bizden başka bir de New York’ta bulabilirsiniz.

24-Bu kumaşın en büyük özelliği çekmemesidir.

25-Hakiki timsah derisidir biz tasfiye nedeniyle ucuza bırakıyoruz.

26-Aslında o fiyata mümkün değil ama ayağınız alışsın babında olsun bakalım.

27-Bizde çürük yok abla seç beğen al./Abla domatese elleme çöküyo sonra.

28-Denizden yeni çıktı bunlar gel!

29-Ekmekler taze ama üzeri açık kalmış ondan kurumuşlar biraz.

30-Elmalar Amasya’ dan! Şeftali Bursa’dan! Portakal Washington’ dan! Cevizler Hindistan’dan!?...

31-Müşteri velinimetimizdir.

32-Memnuniyetiniz memnuniyetimizdir.

33-Şikayetlerinizi bize memnuniyetlerinizi başkalarına söyleyiniz.

34-‘’İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim.’’

35- Bizde TSE siz mal bulamazsınız.(Tabi TSE almak o kadar kolay olunca.)

36-Fiş veririm tabi de yazarkasa arızalı. Gelip geçerken uğrayın vereyim.(eskıden olsa ama şimdi fiş devri kpandı şimdide almayınca kızıyolar yaw valla ben anlamadımm heheheh)


(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

1 MAYIS 20081/5/2008

Sevgili dostlar,

bugun 1 mayis 2008. Öncelikle tüm iscilerin, emekcilerin bayramini kutlarim. Günümüz dünyasinda emekcilerin ne zor sartlar altinda yasamlarini kazandiklarini hepinizin malumudur. Yasadigimiz su zamanda senenin elliki haftasida paylasilmiz durumdadir. Hemen hemen herhafta bir meslek kurulusunun, bir kutlamanin haftasi vardir. Iscilerimiz de yilda bir gün sadece bir gün bayram olarak kutlamak isterler. Ne yazikki dünyanin pek cok ülkesinde 1 Mayis tatil günü olmasina ragmen bazi ülkeler hala bu günü emekcilere cok görmekteler. Herhangi bir ideolojiye baglanmadan, herhangi bir siyasi cizgi icine girmeden, sadece ve sadece Iscinin, emekcinin bayrami olarak görelim bir mayisi...

Birazda olaylara olumlu bir acidan bakmayi deneyelim sevgili dostlar. Sagcisiyla, solcusuylo tüm kesimin bayrami olsun. Temennimiz bu yilki 1 mayis etkinliklerinin tüm dünyada baris icinde kutlanmasi dilegiyle...

 

Isciler, emekciler bir mayis bayraminiz kutlu olsun. 


(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

PARADOKSLAR19/3/2008

Selam dostlar,

siteyi takip edenler bilir, her yazi ekledigimde klasik bir özürle basliyorum. Arayi acmamak icin kendi kendime defalarca söz veriyorum ama nafile. Sonuc genede degismiyor. Bundan sonra seyrek araliklarla yazilar, fotograflar, belgeler eklemeyi hedefliyorum. Zira kurmus oldugum blog´umunda kendi capinda bir izleyici, takip eden, deyim yerindeyse taraftari mevcut. Bu yüzden artik herhafta gibi site yenilenecektir. Ilgililere duyurulur.

Tabiiki siz degerli ziyaretcilerinde sayfalarda görmek istedikleri konu, paylasmak istedikleri bir yazi, fotograf vs. varsa bana gönderebilirler ve bende bu sayfada yayinlarim. Yeterki siyaset, siddet, terör, ahlaksizlik, kisacasi yasadisi bir döküman olmasin.

email: achmet2001@hotmail.com

Bu arada yorumlarinizida herzaman ama herzaman beklerim.

Bugün sizlerle paradokslar üzerine bir kac cümle paylasmak istiyorum.

Paradoks gelince ilk akla gelen nedir?

  • Mantiken olmasi gereken ama gercekte olmayan olaylarmi?
  • Kisirdöngü?
  • Süpriz veya belkide yanlis bir sonuca götüren bir tür mantiksal aldanmamidir?

 

Gelin bunu hepberaber ögrenelim.

Paradoks, görünüşte doğru olan bir ifade veya ifadeler topluluğunun bir çelişki yaratması veya sezgiye karşı bir sonuç yaratmasıdır. Çoğunlukla, çelişkili gözüken sonuç veya sonuçların aslında çelişkili tarafları vardır.

Paradoks teriminin karşılığı olarak Türkçe´de yanıltmaç ve çatışkı sözcükleri de kullanılmaktadır.

Ayrıca kendi içinde çelişen veya tam tersi şekilde sonuç olarak doğru olan fakat absürd veya çelişkili gözüken bir ifadeye (veya ifadelere/ifadeler bütününe) de paradoks denmektedir. Kökleşmiş inanışlara aykırı olarak ileri sürülen düşünce olarak da tanımlanabilir.

Kaynak: Wikipedia

Paradokslar, yıllarca insanların kafasını meşgul etmiştir. "Doğru" zannettiğimiz bazı düşüncelerin "Yanlış" olarak karşımıza çıkması, bizi elbette şaşırtacaktır. Neredeyse insanlık tarihi kadar eski olan paradokslar, hemen her yerde karşımıza çıkabilir. Matematikte, fizikte, coğrafyada, edebiyatta, sanatta, evde, okulda, ... Özellikle bilim adamları için tam bir baş belâsıdır(!) paradokslar. Çünkü sonuca ulaşmak üzere olan bir araştırmanın büyük bir engeli olarak her şeyi bozabilir. Ama yine de paradokslar yeni bilimsel çalışmalar için kapı -hatta kapılar- aralar.

"Mantık illüzyonu" olarak da tanımlanan paradokslar, iyi bir eğlence aracı olabilirler. Beğendiğiniz veya yanlış olduğunu düşündüğünüz yerleri yazabilirsiniz. Yalnız paradoksun tanımını okumadan eleştiri getirmemenizi tavsiye ederiz. Çünkü paradoksun oluşabilmesi için üç şarttan en az biri olmalı:
         

  1. İşlem hatası
  2. Eksik bilgi
  3. Yanlış kabul

Paradoks Cesitleri

Matematik Paradokslari

Herkesimden insanin anlamasi icin derin matematiksel islemlere girmeyelim

Karışık Bir Hesap:

   İki çocuk ayrı ayrı kalem satmaktadırlar. Her ikisinin de 30'ar tane kalemi vardır. Biri, 3 kalemi 10 TL'ye; diğeri de 2 kalemi 10 TL'ye vermektedir. İlki 30 kalemden 100 TL, diğeri de 150 TL kazanır. ( Toplam 250 TL.) Ertesi gün yine 30'ar kalemle evlerinden çıkarlar. Yolda karşılaştıklarında biri diğerine der ki:

-"Gel seninle ortak olalım. 60 (30+30) kalemin 5 (2+3) tanesini 20 (10+10)TL'ye satalım. Kazandığımız parayı da paylaşırız. Basit bir hesapla 60 kalemden 240 TL kazanırlar. Yani:

5 Kalem...............20 TL ise
60 Kalem..............x TL'dir   Buradan;

x=(60.20)/5= 240 TL

Degisik bir denklem!!!!

X = Y ................................................olsun
X² = X.Y............................................eşitliğin her iki tarafını 'X' ile çarptık.
X² - Y² = XY - Y²..............................her iki taraftan 'Y²' çıkardık.
(X + Y).(X - Y) = Y.( X-Y )...............sol tarafı çarpanlara ayırdık, sağ tarafı 'Y' parantezine aldık.
( X + Y ) = Y.....................................( X - Y )'ler sadeleşti.
X + X = X..........................................X = Y olduğundan,
2.X = X..............................................'X' leri topladık.
2 = 1 ................................................'X' ler sadeleşti.
3 + 2 = 1 + 3....................................her iki tarafa '3' ilâve ettik.
5 = 4..................................................buradan,
5 = 2 + 2.......................................'4'ü, '2+2'  şeklinde yazdık.  HATA NEREDE?

Ilginc Hikayeler

Nasreddin Hoca                                    

     Nasreddin Hoca bir gün heybe almak için pazara gider. Güzel bir heybe görüp pazarcı ile pazarlık yapar ve 1 akçeye anlaşırlar. Tam oradan ayrılacaktır ki daha güzel bir heybe dikkatini çeker:

     - Kaç akçe şu heybe muhterem?
     - 2 akçe hocam.
     - Aldım gitti, diyen hoca elindekini bırakır ve onu alıp tam gidecekken pazarcı seslenir:

     - Hocam. Bu heybe 2 akçe. Sen 1 akçe verdin.

Hoca sinirlenir:
     - Bre cahil adam! Sana önce 1 akçe verdim. Sonra da 1 akçelik heybe bıraktım! İkisi eder 2 akçe. Daha benden neyin parasını istersin!

Ağanın atları

          Zengin bir köy ağası vefat eder. Vasiyeti açılır. Mallarının yarısını(1/2) büyük oğluna, dörtte birini(1/4) ortanca oğluna ve beşte birini(1/5) küçük oğluna bırakmıştır. Bütün mallar paylaşılır ancak Ortada 19 tane de "at" vardır. 19'u ne ikiye, ne dörde, ne de beşe bölmek mümkündür. Köyün en akıllı adamına gidip akıl danışırlar. Adam da onlara yardımcı olabileceğini söyler. Der ki:
           -"Benim de bir atım var. Alın bunu size veriyorum. Oldu mu 20 at? Yarısını sen al bakalım (10). Dörtte birini de (5) ortanca kardeşin alsın. Beşte birini de (4) en küçüğünüze verelim. On, beş daha onbeş. Dört daha ondokuz. Verin bakalım şu bizim geriye kalan düldülü...!

MECLISTE

Osman Yüksel'in milletvekili olduğu yıllardır. Bir gün meclis kürsüsünde, kendisine lâf atan vekillere dayanamaz ve:

 “-Bu meclistekilerin yarısı eşektir! der ve iner kürsüden.

Bunun üzerine meclis karışır ve herkes kendisinden sözünü geri almasını ister. Arkadaşlarının da ricası ile tekrar kürsüye çıkar ve keskin zekâsını gösteren ve vekilleri rahatlatan şu sözleri söyler:

          “-Bu meclistekilerin yarısı eşek değildir!

Hızlı Kaplumbağa

     Bu paradoks, Zenon Paradoksu olarak ta bilinir:

     Hikaye bu ya, kaplumbağanın biri yolda Carl LEWİS'le (Bu ismin gerçek hayatla hiçbir ilgisi yoktur!) karşılaşır. Kısa bir sohbetten sonra kaplumbağa, Lewis'e 100 metre yarışı teklif eder. Önce bu teklife gülüp geçen Lewis, kaplumbağanın gayet ciddi ve ısrarcı olması üzerine isteksiz bir şekilde teklifi kabul eder:
     - Tamam yarışalım ama neyine güvenip benimle yarışmaya kalkıyorsun be birader?
Kaplumbağa, yalnız bir şartı olduğunu söyler:
     - Senden tek isteğim, ben yarışa 10 metre önden başlayacağım. Bu şartla beni kesinlikle geçemezsin. Ne o yoksa korkuyor musun?
Lewis kaplumbağanın şartını kabul eder. Yalnız kaplumbağa bir açıklamada bulunur:
     - Yarışa başladığımızda sen benim ilk başladığım noktaya geldiğinde ben biraz önde olacağım(mesela 10 metre). Bu anda filmi dondurup farkı göre biliriz. Tekrar harekete başladığımızda sen ikinci kez yarışa başladığım noktaya geldiğinde ben biraz daha önde olacağım(mesela 10 cm). Tekrar hareket ettiğimizde benim son olarak geldiğim yere geldiğinde ben mutlaka senin önünde olacağım. Dolayısı ile sen hiçbir zaman beni geçemeyeceksin.
Bu sözleri duyan Carl LEWİS, yarışma fikrinden vazgeçer. Mâlum, itibar meselesi...

PARITE OLAYI

     Olay, henüz döviz kurlarının uygulanmadığı yıllarda ABD-Kanada sınırındaki bir şehirde geçmektedir:

     ABD ve Kanada malum ki para birimi olarak 'dolar' kullanmaktadırlar. Yalnız her iki ülke de kendi paralarının daha değerli olduğunu iddia etmektedirler. Şöyle ki Kanadalılara göre:

     1 ABD Doları= 90 Kanada Centi, Amerikalılara göre ise :
     1 Kanada Doları= 90 ABD Centi.

     Bir amerikalı, cebindeki 1 dolarla dolaşmaya çıkar. Bir ara karnı acıkır ve simit alır (amerikan simiti!). Simitin fiyatı 10 centtir. Cebindeki 1 doları verir. Simitçi bozuk para ararken cebinin bir köşesinde 1 Kanada doları bulur, onu verir (90 cente eşit ya!). Derken sınırı yürüyerek geçer ve Kanada da dolaşmaya başlar. Kaleme ihtiyacı olduğunu hatırlar. Girer bir kırtasiyeciye. Kalemin fiyatı da 10 Kanada centidir. Cebindeki 1 Kanada dolarını verir. Kırtasiyeci de para üstü olarak 1 ABD doları verir. Oradan da ayrılıp evine döner. Sonra düşünmeye başlar:

     - Yahu sabah evden çıkarken cebimde 1 ABD dolarım vardı, şimdi de 1 ABD dolarım var. Pekiyi simitle kalemin parasını kim verdi?

  

Evet arkadaslar gördügünüz gibi konu oldukca gizemli ve icinden cikilmayacak kadarda karisik gibi duruyor. Önümüzdeki zamanda Illüzyonlar, sanat ve optik paradokslarda eklemek istiyourm.

Bugünkü konumuzu birkac paradoks bilmece ile kapatalim.

1-Uzadıkça kısalan şey nedir?

2-Ali, sepetteki elmaların yarısını ve bir yarım elmayı Ayşe'ye; sonra kalan elmaların yarısını ve bir yarım elmayı Ahmet'e ve yine kalan elmaların yarısını ve bir yarım elmayı da Hasan'a veriyor. Sonuçta sepette sadece bir elma kaldığına göre başlangıçta kaç elma vardı?
Not: Elmalar bölünmeden paylaşılıyor.

3- Bir avcı otobüse binmek ister. Yalnız, otobüse boyutları en fazla 1mt. olan eşyalar alınmaktadır. Avcının tüfeği ise 1,5 mt.dir. Tüfeğin şeklini bozmamak şartı ile otobüse nasıl biner?

4-Bir tabakta 7 tane portakal var. Bu portakalları, 7 çocuğa birer tane bütün portakal vererek paylaştırın ve hâlâ tabakta bir portakal kalsın?

5- Dünyanın çevresini ekvatordan geçecek şekilde bir ip ile bağladığımızı kabul edelim.(yaklaşık 40 bin km.) Bu ipi her noktadan 1mt. havada tutabilmek için, ne kadar daha ip ilave etmeliyiz?

6- 6 adet kibrit çöpü ile 4 adet 'eşkenar üçgeni' nasıl elde edebiliriz?

7- Bir duvarın üzerinde 5 adet kuş duruyor. O sırada oradan geçmekte olan bir avcı, tüfeğini ateşleyip ikisini vuruyor. geriye kaç kuş kalır? (Cevap 'hiç' değil)

8- İki kişi yolda karşılaşıyorlar. Küçük olan, Büyüğün öz oğludur. Ancak büyük olan küçüğün babası değildir. Bu nasıl olur?

9- Bir çocuk, 7 elmanın ikisi hariç hepsini yerse, kaç elma kalır?

10- Bir satranç tahtasında kaç tane 'kare' vardır? ( 64 değil !)

11- Yılın kaç ayında 'otuz' gün vardır?

12- Ali ile Veli 100 metre yarışı yapıyorlar. Ali, Veli'yi 5 metre farkla geçiyor. Yani Ali yarışı bitirdiğinde Veli 95. metrededir. Tekrar yarışmaya karar veriyorlar. Fakat bu sefer Ali, başlangıç çizgisinden 5 metre geriden başlıyor. Aynı hızla koştuklarını kabul edersek bu yarışı kim kazanır?

Cevaplar en kisa zamanda...

 


(Yazar: Ahmet )
1 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

Biraz gülelim...ve düsünelim23/2/2008

Selam sevgili dostlar,

son entry olarak "Edirne Gezisi" ni eklemistim. Aradan gene bir aya yakin bir zaman gecmis. Düsünüyorumda son zamanlarda blog sayfalarima sadece yapmis oldugumuz seyehatleri ekliyorum. Aslinda amacim her konuda sizlerle düsüncelerimi paylasmakti. Ama zaman darligi denilen o büyük bir rakiple birtürlü barisamadik. 

Neyse firsat buldukca sizinle daha pek cok sey paylasmayi umuyorum.

Bugün biraz gülelim diyoruz...ve:

Bir Afrikali tarafindan yazilmis ...Sevgili Beyaz Adam,Dogarim siyahim, Büyürüm siyahim ,Güneslenirim siyahim,Üsürüm siyahim,Korkarim siyahim,Hastalanirim siyahim ve ölürüm hala siyahim.
Ve sen Beyaz Adam Dogarsin pembesin,Büyürsün beyazsin ,Güneslenirsin kizarirsin,Usursun morarirsin,Korkarsin sararirsin ,Hastalanirsin yesilsin Ve ölürsün grisin.Ve hala utanmadan bana renkli dersin...

 

Olmaz ya oldu diyelim;

Düsünün bir sabah memleket halinde kalkiyoruz ve bir de bakiyoruz ki tüm dünya sular altinda kalmis.

Su üstünde kalan tek kara parçasi var. O da Türkiye. Koca gezegende bizden baska kimse kalmamis. Dünya nüfusu 70 milyon.
Buyrun bakalim ilk tepkiler ne olurdu dersiniz ?.....:-))

"Ulan tam da 'Uluslararasi Iliskiler' bölümünü kazandiydik. Sansa bak!"

"Ihracatimizin düsmesi, hatta bitmesi ekonomik göstergeleri de olumsuz etkiliyor haliyle..."

"Artik turizm patlasa patlasa içimizde patlar abi!"

"Sevgili Agrili hemsehrilerim, artik dünyanin en yüksek tepesi bizim ilimizin hudutlari içinde. Hepimize kutlu olsun!!"

"Burdur olarak ülke olmak istiyoruz dersek çok mu garip karsilanir Vali Bey?..."

"Aaa! Yavru vatan da gitmis. Olsun... Bizde bu azim bu sevgi varken yine yavrulariz.. Rauf Bey bugünleri görseydi keske..."

"Bakanlar Kurulu karari ile kara sularimizi 12 bin mile çikariyoruz..."

"Türk'ün Türk'ten baska dostu yok derlerdi de...inanmazdim"

"Stratejik açidan da bi önemimiz kalmadi. Ne açidan övünücez peki biz simdi!"

"Ulan tam da NBA'da draft edildiydim. Sansa bak..."

"Aziz Bey, Rüstü yüzme biliyordu degil mi?"

"Fenerbahçe de dünya klasmanında bi takım olabildi sonunda"

"Biz demistik ama Ortega'nin futbol hayatini bitiririz diye..."

"Baskent Ankara'nin ismini de Anakara olarak degistirelim oldu olacak..."

"Hastiiirr.. Seneye takima Alex'i transfer edecektik be!!"

"Apo'nun aglamasi durmak bilmiyor efendim..."

"Tayyip Bey müjde müjde! Dünyada bizdekiler disinda at kalmadi efendim..."

"Abi yemisim Halikarnas'ini, Barlar sokagini! Bodrum Helga'siz Emma'siz çekilir mi simdi yaa!"

"Kurt hikayesi artik inandirici olmaz. Tarih kitaplarinda da degisiklik yapmak lazim simdi. Yaz bakalim: Orta-Asya Denizi'nden Anadolu'ya gelirken Türkler'e bir yunus yol gösterdi..."

"Heyooo!! Dünya Cografyasi'ndan yirttik oglum! Dersler bos geçicek."
"Ah be Orhan Abi! Batsin bu dünya deyip durdun! Bilmiyo musun Türk'e biseyolmaz.. Al buyur! Kaldik bi basimiza iste!"

"Duydun mu Miralay Suphi Bey, düsmanin tamami denize dökülmüs sonunda..."

"Ben simdi nereme sokucam bu Green Card'i laann?"

"Abi Edirne'den Ardahan'a gidilir mi be? Dünyanin yolu!!!"

"Çekiliste gemiyle dünya seyahati mi kazanmisim? Gidin baskasiyla kafa bulun lan.."

"Ulan simdi isin yoksa 4 yilda bir Olimpiyat düzenle dur."

"Amma balik yeriz artik bee!!"

 DELIKANLI BILGISAYARCI

Delikanlı Bilgisayarcı Versiyon 3.0

Delikanlı Bilgisayarcı, silmek istediği bir dosyayı shift +del kombinasyonu ile siler,geri dönüşüm kutusu kullanmaz,tükürdüğünü yalamaz.

Delikanlı Bilgisayarcı, Windows gezgini kullanmaz,aradığı dosyayı anında bulur!

Delikanlı bilgisayarcı, IP numarasını gizlemez.

Delikanlı Bilgisayarcı, WindowsXP'de bir hata olduğunda hata raporu göndermez, ispiyonculuktan hoşlanmaz. Hoşgörülüdür.

Delikanlı Bilgisayarcı, MS Office yardımcısı kullanmaz.

Delikanlı Bilgisayarcı, yardım menüsünü de kullanmaz.İhtiyacı olmaz.

Delikanlı Bilgisayarcı, Windows'taki Pinball oyununu uninstall eder.Oyun bile olsa toplarla işi olmaz!

Delikanlı bilgisayarcı, IMAC gibi renkli cicili-bicili bilgisayar kullanmaz.

Delikanlı Bilgisayarcı, bilgisayarını sleep modunda bırakmaz,bilgisayarı her daim hazır ve nazırdır.

Delikanlı bilgisayarcı, bilgisayarcı kültürüne saygı gösterir:
Örneğin : "tek rakibim AMD" , "rahmetli de X386ydı ", "bir sana hasretim,birde 3 Ghz cpu hızına", " Windows'un ustasıyım Linux'un hastasıyım" vb..

Delikanlı Bilgisayarcı, görev zamanlayıcı kullanmaz, kafasına estiğinde defrag yapar.

Delikanlı Bilgisayarcı Memik Yanık gibi şahsiyetlerle muhattap olmaz.

Delikanlı bilgisayarcı monitörünün üstüne meraklı ördek,kuş böcük vb. materyaller koymaz.

Delikanlı Bilgisayarcı internette sörf yapmaz,olsa olsa tavla oynar.

 

YURDUMDAN INSAN MANZARALARI!

 

BU KADAR DA OLMAZ..........

YER : Kayseri
Siz hiç karanlikta iyi göremediginiz için yakit deposunun, tam dolup dolmadigini çakmak yakarak kontrol etme cesaretini kendinizde buldunuz mu ?
Kayseri sehirler arasi otobüs terminalinde 38 AS 991 plakali yolcu otobüsüne mazot alan muavin Z. T. Deponun tam dolup dolmadigindan emin olmak için çakmak çakarak kontrol etmek ister. Sonuç; Buharlasan mazotun parlaması ve muavinin yanik tedavisi için hastahaneye kaldirilmasi.

YER : Diyarbakir

Lunaparkta gece bekçisi iki kafadar (zincirlerin ucuna baglanmis salincaklardan olusan) uçan sandalyelere biner ve mekanizmayi çalistirirlar. Ancak sandelyelerin merkezkaç kuvveti ile dönerek açilmasindan dolayi durdurmak için saltere ulasamazlar ve sabaha kadar kimseye seslerini duyuramazlar... Bu bekçilerden biri hayatini kaybetmis, digeri ise gördügü uzun tedavilere ragmen eski sagligina kavusamamistir.


YER : Karabük

Siz demir çelik haddehanesinde çalisan bir isçinin, sigarasini yakmak için 600 tonluk preslerin arasindan emekleyerek geçtigini ve 2.450 santigrad dercedeki firina ulasmaya çalisirken son sigarasini yaktigini duydunuz mu?


YER : Giresun

Siz hiç birisinin, dis agrisindan kurtulmak için çenesine kursun sıktığını ve beynini dagittigini duydunuzmu?.

YER : Istanbul, Sultanbeyli

Yuttugu sinegi öldürmek için agzina Shelltox sıkıp, zehirlenerek kendiside ölen zamane uyanigini .....

YER : Erzurum

Birçok ülkede insanlar berbere gidip tras olurlar, ama hiçbir berber, masaj amaciyla müsterisinin kafasini saga sola çevirirken boynunu kirmaz.

YER : Bozcaada

Bankamatikten para çekerken baska bir ülkede elektrik çaprmasindan ölmezsiniz. Türkiye'de ölürsünüz.

YER : Adapazari

Siz hiç arabasi ile yolda giderken radyoda duydugu göbek havasiyla cosup, göbek atmak için aracini kenara çeken ve otoyolda göbek atarken arkadan gelen aracin altinda kalip ölen duydunuzmu. Sözkonusu olay TEM otoyolu Sapanca mevkiinde cereyan etmistir.

YER : Konya

Ayni isyerinde, biri gündüz biri gece vardiyasinda çalisan ve ikisi de isine motasiklet ile giden baba-ogulun, yolda karsilasmalari normaldir, ama birbirlerine selam vermek için ellerini sallarken, kaza yapip ölmesi sadece bizde vaka-i adiyedendir.

YER : Istanbul, Ayazaga

Gelismis ülkelerde, çalisan isçiler, üstlerindeki imalat artiklarini temizlemek için, birbirlerine kompresörle hava tutmazlar. Tutsalar bile,biri, saka yapmak için kompresörü digerinin poposuna dürtmez. Dürtse bile,digeri "Ulan saka öyle yapilmaz böyle yapilir" diye elindeki kompresörü sakaci arkadasinin poposuna dayamaz ve bagirsaklarini basinçtan patlatarak öldürmez.

YER : Kocaeli, Dilovasi

Hangi ülkede bir gemi mühendisi, kontrol etmek için gemi kazanina girdiginde, biri baskasi gelip kazan kapisini kapatir ve kazani atesleyip ............

YER : Rize

Hangi ülkede; elektrik diregine yaslanip, ayakkabisina giren tasi çikarmak için ayakkabisini silkeleyen birisi, yoldan geçen bir baskasi tarafindan (cereyana kapildigi zannedilerek, kurtarmak amaciyla temas etmeden) kürekle vurularak kurtarilmaya çalisilir?

YER : Trabzon

Siz hiç baska bir ülkede, bir insanin, tuttugu futbol takiminin maçi,ya da siyasî partinin seçimi kazanip kazanmayacagi hakkinda bir "uzvu" üzerine iddiaya girdigini, "eger kazanamazsak, ben de bunu keserim" dedigini, iddiayi kaybedince Besmele ile abdest alip, iki rekat namaz kildiktan sonra "onu" kestigi ve kan kaybindan öldügünü duydunuzmu?

ERKEK VE KADIN ARASINDAKI FARK...

Erkek SİLAHLARI keşfetti ve AVLANMAYI buldu,
Kadın AVLANMAYI keşfetti ve KÜRKLERİ buldu.
Erkek RENKLERİ keşfetti ve BOYAMAYI buldu,
Kadın BOYAMAYI keşfetti ve BOYANMAYI buldu.

Erkek SÖZCÜKLERİ keşfetti ve KONUŞMAYI buldu,

Kadın KONUŞMAYI keşfetti ve DEDİKODUYU buldu.

Erkek KUMARI keşfetti ve KARTLARI buldu,
Kadın KARTLARI keşfetti ve BÜYÜCÜLÜĞÜ buldu.
Erkek TARIMI keşfetti ve YİYECEĞİ buldu,
Kadın YİYECEĞİ keşfetti ve REJİMİ buldu.
Erkek ARKADAŞLIĞI keşfetti ve AŞKI buldu,
Kadın AŞKI keşfetti ve EVLİLİĞİ buldu.
Erkek KADINI keşfetti ve CİNSELLİĞİ buldu,
Kadın CİNSELLİĞİ keşfetti ve BAŞ AĞRISINI buldu
Erkek TİCARETİ keşfetti ve PARAYI buldu,
Kadın PARAYI keşfetti ve
BUNDAN SONRASI TAM BİR FELAKET!!!

(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

SERHAT SEHRI EDIRNEYE KISA BIR SEYEHAT25/1/2008

Selam Dostlar,

yeni yil gireli bir hayli zaman gecti. En son blog´uma „Kavala Gezisi“ ni eklemistim. Aradaki zamanda yeni bir konu hazirlamaya firsatim oldu.. Bu yilki yaz tatilimize bir günlük Türkiye ziyaretide sigdirdik. Aslinda esimle kisa bir Türkiye ziyareti yapmayi, daha Almanyadayken planlamistik. Ancak hayalimizi biraz dar boyutlarda kurmustuk. Zira sadece bir cumartesi Kesan´a gidersek genede kendimizi mutlu hissetmeye yetecekti.

Herzaman oldugu gibi evdeki hesap carsiya gene uymadi – uymamasida cok iyi oldu!.

Dostlarimizla ilk defa görüstügümüzde bize, Türkiye´ye gitme gibi bir düsüncemiz olup olmadigini sordular.Bizde, eger mümkün olursa, söyle bir cumartesini Kesanda gecirmeyi düsündgümüzü belirttik.Tabii bizim arkadaslarin uzun zamandir Edirneye gitme planlari varmis. Acaba, olurmu, olmazmi derken, bize teklif/direktif karisimi bir seyler edildi ve önümüzdeki günlerde hep birlikte serhat sehri Edirneye gitmeye karar kildik.

 Sabahin erken saatlerinde yola ciktik. Otobana direk Gümülcine üzerindenmi girelim, yoksa köy yollarindan, Kösemescit kavsagindanmi girelim derken, bildigimiz yoldan sasmayalim dedik.  Ve tan yeri agirirken otobanda yavas yavas Türkiyeye dogru ilerlemeye baslamistik bile.

Türkiye sinirina henüz varmadan, son Yünan sehri Dedeagactir (Alexandropolis). Yeni yapilan genisletilmis karayollari sayesinde, artik sehir merkezine ugramadan dogruca hududa gitmek mümkün. Ancak biz gezmeye cikmistik. Sabah kahvaltimizi Dedeagacta yapmayi uygun gördük ve sehre girdik. Deniz kiyisina kurulmus bir yünan sehri olan Dedeagac muazzam güzellikte bir yerlesim yeri. Heryönüyle ayri güzellikleri olan bu sehirde, Trakya üniversitesinin TIP Fakültesi arastirma hastaneside vardir. Bu yüzden bölge insanini saglik sorunlari icin bu sehre oldukca cok gelirler.

Biz sehir merkezine dogru ilerlerken, caddelerde gözle görülür bir canlilik vardi. Kisacasi Dedeagac bütünüyle uykudan uyanmis ve güne basliyordu.

Dogruca bir börekci dükkanina gittik ve sabah kahvaltimizi leziz böreklerle yaptik. Ardindan arabaya geldigimizde sabah kahvelerimizide unutmadik. Yünanlilarin meshur soguk neskafelerinden yanimiza fazlaca almistik. Yola devam etmeden birer tane ictik.

 

 Dedeagacta Frape hazirligi...

Ve ardindan gezimize, Metin Akpinarin bir deyimiyle, Yolcudur Abbas, baglasan durmaz misali devam ettik. Dedeagactan ciktin sonra Fere yönünde bir süre ilerledik ve sonra E-90´dan Evros ilinin kuzeyine dogru ayrildik. Sirasiyla Sofulu (Sufli), Dimetoka, Kumciftligi (Orestiada) güzergahindan gecerek sinira, türkce adi Cörekköy olan Kastania´a vardik. Yol boyunca arkadasim Raim yöre hakkinda bazi bilgiler verdi. Zira kendisi bir nakliye sirketinde calistigi icin bu bölgeyi iyi biliyordu. Neticede gümrüge vardik.

Diger gümrüklerle karsilastirirsak, sunu söyleyebilirimki burasi kelimenin tam anlamiyla sakin bir yer. Islemleri yapmamiz sadece birkac dakikamizi aldi.

 

Ardindan sirif noktasini gecerek Türk topraklarina girdik.

Türk tarafindaki gümrügün bulundugu kapinin adi, Pazarkule kara hudut kapisi. Burasida göze carpan bir hareketlilik yok. Giris islemlerimiz buradada cok az  sürdü.

 

Gümrükten Türkiye girisimiz tamamlaninca hareket ettik. Edirne merkez sinira sadece 5 km. Yollar ve cevredeki yerlesim birimleri bizi memleketizle oldukca benzerlik tasimakta. Halkin büyük cogunlugu ciftcilik ve hayvancilikla ugrasmakta. Meric havzasindaki sulu topraklarda ürünlerde bereketli olmali. Hertaraf yesillik ve agaclik. Genede sinirda bir il oldugu icin buralara pek fazla devlet yatirimi yapilmadigi gözlerden kacmiyor.

Kisa bir süre sonra Edirne merkeze yaklasiyoruz. Edirnenin ön mahalleleri biraz bakimsiz, biraz varos tipi evlerle dolu. Biraz daha ilerleyince ilk görülen manzaralari unutturacak güzellikte bir sehirle karsilasiyorsunuz. Edirneye hepimizin ilk gelisi. O yüzden bize yol gösterecek, mihmandarlik yapacak bir kimse aramizda yok.

Genede sora sora Bagdat bulunur misali, ilerliyoruz. Ve artik Edirnenin icindeyiz.

Hemen sagimizda muhtesem Selimiye Camii durmakta. Az yukaridaki cami´nin parkina arabamizi birakiyoruz. Ve gezimiz basliyor…

Ilk etapda fotograf makinami elime aliyorum. Cünki burada fotograflamak istedigim belkide onlarca manzara var.

Daha üc-bes metre ilelemeden hemen etrafimizi bir düzine mendilci cocuk sariyor. Hepsinin niyetleri bir paket mendil satmak. Bizim gibi acima duygulurai hassas olan insanlar icin karsilasilmamasi gereken bir durum. Biriki kisi olsa genede baska, ancak sayilari gittikce artiyor. Hemen ardindan daha büyükler yanimiza yaklasiyor. Oradan güc bela uzaklasiyoruz ve Selimiyenin bahcesine giriyoruz. Buradada baska bir grup var. Agaclarin altina kümelenmis cocuklar yerli ve yabancilar birbirinden hemen ayirt edebiliyorlar ve turist oldugumuguzu anlayinca gene cevremizi sardilar. Onlari atlattik derken hemen yanimiza, tespih, kolye gibi hediyelik esya satan seyyar saticilari geliyor. Klasik bir cümle olan, „daha sonra aliriz“ dedikten sonra camiinin hemen altindaki meshur Arasta carsisina giriyoruz.

Arasta carsisinin anlami, Camiye maddi gelir saglamasi icin insaa edilmis bir pasaj. Icindeki dükkanlardan alinan kiralarla, tüm masraflar karsilaniyor.

 Arasta carsi daha cok Edirneyle ilgili hatira ve hediyelik esyalarla dolu. En basit örnekle anlatmaya calisirsak: Aslinda güzel kokulu sabundan imal edilmis, degisik boylardaki meyve sepetleri, kenarlari islenmis, Edirne, Selimiye, Kirkpinar vs. armali Havlular ve bilimum esyalar.

Arasta Carsisi...

Sabundan imal edilmis Meyve Tabaklari...

Hediyelik esyalar arasinda en tercih edilen sabundan meyveler...

Oradan Edirnenin icine dogru ilerliyoruz. Hepimizin degisik türden alisveris listesi var desem yalan olmaz. Eslerimiz daha cok altin, ziynet esyalari almak niyetindeler, arkadasimin istedigini tam olarak hatirlamasamda, benim vazgecemedigim bir sey var K I T A P.

Biraz ilerleyince bir kösede ikinci el kitap satan bir dükkani görüyorum. Benim icin yeryüzündeki cennet bu olsa gerek! Kitaplarin basinda ne kadar zaman gecirdigimi bilmiyorum ama aradabirde fazla uzatmamam gerektigini düsünüyorum. Sonrada esimden ögrendigime göre sanirim 40-45 dakika filan gecirmisim. Yaklasik 10-12 kitap alinca keyfim yerine geliyor ve Edirnenin carsisinda dolasmaya devam ediyoruz.

Edirne - Ters Lale

Edirneden bir köse...

Esim Filiz

Arkadaslarimiz Sennur ve Raim - Turist Kavaklidan

Esim Filiz ve Ben

Fotograflardanda gördügünüz gibi pek cok yer geziyoruz. Bu arada Agustos günesi artik tüm gücüyle gökten üzerimize ates püskürtüyor. En cok aldigimiz seyin su oldugunu bilmem söylememe gerek varmi?.

 

Edirne gördügüm bir duvar resmi - Oldukca anlamli. Edirneyi takdir ettim...

Arkadasimiz Sennur ve esim Filiz...

Ulu Önder M.K.ATATÜRK

Edirnedeki Camiilerden biri. Ismini ögrenemedim.

Ali Pasa Carsisinida geziyoruz. Istanbuldaki Kapali carsi misali, envai cesit mallarin satildigi  bir yer.

Tabii tüm bu gezmelerden sonra ögle vakti yaklasiyor ve  iyi bir restoran aramaya basliyoruz. Bulundugumuz yerin yakinlarinda „Altin Sis“ isimli bir restoran görüyoruz ve giriyoruz. En üst katta bize yer gösteriliyor. Siparislerimizi serin bir klimanin altinda veriyoruz. Önce istedigimiz soguk birer mesrubat oluyor. Keyfimize diyecek yok. Neseli bir sekilde yemeklerin gelmesini beklerken, tatli bir sohbete giriyoruz.

Biraz sonra aperatif olarak tabir edebilecegim – hatirladigim kadariyla -bir cesit biberli, kiymali ve tulum peynirli meze ve yaninda yufka ekmegi geldi. Merakla denedik. Tadi cok lezzetli. Asil yemek icin biz tavuk-sis ismarlamistik. Zira esim ve ben kuzu eti sevmedigimizden genelde tavuk disinda bir alternatif bulamiyoruz . Arkadasim tartismasiz Iskender kebap, eside karisik izgara aldi. Uzun bir süre hem muhabbet ettik, hemde yemeklerimizi yedik.

Yemekteyiz...

Ayni meranda...

Masamizda kus sütünün yaninda eksik olan birsey daha vardi. Bulun bakalim????

Ardindan son alisversilerimizi yaparak, nihai hedefimiz olan Selimiye Camiine dogru yola koyulduk. Havanin oldukca sicak olmasi bizi fazlasiyla yordu. Selimiye bir tepede oldugundan cikarken zorlandik diyebilirim. Aradabirde fotograf cekmek icin zorunlu olarak mola verdik.

Selimiye Camiine dogru ilerliyoruz...

 Bir Edirne Hatirasi...

Tüm heybetiyle, yillara meydan okuyan SELIMIYE CAMII

Selimiye hatirasi, resmi ceken ne kadar da acemi!!!!!!!!!

Arkadaslarin bir hatirasi - Fotografci oldukca uzman...

Güzel bir manzara...

 

...

MIMAR KOCA SINAN

Edirne deyince KIRKPINAR

Edirne Garnizon

Esim Filiz

Nihayetinde Selimiyenin bahcesindeydik. Arkadsim ve ben, abdest almak icin cesmelere dogru ilerledik

Selimiye Avlu

 Yorumsuz

Selimiye Camii

Selimiye Camii

Camiinin icine girerken bir levhada iceride fotograf cekilmesinin yasak oldugunu bildiren bazi maddelere gözüm takildi...

Iceri girince ilk gözüme carpan, fotograf yasaginin pek cok kisi tarafindan delindigidir. Önce bir-iki rekat namaz eda ettik. Ardindan biriki kare fotograf aldim.

Camiinin icinden bir kare - flassiz

...

Camiinin yapisi ve mimarisi hakkinda fazla birsey söylemeye gerek yoktur sanirim. Eger bir yapit Mimar Koca Sinan tarafindan insaa edildiyse ve bu yapi Sinan´in ustalik eserimdir diye tabir edilirse – anlasilmayan bir durum kalmamistir. Camii´nin mimarisi tek kelimeyle muhtesem.

Camiinin cikisinda...

Selimiye Müzesi - zaman darligindan gezemedik

Ve Edirne gezimizin sonuda gelmistik. Birkac gün önceden, daha Edirne seyehati planlandiginda, oraya kadar gitmisken, Corludaki akrabalarimizida ziyaret edebilecegimizi babam bana hatirlatti. Harita üzerinde baktigimizda, Edirne Corlu arasi yaklasik olarak 80-100 km kadardi.

Bu niyetimden arkadasima ve esine Edirne yolunda, daha Yünanistandayken bahsettim. Hic tereddüt etmeden kabul ettiler. Arkadas dedigin böyle olacak...

Edirneden artik ayrilma zamani gelmisti. Arabaya binerek Istanbul istikametine dogru hareket ettik. Sehir disinda bir kösede durarak, Corludaki akrabalarimizi telefonla geldigimizden haberdar ettik. Onlara güzel bir süpriz olacakti.

Edirneden ayriliyoruz...

Ve yola koyulduk. Edirne, Lüleburgaz ve Corlu. Bildigim kadariyla Corlu, Tekirdagin bir ilcesi. Ve aklimda kaldigi kadariyla, memleketimizdeki Sapci kadar bir yer. Daha dogrusu bir yermis. Son zamanlarda Istanbul sanayisinin oraya tasinmasiyla 5-10 yil icinde hizli bir sekilde büyümüs ve nüfusu ayni orantida artmis. Simdilerde nüfusun Tekirdagdan bile fazla oldugunu ögrendik. Corlunun etrafi fabrikalarla cevrili.

 

Corluya girince akrabalarima tekrar telefon ettim ve bizi karsilamaya geldiler. Sonunda eve vardik. Uzun zamandir görmedigim akrabalarimla – yaklasik olarak 17-18 yildir görmemistim – hasret giderdik ve aksama dogru Yünanistana dogru yol koyulduk.

Burada arkadasima tekrar tesekkür ediyorum.

Tekirdaga gelince kisa bir mola verdik ve cebimizde kalan sonYTLler ile ufak capli bir alisveris yaptik ve Ipsalaya dogru yola koyulduk. Neseli bir yolculuktan sonra Ipsala sinir kapisina yaklastik.

Gözelerimize inanamiyorduk. Sinrida asiri bir birikim vardi. Yüzlerce araba cikis yapmak icin sira bekliyordu. Saat dokuza dogru artik siramizi almistik. Uzun saatlerden sonra Yünanistana gecebildik. Saatler gece yarisini gecmisti. Yünanistan gümrügündende sorunsuz bir sekilde gectik diyebiliriz. Ve otobanda evimize dogru yola koyulduk. Eve vardigimizda saat 3ü biraz geciyordu. Güzel bir gün gecirmis, gecirdigimiz günü iyi degerledirmis ama bir okadarda yorulmustuk. Gözlerimizden uyku akiyordu. Annem ve babama gezip gördügümüz yerleri yarin daha detayli anlatiriz sözüyle dinlenmeye cekildik...Herzamanki gibi yatmazdan önce biriki sayfa kitap okumak prensibim oldugu icin, almis oldugum kitaplardan birini alarak yatagima gectim. Sanirim ilk sayfayi bile tam olarak bitiremeden derin bir uykuya dalmistim... 


(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

KAVALA GEZISI16/12/2007
  

Yaz tatilimizi gecirdigimiz Yünanistanda ilk haftamizdi. Günlerimizin cogunu ya denizde, ya Gümülcinede gezerek veya es-dost-akraba ziyaretleriyle geciriyorduk. Deniz derken cogunlukla, birkac yil önce kesfettigimiz,  Kesir ile Maronya arasinda kalan bölgede, hemen yaninda modern bir yazlik sitesi bulunan, ancak oldukca sakin bir plaj olan „Alkion“u tercih ediyorduk. Digerlerine oranla sahil ve kumsali temiz, belediye tarafindan semsiye ve sezlonglari olan bir plaj. Deniz´de cok güzel ve kiyilarida pek derin sayilmaz.  

Orada gecirdigimiz zamani tamamen tatil diye niteleyebiliriz.

Siradan bir kimse icin böyle gecen bir tatil belki cok monoton gelebilir. Bizim icin pek öyle degil, zira evimizdeyiz ve bir yil (belkide daha uzun bir süredir) görmedigimiz dostlarimizi-akrabalarimizi görme firsatimiz oluyordu.

Bir yakinimizin tatili sona ermis ve Yünanistana hava yoluyla geldigi icin, Almanyaya tekrar Selanik üzerinden dönmesi gerekliydi. Izni kisa oldugu icin herhangi bir kiralik araba almaya gerek duymamisti. O yüzden havalimanina ya sehirlerarasi otobüsle veya bir özel araba gidecekti. Tabii ben ve esim bunu duyunca gönüllü olarak talip olduk.

Biletleri kontrol ettik. Yakinimizin ucagi sabah erken saatlerde (6:45) havalanacakti. Yani bizim Gümülcineden Selanige dogru geceden yola cikmamiz gerekliydi. En azindan ucagin hareketinden yaklasik olarak 1 bucuk saat kadar erkenden havalimaninda olmamiz zorunluydu.

O aksami pekte hareketli gecirmemis olmamiza ragmen genede 23ten önce yatmak nasip olmadi. Saat 1i gecerken gene ayaktaydik. Kiralamis oldugum arabanin deposunu daha bir gün önceden doldurmustum. Cok gecmeden hareket ettik. Havada, gündüzleri hasret kaldigimiz- tatli bir serinlik vardi.

E-5 Otobanina gelene kadar gectigimiz köylerde hayat,bir-iki kahvede bulunan gencler disinda, durmus, tüm canlilar derin uykuya girmislerdi. Köylerdeki bu sakinlik tabiiki sehire yansimiyordu. Gümülcinen sabahin ilk saatlerine kadar canliydi.

Bizim bölgemizdeki otoban trafige acildigindan beri, Selanige gitmek icin sehir merkezinden gecmeye gerek kalmiyordu. Bu nedenle Gümülcineye varmadan baslayan otobana girdik. Istikamet Selanik.

Yolculugumuz oldukca sakin gidiyordu. Yollarda vasita yok denecek kadar azdi. Kisacasi durum, Yünanca bir deyim olan “Ben ve Yol” (Ego ke o dromos) du.

Gümülcineyi geride biraktiktan sonra Iskeceye dogru yol alirken otobanin saginda kalan köyler, özellikle Türk köylerinin uzaktan ölgün isiklari görünüyordu. Hangi yerlesim biriminin hangi köy oldugunu filan bir zaman aramizda konustuk…

Iskece cikisindaki “Samaras” dinleme tesislerinde tekrar depoyu full yaptim. Zira geceleri yolda benzin ihtiyaci oldugunda bulmak oldukca güctür.

Benzin aldiktan sonra sert bir kahveyide icince tekrar yola koyulduk. Önce Kavala, derken Asprovalta ve sabahin ilk isiklariyla birlikte Selanige yaklaktik. Artik yolda belli bir hareketlilik vardi. Büyük sehire geldimizin ilk isaretlerini böylece almistik. Yöremizde bazi hastalarin Selanikteki tedavi icin Selanikteki hastanelere gittiklerini hep isitmisizdir. Bu hastaneler Yünanistan capinda büyük saglik merkezleriydi. Yanilmiyorsam birin ismi Papanikolaou digerininde Papageorgiou´du. Oldukca büyük ve modern görünümlü bu yapilari ardimizda birakirken artik havalimanina oldukca yaklasmiktik. Cok gecmeden trafik levhalarinda Makedonia yazisi ve Q isarti görünmeye basladi. Herhangi bir havalimani anlamina gelen Airport gibi yazi yoktu. Evet Selanik havalimanin ismi Makedonya ancak bunu bilmeyen bir turist icin oraya gitmek pek te kolay olmasa gerek diye düsündüm.

Havalimanina vardigimizda arabamizi önce park ettik, sonrada esyalarla birlikte kalkis bölümüne dogru ilerlemeye basladik. Selanik havalimani, Avrupanin pek cok büyük sehride bulunan havalimanlarina göre kücük sayilsada, genede var olan 24 saat canlilik buradada mevcut. Uluslararasi bir havalimani  olmasina ragmen pek te fazla sayida dis hattlar seferi yok. Bildigim kadariyla sadece Avrupanin belirli sehirlerine ucmak mümkün. Genede gözle görülür bir hareketlik hemen göze carpiyor.

Cok fazla beklemeden biletleri onaylatip, bagajlari teslim ettik. Daha fazla beklemenin bir anlami olmadigi icin yakinimiz bizimle vedalasip kontrol-güvenlik noktasindan gecerek bizden ayrildi.

 

Saat daha erken olmasina ragmen günes yavas yavas yükselmeye baslamisti. Esimle birlikte arabamiza dogru ilerlerken günü nasil degerlendirecegimizi konusmaya basladik.

Önümüzde iki secim vardi. Selanikte oldugumuza göre, ya Yünanistanin ikinci büyük metropolü olan bu sehirde dolasacaktik, yada dönüs yolumuz üzerinde olan Kavala sehrini gezecektik. Hemen orada bu iki secenegin artilarini ve eksilerini ortaya koyduk. Tabiiki Selanik gibi bir metropol ile liman sehri Kavala bir olamazdi. Aralarinda kiyaslanamayacak kadar farklar oldugu kesindi. Örnegin bu sehirde ulu Önder Atatürkün dogdugu Ev vardi. Devamli resimlerde, kartpostallarda gördügümüz tarihi Beyazkule ve Yedikule Zindanlari. Ve daha neler neler.

Ancak bu saydiklarimizin sadece isimlerini biliyorduk. Bu sehrin yabancisi oldugumuzdan, elimizde ne bir adres, ne bir sehir plani vardi. Bir baska zamanda buralarini gezeriz diyerek, vakit gecirmeden Kavalaya dogru yola ciktik.

 Yeni yeni yükselmeye baslan günesle birlikte, havalimaninin parkindan cikip Kavala otobanina dogru sehir ici yolda ilerlemeye basladik. Tabii sabah oldugu icin malum is – trafigide giderek yogunlasmaya baslamisti. Selanigi gündüz gözüyle görmek maalesef bu kadar mümkün oldu. Gerci yolda esime gezi fikrimizi degistirmek icin teklifte bulunsamda, daha önceden karar kildigimiz Kavaladan vazgecmedik.

Uzun zamandir calismalari devam eden “Egnatia Odos” nam-I diger E-5 Karayolu ne yazikki henüz tam olarak bitmis degil. Bu yollar tüm Büyüksehirleri birbirine baglamasi icin tasarlanmis, deyim yerindeyse dogudan batiya, güneyden kuzeye kadar Yünanistani kapsamasi planlanan bu devasa (!) proje ne yazikki bir türlü nihayete ermiyor. Kücük bir anektodumu anlatmama izin verin: Bir zamanlar Yünanistana, tatile Italya üzerinden feribotla giderken, liman kenti Igoumenitsada, Ulastirma Bakanliginin hazirlamis oldugu panolarda, bu projenin en gec 2004 bitecegi ve Igoumenitsa – Alexandropolis (Dedeagac) arasinin sadece 6 saatte kat edilecegi vaat ediliyordu. Tabii 2004 Yünanistan icin gercekten önem tasiyan bir yil oldu. Zira Olimpiyatlar yillar sonra yine anayurdunda yapildi. Muhtesem organizasyon oldu. Ancak yollar tam olarak bitirilemedi. Avrupada oldugu gibi A sehrinden B sehrine giderken yol örnegin 200 veya 300 Km dir. Bu mesafenin belki en cok 3-5 Km otoban disi karayollardir.  Bu tanimlama Yünanistana (AB Ülkesi olmasina ragmen) pek uymuyor. Otobanda azami olarak 50 Km filan kesintisiz gidebilirsiniz , bu mesafenin ardindan normal karayoldan, diger otoban baglantisina kadar bir müddet ilerlemeniz gerekmektedir. Umarim günün birinde bu yazdiklarim tarih olur.

Evet nerede kalmistik? Kavala otobaninda ilerliyoruz. Bu güzergahtan gecenler bilirler, Volvi gölünün kuzeyinden gittigimiz icin öncelikle Mikri Volvi ve Megali Volvi köylerinden gecilir.  Buralarda benzin istasyonlari vardir. Ihtiyaciniz olan benzini bunun gibi otoban disindaki noktalardan temin etmeniz gerekir. Zira Yünanistan otobanlarinda benzin istasyonlari yoktur. Bu ülkede yasayan birisi icin bu bilinen bir gercektir bu durum. Ancak bir turist icin kötü süprizlere neden olur.

Ben bunu bilmeme ragmen biraz dikkatsiz davrandim. Selanikten epey uzaklasmistik. Yukaridaki yerlesim birimlerinide artik arkamizda biraktigimizdan, Kavalaya kadarki son otoban parcasina girmistik. Bu arada göstergede reserve benzin lambasi yandi...

Belirli bir süre devam ettikten sonra, sansimiza, 5000 metrede bir petrol istasyonu oldugunu belirten levhayla karsilastik. Birkac defa ayni levhayi gectikten sonra nihayet otobani terk ederek ilk yerlesim birimine girdik. Depoyu doldurunca yolumuza sahil seridinden devam ettik. Zira Kavala – Merkeze pek bir sey kalmamisti.

O kadar güzel yerlerden gectik ki, bu güzellikleri fotograflamadigim icin simdi pismanim. Denize nazir cok sirin yazliklar, eglence mekanlari, parklar vs. vs .

Neticede Yünan halki hayatin tadini cikarmasini biliyor.

Tarihi Su Kemeri

Kavala

Bu güzelliklerin arkasinda Kavala göründü. Dis mahallelerinden gectikten sonra merkeze dogru ilerledik. Limanin cevresine vardigimizda, artik sehir tamamen uyanmis ve günlük isler baslamisti. Burada arabamiz icin bir park aradik ama nafile. O kadar fazla araba varki, inanin bos kalan iki metrakare bile kullanilmis. Caresiz olarak ic sokaklara dogru ilerledik. En sonunda bir yer bulduk. Ihtiyacimiz olan esyalarimizi alip sehrin icine dogru yürümeye basladik. Aslinda sehir ile ilgili genis bir bilgiye sahip degildik. Elimizde ne bir harita, ne bir rehber...Biraz körü körüne gezmek ama ne yapalim. Bu seferlik böyle olsun.

Arka planda Kavala

Bir baska acidan...

Esim Filiz

Deniz kiyisindaki Kavala Devlet Hastanesi

Kavalanin dogu kanadi

Önce sabah kahvaltimizi etmek icin bir mekan bulduk. Yünanistanin meshur (mpougatsa, okunus: bugatca) böregi ile günün ilk yemegini yedik. Bu tadida baska bir yerde bulamadigimizi belirtmemde fayda var. Sabahlari ideal kahvalti. Belkide Almanyada bulundugumuz zaman icersinde bu cesit bir tad bulamadigimizdan, bu böreklerin lezzeti bir baska oluyor.

Ilk hedefimiz Kavala sehir meydani ve limanini gezmek oldu. Sehir meydaninda gözümüze carpan büyük cogunluk emekliliginin tadini cikaran yasli kimseler oldu. Pek cok tipik Yünan kahvehaneleri bu gibi insanlarla dolu. Son yillarda dikkatimi ceken bir konu bu aslinda. Yünanistanda emekli sayisinda bir artis var. Acaba gecmis yillardada bu böylemiydi bilemiyorum.

Sehir meydani

Esim Filiz sehir meydaninda

Buradan sahile, daha dogrusu limana indik. Bütün geceyi denizde geciren balikci tekneleri,  avladiklari baliklari teslim ettikten sonra dinlenmeye cekilmisler. Bazi balikcilar gölgede yorgunluk atarken, bazilarida bir sonraki sefer icin ufak capli hazirlik yapmaktaydilar. Balikcilarin dikkatimizi ceken bir yönüde, cogunun disaridan, 3. dünya ülkelerinden gelen ucuz isci olduklariydi. Aralarinda baska bir dil konustuklarindan, tam olarak nereli olduklarini tabiiki ögrenemedik.

Liman

Limandaki palmiye agaclari

Seferden dönmüs yorgun balikcilar

Bundan sonraki hedef, sehrin ünlü kalesi. Bir osmanli pasasi olan Kavalali Mehmet Ali Pasanin mekani. Zaten Kavalanin icinden gecen herkesin, zamaninda yaptirmis oldugu Su Kemerini gördügü, bu osmanli pasasinin sarayi andiran kalesi sehre tamamen hakim bir tepede bulunmakta.

Limandan ayrilip, sehrin icinden kaleye dogru ilerlerken yolumuzun hem uzun, hem dik oldugunu, kisacasi oldukca zor oldugunun bilincindeydik. Yavas yavas tepeye tirmanmaya basladik. Gectigimiz dar sokaklar tamamen akdeniz mimarisiyle yapilmis, sanki Türkiyede veya Italyada bir kiyi kasabasinda gibiydi. Yol ilerledikce dahada zorlasmaya basladi. Aradabir bazi güzel manzaralari gördükce fotograf cekmek icin mecburi olarak mola vermeye basladik. Yolun yarisina gelmistik. Üzerimizdeki kizgin günes, yolun oldukca dik olmasi, bizi zamanindan önce yordu ve takatimizin sonuna getirdi.

Kavalali Mehmet Ali Pasa Kalesi - Limandan bir görünüs

Kaleye cikmaktan vazgectiken sonra geri dönüste, su kemerinin altinda kisa bir mola...

Kisa bir istisareden sonra vazgecme karari aldik. Evet bu tarihi kaleye bu kadar yaklasmisken pes etmek tabiiki hos degil ancak, bütün geceyi uykusuz gecirdikten sonra insan ne yazikki bu cehennem sicaklarinda daha fazla dayanamiyor.

Oradan tekrar gene sehrin icine döndük. Biraz daha degisik yerleri gezdikten sonra, kiyidaki kafelerden birine oturduk. Soguk neskafelerimizi (Frape) yudumlarken gün henüz ögle olmasina ragmen, günesinde siddetli muhalefetine ragmen yorgunlugumuzu artik hissetmeye basladik. Kafeden ciktiktan sonra arabamiza kadar daha bi hayli yolumuz oldugunu düsündük. Geriye dönerken degisik sokaklardan gectik ve nihayet arabamizi bulduk.

Kavala hakikaten güzel, gezilmek icin ideal bir sehir. Ancak kanaatimce bu geziyi, eger yaz aylarinda yapma mecburiyeti varsa, bunu ögleden sonra veya aksama dogru, günes tesirini kaybettikten sonra yapmak daha uygun olur. Zira aksamlari Kavala – Yünanistandaki her sehir gibi – daha bir canli oluyor. Gerek sahil boyunda, gerekse sehir icindeki kafeler, restoranlar, gecenin gec saatlerine kadar acik. Pek cok mekanda canli müzik mevcut. Bir tavernada baligin tadina bakarken,  hemen yaninizda calan bouzoukinen nefis sesine disaridan gelen dalga seslerinin karismasi, büyülü bir Yunan havasini yasamaniza imkan verir.

 Eve dönerken, esimle beraber, yapmis oldugumuz bu kisa geziyi konustuk. Bu birkac saatlik gezide sadece Kavalayi kücük bir bölümünü gördük. Tabiiki bu kadar  kisa bir zamanda daha fazla yer göremezdik. Ama ilerde tekrar gelmek ve daha detayli bir gezi yapmak icin birbirimize söz verdik.


(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

MSN´de KIZ ISTEME9/12/2007
Selam Dostlar,

güzel bir pazar sabahindan hepinize merhaba. Cagimiz teknoloji cagi oldugundan beri, gecmise göre pek cok eski aliskanliklarimizi farkindan olmadan terk ediyoruz.  Bilgisayar hayatimiza girdiginden beri bazi hobilerimizde yok oldu veya yok olmak üzere. Ancak kaybolan sadece hobilerimiz olsa iyi. Bazi gelenek göreneklerimizde yakin gelecekte bu durumdan nasibini alacak gibi. Gerci alttaki yazi mizahi olarak kaleme alinmis olsada, önümüzdeki yillarda gerceklesmesi ihtimal dahili.


MSN 'den Kız İsteme

Talipp= Oglan Babasi
KizEvy= Kiz Babasi
Oglananasi = Oglan Anasi
Kaynana34 = Kiz Anasi
CilginDamat = Damat adayi
Birevinbirkizi = Kiz

Talipp: Slm...

KızEvy: Slm... Hoş geldiniz.

Talipp: MSN adresinizi oğlumdan aldım.

KızEvy: Evet . Kızım söyledi. Bekliyorduk zaten

Talipp: Sizin evde başka PC var mı? Hanımları da görüşmeye davet etsek

KızEvy: Tabii ki. Bizim hanım online zaten. Kız da internet cafe de.

Talipp: Ok...

Kaynana34 konuşmaya katıldı

Oğlananası konuşmaya katıldı

Talipp: Hanımlar da geldi. Ben bizim oğlanı da davet ediyorum.

ÇılgınDamat konuşmaya katıldı

BirEvinBirkızı konuşmaya katıldı

Oğlananası: Slm...

KızEvy: Hoş geldiniz hanım efendi

Kaynana34: Slm...

Oğlananası: Hoş bulduk efendim

ÇılgınDamat gönderiyor: CICEK.GIF Aktarımı
başlatmak için burayı çift tıklayın

Kabul et (Alt+C) Farklı kaydet...(Alt+F) Reddet (Alt+D)

ÇılgınDamat gönderiyor: CIKOLATA.GIF Aktarımı başlatmak için burayı çift tıklayın

Kabul et (Alt+C) Farklı kaydet...(Alt+F) Reddet (Alt+D)

Kaynana34: Ay niye zahmet ettiniz Teşekkürler.

Talipp: Zahmet ne demek? Çam sakızı çoban armağanı.

Kaynana34: Nasılsınız? İyi misiniz? Ben Hacer. Burcu'nun annesiyim.

Talipp: İyilik elhamdülillah. Sizleri sormalı.

KızEvy: İyiyiz çok şükür.

Kaynana34: Sizler Mersin'denmişsiniz değil mi?

Talipp: Evet efendim. Sizler de İstanbul'dan

Kaynana34: Evet efendim. Biz iki yıl önce gelmiştik Mersin'e Çok güzel bir yer.

Oğlananası: Güzeldir. Bekleriz bize de.

KızEvy: İnşallah. Bu yaz güneyi düşünüyorduk zaten

Oğlananası: Yaza kalmasın diyoruz. Beey ! Hadisene...

Talipp: Efendim. Hanım haklı. Sebebi ziyaretimiz malum.

KızEvy: Evet efendim. Malumumuzdur. Başımızın üstündedir. Hoş geldiniz.

Talipp: Evlatlarımız net üzerinden tanışmış, kaynaşmışlar. Bize de vazifemizi yapmak düşüyor. Allah'ın emri Peygamber'in kavliyle Oğlumuz ÇılgınDamat'a kızımız BirEvinBirKızı'nı istiyoruz.

KızEvy: Evet beyefendi. Sizin de belirttiğiniz gibi evlatlarımız anlaşmışlar. Eh o zaman bizlere de hayırlısını dilemek düşer.

Oğlananası: Müsaitseniz eğer gelecek ay aile içinde bir nişan yapalım diyoruz.

Kaynana34: Bekleriz efendim. Biz nişan için gerekli hazırlıkları yaparız. İstanbul'da kalacak yeriniz yoksa biz ağırlayabiliriz.

Oğlananası: Yok. Zahmet vermeyelim. Çok kalamayız zaten. Dayımın oğlu var. Bostancı'da oturuyorlar.

Kaynana34: Ayol ne zahmeti? Aşk olsun. Akraba olacağız sonuçta. Hem Bostancı çok uzak. Biz Avcılar'dayız. Yollarda perişan olursunuz. Yerimiz müsait.

Oğlananası: İnşallah diyelim o zaman.

Kaynana34: İnşallah efendim. Kızım!Hadisene.

BirEvinBirKızı: Tamam anneee!

BirEvinBirKızı gönderiyor: KAHVE.GIF Aktarımı
başlatmak için burayı çift tıklayın

Kabul et (Alt+C) Farklı kaydet...(Alt+F)Reddet
(Alt+D)

ÇılgınDamat gönderiyor: SOZYUZUGU.GIF
Aktarımı başlatmak için burayı çift tıklayın
Kabul et (Alt+C) Farklı kaydet...(Alt+F) Reddet (Alt+D)

Talipp: Biz müsaadenizi isteyelim artık. Tanıştığımıza memnun oldum.

KızEvy: Biz de memnun olduk efendim. Şeref verdiniz.

Talipp: O şeref bize ait. Hoşça kalın efendim.

KızEvy: OK . Byeee!

Talipp: Bye!

Oğlananası: Bye..

Talipp konuşmadan ayrıldı

Oğlananası konuşmadan ayrıldı

Kaynana34: Bye

BirEvinBirKızı: Bye

Kaynana34 konuşmadan ayrıldı

KızEvy konuşmadan ayrıldı

ÇılgınDamat: Bye... Şişşt Burcu kız? Gitme bir yere yaw :-)

BirEvinBirKızı: Hepsi gitti mi?

ÇılgınDamat: Gittiler gittiler.Nasılsın aşkım? Çok heyecanlandın mı?

BirEvinBirKızı: Ay! Ölüyorum zannettim :-(

ÇılgınDamat: Bak çok korkuyordun. Oldu işte aşkım. Oldu :-)


(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

BU SORULARIN CEVAPLARINI BILEN VARMI ????4/12/2007

* Neden bozulan otobüsün yolculari bizim otobüsümüze aktarildiginda onlara mültecilermis gibi bakariz?

* Neden her gördügümüz haritada hemen Türkiye'yi bulmaya çalisiriz? Millet olarak dünyada kaybolma kompleksimiz mi vardir?

* Neden insanlar birbirlerine sarilinca saga-sola sallanirlar?

* Neden ögrenciler ilkögretimin besinci sinifina kadarmögretmene "ögretmenim" diye seslenirken altinci sinifta bir anda "hocam"diye seslenmeye baslarlar?

* Neden sinavlarda "4 yanlis bir dogruyu götürür" seklinde bir uygulama ile ögrenciler cezalandirilirlarda "4 dogru bil, bir dogru da bizden" seklinde bir kampanya baslatilip zekaya ve riske girme cesaretine ödül verilmez?

* Neden insanlar kapali bir alandan yagmur yagan alana çikinca kafalarini egerler? Yagmura duyulan saygidan midir yoksa ondan tirstigimiz için midir?

* Neden dükkanini kapatip giden esnaf, kapiya "10 dakika sonra dönücem" yazar, ne zaman gittigini nasil anlariz?

* Televizyona çikan insanlar neden kendilerini Türkiye'deki bütün insanlarin izledigini sanirlar?

Örn: Su anda 70 milyon bizi izliyor...

* Neden gözlerinden öperim denir? Insan vücudunda öpülecek daha uygunsuz bir yer var midir? Kimse kimseyi gözünden öpmüs müdür?

* Dügünlerde neden "Dom Dom Kursunu" ile göbek atilmaktadir."Bir avci vurdu beni, bin avci beni yedi" gibi sözlerbesliginde kendinden geçen baska milletler var midir?

* Neden bazi kizlarimiz sirin bir hayvancagiz gördüklerinde "inanmiyorum!" derler, inanilmayacak olan nedir?

* Cumartesi ve Pazartesi'nin neden kendi isimleri yoktur?

* Dolmuslardaki fiyat tarifesinde "en kisa mesafe" neden "indi-bindi" olarak tabir edilir? Önce inilip sonra mi binilir?Bir terslik yok mudur?

* Bir programi kurarken neden "kabul ediyorum" ya da "kabul etmiyorum" seçenekleri vardir? O kadar parayi bayilip bir bilgisayar programi satin aldiktan sonra "kabul etmiyorum" seçenegini isaretleyen bir takim saf kisiler mevcut mudur?

* Bulmacalarda boru sesinin karsiligi neden hep "ti"dir?Bulmacalari hazirlayan arkadaslar hiç "ti" diye ses çikaran boru görmüsler midir?

* Ipana 7 reklamindaki kiza "Ne zamandan beri Ipana 7 kullaniyorsun?" diye soran doktor, Ipana 7'nin yeni bir ürün oldugunu ve reklamdan sadece bir kaç gün önce piyasaya çiktigini bilmemekte midir?

* Neden futbol takimi olan Ajax "Ayaks" diye okunur da temizlik ürünü Ajax "Ajaks" diye okunur? *

* Neden ilanlarda "doktordan temiz araba" diye yazilir?Hipokrat yemininde "arabami temiz kullanacagim" seklinde bir madde mi vardir?


(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

YIL 2020...27/11/2007

Yine ibretle okunacak bir mektup...

 

Yıl 2020,kızım 18,ben 47 yaşındayım...
'Baba bizim bayrağımızda sizin zamanınızda Ay-yıldız varmış neden
şimdi haç işareti ve anlamını bilmediğim renkler var?
2 arkadaş okulda tavan arasında eski bir atlas bulmuştuk,o atlasta
gördük daha önce Edirne`den Kars`a kadar Türkiye toprağı imiş,şimdi neden
o haritanın 1/5`ine Türkiye diyoruz?
Eskiden her mahallede 1-2 cami varken,şimdi neden her ilde bir cami
var,dedem bahsetmişti daha önce ezan denen bir şey varmış,günde 5 defa
camilerden okunurmuş şimdi bu çan sesleri ne baba?
Filistinlilerin zamanında topraklarını parça parça satarak İsrail`in
kurulmasına sebep olduklarını hiç mi bir yerde okumadınız da,topraklarımızı
sattırıp şimdi bu ufacık alana bizi hapsettiniz.Siz atalarınızdan böyle mi aldınız bu
toprakları,emaneti böyle mi korudunuz. Günden güne topraklarımız satılırken
siz uyuyor muydunuz baba?
Baba küçükken herkesin beni Aybüke diye çağırdığını hatırlar gibiyim
şimdi neden bana Angel diyorlar,beni kulağıma Angel ismini ezanla sen mi
söyledin?
Bizim evin önünden tanklarla geçen Amerikan askerleri kim baba?Hergün
bize hakaret ederek ve sizi her gördükleri yerde coplayarak demokrasi ! mi
getirdiler baba?Bize okulda demokrasinin tanımını daha farklı öğretiler sanki
Elime geçen gün bir kitap geçti baba,senin gençliğinden kalan .Biz Ankara`ya
taşınmazdan önce memleketimizin ismi Gaziantep`miş ve 6317 şehit vererek 'Gazi'
lik ünvanını kazanmış.Neden şimdi oraya kürdistan diyorlar baba.Baba hani sizlere
kürtlerle Türkler kardeştir demişler,peki kardeşlerim neden bizi öldürüp ülkemizde
ayrı devlet kurdular.
Baba o kitapta Atatürk diye birinden de bahsetmişti.O 1933`te
Bursa`da bir nutuk vermiş,ben şimdi bile ne kastettiğini anlayabiliyorken,sizin
gençliğiniz bu kadar mı cahildi de o uyarıları dikkate almadınız.
Şimdiki kürdistan toprağında yer alan Süleymaniye`de askerimizin başına
çuval geçirmişler ve sen o dönemde gençtin,hiç mi kanın donmadı baba.Neden
hesap sormadınız bunları görmezden gelen yöneticilerinize?
O az önce bahsettiğim Atatürk size bir hitabe yazmış ve sizi yöneticilere
ve uşaklara karşı uyarmışve hitabenin sonunda da 'Muhtaç olduğun kudret
damarlarındaki asil kanda mevcuttur.'demiş.Baba kanınız o kadar bozuk mu ki
ülkemizi bu hale getirenlerin yakasına yapışmadınız.
Baba Türkiyeli ne demek,biz Türk çocuğu değil miyiz,soyumuz belli değil mi
bizim ,o kitapta okumuştum 'Ne mutlu Türküm diyene' yazıyordu.Peki baba ben
neden mutlu değilim.Türküm demek suçsa ve kötü bir şeyse siz eskiden neden
söylerdiniz.
Baba biz Kurtuluş Savaşı denen bir şey yaşamışız,kitaba göre dünyanın gördüğü
en şanlı savaşmış ve o savaşta 4 milyon şehit vermişiz.Madem bu vatandan bu kadar
kolay vazgeçecektiniz de neden o kadar şehit verdiniz.
Hiç mi kitap okumadınız,hiç mi sizi uyaran olmadı,hiç mi göremediniz ülkemizin
peşkeş çekildiğini,eğer farkında olduysanız ve duygusuzca evinizde oturduysanız
sizin onlardan ne farkınız kaldı.ALLAH`ın huzuruna hangi yüzle çıkacaksınız baba.
'Vatan sevgisi imandandır' diye bir hadis varken hadi diyelim ki Türklüğünüzden
vazgeçtiniz bari İslam`ın emrine uysaydınız.
Senin eski cd`lerden dinledim baba,bizim de bir İstiklal Marşı`mız varmış,o marşı
yanlızca körü körüne ezberlediniz mi?Atalarımız sizi her fırsatta uyarmış,demiş ki 'Ey Türk
titre ve kendine dön.'Baba ne zaman titreyeceksiniz,Ankara`yı da kaybettikten sonra mı?
Bundan 13 yıl önce titremediyseniz eğer artık hiç birşey titretemez sizi.
Baba sen son bağımsız olan Türkiye Cumhuriyetini gördün.'Ya devlet başa,ya
kuzgun leşe' diyebilecek bir Hasan Tahsin,bir Şehit Şahin,bir Sütçü İmam yok muydu
aranızda?Yazıklar olsun baba sizin gençliğinize!
Bu günleri göreceğime hiç doğmasaydım baba.Türklüğünüzden utanmadınız hiç
olmazsa insanlığınızdan utansaydınız baba.Bu vatan göz göre göre altınızdan kayarken
hiç olmazsa ŞEREFİNİZLE ÖLEMEDİNİZ Mİ?...



(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

GÜNÜN SÖZÜ15/11/2007

Eflatuna (PLATON)  sormuslar;

Insanoglunun sizi en cok sasirtan iki davranisi nedir?

COCUKLUKTAN SIKILIRLAR VE BÜYÜMEK ICIN ACELE EDERLER. NE VARKI COCUKLUKLARINI ÖZLERLER.

PARA KAZANMAK ICIN SAGLIKLARINI YITIRIRLER; AMA SAGLIKLARINI GERI ALMAK ICINDE PARA ÖDERLER.

YARINLARINDAN ENDISE EDERKEN BUGÜNLERINI UNUTURLAR

SONUCTA; NE BUGÜNÜ; NE DE YARINI YASARLAR.

HIC ÖLMEYECEK GIBI YASARLAR. ANCAK HIC YASAMAMIS GIBI ÖLÜRLER

 

 


(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

Şaşıp Kalıyorum...15/11/2007
Ilhan Selcuk´un bir yazisi. Yorumu size birakiyorum.
(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

10 KASIM 19382/11/2007
Sevgili Dostlar,

uzun bir aradan sonra yeniden merhaba. En son ekleme yaptigim tarihe bakiyorumda, aradan ne kadar cok zaman gecmis. Yazin ilk günlerinde köyümle ilgili bir makale eklemistim. Birdahada bu güne kadar inaninki zamanim olmadi. Dogru söylemek gerekirse, zamandan cok bazi teknik aksakliklar yüzünden siz degerli ziyaretcilerim icin, blog sayfalarimda yeniliklerin olmasi bir hayli zaman aldi.
Daha sizlerle paylasmak istedigim o kadar cok konu varki, hangi birinden baslasam? Yaz tatilimizi, vatanimiz Yünanistandan gecirdik - aynen her yil oldugu gibi! - ama bir günlügünede olsa, araya  kisa bir Türkiye (Edirne, Corlu ve Tekirdag) seyahati sigdirdik. Dostlarimizla kisa bir zaman icinde cok yönlü bir gezi yapmaya calistik..."Yaz tatili 2007" ve "Bir günlük Türkiye ziyareti" ile ilgili ayrica iki konuda detayli bir paylasim yapacagim

Asil amaclarimdan biride bu sayfada günlük olaylar hakkinda düsüncelerimi siz degerli okurlarimla paylasmakti, ancak her calisan insan gibi, benimde vermis oldugum günlük << yasam mücadelesinden>> sonra ne yazikki pekte zaman kalmiyor. Bunun disinda gündem o kadar cok hizli degisiyorki hangine deginecegimi sasiriyorum. Bu bulundugum ortam sonucta siradan bir blog, fakat güncel konular üzerinede konusabilmeliyiz diye düsünüyorum. Belki ilerki zamanlarda bu konularda daha genic capli yazilar gelir.

Gündem demisken, önümüzdeki günlerde, Anavatanimiz Türkiyenin kurucusu, ulu Önder Mustafa K. ATATÜRK´ün aramizdan ayrilsinin 69. yili. Bugünlerde o kadar cok ihtiyacimizin oldugunu düsündügüm Atamizla ilgili birkac degerli yaziyi bugünlük sizinle paylasmayi uygun buldum.

En kisa zamanda görüsmek dilegiyle...

Ahmet
3 Kasim 2007 Nürnberg






10 KASIM 1938

-Mehmet YILMAZ

Bu tarih Ulu Onder Ataturk'un normal insanlarin oldugu gibi aramizdan ayrildigi tarihtir.

Ataturk her insan gibi dogdu ve oldu. Acaba dogumla olum arasindaki omrunde neler yapti. Yaptiklari dunyayi ayaga kaldiran bir omre sigmayacak turdendi.

Bitkin bir ulusu ayaga kaldirdi ve yapilandirdi. Kisa omure sigdirdigi o kadar cok sey yapti ki dunya milletleri gipta ile bakti. Oldugunde geriye tasli bir mezar degil fikirler birakti. Devamli uygarliga kosan yollari acti ve hedefleri cozumu ile isaret etti.

"Ben manevi miras olarak hic bir ayet, hicbir dogma, hicbir dondurulmus ve kaliplasmis kural birakmiyorum.

Benim manevi mirasim ilim ve zorluklar karsisinda yilmamaktir. Zaman suratle ilerliyor.

Milletlerin, toplumlarin, kisilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayislari degisiyor.

Boyle bir dunyada asla degismeyecek hukumler getirdigini iddia etmek aklin ve ilmin gelisimini inkar etmek olur.

Benim Turk Milleti icin yapmak istediklerim ve basarmaya calistiklarim ortadadir.

Benden sonra da beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen uzerinde aklin ve ilmin rehberligini kabul ederlerse manevi mirascilarim olurlar.

Beni gormek demek her durumda yuzumu gormek degildir yalnizca, beni anliyor dusuncelerime katiliyorsaniz bu yeterlidir."

Bu sozler Ulu Onder Ataturk'e aittir ve her seyi aciklikla ifade etmektedir.

Ataturk'u kisisel olarak gorebilmis cok az kisi kaldi yasayanlar arasinda.

Ataturkcu dusunus gercekci verilerden kalkarak ulusal bagimsizlik ilkesi baglaminda akilci sonuclara ulasmaktir.

Ataturk bedeninin bir gun toprak olacagini bilenlerdendi. Bildigi ikinci sey de Turkiye Cumhuriyeti'nin sonsuza dek yasayacagi idi.

Ataturk'un verdigi haklari baska hangi lider ulkesine vermistir.

Onbes yila hangi lider bu kadar isleri sigdirmis, ulkeyi cagdaslik cizgisine tasiyabilmistir.

Elinde her turlu tek adam olma hakki varken, hilafetin tum olanaklarini kullanma hakki varken laik Cumhuriyet'i secmistir. Bizler Ataturk'un kisa zamanda kazandirdiklarini korumak, gelistirmek ile zaman harcamaliyiz.

Ataturk'un devrimlerine ilkelerine sahip cikarsak onu ebediyete tasimis oluruz.

Ataturkcu dusunce altinda gucumuzu gostermek zorundayiz.

Resimlere heykellere degil Ataturkcu dusunceye sahip cikmaliyiz.

Olumsuzlugunun 58. yilinda Mustafa Kemal Ataturk'u saygilarimla anarken, O'nun sozleri ile bir daha seslenmek istiyorum.

"Benim naciz vucudum elbet bir gun toprak olacaktir.

Ancak; Turkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yasayacaktir."

YENI ADALET Gazetesi,

(Manavgat), Sayi: 101

 

Kerem Türkman’ın 10 Kasım yazısının orijinali
“Bu ülkede yaşayan herkesin bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insan: Atatürk. Gençliğinde kot pantolon giyememiş. Sevgilisinin elinden tutup, hasılat rekorları kıran bir filme gidememiş…

Trablusgarp Cephesi’ne, lüks uçak şirketinin ‘First class’ koltuğunda viskisini yudumlayarak gidememiş. Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için, kortej eşliğinde Mercedes’lerle gezememiş Anadolu’yu…

19 Mayıs’ta Samsun’a basan ayağında, ışıklı spor ayakkabısı yokmuş. Kazandığı her savaştan sonra, savaş sahasına fırlayıp moral veren, mini etekli ponpon kızları da yokmuş. Tarihi kayıtlara bakılırsa, Yunanlıları İzmir’den denize döktükten sonra timsah yürüyüşü de yapmamışlar…

Ülkesinde yapacağı devrimleri, inkılapları unutmamak için not alacağı bir cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacaklarını da cep telefonundan öğrenememiş.

Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden, İsmet Paşa için Safiye Ayla’dan bir istek parçası isteyemeden gitti…

Vatanın bağımsızlığını müjdelediği Meclis kürsüsünde şöyle ağzına layık bir mercimek çorbası içip, kuru fasulyenin suyuna ekmek bandıramadı… 20. yüzyılın bu dehasının, çerçeveletip duvarına asacak bir ihalesi bile yoktu. Yazık ki, hayatta bir reposu veya hisse senedi de olmadı.

Lozan zaferi veya Cumhuriyet’in ilanından sonra arabaya atlayıp, sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı… Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı. Deşarj olamadan gitti Ulu Önder!..

Atatürk’e acıyorum… Sen, dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel. Sonra değerini bilemeyip, tek kadınla evlilik sistemini getir. Sen kalk, bugün yine kapanmaya başlayan Türk kadınına sosyal haklarını ver, çağdaş yaşama kavuştur… Çılgın fasıllara katılmak, sabahlara kadar içki içip, vals yapmak, babasının faytonunu alıp şöyle bir Emirgan yapmak varken…

Bunları yapamazdı Atatürk… Ne korna çalıp dolaşacak bir arabası vardı, ne balkonuna çıkıp silah atacak bir evi. Cumhuriyet’i ilan ettikten sonra, hayatını yaşayabilirdi değil mi? Bizim bu yaşadığımız hayatsa, Atatürk yaşamadan ölmüş demektir.

Kerem Türkman 10 Kasım 1994

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

ATAMIZ´in Vefati

1 Kasım 1938' deki TBMM' nin açılışına hastalığı yüzünden katılamadı. Atatürk' e onbeş gün kadar son rahat günlerini yaşama olanağını veren hastalık, tekrar normal seyrinden çıkarak yeni bir krizle şiddetlendi. Ardından korkulan son bütün acıyla geldi.

Büyük Komutan, Devlet Adamı, Devrimci ve Büyük İnsan, 10 Kasım 1938 Perşembe günü saat 09.05' te ölümlü yaşama veda etti.

Bu kara haber Türk Milletini büyük bir yasa boğdu. 16 Kasım 1938' de tabutu, Türk Bayrağıyla örtülü bir katafalk üzerinde Dolmabahçe Sarayı' nın büyük tören salonuna konuldu ve halkın ziyaretine açıldı. Bütün İstanbul halkı büyük kurtarıcısına son görevi yapmak için Saraya koştu.

19 Kasım 1938 Cumartesi günü sabahı, Dolmabahçe Sarayı Tören Salonunda cenaze namazı kılındı. Cenaze alayı İstanbul halkının gözyaşları arasından geçerek Gülhane Parkı' na geldi. Tabut bir torpidoya alınarak, Yavuz Zırhlısı' na nakledildi. Izmit' te özel bir trene konulan cenaze, yol boyunca Ata 'larına son saygısını gösteren halkın yüreklerinde derin sızılar bırakarak 20 Kasım 1938 Pazar günü Ankara' ya götürüldü.

Atatürk' ün tabutu Büyük Millet Meclisi önünde hazırlanan katafalka yerleştirildi. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, bütün Ankara halkı katafalkın önünden saygıyla eğilerek geçti. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü hafif yağan bir yağmur altında tören başladı. Oniki milletvekili cenazeyi top arabasına yerleştirdi. Oniki general top arabasının iki yanında nöbete durdu. Başta yabancı Devletlerin yolladıkları askeri birlikler olmak üzere, törene katılan birlikler Türk Milleti' nin kurtarıcısı ve Türkiye Cumhuriyeti' nin kurucusu büyük Atatürk' ü selamlayarak geçtiler. Cenazeyi taşıyan top arabasının arkasında en büyüğünden, en küçüğüne kadar bütün Türk Milleti vardı. Atatürk' e geçici kabir olarak ayrılan Etnografya Müzesi' ne götürülen tabut, hazırlanan mermer lahdine yerleştirildi.

Atatürk' ün naaşı Anıtkabir yapılıncaya dek on beş sene bu geçici kabirde kaldı. 10 Kasım 1953' te büyük bir merasimle ebedi istirahat yeri olan Anıtabir' e nakledildi.

O, Türk' ün tarihinde ve gönlünde ebediyen yaşayacaktır.

10 KASIM 1938 - CUMHURIYET GAZETESI


<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<
Mustafa K. ATATÜRK icin 15 yilda yapilan iki ayri cenaze törenininden bazi detayli bilgiler

Atatürk'ün cenaze namazı 10 Kasım'daki vefatından dokuz gün sonra, 19 Kasım 1938 sabahı saat sekizi on geçe kılındı. Dolmabahçe Sarayı'ndaki namazı Diyanet İşleri Başkanı Şerefeddin Yaltkaya kıldırdı. Kalabalık bir cemaatle kılınan namaz dört dakika sürdü. ‘‘Allahu ekber’’ yerine ‘‘Tanrı uludur’’ dendi, ‘selâm verilirken de ‘‘Selâmun aleykum’’ değil, ‘‘Esenlik üzerinize olsun’’ sözleri kullanıldı.

Onbeş yıl boyunca Etnografya Müzesi’ndeki geçici kabirde kalan cenaze 10 Kasım 1953 günü Anıtkabir'e nakledildi. 15 yıl önce kapatılmış olan kurşun tabutun kapağı o gün devletin en üst düzeyinin önüne açıldı, tek bir kare fotoğraf çekildikten sonra yeniden kapatıldı ve Anıtkabir'de toprağa verildi.

Atatürk için bundan tam 45 yıl önce ikinci bir cenaze töreni yapıldı. 21 Kasım 1938'de Ankara Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabre yerleştirilen ve 15 yıl boyunca orada kalan cenaze 10 Kasım 1953 sabahı büyük bir devlet töreniyle inşaatı henüz tamamlanmış olan Anıtkabir'e nakledildi.

Geçici kabrin açılmasında başta Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Meclis Başkanı Refik Koraltan ve Başbakan Adnan Menderes olmak üzere devletin bütün üst düzeyi hazır bulundu. Atatürk'ün kızkardeşi Makbule Atadan da oradaydı, 15 yıl önce ağabeyinin ölüm haberini aldığı andaki kadar üzgündü ve ayakta güçlükle durabiliyordu.

Nakil programı, mermer lâhdin sökülmesiyle başladı. Lâhdi taşıyan betonlar kırıldı, geçici kabir açıldı ve kurşun tabut makaralara takılı zincirlerle yukarıya çekildi. Sonra cumhurbaşkanı, başbakan ve meclis başkanı dışında kalan herkes salondan çıkartıldı. 15 yıl önce kapatılmış olan kurşun tabutun kapağı devletin en üst düzeyindeki bu üç kişinin önüne sadece birkaç dakikalığına açıldı, cenazenin tek bir kare fotoğrafı çekildi, sonra kapak yeniden kapatıldı ve tabut binanın dışında bekleyen top arabasına yerleştirilerek Anıtkabir'e nakledildi.

İşte, ulu önderin ölümünden 15 yıl sonra yapılan ikinci cenaze töreninden bazı görüntüler...

Anıtkabir’e naklin fotoromanı

Türkiye'deki bütün dini cemaatlerin temsilcileri cenaze arabasını takip ediyorlar. Ermeni, Yahudi, Katolik ve Rum temsilcilerle beraber zamanın Diyanet İşleri Başkanı kortejle yürüyor.

Üniversite gençliği, Atatürk'ün Etnografya Müzesi'nde son saygı duruşunu yapıyor.

Mermer lâhid sökülüyor, sonra betonlar kırılıyor ve tabutu kaldıracak olan makaralar lâhit salonunun tavanına yerleştiriliyor.

Atatürk'ün tabutu birazdan salona çıkartılmış olacak. Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes ve devletin en üst düzeyi tabutun çevresindeler...

Tabut salonun zeminine yerleştiriliyor. Adnan Menderes birazdan 'Hanımefendi, buyurunuz' diyecek ve Atatürk'ün kızkardeşi Makbule Atadan'ı tabutun yanına götürecek...

Etnografya Müzesi'nden Anıtkabir'e doğru yol alan korteji, Makbule Hanım hıçkırıklar içinde takip ediyor.

Kaynak: Hürriyet Gazetesi, 10 Kasim 1988




 


 

 


(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

YAHYABEYLI - Köyümden birkac fotograf30/6/2007

Dogup, büyüdügüm köy YAHYABEYLI ile ilgili kisa bilgiler ve birkac fotograf.

Yahyabeyli... Halk arasında "Yabilli" olarak da bilinir. Köyün Yahya Bey adında bir bey tarafından kurulmuş olduğuna inanılır. Bugün bu kişinin mezarı da köyün hemen girişinde bulunuyor. Hatta bir süre önce köyün gençleri bu mezarlığı korumaya almıslardır.

Yahyabeyli (Amaranta) köyü Maronya belediyesine bağlı. Bölgenin büyük sayılabilecek köylerinden biri. 240 hane ve tahminen 700 civarında nüfusu var. Tamamı Türklerle meskun. Gümülcine ovasının ortasında bulunan bu şirin köyümüzün bir yanında sanayi bölgesi var, diğer yanından ise Egnatia (E-5 Karayolu - Otoban) otoyolu geçiyor. Yahyabeyli teknoloji ve sanayi devriminin mengenesinde sıkışmış adeta. İlk olarak sanayi bölgesi gelmiş ve köyün kaderini etkilemiş. Buradaki soydaşlara ait 3.000 dönümlük bir arazi kamulaştırılarak sanayi bölgesine verilmiş. Böylece köylünün geçim kaynağı tarım, önemli bir darbe almış. Ardından Egnatia (E-5 Karayolu - Otoban) gelmiş. Bir miktar toprak da oraya gitmiş. Bunun sonucunda tarlaları son derece azalan Yahyabeyliler, geçimini tarımın yanısıra başka alanlarda aramaya başlamış. Ancak edindiğimiz bilgiye göre sanayi bölgesinde çalışan köylülerin sayısı 50'yi geçmiyor. Şimdi de Yayhabeyli tarlaları demiryolu "tehdidi" altında. Demiryolunun sanayi bölgesiyle bağlanması durumu burada yaşayan soydaşların korkulu rüyası gibi. Köylü "Yine mi tarlalarımız gidecek" sorusunu sormadan edemiyor. Söylentilere göre demiryolunun sanayi bölgesiyle bağlanması durumunda yaklaşık 150 dönüm arazi daha kamulaştırılacak. Yahyabeyli'de ikamet eden soydaşlar tabii ki bu duruma tepki gösteriyor ve "Artık tarlalarımızın kırpılmasına tahammül etmeyeceğiz. Eğer bu bir zorunluk ise o zaman bize zarar vermeden yapılsın" diyorlar.

Yahyabeyli Batı Trakya'daki birçok köyde olduğu gibi 1974'ten sonra başlayan göç dalgasından etkilenen köylerimizden. Buradan Türkiye'ye göç eden aile sayısı oldukça fazla. 1980'lerden sonra köye Balkan bölgesindeki Türk köylerinden göç başlıyor. Ve köyün nüfusu yeniden artışa geçiyor.

Sanayi bölgesi ve otoyoldan sonra, azalmasına rağmen tarımdan geçimini sağlayan insan sayısı hala yüksek. Pamuk, şeker pancarı ve ayçiçeği üretimi Yahyabeyli tarımının ürünleri arasında yer alıyor. Ancak ülke tarımının konumu buradaki soydaşları da endişelendiriyor. Çiftçi tarımın geleceğinden korkuyor.

Yahyabeyli köy ilkokulundaki öğrenci sayısı ise 16. Camide ise hafta sonları Kuran kursu veriliyor. Köyün bir de Rodop ili üçüncü amatör liginde mücadele eden futbol takımı var. Ayrıca Yahyabeyli ve civar köylerdeki ilkokul çağı öncesi çocuklar için Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği'ne bağlı bir de çocuk kulübü mevcut.

DIMOS MARONIAS - OIKISMOS AMARANTON

MARONYA BELEDIYESI - YAHYABEYLI YERLESIM BIRIMI (KÖYÜ)

Kanal tepesi üzerinden Yahyabeyli...

 Yahyabeyli

 Yahyabeyli Ilkokulu...

 

Yahyabeyli Camii

 Yahyabeyli

 


(Yazar: Ahmet )
1 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

Yaz Tatili - 200629/6/2007

Heryil oldugu gibi, gectigimiz yaz tatilinide mekletimiz olan Yünanistanin Bati Trakya bölgesinde bulunan Gümülcine sehrinde gecirdik. Üc hafta gibi kisa bir süre icin gitmis olsak bile, insan genede dogdu topraklara tekrar kavusmasi, esini, dostunu, hisim-akrabasini görmesi güzel bir duygu. Bu kisa tatili en iyi sekilde degerlendirmek icin kollari sivadik.

Her gecen günün bizim icin büyük bir degeri vardi. Gerek sehirde, gerek köyde, firsat buldukca gittigimiz denizde; arkadaslarimizla, kisacasi yil boyunca özlemini cektigimiz insan ve yerlerle kaynasip, kisa tatilimizi en iyi sekilde gecirmeye gayret gösterdik.

Sadece dört gün icin bile olsa, elimize gecen firsati degerlendirerek Istanbul turu yapmayida ihmal etmedik tabii ki...

Cok güzel oldugu kadar, cokta hizli gecen günlerimizden elimizde suanda birhayli fotograf var. Sizinle paylasmak isterim...

Gümülcineden (Komotini) birkac resim..

Yeni Cami ve tarihi saat kulesi

Gümülcine

Sehir Meydani - PLATIA

Sehir meydani  - PLATIA


(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

ATATÜRK HAKKINDA BILINMEYEN 30 ÖZEL MADDE29/1/2007

Kurtuluş savaşının önderi Mustafa Kemal Atatürk hakkında pek bilinmeyen 30
özel madde...

1."ATA" LAFINI SEVMEZDİ

"Atatürk" lafını ilk kez donemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında
kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almıştı.Kendisine
"Ata" diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.

2.EN SEVDİĞİ YEMEK

Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayatı boyunca en
sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi
ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.

3.EN BÜYÜK HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI

Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki
çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.

4.BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU"YDU

Binlerce kitabi vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayatı boyunca
hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin'in ünlü
"Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır, her gün rast gele bir yerinden acar,
birkaç sayfa okurdu.

5.KABUL SALONUNDAKI AT YAVRUSU

Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fox" adını verdiği köpeği,
Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki
bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin
Cankaya Kosku kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.

 

 


 

 

 

 


6.TAM BİR SALON ADAMI

En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu.Klasik Bati
müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

7.GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI

Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel
olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasına öncülük edebilmek
için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.

8.DOLABINDA LACİIVERTE YER YOKTU

Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takım
giymeyi sevmezdi.

9.ÖLÇÜLERİ

Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının
ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan
ayakkabı giyerdi.

10.RUMELİ ŞİVESİ

Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli
şivesiyle telaffuz ederdi.

11.HAZİN BİR HİKAYE

Hayatında bir donem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden
sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarının
nerede olduğu bilinmiyor.

12.CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU.

Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak
geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği
halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.

13.PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE

Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa
çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı
eliyle bir koleksiyon hazırlattı.

14.KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI

Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz
odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini
sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.

15.DÜZEN TAKINTISI VARDI

Evinde, çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları
düzeltmeden rahat edemezdi.

16.HOŞGÖRÜLÜ LİDER

Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tutunu içmeye çalışırken eli
yanmış, "Alin bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti. Mahkemeye
çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize
doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.

17.SİGARA PAZARLIĞI

Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç
paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk "sekiz" demişti. Doktor bunu günde
bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti:
"Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle
yapacağım".

18."BU NASIL HALKÇILIK?"

Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün
milletvekillerinden bilet parası almamasına sasırmış nedenini
sormuştu.Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey
sinirlenmiş, "Ne de güzel halkçılık ama" demişti.

 

19."LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!"

İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya
geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye
vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: "Adam olmak demektir
hocam, adam olmak!"

20.KURBANLARI BAĞIŞLARDI

Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz
böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.

21.YABANCI DİLE MERAKI

Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca'yı sonraki yıllarda geliştirdi.
Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya Fransızca sözcükler de
eklerdi.

22.FASULYESİNE POKER

Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı. Oyun
sonunda kazandıklarını iade ederdi.

23.KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI

Cephelerde düşmanla göğüs göğüse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği
savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.

24.KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ

Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının
duyuyor olmasına sasırmış anılarında bunu esprili bir dille anlatmıştı:
"T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar".

25.BİR RİCASI BAŞ TACIDIR

Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına rastlamış, "Hafız
Hanim benim hatırım için başındaki örtüyü acar mısın?" diye sormuştu. Kadın
bas örtüsünü açarak, Atatürk`ün önünde eğildi ve ellerini öptü.

26.BİLARDO VE YÜZME

Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner, yüzmeye gider ve bilardo
oynardı.

27.EN BAŞARILI DERS

Eğitim hayatı boyunca en başarılı dersi matematikti. Pozitif bilimlere
ilgisi hayatı boyunca sürdü.

28.YAGCILARA GECIT YOK

Yağcılara çok kızardı Bir aksam sofrasında kendisine gereksiz şekilde
iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.

29.SON YILBASI GECESI

1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü
Aras ile bas basa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana
hediye etmişti.

30.KOSKTEKI GUVERCINLIK

Kuşları çok severdi.Çankaya Köşkü`nde özel bir bakicinin ilgilendiği
güvercinliği vardı.


(Yazar: Ahmet )
3 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

ATATÜRKCÜLÜK NEDIR ?29/1/2007

ATATÜRKÇÜLÜK (KEMALİZM); Türk Milleti'nin bugün ve gelecekte tam bağımsızlığa, huzur ve refaha sahip olması, devletin millet egemenliği esasına dayandırılması, aklın ve ilmin rehberliğinde Türk kültürünün çağdaş uygarlık düzeyi üzerine çıkarılması amacıyla temel esasları yine Atatürk tarafından belirtilen devlet hayatına, fikir hayatına ve ekonomik hayata, toplumun temel müesseselerine ilişkin gerçekçi fikirlere ve ilkelere ATATÜRKÇÜLÜK denir.

ATATÜRKÇÜLÜK; emperyalizmin düşmanıdır, anti - emperyalisttir. Tam bağımsız Türkiye'den yanadır. Özgürlükçüdür. İnsan Hakları savunucusudur. Hertürlü terörün karşısındadır. Yobazların, Vurguncuların, Çıkarcıların düşmanıdır...
ATATÜRKÇÜLÜK; yirminci yüzyılın yüz akı, ulusal direnişlerin temelindeki "tam bağımsızlık" harcıdır.
ATATÜRKÇÜLÜK; ulusal bağımsızlık demektir, ulusal kurtuluş demektir, antiemperyalist bilinç demektir!
ATATÜRKÇÜLÜK; aşırı sağa ve aşırı sola ödün vermeyen, kişi haysiyet ve onuruna inanan, ulusal, akılcı ve insancıl bir görüştür.
ATATÜRKÇÜLÜK; Atatürk'ü bütün yönleriyle ve eserleriyle tanımak, sevmek, benimsemek, tanıtmaya ve sevdirmeye çalışmaktır. Başka bir ifadeyle Atatürk'ün ideolojisini, ülkü ve eserlerini eksiksiz öğrenip tam olarak gerçekleştirmek, yüceltmek ve aynı yoldan Türk Ulusu'nu Çağdaş Uygarlık Düzeyine ulaştırmak için bütün gücümüzle çalışmaktır, diyebiliriz.
ATATÜRKÇÜLÜK; siyasi bir öğreti değil, bir dünya görüşüdür. Türkiye'nin ve Türk Ulusu'nun gerçeklerine, gereksinimlerine ve yeteneklerine en uygun gelen, denenmiş başarılı sonuçları alınan bir öğretidir.
ATATÜRKÇÜLÜK; herhangi bir yabancı siyasal akım ya da ideoloji ile açıklanamaz. Atatürkçülük, Türk halkının ve Türk yurdunun tabiatından, tarihinden doğmuştur.
ATATÜRKÇÜLÜK; Türkiye'nin gerçeklerinden doğmuş bir düşünce sistemidir. Türk Milleti'nin iradesiyle oluşmuş, tarihi bir gelişmenin ürünüdür. Atatürkçülük, herşeyden önce millete haklarını tanıma ve tanıtmadır; millet egemenliğinin ifadesidir. Atatürkçülük bir kurtuluştur, milletçe bağımsızlığa kavuşmadır. Atatürkçülük, modern bir toplum hayatı yaşama demektir.
ATATÜRKÇÜLÜK; "halkçılık", "laiklik", "cumhuriyetçilik", "devrimcilik", "devletçilik" ve "milliyetçilik" olmanın ötesinde, değişen nesnel koşullar karşısında, bu ilkeler çerçevesinde sürekli tutumlar takınmaktır. Atatürkçülük, kesinlikle salt ileriye açık bir ideolojidir. Atatürkçülüğü yorumlarken bazı farklı noktalara varılabilmesi olasıdır. Ancak Atatürkçülük'te olmayan şey; "tutuculuk" ve "statükoculuk"tur. Atatürk'ün düşünceleri nesilden nesile aktarılacak bir put değil; yönlendirici bir dünya görüşü ve dünyanın dinamik bir yorumudur.
Acaba günümüz "Atatürkçü"lerinden kaç tanesi 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal'i Samsun'da karşılamaya giderdi? Kaç tanesi O'nun peşinden Ankara'ya gelirdi? Ve acaba kaç tanesi Galata Köprüsü'nde müttefiklere alkış tutardı?...
* * *
"Yöneticilerin kişilikleri çoğu kez, siyasal düzenin niteliğine bağlıdır. Eğer bir toplum, ulusal kurtuluş savaşı yaşamışsa, bu toplumda yöneticilerin kişilikleri ulusal kurtuluş hamuru ile yoğrulmuş demektir. Bu kişilikler ulusal bilince dayanır. Her eylem, her davranış, bu ulusal bilinç ile şekillenir. Mustafa Kemal, bu tür kişilerin örneğidir. Mustafa Kemal'i Atatürk yapan bu ulusal onur ve bu ulusal bilinçtir. Bunun içindir ki, Mustafa Kemalcilik ulusal onur, Atatürkçülük ise ulusal bilinç demektir."
( Uğur MUMCU - Devrim, 16 Şubat 1971 )

 

 

 

 





(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

KARAGÜMRÜK YANMASIN1/12/2006

KARAGÜMRÜK YANMASIN

 

karagümrük yanmasın analar ağlamasın
çakmak çakar gibi silahlar patlamasın
ne polis semte girsin ne mevzular yaşansın
karagümrük çiçektir, dalları kırılmasın

birileri yakmaktan söz ediyor bu semti
tanışmak istiyorum, ne kadar yürekli!
biz bu sokakların cefasını çekmişiz,
sahte sözler tüketene sözle ateş etmişiz
dikkat et sözlerine, kelimelerin çok uçuk
seni kaybeder bu sokaklarda on yaşında bir çocuk

kaç annem var benim hepsinin gözü yaşlı
ne arkadaşlarım gitti, yüreğim doldu taştı
"yanıyor yanıyor" deyip insanları ürkütürsün
kardeş! nasıl bakarsan öyle görürsün...

karagümrük yanıyormuş, herkes ondan biliyormuş
bu yangınlar yüzünden çıktık dokuza
bu köy görünse de artık gerek var kılavuza
bir tarih yatıyor bu semtin her kaldırımında
bir yazı var bilirmisin edirnekapı surlarında:
"1453 salı sabahı" diyor
fatih sultan mehmet han istanbul'a geliyor
ilk adımlarını ise karagümrük'e atıyor
bu semtin tüm insanları bununla şeref duyuyor...

karagümrük yanmasın analar ağlamasın
ne polis semte girsin ne mevzular yaşansın
çakmak çakar gibi silahlar patlamasın
karagümrük çiçektir, dalları kırılmasın

 

işin aslına gelince;
sen kızı al taksiye, karagümrük'e bırak
sonra da oturduğu evi mıh gibi aklına çak
yedi senem boş yere geçti diyorsun, yavaş
sen bu yedi seneyi haketmişsin arkadaş
büyükler konuşur, küçükler susar
sözü biter abinin, kardeşin de sorar
sen de fikrini söyler, saygını gösterirsin
böyle olursan tabii her zaman sevlirsin

burası karagümrük, edep, ar, saygı var
filmler de konuları buralardan alırlar
türk bakar, şehit kokar bu sokakların nefesi
burası kurtlar değil, karagümrük vadisi

karagümrük yanmasın analar ağlamasın
ne polis semte girsin ne mevzular yaşansın
çakmak çakar gibi silahlar patlamasın
karagümrük çiçektir, dalları kırılmasın...

 


(Yazar: Ahmet )
4 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

SIIRLE DEVAM1/12/2006

KARAGÜMRÜK YANMASIN

 

karagümrük yanmasın analar ağlamasın
çakmak çakar gibi silahlar patlamasın
ne polis semte girsin ne mevzular yaşansın
karagümrük çiçektir, dalları kırılmasın

birileri yakmaktan söz ediyor bu semti
tanışmak istiyorum, ne kadar yürekli!
biz bu sokakların cefasını çekmişiz,
sahte sözler tüketene sözle ateş etmişiz
dikkat et sözlerine, kelimelerin çok uçuk
seni kaybeder bu sokaklarda on yaşında bir çocuk

kaç annem var benim hepsinin gözü yaşlı
ne arkadaşlarım gitti, yüreğim doldu taştı
"yanıyor yanıyor" deyip insanları ürkütürsün
kardeş! nasıl bakarsan öyle görürsün...

karagümrük yanıyormuş, herkes ondan biliyormuş
bu yangınlar yüzünden çıktık dokuza
bu köy görünse de artık gerek var kılavuza
bir tarih yatıyor bu semtin her kaldırımında
bir yazı var bilirmisin edirnekapı surlarında:
"1453 salı sabahı" diyor
fatih sultan mehmet han istanbul'a geliyor
ilk adımlarını ise karagümrük'e atıyor
bu semtin tüm insanları bununla şeref duyuyor...

karagümrük yanmasın analar ağlamasın
ne polis semte girsin ne mevzular yaşansın
çakmak çakar gibi silahlar patlamasın
karagümrük çiçektir, dalları kırılmasın

 

işin aslına gelince;
sen kızı al taksiye, karagümrük'e bırak
sonra da oturduğu evi mıh gibi aklına çak
yedi senem boş yere geçti diyorsun, yavaş
sen bu yedi seneyi haketmişsin arkadaş
büyükler konuşur, küçükler susar
sözü biter abinin, kardeşin de sorar
sen de fikrini söyler, saygını gösterirsin
böyle olursan tabii her zaman sevlirsin

burası karagümrük, edep, ar, saygı var
filmler de konuları buralardan alırlar
türk bakar, şehit kokar bu sokakların nefesi
burası kurtlar değil, karagümrük vadisi

karagümrük yanmasın analar ağlamasın
ne polis semte girsin ne mevzular yaşansın
çakmak çakar gibi silahlar patlamasın
karagümrük çiçektir, dalları kırılmasın...

 


(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

Yeniden siirle merhaba...26/4/2006

Oldukca uzun zamandan beri yazmadigimin farkindayim. Kendime, belirli araliklarla benimblog´a yazacagima defalarca söz versemde, elde olmayan nedenlerden dolayi birtürlü zaman ayiramiyorum. Neyse lafi fazla uzatmadan bugünkü siiri ekleyelim.

Siirimiz hepinizin yakindan tanidigi Ugur Aslan´in "Karagümrük yaniyor" isim calismasi. Tabii siir ona ait degil sanirim. Ancak bu bugünkü siirimizi ilginc kilan nokta, Aslinin ugruna Karagümrük semtini yakan Ramazanin lehine mahkemede verdigi ifadenin gene ayni yöntemle anlatilmasidir.

Evet önce KARAGÜMRÜK YANIYOR ve ardindan KARAGÜMRÜKLÜ ASLI siirlerini okumanizi tavsiye ederim.

 

Ahmet

 

KARAGÜMRÜK YANIYOR

 

aslinda isin asli söyle hakim bey!
asli'yi ilk gördügüm gün basladı isin asli
asli bir gün benim nacizane kaptan soförlügünü yaptigim 56 chevrole taksiye biniyor.
ve karagümrük'e diyor bana
karagümrük o dakika gönlümün baskenti,
basimin taci, ruhumun ilaci oluyor.
delikanliya yakismaz, yolculuk boyunca en ufak bir rahatsizlik ya da edepsizlik etmiyorum.
yalnız indigi yeri, yolu, sokagi, kapiyi mıh gibi aklima cakiyorum.
"oglum"diyorum bizim chevroleye
"bu kapıyı unutma, bir gün ilk bu kapida gelin arabasi olacaksin."

sorup sorusturup bulup bulusturup
en nihayetinde asli'yi istetiyorum.
ama gel gelelim kizin üvey anasi kizi bir
türlü vermeye yanasmiyor.
ikinci kez istetiyorum. bu kez üvey abisi
"bizde taksici esnafina kiz yok."diyor.
allah'in hakki üctür.
"anam seni de yorduk ama hadi son bir kez daha iste"diyorum.
kapi anamin yüzüne bir kez daha kapaniyor.
anam "oglum bu isin asli yok diyor."
bakkalin ciragı osman'in eline mektup sıkıstırıp asli'ya gönderiyorum.
"kacar misin benimle?"diyorum. kacarim diye cevap yaziyor.
mübarek cuma gecesine anlasiyoruz.
hadi yalniz gitmeyeyim bizim ridvan'i da cagirayim diyorum.
ridvan beline babadan kalma alti patlari da takip gelmis.
"oglum ridvan, bu ne?"diyorum.
"ne olur ne olmaz abi sen sür."diyor.
sürüyorum.. acil ey karagümrük ben geliyorum!

(nakarat)
karagümrük yaniyor, polis beni ariyor.
karagümrük yaniyor, herkes benden biliyor.
ben sucsuzum diyorum, kimse beni duymuyor
bunu birtek sevdigim, bir de allah biliyor

karagümrük yaniyor, polis beni ariyor.
karagümrük yaniyor, herkes benden biliyor.
"asli"diyorum"asli ne oluyor?"
ne oluyor demeye kalmadan polis kapiyi caliyor.
polis kapiyi caliyor, polis iceri giriyor.
"memur bey"diyorum"kiz resit, kendi istegiyle geldi."
"tamam" diyor memur bey."kiza bir sey dedigimiz yok.
ama karagümrük yaniyor. kizi
kacirmasina kaciriyorsun da
karagümrük'ü niye yakiyorsun be evladim?"
"asli, bu ne diyor?"diyorum.
asli hicbir sey demiyor.
meger bizim asli kacarken telasla yemegi ocakta unutmus.
sonra perdeler tutusmus. sonra ev tutusmus.
sonra karagümrük tutusmus.
veryansin etmis bizim üvey kaynana:
"taksici ramazan kizi kacirdi, mahalleyi de atese verdi"diye

nihayetinde attilar beni nezarete.
tez vakit sonra mahkeme günü geldi.
hakim asli'ya sordu:"kizim seni bu adam mi kacirdi?"
"evet hakim bey."
"mahalleyi de bu adam mi yakti?"
"eee.. evet hakim bey."
ne eveti asli, nikah kiymiyoruz asli, ne eveti???
meger üvey anayla üvey abi baski yapmislar evde kiza
evi de mahalleyi de ramazan
yakti diyeceksin diye.
7 yıl bayrampasa' da gecer gecmesine de.
yalandan 7 yil yatmak 70 yil gibi gelir kani deliye..
birkac güne kalmadi koptu kafamin v kayisi
dedim ki kendi kendime "ben buradan kacarim.
gider bu kez harbiden karagümrük'ü yakarim."
simdi hepiniz merak ediyorsunuz degil mi hakim bey
yaptim mi yapmadim mi diye..
yaptim!
bayrampasa'dan kactim, önce üvey abisinin balat'taki kahvesini,
daha sonra da üvey annesinin yeni aldigi evi benzin döküp yaktim..
simdi hakim bey cezam neyse cekerim.
icerde de iyi hali bozmam sizi temin ederim.
7 yil degil 70 yil bile olsa pasa pasa yatarim.
karagümrük'ü yakar sonra girer pasa pasa yatarim hakim bey
pasa pasa yatarim...

 

 

KARAGÜMRÜKLÜ ASLI

Ben Aslı, Karagümrük'lü aslı...
Uyuyamadım hakim bey,
Herkes bilsin istedim bu işin aslını astarını,
Hergünden daha sıradan bi gündü benim için,
İşten dönüyordum, yağmurlu bi havaydı.
Ne bileyim hakim bey, o gün hayatımın dönüm noktasıydı.
Saraçhane'den Edirne Kapı'ya uzanan,
Fevzi Paşa Caddesi çamurlu ve kaygandı.
Yağmura dayanamadım ve son param olduğunu bile bile,
Taksiye el kaldırdım...
Şimdi ister kader deyin hakim bey, ister alınyazısı...
56 model bi Chavrolet taksi durdu önümde,
Orda denk geldim ben bu kanı deliye...
Daha biner binmez bişeyler hissettim,
Allah aşkına hakim bey, ben bu olacakları nerden bilebilirdim?..
Arabaya bindim ve Karagümrük'e dedim.
Günahını alamam hakim bey, hiç bi yamuğunu görmedim.
Yol boyunca tek kelimeyi ben ettim, Karagümrü'ğe dedim.
Ama bende onun gözlerinden hissettim.
Başka ne bi söz, ne de bi tavır...
Hani vardır ya, gözler anlatır...
Hiç bitmesin dedim o an hakim bey,
Orda kalmak için,
KARAGÜMRÜK YANSIN istedim hakim bey!
Karagümrük yansın istedim...!
Sonra malesef Karagümrük'e geldik hakim bey,
Borcumu verdim, almadı...
Dedim ya, son paramdı...
O zaman bi gün bi kahve ısmarlarım dedim utanarak, ödeşiriz.
Gülümsedi hakim bey,
Ve ben hayatta hiç öyle gülümseyeni görmedim.
Arabadan indim,
Bakıyodu, hissettim.
Meğer evimi öğrenmiş, bi de haber göndermiş kahve içelim diye.
Topu topu birkez buluştuk hakim bey,
Sonra hemen evlenelim istedik.
3 kez istetti beni ama, üvey annem hiçbirinde vermedi.
Bigün bi mektupla "Bana kaçar mısın?.." dedi...
Hiç düşünmedim, "Kaçarım!" dedim.
Evde gizlice hazırlandım,
Üvey annem şüphelenmesin diye de, yemeğin altını yaktım.
Cama baktım, geldi mi diye...
Çantamı omuzuma attığım gibi kaçtım.
O telaşla da yemeği ocakta bıraktım.
Kaçtığımız gece polisler bastı evi,
"N'oluyor?.." diye sordu bizim kanı deli taksici,
Reşit filan dedi ama, polis onu bile dinlemedi...
"Karagümrük yanıyor!" dedi...
O nezarete, bense üvey annemin yeni evine...
Mahkeme günü geldiğinde bir umut vardı bizimkin de,
Nasılsa gerçeği ben biliyorum diye...
Bense "Karagümrük'ü o yakmadı..." diyemedim!
Suçlu bendim, ama söyleyemedim.
Cesaret edemedim.
Ve hakime "Evet" dedim.
"Beni de o kaçırdı, Karagümrük'ü de o yaktı" dedim...
7 yıl verdiler ona!...
Ertesi gün ziyaret etmek istedim,
Yine cesaret edemedim...
Hem gitsem ne diyecektim?..
Karşısına dikilip bi de dalga mı geçseydim?..
Dedim ya hakim bey, kanı deli diye,
2 güne kalmadı hapisten kaçtı!
Ramazan bu kez Karagümrük'ü gerçekten yaktı...!
Yani hakim bey uzun lafın kısası;
Ramazan hapiste boşa yattı!
Bu kez inadından Karagümrük'ü yaktı!
Sonunda söyledim ya hakim bey,
Artık içim rahat...
Sevdiğin adamı hapse tıktırmak,
Sizin vereceğiniz cezadan daha da berbat!..
Şimdi hazırım hakim bey,
İster asın, ister kesin...
Ama Ramazan suçsuzdur!
Sadece bunu bilin...
Sadece bunu bilin...

 


(Yazar: Ahmet )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

Quartz Exporter,Quartz seller,quartz supplier,6/3/2006

Do you look for Quartz producer . we are  quartz seller in Turkey. up to 3.000 tons in Lump - 10 cm SIO2 % 99.70

 

 

naturel.feldspar@gmail.com

naturel_feldspat@yahoo.com.tr

tel : + 90 533 641 69 55

 

 


(Yazar: alibaba )
Baglantı

Quartz Producer in Turkey6/3/2006

 

 

   We are a mining company which we produce Quartz,naturel stone,black marble,basalt,Basalt and  

   marble sand.Feldspar ( sodium and potassium)

 

   Quartz analysis SIO2 % 99.70 and FE2O3  % 0.014 Transparent color ,

 

   for glass,optic,fiber optic cable,fiber optic,semiconductor,ferro silicon..etc.

 

   NATUREL FELDSPAT TIC.LTD.STI

 

  Ali Ozkan

  Export Manager

 

  Phone : + 90 533 641 69 55

  Fax     :+ 90 256 211 61 67

  E mail :  naturel.feldspat@gmail.com

              naturel_feldspat@yahoo.com.tr

 

 

         


(Yazar: alibaba )
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

Fenerbahçe Kayserispor'a Yenildi!!6/3/2006

Uzun süreden sonra liderlik koltuğuna oturan Galatasaray umarız bir daha hiç inmez.Özellikle Fenerbahçe'nin son 3 haftadır kazanamaması Galatasaray'ımız için çok büyük bir avantaj oldu.


(Yazar: Galatasaray'la İlgili Bütün Haberler!! )
0 Yorumlar | Baglantı

Ümit Karan!!6/3/2006

Türkiye-Çek Cumhuriyeti maçına 85.dk da giren tecrübeli futbolcu attığı 2 golle ustalığını konuşturdu.Milli takımımız Çek Cumhuriyetiyle oynadığı son maça kadar sürekli yeniliyordu.Son maçta Ümit Karan'ın ne kadar önemli bir futbolcu olduğunu anlamıştır herhalde Fatih Hoca!!


(Yazar: Galatasaray'la İlgili Bütün Haberler!! )
0 Yorumlar | Baglantı

Necati'nin önemli bir şeyi yok.6/3/2006

Son maçta 2 gol attıktan sonra sakatlanıp oyundan çıkan Necati Ateş'in önemli bir şeyinin olmadığı belirtildi.Usta oyuncu Fenerbahçe maçında forma giyebilecek.


(Yazar: Galatasaray'la İlgili Bütün Haberler!! )
0 Yorumlar | Baglantı

Siirler...2/11/2005

Son zamanlarda siire karsi, herzamankinden daha fazla- ilgi duymaya basladim. Hic kendinize siir nedir sordunuzmu? Siz düsünedurun ben siir hakkinda birkac aciklama yapmayi uygun görüyorum...

 

şiir öncelikle bi rahatlama biçimidir. bi kaçış, kurallardan ve kesinliklerden, sahte insanlardan, dizüstü ve karton sevdalardan, çıkarcı birlikteliklerden. şiir insanın kendini anlamasını sağlayan bir öğretidir. yazdıkça öğrenilir. şiir, beyni yazı diline çevirmektir, istediğinde, karşılık beklemeden bir şeyler verebileceğinin ispatıdır da aslında, hayata zırhtır,zaman ağrısına aspirin, alternatif bir koleksiyon biçimidir, birikmiş kelimeler barındıran, bağlaçtır...  şiir bir hayat rafinerisidir... şiirin tanımı ne buraya sığar, ne bu hayata, bi gün gelir sorarsın, daha başka anlatırım, şiirin tanımı devamli değişebilir.

 

evet bu yukardaki satirlara daha fazlasini eklemek tabiiki mümkündür...

 

Az önce dinledigim siirlerden bazilarina buraya aktarmak istiyorum

 

Ibrahim Sadri - ADAM GIBI

 

Ben hiç sevmedim ki
Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
Bir çiçeğe gülmeni bir güle benzemeni sevdim
Bir de yıldızları sevdim
Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular
Ben seni hiç sevmedim ki

Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim
Kurşunları sevdim beni vurduğunda
Ağlamayı sevdim unuttuğunda
Yalnız olduğumu anladığımda
Ayakta kalmamı sevdim
Yıkılmamı sevdim seni her hatırladığımda
Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini
İkindide yağmur gibi
Geceleyin rüzgar gibi sevdim seni sevdiğimi
Ben seni hiç sevmedim ki

Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
Menekşeyle konuşmanı
Nisana hatırlatmanı
Baharın bir adının da yalnızlık olmadığına
Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı
Ve tuhaflığımı yürüdüğüm zaman
Sakız satan çocukları
Yeni çıkan şarkıları
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim
Yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedim ki

Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine
Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde
Alemin ortasında kimsesizliğin sesinde
Buğusunda sabahın
Acımasızlığında bir ahın
Ağlayan yüzende insanın
Ferahlatan gücüyle duanın
Korkutan yanıyla narın

İncirin zeytinin ve kalbin üstüne

Gülün üstüne
Tutunduğum umudun üstüne
Senin üstüne
Hepsinin üstüne
Ben seni hiç sevmedim ki

Gittiğin zaman
Gitmeni sevdim
Evreni sevdim geldiğin zaman
Kalmanı sevmedim
Ürküyordum sana alışmaktan
Yine de sevdim gülümsemeyi
Mendilimi sallarken seni götüren trenin arkasından
Kırlara ilk kar düştüğü zaman
Ölümün ne güzel olduğunu sevdim
Seni içimdi öldürdüğüm zaman

Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim
Yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedimki
Ben sevdim mi
Adam gibi severim.

 

 

...devami gelecek....


(Yazar: Ahmet )
2 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

Ahmet´le bir günün hikayesi2/11/2005

Evet bugün günlerden Carsamba. Bugün haftanin ilk is günü.

Bulundugumuz ülke Almanyada kasim ayinin ilk günü tatil. Bu yil saliya rastaladigi icin pazartesinide izin alaraktan, haftasonu ile birlikte toplam dört gün dinlendik. Cuma günü biraktigim gibi, gene masami, bilgisayarimi ve isim icin gerekli esyalarimi beni bekler halde buldum. Bir yigin is birikmis...

Tatil olmasina ragmen dün yine erken kalktim. Pazari pazartesiye baglayan gece, yaz saatininden kis saati uygulamasina gecildi. Bu yüzden, ilk günlerdeki zaman algilamasi insan biraz zorluk yasiyor. Genede tam saatinde uyandim. Erken kalkmamin sebebi, bir dostumu Münih havalimanina götürdüm. Herseferinde oldugu gibi, dünde havalimanina vardigimizda, görkemli yapilarin, devasa terminallerin ve herseyin kusursuz calismasi karsisinda hayretimi gizliyemedim...

Dostumu yolcu ettikten sonra dönüstü, FC Bayern München futbol takimini birden karsimda buldum. Bu aksam Juventus Turin ile yapacaklari mac icin Italyaya gidiyorlardi. Ilginc bir görüntü olustu. Gazeteciler bir futbolcudan digerine, kisa zaman icin bir coguyla röportaj yapmak icin neredeyse birbirlerini cigneme pahasina, azimle calisiyorlardi.

Ve sonunda Nürnberge döndüm. Ögleden sonra oldukca sakin gecti. Hava kapali ve arada yagmur - hafifte olsa cigsiyordu.Biraz kitap okudum. Nihayet aksami ettik.

Bugün isten aksam besten sonra ciktim, ufak tefek alisveristen sonra eve geldim.

Ve bütün gün özlemini cektigim oglum kucagimda...Esimle aksam yemegimizi yedikten sonra ben biraz bilgisayarin basina gectim ve suanda okudugunuz birkac cümleyi karaliyorum.

Fon müzikte bir siir dinliyorum. Yusuf Hayaloglunun sesiyle nefis bir yorum. Ah ulan RIZA...

 

Evet bugünlük bukadar.Bir sonraki yazimda tekrar bulusmak dilegiyle...

 

 

Dinledigim güzel siiri sizinlede paylasmadan edemedim...

 

 Ah Ulan Riza!

 

Neden hala gelmedi ..
yoksa..
Saatimi sasirdi bu hiyar?
Gerci hic saati olmadi ama en azindan
birisine sorar ...
Cebimde bir lira desen yok!
Madara olduk meyhaneye
Ah esek kafam benim ..
Nasilda güvendim bu hergeleye !..

Gelse baliga cikacak dik ,
Ne cekersek kizartip birayla yutacak dik
Kafamiz tam olunca sarkilar döktürüp
Enteresan hayallere dalacaktik...

Bu sandali geçen hafta denk getirip
Calintidan düsürdük...
Arkadaslar israr etti,
Biz de, iyi olur, bize uyar diye düsündük...

Saat sekizde gelecek di,
Bana birkac milyon borc verecek di
Yoksa o nemrut karisi kacti da
Onun pesinden mi gitti?

Eger öyleyse yandik,
Gudubet gene yapti yapacagini!..
Gecen senede merdivenden itip
Kirmisti Riza' nin bacagini...

Kadinda boy su kadar;
Kalca firildak, göz patlak, kafa catlak!..
Korkuyorum, bir gün ya kendini asacak,
Ya horlarken Riza' yi bogacak...

Bak simdi acidim, ask olsun adama...
Ben olsam vallahi bas edemem!..
Hele bes tane velet var ki boy boy,
Allah'tan düsmanima dilemem!..
Aslinda iyi cocuktur Riza, efendi huyludur,
Herkesin suyuna gider...
Yoksa kaliba vursan hani,
Tek basina on tane adam eder

Bir keresinde, hiç unutmam
Üc-bes zibidi haraca dadandi;
Riza sandalyeyi kaptigi gibi
Herifleri hastaneye kadar kovaladi!..

Ayni mahallede büyüdük, ayni kizlari sevdik,
Ayni kafadaydik...
Orta ikiden biraktik, matematik agir geliyordu,
Biz baska havadaydik...

Ayni gömlegi giyer, ayni sigaraya takilir,
Ayni takimi tutardik...
Fener' in her macinda iddialasip
Millete az mi yemek ismarladik!..

Bir tek askerde ayrildik
Bana Bornova düstü, ona Gelibolu...
Döner dönmez evlendirdiler
En büyük salakligi da bu oldu!..

Bense hic düsünmedim zaten paramda yoktu
Hep tek tabanca gezdim
Benim begendigimi anam istemedi,
Onun gösterdigini ben sevmedim!..

Neyse bunlar derin mevzu...
Anlasildi bu herif artik gelmeyecek...
Ufaktan yol alayim
Anam evde yalniz, simdi merakindan ölecek!..
Gittim vurup kafayi yattim,
Rüyamda gördüm gülümseyerek geldigini...
Ne bilirdim, yolda kamyon çarpip
Hastaneye kavusamadan can verdigini!..

Vay be Riza!..
Sonunda sende düsüp gittin Azrail in pesine !..
Dün bosuna günahini almisim,
Ne olur kizma bu kardesine...

Öglen kahvede söylediler, Riza öldü, dediler
Ne kolay söylediler!..
Sanki dev bir tas ocagini
Kökünden dinamitleyip
Üstüme devirdiler!..

Ah dostum ...
o kocaman gövdene
O beyaz kefeni nasil kiyip giydirdiler?
O zalim tabutun tahtalarini
Senin üstüne nasil böyle civilediler?

Yani sen simdi gittin, yani yoksun, yani
Bir daha olmayacak misin?
Yani bir daha borç vermeyecek,
Bir daha bira ismarlamayacak misin?

Peki beni kim kizdiracak,
Kim zar tutacak, kim agzini sapirdatacak?
Peki beni bu köhne dünyada
Senin anladigin kadar kim anlayacak?

Ulan Riza...
ne hayallerimiz vardi oysa,
Ne acayip seyler yapacakdik
Totoyu bulunca dükkan açacak,
Adini dostlar meyhanesi koyacaktik...

Talih yüzümüze gülecekti be,
Kariyi bosayip sifir mersedes alacaktik
Hafta sonu iki yavru kapip
Bogaz yolunda fiyaka atacaktik!..

Ah ulan Riza...
Bu mahallenin nesini begenmedin de öte yere tasindin?
Arasira giciklasirdin ama inan ki,
Benim en kral arkadasimdin!..

Ah ulan Riza...
Ben simdi bu koca deryada tek basima ne halt ederim?
Senden ayrilacagimi sanma,
Birkac güne kalmaz bende gelirim!!!

Yusuf Hayaloglu  


(Yazar: Ahmet )
1 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

GELIN VE KAYNANA TARTISMASI28/10/2005

Bugün oldukca ilginc bir konuyu gündeme getirmek istiyorum

 

GELIN VE KAYNANA TARTISMASI

Gelin-kaynana tartismasi tarihle yasittir.
Bilinen resmi tarih yaklasik olarak 4 bin yillik bir zaman dilimidir.
Kediyle-Köpek´in yüzyillardir birbiriyle savasmasi gibi gelinler ve kaynanalar arasinda cekisme böyle uzun zamandir süregelir.

Bu neden kaynaklanir hic düsündükmü?

Her anne-baba cocuklarini, ayrim yapmadan cok sever. Ancak günümüzde psikolojinin kanitladigi bazi olgular vardirki bu, aile icinde Anne-Ogul ve Baba-Kiz gibi, - bazen gizli - bir yakinlasma olarak tanimlanir. Bir insan dogustan, icgüdüyle karsi cinsle ilgilenmeye baslar. Insan icin dogdugu günden itibaren en yakininda bulunan karsi cinste ya anne veyahut babadir. Sirf bu yüzden erkek cocuklar annelerini cok severler, kizlarda babalarina asiri ilgi duyarlar. Bu normaldirde. Böyle davranislari pek cok taninmis, basarili bilim adamlari (örn. S.Freud)olagan bulur.
Tabii bu anneye ve babaya baglilik kücük yaslarda siradan görünsede, biraz büyüyünce genc insan artik asil istediginin annesi veya babasi olmadigini düsünmeye baslar. Neticede kiz veya erkek arkadas arayisina yönelirler.
Ve ve ve...O gün gelmistir artik. Begendigi, hoslandigi ve anlastigi kisiyle artik evlenmek, hayat yolunda beraber ilerlemek istemektedir. Genellikle ilk etapta yapilan törenlerin verdigi heyecanla gerek gelin, gerekse kayinvalide birbirlerine sirin görünmeye calisirlar. Ancak hersey bitince, gelin koluna damadi takipta kendi yuvalarina dogru yol almaya basladiginda, kaynananin icinde uzun zamandir küllenmis olan ates tekrar alevlenmeye baslar…
Nedenine gelince oglu elinden alinmaktadir. Ne yazikki pek cok kadin bu degistirilmesi imkansiz olan doga kanununun uygulanmasini hazmedemez ve geline karsi ictenice düsmanlik beslemeye baslar. Onun heryaptiginda bir yanlis arar, sebepsiz yere kavga cikarmak, evin huzurunu bozmak gibi davranislara yönelir.

Konuyla bir de baska bir bakis acisindan bakarsak, karsimiza cikan manzara sudur: Yukarida saydigimiz kaynana davranislari, annelerin ogullarini gelinlerinden birnevi kiskanmasi olarak lanse edilmesidir. Ancak hic düsündükmü, bir baba kizini damattan kiskanirmi? Böyle birsey olunca tabiiki baba hakkinda hic te iyi seyler düsünmeyiz degilmi? Babalar genelde, damatlariyla iyi gecinirler, en azinda gelin-kaynana gibi damat(güvey)- kayinpeder (kaynata) cekismesi pek duyulmamistir.

Bu yazimizi bitirmeden önce gelin - kaynana cekismesi anlatan biriki maniyide eklemek istiyoruz.



Tereye petek koydum/Ýçine ipek koydum/Gelinimin adini/Zincirli köpek koydum.


Gözleri patlak gelin/Çenesi hirtlak gelin/Seni mezar kaçkini/Suratsiz hortlak gelin.


(Yazar: Ahmet )
5 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı