
Aslı Tohumcu
Dürüstsen salaksın!
Bana beni anlatan şeylere prim vermem hiç. İletişimle, kendini tanımayla ilgili seminer, kitap türü şeyleri de manasız bulurum. İnsanlarda ‘kendi gibi davranmama’ eğilimi uyandırır. Şöyle ki; bundan yedi-sekiz sene önce, büyük bir cep telefonu distribütörünün halkla ilişkiler departmanında çalışıyorum. Müdürüm, Murat olsun adı (hadi benimki de Banu olsun bu hikayede), Murat Bey geldi ve bir danışmanlık firmasının iletişim çalışmasına katılacağımızı müjdeledi.
Bizi önce bir araziye götürdüler, arazide üzerine ipuçları yazılı çıtaları arayacak, hazineyi bulmaya çalışacağız. Hazine dediysem tırışkadan. Ekipcek başladık dağda bayırda çıta aramaya. Övünmek gibi olmasın ekibin adı da ‘Fırtına’. İşte ağaç altı, çalı yanı şeklinde arıyoruz, bulamıyoruz tabii; iyi saklamış keratalar. Belimize kadar ulaşan çalılıklara geldik. Beni öldürsen yürütemezsin orada; yılanı vardır, çalı canavarı vardır. Danışman hemen kırdı notumu; zorluklar karşısında ekibi yüz üstü bırakma eğilimi.
Homtirigumtim böceği arama ekibinde çalışsam neyse. Olsun, çektim sineye. Sonra bizi bir otelin bit kadar toplantı salonuna tıkıp çeşitli para oyunları oynattılar, parayı görünce gözümüz dönüyor mu diye! Gözümüz dönmedi de Murat Bey’le gözlerimizi devirdiğimiz oldu, çünkü oyun oyunluktan çıktı, millet birbirini paralıyordu az daha. Sıra geldi iletişim testine. Bir tartışma sırasında karşınızdakinin lafını böler misiniz, sinirlendiyseniz sesinizi yükseltir misiniz minvalinde sorular. İçimden yapmayanı gördünüz mü diye diye cevapladım soruları. Dürüst bir şekilde.
Meğer bir akıllı Murat Bey’le benmişiz. Ertesi gün sonuçlar açıklandı. Danışman efendi “Murat Bey, Banu Hanım” dedi, “sizin ciddi psikolojik desteğe ihtiyacınız var. Test sonuçları kavgacı, agresif ve de depresif olduğunuzu ortaya koydu.” Kıçımıza baka baka çıktık otelden. Bu da bize ders oldu, “dürüstlük bir yere kadar”, dedik o gün.
Bir tane daha sor!
Elimde Okuyanus Yayınları’nın Kokoloji adlı kitabını tutuyorum, oradan geldi bunlar aklıma. Geçen gece evde karı-koca Kokoloji, yani kendini keşfetme oyunu oynadık. Eşim bir yandan play-station’da Galatasaray’ı şampiyon yapmaya çalışıyor, bir yandan da “Bir tane daha sorsana” diyor. Fen bilimleri okuduğundan olacak, tek başına sosyal zekanın buluşlarını bile enteresan buluyor belki de.
İki Japon üşenmeyip insan davranışlarının ve durumsal tepkilerinin gizli anlamlarının yorumlanmasını belirtmek için yaratmış bu ‘kokoloji’ terimini. Zaten kitapta da belirli durumlarda vereceğiniz tepkiler üzerinden karakter tahlili yapılıyor. Benimkiler hiç tutmadı ya da senelerce aynada baktığım kişi beni kandırmıştı, bilemiyorum. Ama matrak bir şey; insan merak ediyor ne çıkacak diye. Hele üç-beş arkadaş bir araya gelindiğinde tabu, risk, kanasta gibi şeyler oynamaktan yorulduysanız, denemeye değer.
www.aksam.com.tr/yazar.asp
Annem yüzünden!
Annem bize “dürüst olun, asla yalan söylemeyin” derdi. Ben de annesinin sözünden çıkmayan bir süt kuzusu olarak öyle oldum hep. İlkokul beşteyim, coğrafya dersi. Hava da bir güzel ki; bahçedeki ağaçlar çiçek açmış, kuşlar cik cik... Öğretmen bir soru sordu, bilemedim, “Demin anlattım, salak mısın, aklın neredeydi!” gibi bir laf etti. “Dışarıyı seyrediyordum” dedim. Annem çağırıldı okula, “aman da ne küstah çocuğunuz” var diye. Annem “Yalan mı söyleseydi yani, yalana mı teşvik etmek istiyorsunuz çocuğu” karşılığını verince, zaten annemin İspanyol paça pantolonundan gözünü ayıramayan öğretmen iyice dumur olup bizi Allah’a havale etti. O gün bugündür Allah’a havale yaşar gideriz. İyiyiz de böyle çok şükür.
|