ÇEŞİTLİ KONULAR
• 16/3/2010 - omlet
bir havuç,bir kabak,5tane yeşil soğan,4 yumurta,tuz,karabiber,yağ
sebzeleri güzelce yıkayın,soğanları ince ince doğrayın,havuç ve kabağı rendeleyin soymaya gerek yok..biraz yağla tavada öldürün sebzeleri.yumurtaları bir kaba kırın tuz ve biber ekleyin iyice çırpın..sebzeleride ilave edin tavaya dökün altı pişince tersini çevirin..afiyet olsun..-yağsız tavada yapışmaz daha iyi olur.-istediğiniz sebzeyi kullanabilirsiniz,patates,pırasa,maydonoz,ıspanak aklıma gelenler..çocuklar bazı sebzeleri sevmiyor onlar için değişik bide evdeki malzemeyle ne varsa artık...peynirde ekleyebilirsiniz o zaman tuza dikkat..


|
Bağlantı
|
• 14/3/2010 - hayırlı akşamlar dilerim
Bir Çin atasözü şöyle diyor:
"Eğer bir ülkede cücelerin gölgeleri uzamaya başlamışsa, güneş batıyor demektir."
Lewis Carroll'in, "Alice Harikalar Diyarında" isimli kitabından bir diyalog:
Alice: "Hangi yoldan gideyim?"
Tavşan: "Nereye gideceğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin önemi yok."
|
Bağlantı
|
• 14/3/2010 - küçük prens
“Hava akimi çiçekler için korkunç bir şey olmali. “diye düşündü küçük prens. “Bu çiçek gerçekten de çok karmaşik bir yaratik."
“ Akşama beni cam bir korunakla kapatmani istiyorum. Burasi çok soguk bir yer. Ve oldukça da rahatsiz. Benim geldigim yerde...”
Aniden susmuştu çiçek. Ama artik çok geçti. Geldiginde sadece bir tohumdu. Başka dünyalar hakkinda bir şey bilmesine olanak yoktu. Böyle kolay keşfedilecek bir yalana başlarken yakalandigi için cani sikilmişti. Küçük prensin kafasini kariştirmak için öksürmeye başladi.
“ Korunagim nerede? “ dedi sonra.
“ Getirecektim, ama benimle konuşuyordun.”
Küçük prensi utandirmak için biraz daha öksürdü çiçek. Ona olan sevgisine ve iyi niyetine ragmen, artik küçük prens çiçekten şüphelenmeye başlamişti. Onun anlamsiz sözlerini ciddiye almişti. Sonra da çok mutsuz olmuştu.
Bir gün bana:”Onu hiç dinlememeliydim“ dedi. “Insan çiçeklere asla inanmamali. Sadece onlari seyretmeli, koklamali. Benimkinin kokusu gezegenimin her yerine yayilmişti, ama ben onu nasil mutlu edecegimi bilemedim. Şu kaplan hikayesi de beni çok öfkelendirmişti.“
Içini dökmeye devam etti küçük prens.
“O zamanlar hiçbir şeye aklim ermiyordu. Konuşulanlara degil, yapilanlara önem vermeliydim. O güzel kokusu ve işiltisi bana iyi gelmişti. Onu hiç terk etmemeliydim. Bana oynadigi oyunlara ragmen yumuşak bir kalbi oldugunu anlamaliydim. Çiçekler çok tutarsiz oluyorlar. Ama bak, ben de onu nasil sevecegimi bilememiştim. O zamanlar çok deneyimsizdim.”
Oradan kaçabilmek için sanirim vahşi kuşlarin göç etmelerinden faydalandi küçük prens. O sabah gezegenini bir güzel düzenledi. Aktif yanardaglarini özenle süpürdü. Iki tane aktif yanardagi vardi. Sabah kahvaltisini bunlarin üzerinde isitirdi. Ayrica bir de sönmüş yanardagi vardi. Ama ne olur ne olmaz diye onu da temizledi. Söyledigine göre, düzenli olarak süpürüldüklerinde yanardaglar hafif hafif yanarlarmiş Hiç patlama olmazmiş. Yanardag patlamalari da baca yanginlarina benzer. Temizlenmezlerse felakete neden olabilirler. Tabii biz, dünyamizdaki yanardaglari temizlemek için çok fazla küçük kaliyoruz. Bu yüzden de, patladiklarinda büyük zararlar meydana geliyor.
Küçük prens hiçbir üzüntü hissetmeksizin, son baobap filizlerini de söktü. Bir daha hiç geri dönmeyecegine inaniyordu. Ama o sabah son kez yaptigi bu günlük işler ona öyle güzel gelmişti ki... Ve nihayet çiçegini sulayip korunagini üzerine yerleştirmeye hazirlanirken, aglayacak gibi oldu.
"Elveda" dedi çiçege. Ama çiçek cevap vermedi.
“Elveda“ dedi tekrar. Çiçek öksürdü. Ama üşüdügü için öksürmemişti bu kez.
“Aptalca davrandim“ diye fisildadi sonunda. “Lütfen beni affet. Mutlu olmaya çaliş.“
Oysa küçük prens çiçegin sitem edecegini saniyordu. Şaşirmişti. Elinde çiçegin korunagi, öylece kalakalmişti orada. Bu davranişina bir anlam veremiyordu.
Çiçek: “Seni elbette seviyorum“ dedi. “Eger bunu anlayamadiysan, suç bende. Ama sen de en az benim kadar aptalca davrandin. Neyse, mutlu ol. O korunagi da birak elinden, artik onu istemiyorum.”
“Ama rüzgar...”
“O kadar da hasta degilim. Gecenin derinligi bana iyi gelecektir. Bir çiçek oldugumu unutma.“
“Ama hayvanlar...”
“Eger kelebekleri görmek istersem, birkaç tirtilla iti geçinmem gerekecek. Eger bunu yapmazsam, hiç arkadaşim olmaz. Sen uzaklarda olacaksin. Hayvanlara gelince, onlardan korkmuyorum. Benim de pençelerim var “ diyerek dört küçük dikenini gösterdi. Sonra da “ Böyle oyalanma, sinirlerim bozuluyor. Gitmeye karar verdin, o halde git“ dedi. Agladiginin görülmesini istememişti. Çok gururlu bir çiçekti.

|
Bağlantı
|
• 7/3/2010 - hayırlı akşamlar dilerim
• 7/3/2010 - güzel bir söz
Elmas yontulmadan insan da yanılmadan mükemmelleşemez.
Konfüçyüs

|
Bağlantı
|
• 2/3/2010 - TEKEL işçilerinin eylemi
Tek Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel, TEKEL işçilerinin eylemi sürdürdükleri çadırları bugün kaldıracaklarını bildirdi.
Türk-İş Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında, TEKEL işçilerinin eyleminin bundan sonraki seyrine ilişkin açıklamalarda bulundu.
"Bu mücadele burada bitmedi" diyen Türkel, saat 13.00 itibariyle çadırları kaldıracaklarını, saat 15.00'te de başından beri kendilerine destek olan civardaki esnafı ziyaret edeceklerini söyledi.
Eyleme, 15-20 gün mola vereceklerini belirten Türkel, 1 Nisanda bin işçinin Ankara'ya gelip bir gece kalacaklarını bildirdi.
Türkel, ertesi gün düzenleyecekleri basın toplantısıyla belirledikleri eylem takvimini kamuoyuyla paylaşacaklarını ifade etti.




|
Bağlantı
|
• 21/2/2010 - hayırlı günler
• 21/2/2010 - hayırlı akşamlar
• 16/2/2010 - İnsanları Allah'ın adını kullanarak kandırmaya çalışması
İnsanları Allah'ın adını kullanarak kandırmaya çalışması
Öne sürdüğü her fikrin, insanların kalbine fısıldadığı her kötü düşüncenin, vicdanın doğruyu telkin eden sesiyle karşılık bulacağını bilen şeytan bu duruma karşı farklı bir düzen geliştirmiştir. Gerçek kimliğini ve kötü niyetini gizleyebilmek için kimi zaman insanlara verdiği telkinleri vicdanlarının sesiymiş gibi göstermeye çalışır. Bunun için başvurduğu yöntem ise, onlara "Allah'ın adını kullanarak yaklaşması"dır.
Taraftarlarıyla birlikte insanları görmedikleri, fark edemedikleri yerlerden gözleyen şeytan, onların nelerden etkileneceklerini ve nelere karşı tepki vereceklerini de bilmektedir. İnsanın zayıf noktalarını, nelere karşı zaaf duyduğunu, hangi fikirlerinin aklını karıştıracağını göz önünde bulundurarak onları yönlendirir. Vicdanen hassasiyet gösterilecek konuları, dini değerleri, insani öğeleri "hayır" adı altında kullanarak insanları kandırır. Yaptırmak istediği kötü bir davranışı, onlara meşru ve makul gösterecek birtakım bahaneler öne sürerek onları tam tersi bir ahlaka yöneltmeye çalışır. Söz konusu kişiler de şeytanın sunduğu bu bahaneleri çevrelerindeki insanlara karşı yaptıkları kötülükleri savunabilmek için samimiyetsizce kullanırlar.
İman eden insanların ise kendilerini yeterli görmelerini, yaptıkları bazı ibadetlerle yetinmelerini, kendilerini beğenip müstağni görmelerini sağlamaya çalışır. Onları güzel ahlaklı olduklarına, ellerinden gelenin en fazlasını yaptıklarına, güçlerinin bu kadarına yeteceğine inandırmaya çalışır. Kalplerinin temiz olmasının yeterli olacağını, Allah'ın kalplerindeki iyi niyeti yeterli görüp onlardan razı olacağını düşündürerek, onları samimiyetsizliğe itmek ister. Etrafa göre iyi olmalarının yeterli olacağını, çoğunlukla kıyaslandığında çok üstün bir ahlaka sahip olduklarını düşündürerek onları gevşekliğe sürüklemeye çalışır. Ancak elbette ki şeytan tüm bu bahaneleri ne kadar gerçekçi ve inandırıcı bir şekilde sunarsa sunsun, onun telkinleriyle hareket eden bir insan, bu tavrının Kuran ahlakına uygun olmadığının bilincindedir. Çünkü Allah'ın kullarına rahmet olarak yarattığı vicdan sayesinde, her insan iyiyi kötüyü ayırt edebilecek bir anlayışa sahiptir. Allah, Kuran ayetleriyle insanları şeytanın bu tuzağına karşı şöyle uyarmıştır:
Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın vaadi haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın. Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmaya çağırır. (Fatır Suresi, 5-6)
Şeytanın insanı Allah'ın adıyla aldatmasının bir başka yolu da, Allah'ın affediciliğini öne sürerek insanı günah işlemeye teşvik etmesidir. Allah sonsuz merhamet sahibidir ve tevbe edip Kendisi'nden bağışlanma dileyen her kulunun günahlarını affedebilir. Ama bir insanın, "nasıl olsa Allah affeder" diyerek bile bile günah işlemesi samimi bir davranış değildir. Böyle bir ahlakta süreklilik gösteren kimsenin kalbi zamanla katılaşıp duyarsızlaşabilir. Allah korkusuyla hareket etmemek bu kişiyi daha pek çok kötülüğün içine de sürükleyebilir. Allah Kuran'da "yakında bağışlanacağız" diyerek bile bile günah işleyen kimselerin örneğini vererek, insanları şeytanın böyle bir kandırmacasına karşı uyarmıştır:
Onların ardından yerlerine Kitaba mirasçı olan birtakım 'kötü kimseler' geçti. (Bunlar) Şu değersiz olan (dünya)ın geçici-yararını alıyor ve: "Yakında bağışlanacağız" diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince onu da alıyorlar. Kendilerinden Allah'a karşı hakkı söylemekten başka bir şeyi söylemeyeceklerine ilişkin kitap sözü alınmamış mıydı? Oysa içinde olanı okudular. (Allah'tan) Korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hala akıl erdirmeyecek misiniz? (Araf Suresi, 169)
Elbette kitabın başında da vurgulandığı gibi, şeytanın tüm bu oyunları ancak iman etmeyenler üzerinde etkili olabilir. Yoksa Kuran'ı kendilerine rehber edinen kimseler için şeytanın sesi ile vicdanın sesi arasında çok açık ve net bir farklılık vardır. Vicdan insana daima Kuran ahlakına uygun olan davranışları ilham eder. Şeytan ise her ne kadar sinsice oyunların ardına gizlemeye çalışsa da daima Allah'ın razı olmayacağı bir ahlaka teşvik eder. Dolayısıyla iman eden bir insan bu ikisi arasındaki farkı hemen görür, şeytanın etkisinden Allah'a sığınıp vicdanının sesine uyar.
Ancak iman etmeyenler için böyle bir netlik söz konusu değildir. Bu nedenle şeytan bu kimseler üzerinde istediği gibi etkili olabilir. Allah Kuran'ın "Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun. " Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez." (İsra Suresi, 64) ayetiyle şeytanın "güç yetirebildiklerini sesiyle sarsıntıya uğratacağını" bildirerek, iman edenlerle inkar edenler üzerindeki şeytanın farklı etkisine dikkat çekmiştir.
http://www.harunyahya.org/imani/sessiz04.html

|
Bağlantı
|
• 8/2/2010 - Camilere bebek değil dedeleri bırakıyorlar
Camilere bebek değil dedeleri bırakıyorlar
Antalya Valisi Alaaddin Yüksel, eskiden camilerin avlularına bebeklerin bırakldığını, şimdi ise yaşlıların terk edildiğini söyledi. Toplumda suçun değiştiğini, bu nedenle suçla mücadelede de yeni yöntemler bulunması gerektiğini belirten Vali Yüksel, `Aile içi şiddet olayları...
devamıhttp://www.tumgazeteler.com/?a=4684906
Bugün ilaç yazdırmak için sağlık ocağına gittiğimde yaşlı insanlar sıra bekliyordu,duvarda 65 yaş üstü sıra beklemeden işini halledecek yazıyor neden bekliyorsunuz dediğimde geçenlerde öyle yaptım yaptığıma pişman oldum dedi genç biri itip içeri girmiş ,bu nasıl iştir nasıl bir insanlıktır..
|
Bağlantı
|
• 29/1/2010 - iyi günler kendinize iyi bakın sevgiler
• 29/1/2010 - ankara'da ilk kar
• 27/1/2010 - Asıl tehlike kuş gribi değil puşt gribi
Tüm dünyayı önce kuş, sonra domuz gribi korkusu sardı. Kuş gribi ile yatıyor, kabuslarımızda keneler tarafından ısırıldığımızı görüyor, domuz gribi ile uyanıyoruz..........devamı bu adreste..
tumgazeteler.com
|
Bağlantı
|
• 23/1/2010 - iyi günler
• 23/1/2010 - hayırlı akşamlar
• 21/1/2010 - Stalinin tavuğu..
Stalin en sadist cinayetlerini planladığı çalışma odasına yakın
dostlarını toplamış sohbet ediyordu. Votka şişelerinin biri
gidip, diğeri geliyordu. Kafalar iyice dumanlanmıştı. Stalin kan
çanağına dönmüş gözlerini etrafında dalkavukluk yarışına girmiş
adamlarına çevirerek sordu:
- Saçını ihtilalde, halk içinde, devlet yönetiminde, bürokraside
ağartmış dostlarım... Söyleyin bakalım halkın yönetime baş
eğmesi, kayıtsız şartsız itaat etmesi için yöneticiler ne yapmalı,
nasıl davranmalıdır?
Her dumanlı kafadan bir ses çıktı. Kimisi adaletten, haktan söz
etti... Kimisi demokrasiden... Kimisi sürgünden, sehpadan,
hapisten... Kitlesel cinayetlerin deha çapındaki katili Stalin,
beğenmedi adamlarının izahatlarını... Bir kadeh daha votka
çekerek şöyle dedi:
- Yönetimi eline geçiren hükümdar en yücedir! Halkın karşınızda
başeğip durması içi ne yapmanız gerektiğini durun da şu beyinsiz
kafalarınıza çivi gibi çakayım... He men hizmetçileri çağırıp
emretti.
- Çabuk bana bir tavuk getirin... Aceleyle bir tavuk kapıp
getirdi adamları... Stalin, kafaları iyice dumanlanmış adamlarının
gözleri önünde başladı canlı canlı tüylerini yolmaya tavuğun.
Bütün tüyleri yolunup cascavlak kalan tavuğu odanın ortasına salıverdi, lider...
- Şimdi izleyin bakalım nereye gidecek bu şaşkın tavuk...
Zavallı tavuk bu azaptan kaçıp kurtulayım diye aralık kapıdan
dışarı canını atayım diyor, soğuktan tir tir titriyor...
Masaların altına giriyor, köşeli masa ayakları canını yakıyor...
Duvar diplerine koşuyor teleksiz, tüysüz kanatları yara bere içinde
kalıyor... Şömineye yaklaşıyor tüysüz derisi kavruluyor...
Çaresiz, tüylerini yolan Stalin'in bacakları arasına saklanıp,
sığınıyor... O zaman Stalin, cebinden bir avuç yem çıkarıp önüne
tane tane atıveriyor yolunmuş tavuğun... Yemlenen tavuk, Stalin
nereye yönelse peşinden koşuveriyor..
Ağızları bir karış açık kalan dostlarına bakıp, pos
bıyıklarının altından gülerek şöyle diyor Stalin:
- Gördünüz mü, Halk dediğiniz topluluk bu tavuk gibidir.
Tüylerini yolup al ve serbest bırak... O zaman yönetmek kolay
olur... Stalin'in sofra dostları hayretler içinde kalıp:
- Vay anasını birader, adamdaki akıla bak, diye başlarını salladılar...
MAİLLE GELEN BİR YAZI Bu gerçekten olmuş mu, yoksa uydurulmuş bir öykü mü bilmem.
Ancak 'Stalin'in Tavuğu' diye bir tabir var... Bu tabire uyan nice
halk, nice yönetici görmedik mi biz de şu kısacık hayatımızda...
Hele de, tüylerimiz yolundukça ...................................... |
Bağlantı
|
• 9/1/2010 - iyi geceler
| Her insan açılıp okunmayı bekleyen bir kitap gibidir.. |
Bağlantı
|
• 8/1/2010 - iyi günler
• 8/1/2010 - selamlar sevgiler:))
• 8/1/2010 - selamlar
ZAMAN SEN DÜŞÜNÜRKEN BİLE GEÇİYOR.

Pencereyi açtım biraz hava almak içinde dışarıya bakıyordum fotoğraf makinasınıda aldım bakarken çocuklar poz verdi yine nasıl sevilmezki onlar yüzlerine bakınca mutlu oluyor insan Allah ım korusun onları maşallah, seviyorum çocukları onlarda beni ....
|
Bağlantı
|
• 29/12/2009 - ankara-metro
• 29/12/2009 - kuş cenneti-nallıhan
• 29/12/2009 - ULUS ATATÜRK ANITI
• 29/12/2009 - Yeni başlayanlar için Ankara aştidir.(bkz: aşti)
1. Yeni başlayanlar için Ankara aştidir.(bkz: aşti)
soğuğun içine işlediği anda başını kaldırıp etrafta denizi aramaz isen kolay alışırsın.
2.1: ankara da deniz yoktur. Deniz kenarında bir kentte bir şekilde bulunmuşsan, denizi seviyorsan, ankara yı kısa vadede sevemeyeceksin, hiç kasma. yine de çeneni kapa, ankara iyi güzel de denizi yok abi bea kabilindeki düşüncelerini kendine sakla, bu muhabbetleri defalarca kez duymuş olan ankaralılar pek sevencen davranmazlar, sıcak yaklaşmazlar. baygınlık verirsiniz. yapmayın etmeyin gözünüzü seveyim.
madde 2: Ankara yı istanbul ile, izmir ile kıyaslamaya kalkmayın, bu da sevilmez, hele izmir karşılaştırması tiksinti yaratır. yok kordon vardı yok çiğdem vardı bilmemne.. gölbaşı nda denize dökerler adamı allahama..
madde 3: Ankara da kış soğuk geçer. rüzgarı keser, ayazı süründürür. kalın giyinin, bere ve eldiven edinin; öğlen dışarı çıkıyorsanız ve geç saatlerde dışarda bulunmanız gerekecekse havaya aldanmayın. coğrafya dersinde karasal iklim için neler söylerdiniz onları hatırlayın. ya da en iyisi bir gece iliklerinize kadar üşüyün, sonra gece-gündüz
sıcaklığı arasındaki büyük farklı anlayın.
madde 4: Çinçin mahallesi denilen yere gece gitmeyin. gündüz de gitmeyin.
illa gidecem ben gezerim görürüm hoplarım zıplarım diyorsanız, en fiyakalı, en pahalı giysilerinizi giyin, telefonunuzu boynunuza asın öle gidin.
madde 5: Ankara da deniz yoktur. alışın
madde 6: Elektronik malzeme, korsan cd falan arıyorsanız kızılay da vakit kaybetmeyin, teknosa arayıp kazık yemeyin, maltepe pazarı nı öğrenin.(gerçi kökünü kazıdılar) ben öğrenciyim abi sözünü motto bilin, her alışverişte işe yarar.
madde 7: Öğrenciyseniz, kendi evinizde kalacaksanız, bir şekilde itfaiye meydanı na gidin, dibine kadar araştırın, az parayla süper ev nasıl döşenir görün.
madde 8: Atakule de bir halt yok, boşuna meraklanmayın, çankaya ya sırf atakule için tırmanmayın. ha eğer ben illa bozkır manzarası görecem edecem diyip de gidecekseniz, hemen aşağıdaki botanik parkına da uğrayın.
madde 9: Ankara da deniz yoktur. deniz aramayın.
madde 10: Metro ya girin, kaybolun, ama alışveriş yapmayın.
madde 11: Odtü, bilkent, hacettepe yahut başkent üniversitesi öğrencisi iseniz, araba almayın, otobüs ve servisi tercih edin. eskişehir yolunun her sabah yaşadığı tıkanıkta tuzunuz bulunmasın.
madde 12: Banliyo trenleri güvenlidir, çekinmeyin kullanın. sincanlı ezik büzük gençlerle muhatap olmayın.
madde 13: Kaybolursanız kimseye asla ve katiyen yol sormayın. sorduğunuz her yüz kişiden kırkı gitmemeniz gereken yönü, otuzu bambaşka bir tarafı gösterir, kalan otuz da bilmiyorum abi ben buraların yabancısıyım der.
karanfil sokak ta sağlık bakanlığı nerede diye sorarsınız, adamı kocatepe camii ne çıkarırlar, yapmadıkları şey değildir. Harita edinin.
madde 14: Odtü lü değilseniz, odtü kampüsüne girmeniz, alcatraz dan kaçmanız kadar meşakkatli bir meseledir, bunu bilin. ısrarcı iseniz, risk alın ve güvenpark tan kalkan odtü minibüslerinden birine binin, kampüse girişte kimlik soran görevli minibüse girdiğinde, kendinizden emin bir şekilde adamın gözlerine sen benim kim olduğumu biliyor musun bakışı atın. işe yarayabilir. (sonrası gelen düzenleme: ne yaparsanız yapın, gerekirse ormana dalın
girin ama kimlik diye topkek ambalajı, kupa sekizlisi göstermeyin)
madde 15: Ankara da deniz yok. yok ulan işte, yok!
madde 16: Ulus pek sevilen bir yer değildir. eski meclis binasının burada bulunması ulusu güzel kılmaz. zamanla göreceksiniz ki, ulusu hiçbir şey güzel kılmaz, kılamaz; olabilemez. ulus tan ve arka sokaklarından uzak durun.
madde 17: En popüler buluşma mekanları olan kızılay gima yı ve dost kitabevini ni öğrenin.
madde 18: Tunalı hilmi caddesi demeyin. Ankaralılar -muhtemelen hilmi nin güzel bir isim
olmadığını düşünüyor olduklarından direkman tunalı derler. Siz de tunalı diyin.
madde 19: Ankaragücü taraftarı çirkef ve kalabalık, gençlerbirliği taraftarı az sayıda ve enteldir. kalabalık bir ankaragücü taraftar grubu görürseniz sakının. laf atarlarsa karşılık vermeyin. tek kişi bile olsa, iki dakika içersinde sürüyle adam toplayıp peşinizden koşturabilir. Büyükşehir belediyespor un taraftarı yoktur, olduğunu iddia eden olursa gülün geçin. nanik yapın.
madde 20: "boş yere ağlama, kalbini bağlama, ankara kızlarına" şarkısını öğrenin, sık sık söyleyin.
madde 21: Ankara da en güzel mevsim sonbahardır. Tadını çıkarın.
madde 22: Trafikte taş düşemez ama milletvekili çıkabilir. kırmızı ışıkta sizi bekletebilir. Hazırlıklı olun.
madde 23: Gazi üniversitesi nin iibf dışındaki bir fakültesine gidecekseniz temkinli olun, eli tespihli takım elbiseli tiplerle saçınız, sakalınız, küpeniz üzerine bir konuşma yapmaya hazır olun. Adamlarla papaz olmayın.
madde 24: Gece ondan on birden sonra sokaklarda kimseciklerin kalmaması normaldir, kimyasal bomba neyin atılmamış, insanlar sığınağa kaçarcasına bir anda ortalıktan kaybolmamışlardır, olağan bir durumdur bu. sakin
olun, panik yapmayın.
madde 25: cadde ortasında düğün dernek görürsen şaşırma, bilmediğin ankara
havalarında da oynama. (bkz: düz oyun) (bkz: kaşıklı oyun) (bkz: okuntu)
3. Nerde olursanız olun aşağıya doğru indiğinizde kızılaya çıkarsınız. Pek çok yere yürüyerek gidebilirsiniz, kaybolmak gibi bir şansınız yoktur, bunu unutmayın. "aha nerdeyim lan ben?"dediğinizde ulustasınızdır, panik yapmaya gerek yok, bentderesine doğru gitmediğinizden emin olduktan sonra, hızla metroya ulaşabilirsiniz,
müzelerin biraz aşağısındadır. Büyük tiyatroyu sorup, entel görünümüne girmeyin, itfaiyeciler çarsını sorun,
kimse sizi kandırmasın. samanpazarı da olabilir. ulus dışında Ankarada hiçbir yerde absürd bir durumla karşılaşmazsınız. etrafınızda, gözünüzü nereye çevirdiyseniz bir robocpa çarptıysa kızılaydasınız demektir., eylem yapılacak anlamındadır bu. korkmayın. yine, bir avuç eylemci için 4 otobüs robocop, çevik kuvvet inmiştir. bu kadar
polisi nereye göndersin kardeşim bu devlet?! mantığıyla öyle bakınır dururlar o polisler. sonra ssk işhanı ve sakarya
alkol mekanlarıdır. en berrbat birahenlerden tutun meyhane ve club ortamlarının hepsi vardır oralarda. ankarada güz bambaşkadır. özellikle, kalabalığı seviyorsanız, yüksel caddesinde, tenhalığı seviyorsanız, bahçeli 7. cadde hariç her caddesinde ve tandoğanın ara sokaklarında turlarsanız, bir aylığına bu şehri sevebilirsiniz belki. onun dışında bürokrasi hemen her zaman kendisini hissettirir de bir tek sakarya caddesine uğramaz gibi gelir bana.
4. Ankara melankoliktir, ekim güzeldir. (bkz: 24 yıldır bu şehri yaşayanlar için ankara)
5. Ankaraya geldik laila ya gidelim diye gazlara geldiyseniz 1 şişe viski için 300 milyon, bir bira için 20 milyon gibi fiyatlara hazırlıklı olun. armada ile migros alışveriş merkezi eşittir ama migros alışveriş merkezi biraz daha eşittir.
bilkente yolunuz düşerse marakesh e uğrayın. metroya binerken her zaman ve her zaman, mutlaka inenlere yol verin.
inen ve binenlerin toplu çemkirmelerine maruz kalmayın. metro ve ankaray ı karıştırmayın. ikisi de kızılay da kesişir; ankaray aşti ye gider, metro ise akköprü* ve batıkent tarafına. kar-buz çok olur lütfen dikkatli adımlarla yürüyün.
6. .Ankaradaki yürüyen merdiven adabında acelesi olmayan vatandaş sağda dursun diye bir kural yoktur. yürüyen merdivene binecekseniz yürümeyin, durun zira merdiven zaten sizin için yürümektedir.
7. Kavaklıdere, ayrancı mevkilerine belediye otobüslerine bindiğinizde fark edeceksiniz ki otobüsün yaş ortalaması 65-70 civarlarındadır. korkmayın takım elbiselerle otobüse binmenize gerek yok herkes öyle biniyor diye.
8. Genelkurmay önünde ayakkabınızı bağlamak üzere durmayın. makinalı tüfek doğrultuyorlar.
(bkz: biz burda yabancıları sevmeyiz)
9. -"Hocam"a alışın, bu lafı duyunca kendinizi hoca gibi hissetmeyin. bir ankara klasiğidir, özellikle üniversite kampüslerinde güvenlik görevlileri öğrencilere, taksi şoförleri güvenliğe, büfeciler büfecilere, kısaca herkes herkese hocam der. ayrıca taksi şoförü üniversiteli olduğunuzu anladığı anda hocam diye hitap eder size. hoca değilsiniz,
ankaralısınız. -eğer yere tükürür veya otobüste yellenirseniz kimse birşey demez, ama ters yöne girerseniz ya da yanlışlıkla metronun inme >platformundan binerseniz (ki ankaray dan metro ya geçecekseniz tüm oklar inme platformunu gösteriyor) küfür yersiniz. garip prensipleri olan bir şehirdir. -dost deyince konur sokak taki dost kitabevi değil, karanfil deki anlaşılmalı. aman ha, arkadaşınızı fıtık edersiniz sonra yanlış yerde bekleyip.
10. Aoç belediye başkanının insafına bırakıldı ya da bırakılması kuvvetle muhtemel. bozulmadan son bir kez gidip görün. kokoreç yiyin. şençam köftesinden tırtıklayın. dondurma tüketin. çiçekçileri gezin. Radyo odtü çok hoş bir kanaldır. frekansı 103.1 dir. haftaiçi sabahları modern sabahlar olur güzeldir.
Harikalar diyarı, zart zurt gölü Ankaranın tarihi yerleri değildir. aldanmayın. -odtüden bahçeliye giderkenki yolun ortasındaki gökkuşağı adlı yapının ne ayak olduğunu sormayın boşuna. bilene rastlamadım.
İzmirliler, İstanbullular diğer bütün vatandaşlar gibi kardeşimizdir ama gelip de "buranın denizi yok, akşamları dolmuş olmuyor, İstanbulun gözünü seveyim, ne modern şehirmiş meğer "bik bik bik" diye trip atanlar sevilmezler pek. yoksa istanbul, izmir şahane şehirlerdir itirazımız yok.
kızılaydaki yapı kredi binasındaki leyleklerin niye birinin yan yan diğerinin de kanatlarını farklı frekanslarda çırparak uçtuğu üzerine kafa yormayın. biz yorduk
yararını görmedik....
|
Bağlantı
|
• 21/12/2009 - küçük prens
Ah, küçük prens! O küçük gezegendeki mutsuz yaşamini yavaş yavaş anlamaya başlamiştim. Uzun bir süre için, tek eglencen güneşin batişini izlemek olmuştu. Bunu tanişmamizin dördüncü sabahinda ögrenmiştim. Bana, “ Güneşin batişini izlemeyi çok severim. Haydi gidip izleyelim “ demiştin.
“Ama beklememiz gerekiyor...”
“Neyi? “
“ Güneşin batmasini.”
Bu sözlerime başlangiçta çok şaşirmiştin. Ama sonra kendi kendine gülerek, “ Kendimi hala evimde saniyorum galiba “ demiştin.
Gerçekten de öyleydi. Herkesin bildigi gibi, Amerika’da güneş tam tepedeyken Fransa’da batmaktadir. Ögle vakti güneşin batişini izlemek isteyen bir Amerikalinin, bir dakika içinde Fransa’da olmasi gerekir. Ne yazik ki bu da pek mümkün degildir. Ama senin minik gezegeninde, yapman gereken tek şey sandalyeni bir iki adim ilerletmek. Orada istedigin zaman güneşin batişini izleyebilirsin sen
Bir keresinde güneşin batişini tam kirk dört kez izledigini anlatmiştin bana. Sonra da şöyle demiştin: “ Bilirsin, insan çok mutsuz oldugu zamanlarda güneşin batişini izlemeyi sever.”
“ Peki sen mutsuz muydun? “ diye sormuş, ama yanit alamamiştim senden.
***********************
Beşinci gün, küçük prensin yaşamiyla ilgili yeni bir sirri daha keşfettim. Bu yine çizdigim koyun sayesinde olmuştu. Sanki bu konuyu uzun süre düşünüp taşinmiş gibi, aniden bana “ Koyunlar çalilari yiyorlar, peki çiçekleri de yerler mi? “ diye sordu.
“ Önlerine gelen her şeyi yerler. “
“ Dikenli çiçekleri de mi? “
“ Evet, dikenli çiçekleri de.”
“O halde dikenler...Dikenler ne işe yarar? “
Bunun cevabini bilmiyordum. Uçagin motorunda sikişip kalmiş bir civatayi sökmekle meşguldüm. Uçagin bozulmasi canimi giderek daha fazla sikmaya başlamişti. Içme suyum hizla azaliyordu ve ben durumun daha da kötüleşmesinden korkmaya başlamiştim.
“ Dikenler diyordum...Ne işe yararlar? “ diye sordu yine.
Küçük prens, sordugu sorunun cevabini almadikça sormaktan vazgeçmiyordu. Bense civatayi sökmekle meşguldüm ve aklima gelen ilk şeyi söyleyiverdim: “ Dikenler hiçbir işe yaramaz. Çiçekler onlari sirf kizginliktan taşirlar.”
“ Ah, demek öyle! “
Sonra kisa bir sessizlik oldu ve ardindan, biraz da kirgin bir sesle “ Sana inanmiyorum. Çiçekler narin yaratiklardir. Saftirlar. Dikenlerinin korkunç oldugunu düşünürler “ dedi.
Cevap vermedim. O sirada kendi kendime şöyle diyordum: “ Eger bu civata yerinden çikmamakta inat ederse, onu çekiçle çikaracagim.”
Ama küçük prens yine araya girdi : “Yani sen gerçekten çiçeklerin o dikenleri kizginliktan taşidiklarina mi inaniyorsun?”
“Hayir, hiçbir şeye inanmiyorum ben. Öylesine söyledim. Şu anda önemli bir işim var. “
Hayretler içinde kalmişti küçük prens.
“ Önemli bir iş mi? “
Beni elimde çekiç, parmaklarim motorun yagindan simsiyah olmuş bir halde o çirkin şeyin ( yani uçagimin ) üzerine egilmiş gören küçük dostum:
“Işte şimdi tam da büyükler gibi konuştun “ dedi.
Kendimden biraz utanmiştim.
“Her şeyi kariştiriyorsunuz, karmakarişik ediyorsunuz “ dedi sonra. Gerçekten kizmişti. Altin sarisi buklelerini saga sola sallayarak : “ Kirmizi suratli bir adamin yaşadigi bir gezegen biliyorum. Adam hiç çiçek koklamamiş. Hiç yildizlara bakmamiş. Hiç kimseyi sevmemiş. Bütün vaktini şemalar yaparak geçirmiş. Ve bütün gün “ Önemli işlerim var. Önemli işlerim var. “ deyip dururdu. Bundan büyük bir gurur duyardi. Ama o bir insan degil, bir mantar o ! “
“ Bir ne? “
“ Bir mantar! “
Küçük prens şimdi öfkeden sapsari kesilmişti.
“ Milyonlarca yildir çiçeklerin dikenleri var. Ve milyonlarca yildir koyunlar çiçekleri yiyorlar. Çiçeklerin hiçbir işlerine yaramayan dikenleri neden büyüttüklerini anlamaya çalişmak gereksiz bir şey mi? Çiçekler ve koyunlar arasindaki savaş önemsiz mi? O kirmizi suratli beyefendinin şemalarindan daha ciddi ve daha önemli degil mi bunlar? Ve evrende başka hiçbir gezegende yetişmedigini bildigim bir çiçegim varsa ve küçük bir koyun onu bir sabah, ben fark etmeden, tek bir isirikta yok ederse, bu önemsiz bir şey midir? “
Yüzü kipkirmizi olmuştu. Konuşmasini sürdürdü: “ Eger bir insan milyonlarca yildizin arasindaki tek bir gezegende yetişen bir çiçegi severse, bu onu mutlu etmeye yetecektir. Çünkü yildizlara baktiginda ‘ Benim çiçegim oralarda bir yerlerde ‘ diyebilir. Ama bu koyun çiçegini yerse, o zaman bütün yildizlar aniden kararmiş gibi gelir ona. Ve sen bunun önemli olmadigini düşünüyorsun! “
Daha fazla konuşamamişti, çünkü gözyaşlarina bogulmuştu.
Akşam olmuştu. Takimlari bir kenara birakmiştim. Herhalde çekicim, civatam, susuzlugum ve ölümüm bana şu an oldugundan daha önemsiz gelemezdi. Milyonlarca yildizin arasinda, bir gezegende, benim gezegenimde, rahatlatmam gereken bir küçük prens vardi! On kollarima aldim ve yavaşça salladim. “ Çiçegin için hiçbir tehlike yok. Koyununa bir agizlik çizecegim... Çiçegin için bir çit çizecegim... Ben... Ben...” Ona nasil ulaşacagimi, onu nasil rahatlatacagimi bilemiyordum. Bu gözyaşi seli öyle tuhafti ki...
******************
|
Bağlantı
|
• 20/12/2009 - iyi günler kendinize iyi bakın sevgiler

Geçen sene kış boyunca misafir ettiğimiz saka kuşu ,bir çiftti bir çocuk satıyordu ondan aldım serbest bırakmak için gelirken yem aldım ,kafesleri minicik nasıl tıkarım onları içeriye,bıraktım haliyle fakat evde bayaa bi hasar yaptılar annemin kauçuk mahvoldu onun tepesinde uyudular devamlı duvar pencere önü ve florasan lambanın üstü ,havalar soğuk olduğu için pencereyi açtığım halde gitmediler,havalar ısınınca çiftliğe gittik bıraktık ne yapıyorlar acaba ..çok güzel ötüyorlardı..çekirdek yemeyi çok seviyorlardı özel yemleri,onlar gidince kauçuk br daha kendine gelmedi lambayı değiştirdik bayaa bi uğraştık yani ,evde kafeste kuşu sevmiyorum öbür türlüde böyle işte.. |
Bağlantı
|
• 20/12/2009 - iyi günler
• 27/11/2009 - hayırlı akşamlar dilerim
• 27/11/2009 - BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
• 25/11/2009 - iyi günler kendinize iyi bakın sevgiler
• 25/11/2009 - ankara-hamamönü
• 25/11/2009 - ankara-samanpazarı
• 25/11/2009 - ankara-samanpazarı
• 25/11/2009 - ankara-hamamönü
• 25/11/2009 - selamlar hayırlı günler
• 19/11/2009 - selamlar hayırlı günler
Hz. Peygamber (a.s.v.) geceleyin yatmak üzere yatağına girdiği zaman, sağ elini sağ yanağının altına kordu. Ve şu duâyı okurdu:
“Bismikellâhümme ehyâ ve emûtü.”
“Allah’ım! Senin isminle diriliyor, senin isminle ölüyorum.”
YATARKEN DİĞER BİR DUÂ
Nebiyy-i Ekrem Efendimiz yatağına girince sağına yatar,sağ elinin içini sağ yanağına getirir, böylece Allah’a teslim olma duâsını okurdu. Bu duâ şöyleydi:
“Allahümme eslemtü nefsî ileyke. Ve veccehtü vechî ileyke. Ve fevvadtü emrî ileyke. Ve elce’tü zahrî ileyke, rağbeten ve rehbeten ileyke. Lâ melce’e, velâ mencee minke illâ ileyke. Âmentü bi-kitabikellezî enzelte, ve binebiyyikellezî erselte.”
“Allah’ım, nefsimi sana teslim ettim, yüzümü sana çevirdim. İşimi sana havale ettim. Sırtımı sana hem korkarak, hem de ümid ederek dayadım. Zaten senden başka sığınacak, sende başka dayanacak melce’ ve mence’de yoktur. Kurtarış ve himaye ancak sendendir, sana mahsustur. Allah’ım indirdiğin kitabına, gönderdiğin Peygamberine iman ettim. Bu hal ve iman ile uykuya yatıyorum.”
********
İremnur anne ve babası yeni işe girdiği için bizde kalıyor ,salı günü izinli oldukları için almaya geleceklerdi bende
giydirdim ayakkabılarını giydirirken ee eee önce sağ ayak dedi onuda nerden öğrendin dedim takvim yaprağından dedi..annem yapraklı takvimsiz olamaz her sene gelir bir yerden bize, yapraklarda genelde dini bilgiler oluyor seviyor onu okumayı iremede okuyor bizim kızda onu öğrenmiş işte..Mutlaka önce sağ tarafıma yatarım ve dualaımı okur öyle uyurum ..diğer şeylerde buna dikkat etmezdim bu uyarı oldu bana..

|
Bağlantı
|
• 12/11/2009 - kasımpatı


Kasımpatı iri katmerli çiçekleri olan bir süs bitkisidir. Kasımpatı çiçeğine “Krizantem” de denir. Son bahardan kışa kadar çiçek açar. Çiçekleri türlü renklerde olur, büyüklükleri görünüşleri de cinsine göre değişir. Küçük kasımpatı çiçekleri çok güzel birer düğmeye benzer. Büyüklükleri toparlak görünüşlü çok gösterişlidir. Bileşikgillerden olan kasımpatı çelikten yetiştirilebilir. Bunun için nisanda alınacak çelikler önce saksıya dikilir, kök salmaya başladıktan sonra iyi gübrelenmiş kumlu bir toprağa aktarılır. Kasımpatı çiçeği sık sık su ister. Bitki büyüdükçe yeni sürgünlerin ucu koparılmalıdır. Bu bitkinin daha gür büyümesini, dal budak salmasını sağlar.
|
Bağlantı
|
• 12/11/2009 - farenin hikayesi
farenin hikayesi
Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü.
Kendi kendine:
-'İçinde hangi yiyecek var acaba? ' diye düşündü.
Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı.
-'Evde bir fare kapanı var! , evde bir fare kapanı var! ' diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı.
Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı:
-'Zavallı farecik...Bu senin sorunun benim değil. Bana bir zararı olamaz küçücük kapanın' dedi.
Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla domuzun yanına koştu ve,
-'Evde bir fare kapanı var! , evde bir fare kapanı var! ' diye adeta çırpındı.
Domuz anlayışla karşıladı ama,
-'Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka yapacağım bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol' dedi.
Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve,
-'Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var! ' dedi.
İnek;
-'Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni ilgilendirmiyor.' dedi.
Sonunda farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak zorunda olduğunu anladı.O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik farecik aç ve susuzdu. Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki birden bir ses duyuldu.Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanından geliyordu. Çiftçinin karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından fırladı ve mutfağa koştu. Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun kısıldığını fark edememişti. Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden çiftçinin karısını ısırdı. Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü. Doktor, zehri temizledi sardı. Çiftçi karısını eve getirdi, yatırdı. Karısının
ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu. Kadıncağız ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu. Böyle durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilir,çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu.
Karısı taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine geldi.Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler. Onlara ikram etmek için çiftçi domuzunu kesti. Çiftçinin karısı gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan, belli ki çok zehirliydi. Birkaç gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi ve öldü. Cenazesine çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et sağlamak için Çiftçi ineği mezbahaya yolladı. Fare tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi.
Birisi, sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüz bir tehlike ile karşı karşıya ise hepimizin aynı tehlikede olabileceğini hatırlayalım.
Hepimiz yaşam denilen bu yolculukta yer alıyoruz. Diğerimiz için bir gözümüzü açık tutmalı ve diğerlerini cesaretlendirmek için çaba harcamalıyız.
kıssadan hisse tabii anlayana..... |
Bağlantı
|
• 29/10/2009 - NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
BAYRAK
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.
Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver.
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:
Yurda ay yıldızının ışığı yeter.
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
Kızıllığında ısındık;
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün
Gölgene sığındık.
Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı
Yüksek yerlerde açan çiçeğim.
Senin altında doğdum.
Senin altında öleceğim.
Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
Yer yüzünde yer beğen!
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim!
Arif Nihat ASYA
.jpg)
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE
|
Bağlantı
|
• 27/10/2009 - KARADUT-AYAŞ
• 27/10/2009 - KIRMIZI
• 27/10/2009 - sonbahar -ankara AOÇ
• 27/10/2009 - pembe
• 27/10/2009 - sonbahar -ankara
• 27/10/2009 - ELMALI KURABİYE
MALZEMELER
250 gr yumuşamış margarin
1 bardak toz şeker
1 yumurta
3 yemek kaşığı yoğurt
1 tane kabartma tozu
1 vanilya
3-4 damla limon suyu(ben bazen limon kabuğu da rendeliyorum)
aldığı kadar un
İÇ MALZEMELERİ
2-3 elma
3-4 yemek kaşığı tozşeker
1 çay kaşığı tarçın
ceviz
HAZIRLANIŞI
Rendelenmiş elmaları tozşeker ve tarçınla birlikte bir süre pişirin ve iri iri parçalanmış cevizleri ekleyin.İç malzemenizin tadına bakıp gerekiyorsa şeker eklemenizi öneririm.İç malzemesi soğurken,hamur için gereken bütün malzemeleri karıştırıp yumuşak ama ele yapışmayan bir hamur hazırlayın.Hamuru iyice yağurup 8 eşit parçaya bölün.Her parçayı unladığınız bir zeminde servis tabağından biraz küçük olacak şekilde açın.Kurabiyelerinizin benimkiler gibi büyük olmasını isterseniz 4'e bölüp,iç malzemesinden koyup,şekillendirin.Eğer daha küçük kurabiyeler yapmak istiyorsanız 8'e bölüp sigara böreği şeklinde kıvırıp 170 derecede hafif pembeleşene kadar pişirin.soğuduktan sonra üzerlerine çay süzeği yardımıyla pudra şekeri serpin.
Afiyet şeker olsun...
http://beyhan.blogspot.com/2008/02/elmali-kurabiye.html

|
Bağlantı
|
• 16/10/2009 - ANLAM
ANLAM
Sen bana
Sen desen de, demesen de olur.
Ama ben sana sen deyeceğim.
Düşün dur.
Özdemir Asaf
|
Bağlantı
|
• 16/10/2009 - Can Yücel'den...
Can Yücel'den...
Bilmelisin ki...
Duvarda asılı diplomalar insani insan yapmaya yetmez.
Bilmelisin ki...
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.
Bilmelisin ki...
Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.
Bilmelisin ki...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da!
Bilmelisin ki...
Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok, ne tür deneyimler yaşadığınızla var.
Bilmelisin ki...
Aile hep insanın yanında olmuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.
Bilmelisin ki...
Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.
Bilmelisin ki...
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.
Bilmelisin ki...
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.
Bilmelisin ki...
Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz
Bilmelisin ki...
İki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.
Bilmelisin ki...
Her problem kendi içinde bir firsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.
Bilmelisin ki...
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.
Can Yücel
|
Bağlantı
|
• 16/10/2009 - hayırlı akşamlar dilerim
• 15/10/2009 - yoldan görüntüler2
• 15/10/2009 - yoldan görüntüler
|