Giriş Sayfası Yap
Google
 
Şenpazar'ın Sesi Gazetesi
BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
Benimblog.com satilikir / is for sale: info@anahaber.com




Şenpazar'ın Sesi Gazetesi
Benim hakkımda

Ben Muzaffer Erdem, Şenpazar'ın Sesi Gazetesi imtiyaz sahibi ve Genel Yayın Yönetmeniyim. Bu sitede bulabileceğiniz bazı konular; Kastamonu ile ilgili gezi, seyahat, folklör, tarih,eğitim,sağlık,şiir,edebiyat,fotoğraf ve ilçelerimiz:.Tosya, Taşköprü, Şenpazar, Seydiler, Pınarbaşı, Küre, İnebolu, İhsangazi, Hanönü, Doğanyurt, Bozkurt, Cide, Çatalzeytin, Daday, Devrekani, Azdavay, Araç, Ağlı, Abana. Ayrıca Şiir, öyküi deneme, gezi, fotoğraf gibi konular. Bana ulaşmak için: e-posta:senpazarinsesi@gmail.com GSM:0532 554 06 97

Son yazılarım
Menü
Saat

Arkadaşlarım

Baglantılar


41 sayfadan 27 . sayfa
geri | ileri
14/3/2007 - Karabük
Bulundugu yer: Gezi-Seyahat

Karabük  
   
Site Fotoğrafları Güncelleniyor...  
 

Batı Karadeniz bölgesinde bulunan Karabük, Tarihi Safranbolu evleri ve antik kentleri ile bir turizm cennetidir.

Karabük, Türk Ulusunun tarihinde, sanayileşmeyi simgeleyen kent olmanın haklı gururunu taşımaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Ulu Önder Atatürk'ün sanayileşme yolunda aldığı devrim kararı üzerine, Türkiye'nin ilk entegre demir-çelik tesisinin yeri için, maden kömürü havzasına ve sahile yakınlığı, demiryolu güzergahında bulunuşu ve stratejik uygunluğu nedeni ile Karabük seçilmiştir.

  Karabük Tarihi  
 

Karabük, bir kent olarak varlığını Cumhuriyete borçludur. 1927 tarihinde Zonguldak'a bağlı bir ilçe durumuna getirilen Safranbolu'nun bir köyünün 13 hanelik bir mahallesi olan Karabük 1 Haziran 1934 tarihinde Ankara-Zonguldak Demir yolunun açılmasıyla bu günkü istasyonun olduğu yere bir ad verilmesi gerektiğinde bu 13 hanelik köyün adının verilmesi uygun görülmüş böylece Karabük adı resmen ilk kez T.C. Devlet Demir Yolları haritasında geçmeye başlamış ve kullanılmıştır. 1937 yılına kadar 13 hanelik bir mahalle iken 3 Nisan 1937 yılında Demir-Çelik fabrikasının temelinin atılmasıyla Karabük Türkiye'de ve Dünyada adını kısa zamanda duyurmuştur.

Karabük Tarihi Eserler  
   
 

Hadrianapolis Antik Kenti

Handrianapolis Bir İlk Çağ Kentciğidir. Helenistik Roma,Bizans,Osmanlı dönemlerinde kent yaşamını sürdürmüştür En Önemli Dönemi Bizans Çağıdır. 8. YY'da Bizans İmparatorluğu Amcasına İzatifen Bitinyadan Ereğli(Helaklia Pontik Bölünüp Eyalet yapma Eyalete Bağlı 6 Kentten birisi Handrianapolis Olmuş. Eyalet Döneminde Handrianapolis Psikoposluk(ilahiyet) merkezi olmuştur Kültür Bakanlığının Yaptığı Kazı Bu Dönemde Yapılan Kilisede Devam Etmektedir. Zemin Çağının Zengin Mozaik ve Fresko Örneklerine Rastlanmaktadır.

Fresko: Yaş Zemin Üzerine Yapılan resimMozaik. Küçük Parçaların Bir Araya Getirilmesinden Meydana Gelir 2000 Yıllık Kalıntılar Hızla Çıkarılmaya Devam Edilmektedir. Eskiden Beri Yapılan Kaçak Kazı Çalışmaları Nedeniyle Handrianapolis Büyük Bir Zarar Görmüştür Bu Kaçak Kazılar Yapılmasaydı Belkide Türkiyenin En Büyük Antik Kenti,Açık Hava Tiyatrosu Olabilirdi. ,  Türkiye İçin Çok Büyük Fırsat Burası Değerlendirildiğinde Eskipazar Bir Turistik Bir İlçe Olabilir. Burda Bulunan Kalıntıların Yakında İnsanların Yaşadığına Dair Bazı İnsan Kemikleri Bulundu Burda Bulunan Bazı İnsan Kemikleri Yukarıdaki Resimde Görülmektedir Bu Resimdeki İnsan Kafatası 2000 Yıllık Bir Rahibeye Ait Olduğu Düşünülmektedir.

Kaya Mezarları

İlkçağ tarihinde Paflogonya olarak bilinen yörede saptanan 116 kaya mezarının büyük bir çoğunluğu Karabük ili ve çevresinde yer almaktadır. Bu mezarlar, M.S. II ve III yüzyıllara ait olup, Roma'lılar döneminden kalmadır. Ayrıca yörede Bizans döneminden kalma kaya mezarlarına rastlanılmaktadır.

Bunlar Eskipazar'ın batısında bulunan Hadrianapolis (Viranşehir) harabeleri içinde ve çevresinde yer alır. İki sıradan oluşan Delik Kaya Mezarları'nın boyutları 2x2x1 metre boyutlarında olup aralarında birer ölü sediri bulunur. Ovacık ilçesi Karakoyunlu Mahallesinde bulunan Lidya dönemine ait kral mezarı da önemlidir.

Asar Tepe

İmparator Caracalla (211-217) ve Diacletianus (284-305) ait heykel kaideleri, Zeus Kminsteros, Demeter, Artenis Ktatione Hermes kütleleri ile ilgili tapınak ve yazıtları ile mezar yazıtları bulunan Kimistene Roma İmparatorluğu döneminde önemli bir yerleşim yeri idi.

Safranbolu >>

Karabük Doğal Güzellikler  
 
Göktepe Tabiat Parkı
Geleneksel Zümrüt Yenice Göktepe Şenliklerinin yapıldığı Göktepe Tabiat Parkı (Göktepe Yaylası) Yenice'nin en güzide ve halk tarafından yaz ayları boyunca dinlenmek ve piknik yapmak üzere tercih edilen orman içi sayfiye yeridir. İlçe merkezine 9 km mesafededir.

Şeker Kanyonu
Karabük Yenice Karayolunun 3. kilometresinde yer alan Şeker mevkiinden başlayan kanyonun toplam uzunluğu 6.5 kilometre olup 2 kilometresinden yol geçmekte ve sonra 4.5 km kanyoning yapmaya uygun bir alandır. Bu alanda yer yer zorlu geçişler ve daralmalar vardır, bazı yerlerde yüzmek zorunlu hale gelmektedir. Kanyon yüksekliği 100 metreden başlayıp 250 metreye kadar yükselmektedir. Kanyonun kayaları kaya tırmanışları için uygun bir yapıya sahiptir.

Eğri Ova Piknik Yeri
İlçeye 25 km. mesafede Adiller Köyü Ulupınar Ormanlık alanında Eğriova Mevkinde 12.000.- M2 yüzölçümünde 5 m. derinliğinde Suni gölet bulunmaktardır. Masa bank tipi oturma yerleri, ocaklar çeşmeler bulunmakta olup, olta ile balık avı yapılmaktadır. Doğa yürüyüşleri ve çadırlık kamp için uygundur.

Esencik Göleti 
Esencik Göleti(kulüp Köyü)İlçenin kuzey doğusunda Pınarbaşı-Azdavay yolu üzerinde yer alır.Merkeze uzaklığı 11 km. civarındadır.Esencik köyü içersinden sola dönüldüğünde asfalttan 200 m. civarında içeride yer alır.Pınarözü köyü sağ yol ayrımından gidildiğinde uzaklık6-7km civarındadır.Fakat yol stabilize olduğundan modelli arabalar için tercih edilmez.Gölette tuvalet ve piknik masaları mevcuttur.

Göktepe Tabiat Parkı
Geleneksel Zümrüt Yenice Göktepe Şenlikleri'nin yapıldığı Göktepe Tabiat Parkı (Göktepe Yaylası), Yenice'nin en güzide ve halk tarafından özellikle yaz ayları boyunca dinlenmek ve piknik yapmak üzere tercih edilen, orman içi sayfiye yeridir. İlçe merkezine 9 km. mesafededir.

Yaylalık Dinlenme Tesisleri
Yenice Orman sınırlarının içinde yer alan Araştırma Ormanı'nın Sala-vattcpe serisinde yer alan ve Araştırma Şetliği binasının olduğu alanda Orman Bakanlığı tarafından 14 yataklı bir otel inşaatı tamamlanmak üzeredir. Bu yatırım aynı zamanda orman turizminin altyapısını oluşturacak niteliktedir.
   

 

 

Acısu
Böbrek ve romatizma hastalarının şifa niyetiyle kullandıkları acı su kaynaklarından en bilineni, Sarıot orman bölgesinde, Yenice-Salavattepe orman yolu üzerinde yer alanıdır. Yenice'ye 30 km.'dir. Burada Orman İdaresi tarafından yıllar önce yapılan beton barınaklar mevcuttur. Çevre ile ve ilçelerden gelerek burada şifa arayanların sayısı hayli fazladır. İçildiğinde böbrek taşlarının düştüğüne, sıcak su banyosu yapıldığında romatizma hastalığını iyileştirdiğine İnanılır. Yine Yenice încedere orman serisi
Kaptan mevkiinde ve Yamaç Köyü'nde aynı özellikte iki adet acı su kaynağı daha bulunur.

Mağra
Yenice-Karabük Demiryolu üzerinde, ilçe merkezine 2 km. mesafede bulunan ve halk tarafından ''İn'' olarak adlandırılan mağara, yer altı araştırmalara konu olabilecek özelliklere sahiptir.
    Osmanlı döneminde ''İn Divanı'' ve bağlı kariyeler, adını bu mağaradan almış ve uzun süre bu yer halkının yaşantısında önemli bir yer tutmuştur. Daha yakın zamanlara kadar sürü sahiplerinin, özellikle kış aylarında sürülerini barındırmak için bu mağarayı tercih ettikleri bilinmektedir. Çünkü mağara içinde 600-700 başlık keçi ve koyun sürüsünü barındırabilecek alanlar mevcuttur.
    Halk arasında mağara ile ilgili bir rivayet vardır ki, çok ilginçtir. Rivayet, mağara içinde bulunan kuyuya düşen bir köpeğin Bartın'dan çıktığı şeklindedir.

Bulak (Mencilis) Mağarası
Merkez ilçe bulak köyünde bulunan bu mağara 6,5 km uzunluğu ile ülkemizin 4. büyük mağarasıdır. İçerisindeki dikitler, sarkıtlar, traventenler, göletler ve yer altı nehirleri ile bir tabiat harikasıdır.
İldeki muhtelif mağaralardan diğerleri ise Sipahiler köyünde bulunan 61 basamakla çıkılan bir mağara ve Safranbolu İlçesinde bulunan Hızar Mağarasıdır.

Akkaya  Termal
Sıcaksu   Kaynağı  (Eskipazar-İmanlar Köyü’nün yaklaşık 1 km. kuzeyinde;  muhtemel bir fay zonundan  aynı doğrultuda birkaç yerden çıkmaktadır.  Sıcaklık 35-40  C ve  debisi 4  lt / sn’ dir.

Safranbolu  Doğal Güzellikler  
 
         Bulak ve Hızar Mağarası
 
   Dünya Mağracılık literatürüne giren mağralardır .Hızar mağrası daha küçük ve turizmeaçılmamıştır.Bulak Mağrası İlçe merkezine 8,5km . uzklıktadır.Aktif ve fosil bölümlerden oluşan mağranın iki girişi bulunmaktadır.İlk giriş su çıkışının olduğu ağızdan yapılmaktadır.İkinci giriş ise aktif çıkış ağzının arkasında yer alan tepenin solunda fosil bir ağızdan yapılmaktadır.Bütün kollarıyla 6052 m olan mağranın 380 m’si geziye açıktır.

   

   

        Tokatlı, Düzce, Sırçalı ve Sakaralan Kanyonları

      Safranbolu’ya 13 km uzaklıktaki Düzce Köyü’nün biri girişinde, diğeri Kozcağız Mahallesindeki kanyonlar foto safari ve yaban hayatı koruma alanı olarak düzenlenmiş, bakir bir turizm seçeneğidir.

 
   

   

   
 
Safranbolu Tarihi Eserler  
 

   Hükümet Konağı

   1904 yılında yaptırılmış, iki katlı görkemli bir taş yapıdır. 1976 yılında yanmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığınca Kültür Merkezi ve Müze olarak kullanılmak üzere restoresi başlamıştır. Bulunduğu yer Safranbolu’da Kale olarak bilinmektedir.

   

   

   Hıdırlık Tepesi

   Türklerin Safranbolu’ya geldiklerinde konuşlandığı yerdir ve açık namazgah şeklindedir. Yağmur duası ve hıdırellez kutlamaları burada yapılır. Üzerinde Köstendil Kaymakamı Hasan Paşa’nın Türbesi (1845), iki namazgah, Hızır (Hıdır) Paşa’nın makamı ve mezarı ile Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Dr.Ali Yaver Ataman’ın (1955) anıt mezarı bulunmaktadır. Tepeye iki noktadan giriş ve çıkış vardır.

 
   

   

    Yemeneciler Arastası

    Köprülü Mehmet Paşa Camisine bitişik 48 ahşap dükkandan oluşan ve ‘’yemeni’’denilen ayakkabının yapıldığı eski Lonca Çarşışıdır. Restore edilen çarşı turistik amaçlı kullanılmaktadır. Çarşıdaki Ahmet Demirezen Yemenicilik Müzesi haftasonları geziye açıktır.

 
   

   

    Demirciler Çarşısı

   İzzet Mehmet Paşa Camisi altından geçen Akçasu deresinin iki yakasına kurulan çarşı sıcak ve soğuk demircilik el sanatlarının üretildiği yaşayan tek Lonca çarşısıdır. Bakırcı ve kalaycı esnaf da bu çarşı içerisinde çalışmaktadır.

 
   

   

   Saat Kulesi

   Padişah III.Selim’in Safranbolu’lu Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından 1797 yılında yaptırılmıştır. Kare planlıdır, saat zembereksizdir. Yapı restore edilmiş olup, Cuma, cumartesi ve Pazar günleri geziye açıktır.

 
   

   

   Güneş Saati

   Avludaki bu saat basit tip yatay güneş saatleri sınıfına girer. Sabah 06:40 akşam 17:20 arasındaki zamanı metal plakanın gölgesine göre gösterir. 19.yy ortalarında yapıldığı sanılmaktadır.

 
   

   

   Kazdağlıoğlu Camisi

   Tarihi Çarşının girişinde, çok köşeli ve kiremit örtülü kubbesi ile dikkati çeker. Yapım tarihi 1779’dur. Çevresindeki meydana ismini vermiştir.

 
   

   

    Kaçak (Lütfiye) Camisi

   Çarşının Akçasu Mahallesi Kaçak semtindedir. Akçasu Deresi üzerinde kemerle kurularak yapılmıştır. Caminin yapımı 1880’dir.

 
   

   
   
   

   Ulu Cami ( Ayestefenos Kilisesi)

  Rumlardan kalan ve 1872 yapılmış eski kilisedir. Çevresindeki Skalion Mektebi (1863) ile Papazın Konağı ilginç bir külliye oluşturur.

 
   

   

   İzzet Mehmet Paşa Camisi

  Sadrazam İzzet Mehmet Paşa’nın 1796 yılında yaptırdığı cami, zarif minaresi, çinko kablı kubbesi ve iç süslemeleri ile küçük bir Nuruosmaniye Camisi gibidir. Avlusu ile minaresi, altından geçen dere üzerindeki kemerlerin üzerine oturmaktadır. Anılan tüneller görülebilmektedir.

 
   

   

   Köprülü Mehmet Paşa Camii

  Köprülü Mehmet Paşa sadrazam olmadan önce bir dönem Safranbolu’da ikamete tabi tutulmuş, sonrasında bir cami yaptırmış ve bu cami 1661 yılında ibadete açılmıştır. Safranbolu’nun en büyük camisi olup, kubbesi miğfer şeklindedir. Kubbe süslemesi ve mimarisi dikkat çekicidir. Avlusunda muvakkithane, şadırvan ve güneş saati vardır.

 
   

   İncekaya Su Kemeri

  Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından yaptırılan eser, ilçe merkezine 7,5 km uzaktadır. İncekaya köyündeki su kemeri 116 metre uzunluğunda, 6 kemerli görkemli bir yapıdır. Su kaynağından ilçeye su getirilmesine yarayan kemer 110-120 cm genişliktesir. Altındaki Tokatlı Dereside kanyon gezisi için ideal bir parkurdur. Restore edilen su kemeri’nin altında çeşitli etkinlikler için sahne ve oturma yerleri yapılmıştır.

 
   

   

   Yörük Köyü

  Safranbolu’ya 11 km uzaklıktaki bu ‘’Müze Köy’’ e Safranbolu_Araç karayolu üzerinden gidilmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1997 yılında gerçek bir Türk-Türkmen Köyü oluşu ve tarihi yapılarının görkemi nedeniyle koruma altına alınmıştır. Safranbolu’nun küçük bir maketidir. 93 eserin tescilli olduğu köyün camileri, çamaşırhanesi ve gezilen konakları Safranbolu turizmine önemli bir hareket ve çeşitlilik getirmektedir.

 
   

   
   Arkeolojik Alanlar

   Hacılarobası, Çavuşlar, Üçbölük, akören ve Aşağı Güney köylerinde çok sayıda Kaya Mezarı bulunmaktadır. İlçe merkezi ile çevrede tümülüsler vardır.

 
 
Safranbolu Tarihi  
 
 

Bölge Antik devirde Paplagonya olarak geçmektedir. Yörede sırası ile Hititler, Dolaylı yoldan Lidyalılar, Persler, Pondlar, Romalılar, Selçuklular, Çobanoğulları, Candaroğulları ve Osmanlılar egemenlik kurmuşlardır.

Saftanbolu 1196 tarihinde Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan’ın oğlu Muhiddin Mesut Şah zamanında Türklerin eline geçmiştir. Tarihi süreç içerisinde ise 1213-1280 tarihleri arasında ÇObanoğullarının, 1326-1354 tarihleri arasında Candaroğullarının, 1354-1402 ve 1423 yılından itibaren de Osmanlıların egemenliğine girmiştir.

Safranbolu’nun sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı 17-19.yüzyıllarda en üst düzeye uluşmıştır. Günümüzde anılan yıllara ilişkin yapıları, çevresel dokusu içersinde görmek mümkündür. Cinci Hanı, Cinci Hamamı, Köprülü Mehmet Paşa Camisi, Kazdağlıoğlu Camisi, Dağdelen Camisi, Hidayetullah Camisi, Tokatlı Köprüsü, İncekaya Su Kemeri, Saat Kulesi, tarihi çeşmeler ve Arastalar ile kentin üzerinde kurulduğu kemerler devrinin tanıklarıdır.

Bu dönemde yöreden yetişen Kazasker Cinci Hoca, Sadrazam İzzet Mehmet Paşa, Kaptan-ı Derya Salih Paşa Osmanlı sarayı ile yakın ilişkilerin kurulmasını sağlamışlardır. Ünlü Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa da bir dönemde Safranbolu’da ikamete tabi tutulmuştur. Özellikler Cinci Hanı’nın yapılması ile İpek Yolu’nun Safranbolu’dan geçmesi yörenin Ticaret, üretim, geleneksel el sanatları bakımından ekonomisini geliştirmiş, sosyal hayatını zenginleştirmiştir.

 
   
Safranbolu  
 
Fotoğraflar
Safranbolu Kaymakamlığı
G.Hakan Felek

 

Batı Karadeniz bölgesinde Karabük iline bağlı olan Safranbolu; birbirinden güzel ahşap evleri ve çevresindeki cami, han, hamam, çeşme, türbe, lonca çarşıları gibi terihi eserleri, günümüze değin ‘’kent ölçeğinde korumasıyla’’ ünlenmiş tarihi bir ilçedir.

İçeye Ankara-İstanbul karayolunun Gerede kavşağından Karabüke’e gelen 82 km.lik asfalt yol üzerinden ulaşılmaktadır. Karabük’e 8 km, Bartın’a 80 km, Kastamonu’ya 105 km. uzaklıktadır.

 
   
 
 
 
 

Karabük Yaylaları  
 

Sorkun Yaylası
Karabük-Yenice-Eskipazar sınırları arasında kalan Sorkun Yaylası yaklaşık 1650 m. yüksekliğindedir. Geniş bir alana sahip olan bu yaylada doğa yürüyüşü ön plana çıkmıştır.

Ulu Yayla
Safranbolu'nun kuzeyinde yer alan Ulu yayla oldukça gür ormanların içinde geniş ve yemyeşil çayırların uzandığı bir alandır. Ahşap malzemeden yapılmış yayla evleri ile ormanları bütünleşmesi ortaya cennet gibi bir mekan çıkartmaktadır. Yaylada kamp kurulup doğa yürüyüşleri yapılmaktadır.

Sarıçiçek Yaylası
Safranbolu İlçemizde bulunan yayla 1700 m yükseklikte olup orman dokusu açısından oldukça zengindir. Burada trekking, atla doğa yürüyüşü yapılabilir, dağ bisikleti ile gezinilir ve kamp çadırı kurulabilir.

Boduroğlu Yaylası
Ovacık ilçesinde bulunan yayla eşsiz güzelliklere sahip olup her yıl şenlikler düzenlenmektedir.

Dede Yaylası
Eskipazar ilçesi, Kulat Köyü sınırları içinde bulunan yaylada yaklaşık 300 yıl kadar önce yöremize gelen Bahattin Gazi'nin türbesi bulunmaktadır. Her yıl Temmuz ayının son haftasında Bahattin Gazi'yi anma günü düzenlenmektedir.
 Safranbolu Müzeleri  
 

    Kaymakamlar Gezi Evi

   18. ve 19. yy. Türk toplumunun geçmişini, kültürünü ve yaşama biçimi ve teknolojisini yansıtan Safranbolu Evleri arasında önemli bir örnektir.
18. yy. başlarında yapıldığı sanılmaktadır. Sahibi Safranbolu kışlası kumandanı Hacı Mehmet Efendi’dir.
   Hacı Mehmet Efendi’ye Yarbay karşılığı olan “Kaim-Makam” denilmesi nedeniyle ailesi; dolayısıyla evleri de halk arasında bu isimle söylenegelir olmuştur.
   Kentsel dokusunu ve tüm mimari özelliklerini günümüze dek koruyabilmiş, Safranbolu'da T.C. Kültür Bakanlığı’nın Safranbolu’nun korunması ve sağlıklaştırılması projesi çerçevesinde 1979 yılında kamulaştırıp restorasyonunu tamamladığı Kaymakamlar Evi; 16.12.1981 tarihinde Eğitim Merkezi olarak hizmete açılmıştır.
   Safranbolu Çarşı’sı içinde, Hıdırlık Yokuşu Sokağı üzerinde bulunan yapı; kitle, plan ve cephe olarak özgün bir Türk Evi niteliğindedir.

   

   

   Kilerciler Gezi Evi

   Safranbolu'nun Musalla Mahallesinde Kışlayanı ve Akpınar sokaklarının birleştiği köşe başında bulunan Kileciler Evinin 1884 yılında Hacı Mehmet Efendi tarafından yaptırıldığı bilinmektedir.
Her iki sokağın eğimine göre biçimlenen yapı, tam anlamıyla bir köşe evdir. Temel taş duvarlı, üst katlar ahşap çatkı arasında kerpiç dolgudur. İki cephede üst kat zarif işlemeli taş konullar üzerinde dışarıya taşarak inşaa edilmiştir. Harem ve selamlık bölümlü konağın selamlık girişi Kışlayanı sokak; harem girişi ise Akpınar sokak üzerinde bulunmaktadır.

 
   

 
Safranbolu Yöresel Yemekleri  
 

   Geleneksel Türk mutfağının zengin yemek çeşitlerini Safranbolu Mutfağında da görmek olasıdır. Yöreye özgü yemek türlerinin yanısıra, sonbaharda günümüzde daha çok köylerde yapılan kış hazırlıkları dikkat çeker.
 

   Domates salçası, tarhana, yayım (erişte), asma yaprağı salamuru, dut pekmezi, üzüm pekmezi, üryani erik kurusu tavşut (elma kurusu),dut kurusu, elma ayva kızılcık (kiren) suyundan yapılan marmelat kışın sulandırılarak içilir. Evlerde saç ekmeği denilen yufka yapılır.Saç ekmeği serin bir yerde saklanır, ihtiyaç oldukça sulanarak yumuşatılır, üstü örtülüp bir süre bekletildikten sonra kare veya dikdörtgen şekilde katlanarak sofraya konulur. Yeşil fasulye, etli dolma kavrulmuş kıyma sarılır.

   Eskiden daha çok önem verilen Kıyma ve kavurma, tavalarda uzun süre pişirilip kavrulur, kıyma sahanı denilen büyük sahanlara doldurulur, soğuduktan sonra kalıplaşan kıymalar serin bir yerde korunur. Kış boyunca bu kıyma kalıplarından küçük parçalar halinde kesilerek yemeklerde kullanılır. Özellikle tarhana çorbası, yayım ve bükmede kullanılır.

   
   

   Safranbolu Bükmesi

   Özellikle hamurişleri yönünden zengin bir kültüre sahip olan Safranbolu'lu ailelerin haftasonu keyfinin önemli bir parçasıdır. Kavrulmuş kıyma, ince doğranmış soğan ,ıspanak veya pazı,biraz karabiberden oluşan iç, fırınlarda pide hamuru içine konularak pişirilir.Pişince üzerine tereyağı sürülür. Kiren şerbeti ile birlikte ikram edilir. Hafta sonlarının dışında cenaze evine eş dostları tarafından yaptırılır, mevlitlerde de ayranla birlikte konuklara ikram edilir.

   Etli Yaprak Dolması

   Bölgede üzüm bağları çok olduğundan asma yaprağı da boldur.Yağlı kıyma, pirinç, bulgur ince kıyılmış soğan biraz tuz, karabiber ve salça ile hazırlanan iç, haşlanmış yapraklara özenle sarılır.Özellikle düğünlerde eş dost bir araya gelerek tencerelerle sarılan dolma, yufka ekmeğine sarılarak servis yapılır.

 
   

   

   Peruhi

   Mantı hamuru açılır. Kare şeklinde kesilen yufka içine süzme yoğurt ve nane karışımı konularak üçgen şekilde kapatılarak kaynayan suda haşlanır. Piştikten sonra üzerine tereyağ dökülerek servis yapılır.

   Safranbolu Baklavası

   Yaprak inceliğinde nişasta ile açılan yufkalar bez örtülere serilerek biraz kurutulduktan sonra yağlanmış tepsiye aralarına dövülmüş ceviz serperek serilir. 40-50 yufkanın üstüste konulmasıyla yapılan baklavanın diliminin kalınlığı 3 cm kadardır.Yıldız şeklinde kesilip üzerine eritilmiş yağ dökülür.Fırına verilir. Önceden hazırlanmış şerbeti ılıkken dökülür.Şerbet içine aldıktan sonra ikram edilir.Bayramlarda Arife günü akşamdan şerbeti dökülen baklava, bayram ziyaretine gidilen her evde mutlaka bulunur. Düğünlerde kız tarafın da damat tarafında gelen konuklara ikram etmek için mutlaka baklava yapılır. Kız evi tarafından bir tepsi de damada hediye edilir.

 
   

   

   Kuyu Kebapı

   Safranbolu'nun Güney bölgesinde yapılan bir kebap türüdür. Özel şekilde yapılmış kuyular odun yakılarak hazırlanır. Kuzular kancalarla kuyuya sallandırılır. Üzeri kapatılarak çamurla sıvanır. Kendi buharı ile piştikten sonra parçalanarak servis yapılır.

   Yayım Çorbası

   Yayım(ev makarnası) yağ, kavrulmuş kıyma ve salça suyla kaynatılır. Kaynayan suya bir miktar yayım konularak pişirilir.
Tereyağlı uzun pakla (Fasulye)
Taze fasulye uçları temizlenip kırılmadan yıkanıp tepsi gibi yayvan bir tencereye dizilir. İsteğe göre üzerine soğan ve domates dilimleri ile süslenir.
Karıştırmadan ve kapağı açılmadan kısık ateşte pişirilir. Pişirilen fasulyenin üzerine eritilmiş kızgın tereyağı dökülür. Sıcak servis yapılır.

 
   

 
 
 kaynak:http://www.karadenizgezi.net/safran/index.htm

Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


14/3/2007 - Bartın
Bulundugu yer: Gezi-Seyahat

Bartın
   
Site Fotoğrafları Güncelleniyor...  
 

Bartın; Karadeniz bölgesinin,Batı bölümünde, denizden 10km. içerde kurulmuş, tarihi, turistik değerleri, ormanları ve doğal güzellikleri yönünden Türkiye'nin çok önemli ve gelişmekte olan illerinden biridir. Zonguldak, Karabük ve Kastamonu illeriyle komşudur.

Bartın,   7 Eylül 1991 tarihinde Türkiye'nin 74. İl'i oldu.Amasra, Kurucaşile ve Ulus ilçeleriyle birlikte, 2140 km² lik yüzölçümüne sahip olan Bartın , Türkiye'nin küçük illerinden biridir...

Bartın'ın, Karadeniz'de 59km'lik bir kıyı şeridi bulunmaktadır.Yükseklikleri 2000m. yi geçmeyen ormanlarla örtülü dağları, yeşilin her tonunu görebileceğimiz, cennet yeşili kıyıları ve yaylaları vardır.Bartın'ın bol yağışlı iklimi nedeniyle, çevresindeki bütün dağlar ve yamaçlar hemen hemen sık ve yemyeşil ormanlarla kaplıdır.

Bartın  Tarihi  
 
Bartın Adının Kaynağı
 “PARTHENİA”dan Bartın’a dönüşen adın kaynağı “PARTHENİOS”dur.Bartın Irmağının antik çağdaki adı olan Parthenios;Yunan mitolojisinde,Tanrıların Babası OKENAUS’un çocukları olan yüzlerce tanrıdan birisi ve “Sular Tanrısı “ dır.”Sular İlahı veya Muhteşem Akan Su “anlamlarına gelir.Bir başka anlamı da Genç Kızlar için Koro Türküleri “...”Genç Bakire” ise, Tanrıça Athena’nın bir sıfatı...
Antik çağda Parthenios adı verilen Bartın Irmağının kenarında kurulan Bartın Kentinin PARTHENİA adıyla anıldığı ve zamanla Bartın’a dönüştüğü yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır.

Eski Çağlarda Bartın
Bartın’ın ilk sahiplerinin,M.Ö.14.yy.da Gaskalar ve M.Ö.13.yy’da Hititler olduğu kabul edilmekte,daha sonra Bolu Havalisine yerleşen Bitinyalılar ile Kastamonu Havalisinde hüküm süren Paflagonyalıların,sınırlarını Parthenios’a kadar Genişlettikleri böylece Bartın Topraklarının bu iki egemenliğin sınırları içinde yeraldığı bilinmektedir.
M.Ö.12.yy.sonlarında Bithynie Bölgesindeki Bartın Friglerin, Paplagonie Bölgesindeki Amasra Fenikelilerin eline geçmiş, Fenikeliler; Amasra (Sesamos), Ereğli (Heraklia), Sinop(Sinope) ve Tekkeönü’nde (Kromna) ilk Sayda Kolonilerini oluşturmuşlardır.
M.Ö. 9.yy.da Akdeniz’deki güç dengelerinin bozulmasıyla Fenikeliler ve ortakları Karyalılar Amasra ve Kromna’yı terkettiler.
Bartın ve çevresi,M.Ö.7.yy.sonlarında Kimmerlerin,M.Ö.6.yy.da Lidyalıların,M.Ö.547 yılında da Perslerin hakimiyetine girdi. 216 yıllık Pers döneminde Karadeniz Kolonileri Perslon dostluğu sayesinde uzun süre bu statülerini korudular.
M.Ö. 334 yılında,Makedonya Kralı İskender,Perslerin hakimiyetine son vererek bölgenin sahibi oldu.Bartın ve Ulus'’n yönetimini General Eumenes'’,Amasra ve Tekkeönü’nün yönetimini de Fridya Satrabına bıraktı.Ancak, Amasra yönetimi M.Ö.302-286 yılları arasında el değiştirerek Kraliçe Amastris tarafından yönetilmeye başlandı.M.Ö. 12. yy’dan beri Sesamos adıyla anılan kent 16 yıllık Kraliçe Amastris Döneminden sonra kraliçenin adını aldı.Bu dönemde; Kromna (Tekkeönü), Tios (Filyos-Hisarönü) ve Kyteros (Gideros) sitelerinden oluşan Symoikismos Siteler Birliğine Başkent oldu.
M.Ö.286 yılında Kraliçe Amastris,oğulları tarafından bindiği gemi batırılmak suretiyle öldürülünce kent yeniden Eumenes’ce yönetilmeye başlandı.
Amasra ve Bartın çevresi yöredeki savaşlar sonrasında M.Ö.279 yılında Pontus Krallığının egemenliğine girdi. 
           
Bizans Döneminde Bartın
M.Ö. 70 yılında Anadolu’ya giren Romalılar Pontus Krallığının Egemenliğine son vererek  yöreye sahip oldular.Roma döneminde Bitinya ve Pontusun Paflagonyadaki bölümü Bitinya-Pontus eyaleti olarak Satraplıkla yönetilmeye başladı.Amasra bu eyaletin Pontus bölümü başkenti oldu.M.S.395 yılına kadar Roma İmparatorluğu’nun, Roma-Bizans bölünmesi üzerine  de Bizansın payına düşen Bartın ve çevresi uzun yıllar Bizans’ın hakimiyetinde kaldı.
Ortaçağda Bartın
Bartın ve çevresi M.Ö. 390 yıllarında  Hazar hükümdarı Sahip Han komutasındaki Peçenek  ve Kumanların, M.S. 798 yıllarında Abdülmelik komutasındaki Müslüman Arapların, 800 yıllarında Selçukluların ve 865 yıllarında da Rusların yoğun akınlarına hedef oldu.
Türklerin yöreye ilgisi 1084 yıllarında başladı.Kutalmışoğlu Süleyman Bey’in Komutanlarından Emir Karatigin 1084  yılında Sinop, Çankırı,Kastamonu ve Zonguldak’ı alarak yörede Bartın, Ulus, Eflani, Safranbolu ve Devrek’i de kapsayan bir Türk Emirliği kurdu.Ancak, 1086 yılında Süleyman Bey’in ölümü ve 1096 yılında başlayan 1.Haçlı Seferleri, Kuzeybatı Anadolu’ya yerleşen Türkler açısından ciddi sıkıntılar yarattı.Haçlı müttefiklerle Bizans arasında yapılan anlaşma sonrasında başta Amasra, Sinop ve Ereğli olmak üzere İstanbul’dan Samsun’a kadar tüm Karadeniz sahili yeniden Bizans’ın hakimiyetine girdi.
Bartın ve çevresi ise Bizans’tan sonra 11.YY sonlarında Anadolu Selçuklularının eline geçti.200 yıllık Selçuklu döneminden sonra 1326’da Kastamonu yöresine hakim olan Candaroğulları Beyliği ve 1392’den itibaren de Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yer aldı.
Osmanlı Döneminde Bartın
1402 yılında yapılan Ankara savaşı sonunda bir ara İsfendiyaroğlu Beyliği’nin eline geçen kent 1461 yılında tekrar Osmanlı Devleti egemenliğine girmiştir.
1460 yılına gelindiğinde, Bartın ve Çevresi; Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde, Amasra  ise Ceneviz  Kolonisi idi.Anadolu’da Türk birliğini sağlamak Cenevizlilerin elinde bulunan Karadeniz ticaretini ve denizyolunu ülkesine kazandırmak amacıyla Kuzey Anadolu Seferine hazırlanan Fatih Sultan Mehmet Han, ilk hedef olarak Amasra, Kastamonu ve Sinop’ seçti.
1460 yılında, Fatih Sultan Mehmet Üsküdar’dan avlanmak bahanesiyle yola çıkarken,Mehmet Paşa Komutasındaki Osmanlı Donanması da denizden hareket etti.Fatih Bolu’ya geldiğinde Kastamonu ve Sinop yörelerine hakim olan ve Candaroğulları  Beyliği’nin devamı sayılan
İsfendiyaroğulları’nın  Beyi İsmail Bey, padişaha kıymetli eşyalar göndererek bağlılığını bildirdi.Yoluna devam eden Fatih Ekim ayında Bartın’a gelip ordugahını bugünkü Orduyeri’ne kurdu.Donanmayla haberleşme sağlayan haberciler, Donanmanın Amasra açıklarında göründüğünü bildirdiklerinde , Amasra üzerine yürüyen Fatih, Ceneviz Senyoru’ndan kan dökülmemeden Amasra’yı teslim aldı.
Bartın,Osmanlı döneminin 1460-1692 yılları arasında Anadolu Beylerbeyliği’ne bağlı Bolu Sancağı sınırları içinde yer aldı.Bolu Sancağının kaldırılmasıyla 1692-1811 yılları arasında Voyvodalıkla yönetilen Bartın, 1811 yılında da Kastamonu Vilayetine bağlı olarak yeniden kurulan Bolu Sancağına bağlandı.
Bu dönemde ticari potansiyeliyle bölgenin Pazar yeri olan ve Oniki Divan adını alan Bartın, 1867 yılında ilçe oldu. 1867 yılında da Belediye Teşkilatı kuruldu.
Cumhuriyet Döneminde Bartın
1920 yılında Zonguldak Mutasarrıflığına bağlanan Bartın’ın 1924 yılında Zonguldak’ın il olmasıyla birlikte bu ilin ilçesi haline gelmiştir.07 Eylül 1991 tarihinde de 28.08.1991 tarih ve 3760 sayılı yasayla il statüsüne kavuşmuştur.
Bartın iline bağlı ilçelerden Osmanlı döneminde ilçe iken Cumhuriyetle birlikte bucak statüsüne düşürülen Amasra; 1987 yılında yeniden, Ulus;1944 yılında, Kurucaşile; 1957 yılında ilçe olmuştur.
Bartın’ın halen Merkez, Amasra, Ulus ve Kurucaşile olmak üzere 4 ilçesi, Arıt Kozcağız, Kumluca ve Abdipaşa beldeleriyle birlikte 266 köyü vardır.
Bartın Tarihi Eserler  
   
 
Tarihi "Paphlagonia" bölgesindeki antik kentlerden; Sesamos (Amasra), Kromna (Kurucaşile) ve Erythinoi (Çakraz) Bartın sınırları içindedir. Antik değerlerin en fazla görüldüğü yer Amasra ilçesidir. Dünyada tek olan Kuşkayası Yol Anıtı, kale ve üzerindeki armalar, iki kilise, Bedesten,  İnziva mağarası antik kentin görünen yüzleri sayılır. Tiyatro (5000 kişilik), Forum, Şeref yolu, akropol ve nekropol gibi bölümler toprak altındadır.
Kuşkayası Anıtı - Amasra 
Amasra - Bartın karayolu üzerinde, Amas­ra’ya 4 km uzaklıktaki Kuşkayası mevkisindedir.Roma İmparatoru T. Germa­nious Claudius zamanında Doğu Eyaletleri İnşa Ordusu Komutanlığı yaptıktan sonra yaşam boyu Bitinya -Pontus Valiliğine atanan Gaius Julius Aguilla tarafından M.S. 41-54 yıllarında yaptırılmıştır. Roma yol ağının bir parçası olan ve İmpa­ratorun anısına yaptırılan bu anıt; yufka kabartma tekniğiyle kayalara oyulmuş Kral heykeli ve Roma Hakimiyet Kartalı ile birbirini tamamlayan  iki  kitabe,  oturma  sedirleri  ve  kaya  nişlerini  kapsamaktadır.    Anıta ait , Kral  Heykeli ve Hakimiyet Kartalı’nın başları tahrip olmuştur. Birisi kral figürünü çevreleyen Niş’in üstünde, diğeri kabartmalardan uzakta ve batıda bulunan birbirini tamamlayan kitabelerde; “Devletlerarası barışın ve dostluğun anısına, İmparator Germanious’un yüceliği için G.J.Aguilla dağı yardı ve bu dinlenme yerini kendi özel ödeneği ile yaptırdı” ifadeleri bulunmaktadır.
A
  Antik Tiyatro - Amasra
  Roma Dönemine ait olup, Aya Yorgi Tepesi’nin güney yamacındadır. Tiyatro boşluğu (Cavea) ve Sahne (Skone) bölümleri yıkılmıştır. Yeri mezarlık olarak kullanılan tiyatronun sadece bir giriş kapısına ait kalıntılar görülebilmektedir.
Bedesten - Amasra
Amasra’nın güneyinde, sahile yaklaşık 1.5 Km uzaklıktadır. M.S. 1. yy sonları ve 2. yy başlarında muhtemelen Roma Eyalet Meclis Sarayı (Bouleuterion) olarak  yapılmıştır. Basılıka planlı olup, 5 adet Sahını (Nef) ve 18 x 45 M.lik boyutlarıyla büyük bir yapıdır. Spor Salonu veya Roma Hamamı olabileceği, sonradan ticari amaçlarla kullanıldığından Bedesten adını buradan aldığı da tartışılmaktadır. Günümüzde harabe olup, tuğladan örülen duvarlarının bir kısmı ayaktadır.
Amasra Kalesi
Bizans Dönemine ait olan Amasra Kalesi, özelikle Ceneviz Dönemlerinde değişikliklere uğramış ve 14-15 yy.larda Ceneviz ve Osmanlı Dönemlerinde de ciddi onarımlar görmüştür.Kale; iki ana kütleden oluşmaktadır. Birisi, o zaman ada olan ve “Kemere” denilen bir köprüyle Amasra’ya bağlanan Boztepe’deki Sormagir Kalesi, diğeri Amasra’daki Zindan Kalesi’dir. Kuzeydoğu ucunda Büyükliman Kapısı, batısında Küçükliman (Antik) Kapısı ve güneyinde Zindan Kapısı bulunmaktadır.
Necropol - Amasra
Aya Yorgi Tepesi eteklerindeki bu antik mezarlık önemli ölçüde tahrip olmuş, Anıt mezarlar ve Lahit taşları inşaatlarda kullanılmıştır. Günümüzde sadece yeri bilinmektedir.
  Yeraltı Çarşısı - Amasra
Roma Dönemine ait olduğu sanılan Çarşının, en önemli bölümü Tomaşkuyusu mevkisindedir. Bedesten’deki yapı tekniklerinin aynen uygulandığı 17 m.lik bir ana galeri ile buraya açılan yaklaşık 50 odadan oluşmaktadır. Güneye ve batıya doğru antik şehir alanlarında yer yer geniş kanalizasyonlara ve rogarlara rastlanır.
  Yeraltı Galerileri - Amasra
Amasra Yeraltı Galerileri; Zindan Mahallesinde Kaleiçi’nden başlamakta ve liman yönünde yerleşim yerlerin altında devam etmektedir. 1.55 m. genişliğinde ve 1.80 m. yüksekliğinde, yan duvarları ve merdivenleri moloz taş örgü, tavanı ise kemerli taş-tuğla örgü sistemiyle yapılmıştır. Kale içindeki  ana girişten itibaren yaklaşık 80 m. uzunluğundaki bölümüne girilebilmektedir. Bazı tarihçiler, Roma Dönemine ait olan galerilerin yapımında Kapadokya’daki sığınakların esinti kaynağı olduğunu söylemektedirler
  Yıkık Kilise - Amasra
Tavşan Adası’nda da Bizans Dönemine ait kilise kalıntılarına rastlanmaktadır.
  Hisarkale Mahzeni - Kurucaşile
  Tarihi Kromna Kenti’nin merkezi olan Tekkeönü Köyünün Hisarkale mevkisindedir. Tekkeönü Kalesine ait kalıntılarla bütünleşen ve kale içinden denize kadar uzanan bir dehliz ile 7 adet kaya kuyusundan oluşmaktadır. Dönemi bilinmemekle birlikte, kuyuların, Kromna halkınca savaşta erzaklarını saklamak için kullanıldığı, dehlizin gerektiğinde kaleden denize kaçış dehlizi olduğu  ve denize açılan kapısının liman yapımı sırasında doldurulduğu söylenmektedir.
Bartın Doğal Güzellikler  
 
Küre Dağları Milli Parkı
Karadeniz Bölgesinin batı bölümünde, Bartın ve Kastamonu illeri sınırları içinde ve Küre Dağları üzerinde yer almaktadır.

Milli Park, “Tampon Zon”la birlikte toplam 114.787 ha. alanı kapsamakta olup, 34.000 ha.lık bölümü yerleşim ve kullanıma açılmamış bakir alanlardır. 1200 yaşındaki doğal, yaşlı ve bakir ormanlar; biyolojik çeşitlilik; uluslararası öneme sahip karstik alan; değişik çağlara ait kültür mirası ve rekreasyon potansiyeli; Milli parkın ayrılma kriterlerini oluşturmuştur.
Küre Dağları Milli Parkı; Batı Karadeniz Karst kuşağı içerisinde oluşan özellikle kanyonlar, boğazlar, mağaralar ve düdenler gibi görülmeğe değer öğeleri yanında; Botanik, Foto Safari ve Ornitoloji (Kuş gözlemciliği) açısından da zengin çeşitlilik sunmaktadır.
Gürcoluk Mağarası
Bartın’a 32 Km uzaklıkta ve Amasra ilçesi, Karakaçak köyünün Kuyupınar mahallesindedir.  Mağaraya Amasra-Çakraz karayolu güzergahında bulunan İnpiri veya Karakaçak köyü üzerinden ulaşmak mümkündür. Karakacak köyü yolundan mağaraya kadar bazen orman içi, bazen patika yollarla yaklaşık 3 Km yürümek gerekir.  İnpiri- Makaracı köylerinden geçen yol ise daha kısadır.
Gelişimini tamamlamış, ancak iç şekillenmesi devam eden Gürcüoluk Mağarası;  Üçgen biçimli ve 3-4 M genişliğindeki ana girişten sonra yaklaşık 4-5 M yüksekliğinde ve 6x7 M boyutlarındaki ilk oda çevresinde toplanan 15 odadan oluşur. Mağara; görünümleri son derece güzel ve ilginç  sarkıt, dikit, sütun, makarna sarkıtları, duvar ve perde damlataşları  ile bezelidir.
Gerek ulaşım kolaylığı ve doğal çevrenin güzelliği;  gerekse renkleri gri, krem ve bej arasında değişen rengarenk damlataşlar ve fiziki özellikler Gürcüoluk Mağarası’nı çekici kılmaktadır.
 
Ulukaya Şelalesi
Ulus ilçesi’ne 17 km. uzaklıkta ve Ulus Çayı üzerindedir. Şelale 10 M. genişliğinde bir kaya oyuğu içinden çıkan suyun, 20 M. yükseklikten düşmesiyle oluşmaktadır. Ulus çayına dökülen ve 30-40 M. genişliğinde bir gölet oluşturan suyun debisi 200-250 lt/sn’dir. Kanyonun uzunluğu yaklaşık 1 Km, yüksekliği 35 M.’dir.
 
Güzelcehisar
Bartın’ın batı yönünde ve şehir merkezine 17 km. uzaklıkta olup, tarih ve doğanın iç içe girdiği bir yerdir. Plajın batı yönünde yeşil ve dokunun çevrelediği doğal kaya şekilleri otantik bir ortam oluşturur.
Kısmen ev pansiyonculuğunun yapıldığı Güzelcehisar, günübirlikçiler için de uygun koşullara sahiptir.
 
Hatipler ve Kızılkum
Bartın’ın kuzey-batı yönünde ve 25 km uzaklıkta yer alan Kızılkum, yaklaşık 3 km’lik uzunluğu ile yörenin en bakir ve en büyük plajıdır. Temiz, derin ve bal kumların yeraldığı kızılkum plajı, günübirlik kullanım için oldukça elverişlidir.
 
Amasra
Güneş-Kum-Deniz, Kültür ve Eko turizminin buluştuğu yer olarak bilinir. Şehrin kurulmasını mitolojik tanrılar öğütlediği anlatılır.
Tarlaağzı, Kuşkayası, Ahatlar ve Harsa Dağları ile beş ada ve iki koy en güzel yerleridir.
Konaklama durumu ise, Belediye belgeli otel, pansiyon ve ev pansiyonlarındaki yatak kapasitesi 1200 civarındadır. Ayrıca bir çok otelin inşaatı devam etmektedir. Otantik dokulu yeme içme ve eğlence yerleri, tutkunlarına hizmet etmeyi beklemektedirler.
 
Çakraz
Tarihteki ismi kızıl manasına gelen Erythinoi’dir. Gerçekten Çakraz enteresan bir arazi yapısına sahip. Ak ve kızıl topraklar sınırın birer tarafı gibi konuşlanmış. Kırmızı toprak tarafındaki Fıstık çamlarının yeşilliği ise ayrı bir argüman.
Çakraz plajı anılan arazinin bitiminde yer almakta ve uzunluğu 1,5 km’dir.
Otantik yapısından olsa gerek, bir çok Avrupalı ailelerin deniz sezonunda tercih ettikleri doğa köşesidir.
Çakraz’daki yatak kapasitesi 237 olup, günübirlik donatılara haizdir.
 
Kurucaşile
Bartın’ın kuzeydoğu ucunda yer alan Kurucaşile, Tekkeönü ve Kapısuyu plajları; Karadeniz’in vahşi güzelliğini sergileyen  doğası, temiz kumu ve sularıyla beğenilen tatil beldelerimizdir.
 
Bozköy
Amasra’nın doğu yönünde altın renkli bol ve derin kumların yer aldığı plajın uzunluğu 2 km’dir. Plaj arkasındaki zümrüt yeşilindeki doğal örtü, bir fon niteliğindedir.
Bozköy plajı, günü birlikçilere cevap verebilecek donatılara sahiptir.
 
Göçkün
Göçgün plajı, Kızılkum’dan sonra en bakir yapıya sahiptir. 1,5 km. uzunluğu vardır. Günübirlik kullanım için ilgili donatılara ihtiyaç duymaktadır.
1/25.000 ölçekli Kıyı Yerleşim Planı’nda, plaj yakınına olmak üzere, UNESCO ve 23 Nisan Çocuk Parkı önerilmiştir.
Bartın Yaylaları  
 

Bartın’da, kıyıdan iç kesimlere geçildikçe görülmeye değer doğal güzellikler ilgi çekmektedir.  Dağ-Yayla - Av turizmi açısından yörenin cazibe merkezi Uluyayla, Ardıç ve Arıt yaylalarıdır. Arıt (Zoni) yaylası, Küre Dağları Milli Parkı içinde yer almaktadır.

Uluyayla ve Ardıç yaylasında; dağ ve yayla havasını solumak, dağ gezileriyle değişik zevkleri tatmak ve mevsimlere göre her türlü kara avcılığı yapmak olasıdır. Kısaca; doğayla başbaşa yaşamak bir başkadır  yaylalarda.

 Uluyayla

Uluyayla’nın denizden yüksek­liği ortalama 1000 M olup, Ovacuma (300 M), Göktepe (1416 M) arasında değişik rakımlarda bulunmaktadır. Bitki örtüsünü, iğne ve yayvan yapraklı ağaçlardan oluşturur. Ormanların arasına sıkışmış ve ahşap evlerin beneklediği yayla düzlüğü (300x3000 M) yeşil bir halıyı anımsatır. Yaylanın hemen ortasından geçen ve batıya doğru akan Ova çayı ve İnönü deresi yaylaya ayrı bir güzellik verir. Uluyayla; ormanı ve yeşili, rengarenk çiçekleri, pınarları, mağaraları ve yaban hayvanlarıyla bir doğa harikasıdır. Yeşilin çeşitli tonları ve daha nice renkler ancak Uluyayla’da keşfedilir.

 Ardıç Yaylası

Ulus ilçesine 30 km. uzaklıkta ve Kumluca beldesi sınırları içindedir. Yaylanın orman alanı takriben 10 hektar olup,  bitki örtüsünü;  Ardıç ağaçları ile az miktarda Köknar, Kayın, diğer ağaç türleri  ve yüzlerce alt flora oluşturur.

Ardıç kuşlarının çokluğu ile tanınan yayla, yaban hayatı yönüyle oldukça zengindir.

 Gezen Yaylası

Ardıç bölgesindeki iki yayladan birisi olan Gezen yaylası, Ardıç yaylasına 8 Km uzaklıktadır. Ardıç yaylası ile aynı özelliklere sahip olup, 2 hektar büyüklüğündedir.

 
 
Bartın Müzeleri  
   
 

Amasra Müzesi,1982 yılından beri bugünkü tarihi binasında hizmet vermektedir. Antik bir yerleşim merkezi olan Amasra ve çevresinde sık sık taşınabilir eski eserlerin ortaya çıkması, burada müze kurulması fikrini oluşturmuş, 1955 yılından itibaren derlenen arkeolojik ve etnografik eserler Belediye binasında küçük bir salonda sergilenmeye başlanmıştır.

  Kültür Bakanlığınca müze binası arayışları sürerken 1884 yılında Denizcilik Okulu olarak yapımına başlanan ancak bitirilemeyen bugünkü bina satın alınarak 1976 yılında restore edilmiş ve 1982 yılında müze olarak hizmete açılmıştır.

   
   
   

Dört teşhir salonundan oluşan Amasra Müzesi’nde;

 1 Nolu Arkeolojik Eserler Salonunda; Helenistik, Roma ve Bizans Dönemlerine ait pişmiş toprak ve cam koku şişeleri, altın ve bronz süs eşyaları, Amphorolar ve testiler, bronz heykelcikler, bilezikler, haçlar, silahlar, kandiller ve kaplar ile Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı Dönemlerine ait altın, ve bronz sikkeler,

 2 Nolu Arkeolojik Eserler Salonunda; Tamamen Hellenistik, Roma, Bizans ve Ceneviz Dönemlerine ait mermer eserler, heykeller, heykel başları, mezar stelleri, kabartmalı çeşitli parçalar sergilenmektedir.

1 Nolu Etnografik Eserler Salonunda; Osmanlı Dönemine ait bakır mutfak kapları, yazım takımları, silahlar, şamdanlar, mühürler, kantarlar, seramikler ve yüzükler ile Amasra yöresine özgü ağaç çekicilik sanatını yansıtan kaplar,

       2 Nolu Etnografik Esreler Salonunda; Osmanlı Dönemine ait, yörenin giyim-kuşam zevkini yansıtan giysiler, gümüş süs eşyaları, yatak ve yastık örtüleri, halılar, keseler, eski duvar saatleri ile Kur’an’ı Kerim’ler sergilenmektedir.

   Ayrıca; Müzenin koridorunda 1852 tarihli, Saray Matbaasında basılmış bir Akdeniz haritası, Müzenin bahçesinde de Hellenistik, Roma, Bizans, Ceneviz ve Osmanlı Dönemine ait taş eserler bulunmaktadır.

 
 
Bartın Yöresel Yemekleri  
 
Bartın mutfağı ile ilgili olarak yapılan araştırmalarda tespit edilen 100’den fazla yemek çeşidi yöre mutfağının zenginliğini açıkça ortaya koymaktadır. Ancak, kentleşme sürecinin beslenme kültürünü de değiştirdiği, geleneksel mutfağın hemen hemen unutulmaya yüz tuttuğu ve Bartın’a özgü olmasa da Karadeniz mutfağının tipik özelliklerini taşıyan bazı yemeklerin Bartın mutfağının da baş yemekleri olduğu söylenebilir.

Bugün Bartın mutfağında geleneksel olarak hamur işi,  sebze yemekleri ve balık, beslenmenin temel ürünlerini oluşturur. Özellikle, kışlık-yazlık yiyecek gibi ayırımlar ve çeşitler azalsa da geleneksel kış yemekleri için, yöre ürünlerinden yazdan hazırlanan kışlık erzaklar arasında kavurma, sucuk, bulgur, domates ve fasulye kurusu, erişte, kuru yufka, keşkek, tarhana, pekmez,reçel, turşu, marmelat ve komposto ile sebze konserveleri önemli yer tutar.
Bartın’da yapılan bazı yöresel yemekler;

Pirinçli Mantı
Malzemeler ve Ölçüler (15 Kişilik)
İç Malzemesi
2 su bardağı pirinç, ½ su bardağı yağ, ½ kg. kıyma, 2 adet orta boy soğan, tuz, karabiber.Hamur Malzemesi : ½ kg. un, 2 adet yumurta, 1 tatlı kaşığı yuz, yeteri kadar su, 1 pk. etsu veya aynı oranda kaynatılmış kemik suyu.
İç Malzemesi
Bir tarafta bir tencere içersinde 2 kaşık margarin yağı ile soğanlar hafifçe börttürülür, daha sonra kıyma katılarak kavrulur. Yıkanıp hazırlanan ve az haşlanmış pirinç tencerenin içine konur ve 1-2 dk. kadar birlikte kavrulur. Daha sonra içine 2 bardak su katılır, 1 tatlı kaşığı tuz ilave edilir ve 1 çay kaşığı karabiber serpilip karıştırılır ve kapak yine kapatılır. 
Hamur Malzemesi
Unun içine 2 yumurta, 1 tatlı kaşığı tuz konulur, su ile kulak memesi yumuşaklığında bir hamur yapılır. Hamur iki parçaya bölünerek her parçası 2-3 mm. incelikte açılır. Bu hamurlar 7-8 cm.lik kareler halinde kesilir. Hazırlanan pirinçli içten, kareler halinde kesilen her hamurun ortasına yarım kaşık kadar konur. Hamurların dört ucu sırayla için üzerine doğru köşelerden kapatılır (Yada dört ucu ortada birleştirilir).
Fırın tepsisi bir miktar  margarin yağı ile yağlanır, hazırlanan parçalar katlanan kısımlar üste gelecek şekilde tepsinin içine yerleştirilir. Üzerine fırça ile sıvı yağ sürülür (veya ocakta alt tarafı kızınca, alt üst edilerek iki taraf kızartılabilir). Kızaran mantılar fırından çıkarılınca daha önce kaynatılan kemik suyundan mantıların üzerini örtecek kadar konur. Tekrar yarım ateş üzerinde, mantılar suyunu çekinceye kadar pişirilir. Sıcak olarak servis yapılır (Mantılar önceden hazırlanıp, yeneceği zaman suyu konup ateşte pişirilebilir.
Pumpum Çorbası
Malzemeler ve Ölçüler (6 KİŞİLİK)
10 yemek kaşığı mısır unu, 150 gr. margarin veya 1 fincan zeytinyağı, 50 gr. kıyma, pastırma veya sucuk, 2 dilim ekmek, 6 su bardağı su, 1 yemek kaşığı salça, 1 yemek kaşığı rendelenmiş kaşar peyniri, 1 tatlı kaşığı tuz ve karabiber.
Bir tencereye mısır unu ve su konularak karıştırılır. Ateşe konulup bir süre kaynatılmaya devam edilir. Ayrı bir tavada da kıyma ile küp şeklinde doğranmış 1 dilim ekmek yağda kavrulur ve kaynamakta olan çorbanın içine katılır (Arzu edilirse bir su bardağı süt ilave edilebilir. Süt ilave edilecekse un bir kaşık artırılır). Tuz ve karabiber konulup bir süre daha kaynatıldıktan sonra ateşten alınır. Üzerine, küp küp doğranıp yağda kızartılan ekmek ile salçayla yapılan sos ve rendelenmiş kaşar peyniri serpilerek sıcak servis yapılır. 
Yumurtalı Isbut
Malzemeler ve Ölçüler (6 KİŞİLİK)
1 kg. ısbut, 100 gr. margarin, 3-4 adet yumurta, 2 baş soğan, 50 gr. kıyma veya pastırma, yeterince tuz ve karabiber.
Isbutlar iyice yıkanır, atık kısımları kesilip ayıklandıktan sonra 2 cm. uzunluğunda olabilecek şekilde doğranır. Tencereye konulan ısbutların üzerini örtecek kadar su konularak ateşte pişirilir. Haşlana ısbutlar ılıyınca avuç içinde sıkılarak başka bir kaba alınır. Ayrı bir tencerede  de yağ eritilerek önce doğranan soğanlar kızarıncaya kadar birlikte kavrulur. Bu kez diğer kaptaki ısbutlar soğan veya kıyma tenceresine konularak birkaç dakika daha kavrulduktan sonra içine yumurtalar kırılıp yeterince tuz ve karabiber ilave edilerek karıştırılır.Yumurtalar pişince yemek ateşten indirilir. Sıcak olarak servis yapılır.
Kabak Burması
Malzemeler ve Ölçüler (12 KİŞİLİK)
1 kg. un, 1 adet yumurta, ½ tatlı kabak(Orta boy), 1 kase ceviz içi, 1 paket margarin, 2 kg. şeker, ½ limon.
Önce un içine bir yumurta kırılıp yeteri kadar su ile yoğrularak kulak memesi yumuşaklığında özlü bir hamur elde edilir. 10 dakika bekletildikten sonra beş eşit parçaya bölünen hamurdan yufkalar açılıp örtü üzerine yayılır.
İç malzemesi olarak, kabağın kabukları soyulup içi temizlendikten sonra kalın bir rende ile rendelenir. Kabağın içine havanda dövülen ceviz içi ve bir bardak toz şeker katılıp karıştırılarak hazırlanır. Daha sonra, ilk açılan yufkadan başlanarak hazırlanan iç malzemesi (beş yufkaya eşit miktarda) yufka üzerine serpilir. 4 eşit parçaya bölünen yufka, el ile uç kısmından başlayıp biraz sıkıca bükülüp rulo biçimine getirilir. Önceden yağlanan tepsi yada siniye ortasından başlamak üzere daire şeklinde sararak yerleştirilir. Diğer yufkalarda aynı şekilde tepsiye dizilir. 
Daha sonra üzerine fırça ile erimiş yağ sürülür ve fırına verilerek rengi pembeleşinceye kadar pişirilir. Daha önce, şekerin bir tencere içinde dört-beş bardak suyla ateşte 5-10 dk. eriyinceye kadar kaynatılıp karıştırılması, içine de yarım limon suyu sıkılmasıyla elde edilen ve soğutulan şerbet tepsi üzerine gezdirilir. Üzerine bir bez örtülerek şekerin çekmesi sağlanır. Daha sonra servis yapılır.

Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


14/3/2007 - Bayburt
Bulundugu yer: Gezi-Seyahat

  Bayburt  
   

Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Bayburt’un doğusunda Erzurum, batısında Gümüşhane, kuzeyinde Trabzon ve Rize, güneyinde Erzincan illeri bulunmaktadır. Anadolu’nun kuzeydoğusunda Çoruh Nehri kenarında kurulmuş olan Bayburt’un kuzey ve güneyinde yüksek sıradağlar bulunmamaktadır. Bayburt Doğu Anadolu'yu Karadeniz'e bağlayan Erzurum-Trabzon tarihi İpek Yolu üzerindedir. Marco Polo ve Türk seyyah Evliya Çelebi bu yoldan geçmişlerdir. Çoruh nehrinin kıyısında bulunan şehrin tarihi M.Ö. 3000'lere kadar uzanır.

Bayburt'un ilçeleri; Aydıntepe ve Demirözü' dür.
 
Aydıntepe
Bayburt il merkezinin 24 km. kuzey batısında kendi adı ile anılan ovanın kuzeyindedir. Türk İslam döneminden kalma en önemli eserler, Gümüşdamla köyünde bulunan tarihi kemer köprü ve ilçe merkezinde bulunan medrese kalıntıları ve merkez camidir.

Demirözü
Tarihi savaşın yapıldığı Otlukbeli tepesi bu ilçededir. Demirözü merkezinde klasik dönemden kaldığı sanılan yapı kalıntıları, ilçeye bağlı Bayrampaşa köyü civarındaki Evcikler Tepesi Höyüğü ve Gökçedere kasabasında Pulur Höyüğü ilk tunç çağına ait çanak çömlek bulunması ile önem kazanmaktadır.
 
 

 
   

   

   

   

   
Bayburt  Tarihi  
 

Bayburt Kuzeyde Trabzon ve Rize,Doğuda Erzurum ,Güneyinde Erzincan ve batısında Gümüşhane illeri ile çevrelenmiştir. Anadolu'da İ.Ö. 1700'lü yıllardan 1200'lü yıllara kadar hüküm süren Hitit kaynaklarında "Azzi-Hayaşa" olarak anılan bölge, Bayburt'unda içinde bulunduğu Doğu Karadeniz bölgesinin iç kısımlarıdır. Azzi ve Hayaşa adları genellikle birlikte geçmektedir. İ.Ö. 9. YY. Da Urartu egemenliğine giren bölge İ.Ö. 720-665 yılları arasında Kafkaslar üzerinden gelen Kimmer ve iskit akınlarına uğramıştır. İ.Ö. 5. YY yazılan herodot tarihinde ise bölgenin adı "Haldiler" in ülkesidir.

I.Ö II. yy'da doğu Karadeniz de pontus krallığı kurulmuş ve kısa zamanda roma imparatorluğunun korkulu rüyası haline gelmiştir. Krallığın sınırları kırım ve Ege ye kadar uzanmıştır. Roma ordularının İ.Ö. 65 yılında başlattığı saldırılar sonucunda Pontus Devleti yıkılmış ancak bir kısım hazinenin saklandığı Bayburt kalesi İ.Ö. 40lı yıllara kadar direnerek düşen en son kale olmuştur Çoruh vadisi arap akınları ile daha halife Hz .Ebubekir ve Hz.Ömer zamanında tanışmıştır. Emevi orduları 705 yılında bu bölgeyi yağmalayıp ele geçirdiler.715'de bu bölgeyi Bizanslılar geri aldılar. 850 yılında Malatya'nın Arap valisi , emrindeki tüm birliklerle Trabzon yöresini istila etti. Bu tarihten itibaren Bayburt çevresi Müslüman Türkler ile Bizans yönetimi arasında sürekli çekişme alanı oldu . Çünkü artık Türkmenler de Azerbaycan üzerinden Anadolu'ya doğru yayılmaya başlamışlardı Romanos II zamanında 960 yılında Anadolu'daki Oğuz sayısı 200 bin çadırı bulmuştu 1048 yılında Haldiya eyaletinin kırsal kesimi bütünüyle Türklerle dolmuştu.1054 yılında Büyük Selçuk sultanı Van civarındaki kaleleri bir bir fethederken üç kola ayırdığı kuvvetlerinin bir bölümü de bu bölgeye gönderilmişti.

1071 Malazgirt zaferinden sonra Türkler Anadolu'ya daha yoğun bir biçimde göç etmeye başladılar .Emir Abdul Kasım 1074'te Erzurum'da ve Çoruh havzasında egemenlik kurdu,1080'de Saltukoğulları devletinin temellerini attı.1081'de Ebu Yakup ve İsa Börü adlı kumandanları Kars,Ardahan ve Gürcistan içlerine kadar uzanan yerleri zaptettiler. Kıyı kesimlerini de haraca bağladılar. 1096'da Birinci Haçlı Seferi sırasında Bizans İmparatoru Aleksi ordusunu Danişmendliler üzerine gönderdi. Aynı anda Trabzon'un Bizans yanlısı valisi Teodor Gabras da Gümüşhane ve Bayburt'u zaptetti. Emir Danişmend Trabzon kuvvetlerini Şebinkarahisar'da yendi. Danişmendin oğlu Seyfettin İsmail Bey , Bayburt'u kurtardı.

Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu'ya 1284'te itibaren yurtluk arayan yeni Türkmen göçleri oldu. 14.yy.da , Bayburt yöresinde sözü geçen Akkoyunlu aşiretiydi. Timur'un 1402 Ankara savaşını kazanmasından sonra bölge bir süre için Timur'un oğlu Mirza Halil Sultanın yönetiminde kaldı.

1461 yılında Fatih'in donanması Karadeniz'e açılırken kendiside kara ordusu ile yola çıktı. Fatih Bayburt civarın üs olarak kullandı. Tıpkı yıllarca önce Alaaddin Keykubat'ın yaptığı gibi ordusunu burada ikiye ayırdı. Batıdaki Rumeli ordusunu Sadrazam Mahmut Paşa'nın emrine verdi kendiside doğudan Trabzon'un fethine çıktı. Fatih'in Otlukbeli zaferinden sonra bile Bayburt bir süre daha Akkoyunluların daha sonrada Safevilerin egemenliği altındaydı. Yavuz Çaldıran zaferinden sonra Tebrize giderken Bayburt'un fethi için vezirlerinden Bıyıklı Mehmet Paşayı göndermiş fetih 17 Ekim 1514 'de gerçekleşmiştir.

1553'de Şah Tahmasb'ın Bayburt üzerine karşı saldırısı da Osmanlıların galibiyeti ile sonuçlanmıştır. 19.yy. sonlarında Şemsettin Sami'nin ''Kamus-ül ALAM''ın da 3 hamam,481 dükkan, 40 han,1 tabakhane,1mumhane ve 1 boyahaneden bahsedilmektedir.1828 de Osmanlılar Yunanistan la savaş halindeyken bunu bahane eden Çarlık Rusya'sı,Erivan Kontu Paskeviç yönetimindeki ordularıyla doğudan Osmanlı topraklarına saldırmışlardır. . Seraskar Osman Paşa'nın Hart ta {Aydıntepe}topladığı Türk kuvvetleri ile General Burtsov kumandasındaki Rus kuvvetleri arasında 31 temmuz 1829 günü çok kanlı bir savaş oldu. Türk tarafından 150 kadar şehit verildi.1000 kadar Rus ta öldürüldü Ruslar yenildi. . Ekim 1829 da Ruslar antlaşma gereği Bayburt u terk ettiler ancak işgal sırasında kale içi mahallesi bir daha onarılmayacak ve içinde yaşanılmayacak biçimde tahrip edilmişti.

I.Dünya Savaşının başlarında Osmanlı bayrağı ile Karadeniz de dolaşan Alman Göben {YAVUZ}ve Breslav {MİDİLLİ} zırhlıları Rus limanlarını topa tutunca aradıkları fırsatı buldular.1 Kasım 1914 günü Rus Ordusu Doğu sınırlarımıza saldırdı. Rusların yanında İngilizler de açıktan açığa Ermeni komitelerine destek sağlamış onları kışkırtmışlardı Ermeniler kitlelerle halinde Rus taburlarında görev aldılar. İçeride kalanlarda sürekli Türklere saldırıyorlardı.1915 de Türkleri arkadan vuran Ermenilerin toptan Irak a zorunlu göçleri sağlanmıştır. Ancak savaşın sonunda dönenler daha düşmanca davrandılar. Bayburt Ermeni çetelerinin eline geçti. Bayburt'un en karanlık günleriydi bu günler. Bayburt 16 Temmuz 1916 da işgal edildi. Halk Ruslardanve onların işbirlikçisi Ermenilerden çok zulüm gördü.

Yaşlı -Genç ,kadın erkek demeden bir çok insan ''Taşmağazalar'' a kapatılıp yakıldılar. Türk askerlerinin ve Bayburt halkının düşmana karşı 2 Mart 1916 da başlayan ve 5 ay süren Şanlı Kop savunması tarihine ''İkinci Plevne Destanı''olarak geçmiştir. Bu savunma sırasında Bayburt halkının bir bölümü de Sivas,Tokat,Çorum ilerine göçmüşlerdi. Bayburt'un üzücü düşman işgalinde 18 ay,dört gün kaldı. Kesin olarak kurtuluşunun tarihi '' 21 ŞUBAT 1918'' dir. İdari yapısını uzun yıllar Sancak Merkezi olarak sürdürmüş olan Bayburt 5 Aralık 1887 tarihinde özel Meclis kararıyla Erzurum a bağlı bir kaza haline dönüştürülmüştür. Bayburt 1927 yılında Gümüşhane ye bağlanmış ve nihayet 15 Haziran 1989 tarihli ve 3578sayılı yasa ile il statüsüne kavuşmuştur

Bayburt / Tarihi Eserler  
   
 
Bayburt Kalesi
Zigana ve kop dağlarından aşılarak ulaşılan Bayburt kalesi aynı zamanda Karadeniz’i Basra körfezine bağlayan ticaret yolu üzerinde bulunmaktadır . Bu yolu izleyen her seyyahın uğradığı kalenin adı , önemi , ihtişamı ve günlük yaşamıyla ilgili pek çok bilgi mevcuttur.
Şehrin kuzeyinde yalçın kayalar üzerinde inşa edilmiş olan kalenin kimler tarafından yapıldığı kesinlikle yapıldığı bilinmemektedir . İlk yapının Ermenilere ait olduğu öne sürülse de , Bağrat sülalesi zamanında (885" 1044) varlığından söz edilen Bayburt Kalesi’nin çok daha önce miladın ilk yüz yıllarında mahalli prens ve mücadele rinde rol oynadığı anlaşılmaktadır . Khorenli Movses’den öğrenildiğine göre Bağrat’ların geliştikleri devrede 1. asırda Bağrat’lı Piurad oğlu"Senbad" (Asbed) süvari başbuğu ve batı ordusu başkumandanı olarak atabeyliğini yaparak kurduğu hükümdar çocuklarını kendi müstahkem yerleri olan"Pepert" yani Bayburt Kalesi’ne 58 yıllarından önce kurulduğu ortaya çıkmaktadır .
 
   

 
   

 
   
Saruhan Kalesi
İlimiz merkezine 35 km. mesafede bulunan Saruhan köyündeki kalenin gözetleme amacıyla yapıldığı tahmin edilmektedir . Trabzon’da bulunan Pontus İmparatoru Mithridates savunma amacı ile Gümüşhane , Bayburt , Kelkit ve Erzincan 75 adet kale yaptırdığı tarihi kayıtlarda mevcuttur Bu kalenin onlardan biri olduğu sanılmaktadır . Kalede tarihi aydınlatacak herhangi bir kitabe mevcut değildir .
Bu kalelerden başka , Saruhan kalesi gibi savunma ve gözetleme amacı ile kurulan ancak günümüzde , harabe durumunda olan Demirözü ilçesine bağlı ve ilimiz merkezine 40 km. mesafede Bayrampaşa köyünde bulunan kale kalıntıları , yine ilimiz merkezine 42 km. mesafede bulunan Kitre Köyü kale kalıntıları ve ilimiz merkezine 27 km. mesafede bulunan Çayoryolu (Sünür) köyü kale kalıntıları mevcuttur .
 
 
Aydıntepe Yer Altı Şehri
Bayburt’un Aydıntepe ilçesinde yer alan kent , tüf içerisinde , yüzeyden 2-2,5 metre derinde başka yapı malzemesi kullanmadan ana kayaya oyulmuş galeriler , tonozlu odalar ve bu odaların açıldığı daha geniş mekanlardan oluşmaktadır . Yaklaşık bir metre genişliğinde ve 2 ile 2,5 metre yüksekliğinde tonoz örtülü galeriler yer yer her iki yana genişlemektedir . (3 x 8 Metre ) Kareye yakın planlı odalar bu mekana açılmaktadır. Ayrıca gözetleme mekanlarının oluşturduğu havalandırma amaçlı konik biçimdeki deliklerin , galeri odalarını aydınlatmak için duvarlara delik açıldığı gözlenmektedir . Halen kazı çalışmaları devam edilen kent hakkında şu an ileri sürülen iki görüş öne sürülmektedir , bunlardan biri ; bu kentin , bölgede daha önce sözü edilen Halde şehrine ait olduğu , Halde’nin "Khalde" olduğu eski ismi Hart (Aydıntepe) olan ilçenin isminin de "Halt" dan geldiği görüşü mevcuttur . Diğer görüşe göre ; Hart’ta bu yer altı kentinden başka Geç Roma Erken Bizans devirleri arasında yer alan bir mezarın ortaya çıkarılması , Hıristiyanlığın henüz yerleşmediği bir devirde bu bölgenin bir sığınak teşkil ettiği , Romalılar tarafından kovulan ilk Hıristiyanların bu bölgeye geldikleri ve sığındıkları , yer altı kentinde bu Erken Hıristiyanlık dönemine ait olabileceğidir .
 
   

 
   

 
   
Dede Korkut Türbesi
İlimizin güney doğusunda merkeze bağlı 39 km. mesafedeki Masat köyünün hemen çıkışında yapılış şekli ve mimari tarzı ile çok eskilere uzanan ve halk arasında Alî Baba diye geçen türbe Alî Baba (Büyük Baba) anlamında kullanılan ve bütün Türk dünyasını yakından ilgilendiren , Dede Korkut’a ait olduğu söylenen türbedir . Türbenin üzerinde eski Türkçe 718 rakamı görülmektedir . Yapılış şekli ve kullanılan malzeme bakımından adı geçen kişiye ait olabilecek karakterdedir . Anıt türbe Orhan Şaik Gökyay’ın 1986 basımı Dede Korkut Hikayeleri Kitabında resimli olarak yer almaktadır .
Şehit Osman Türbeleri
Şehrin batısında Şehit Osman Tepesinde bulunan her iki türbenin Saltukoğullarına ait olduğu şeklinde görüşler mevcuttur . Buna göre türbeler Saltuk kumandanlarından Mengüç Gazi’nin kardeşi Osman ve kız kardeşine aittir . Üzerinde bulunan kitabeler çok silik olduğu için okunmamaktadır . Şehrin batısındaki kayalık tepeye adını veren bu türbeler , sarı taştan yapılmış olup taş işleme sanatımızın güzel örneklerindendir .

 
   
Bayburt Evleri
Türk sivil mimarisinin örneklerini bir araya toplamıştır. Bu evlerin mimarisi ve yapı malzemeleri genellikle iki veya üç katlı olup karkas yapı malzemesini kapsamaktadır. Bu evlerde avlu ve sofa çevresinde odalar yerleştirilmiştir. Bayburt evi bütün bölümlerinin yanı sıra, terek, kurun, teci, kehriz, caş taşı, ambar, yüklük, ocak, kahvelik, keyveni direği, fort bacası, hepen, güvercin bacası, kırman gibi bölümleri de kapsamaktadır. Ayrıca dam denilen ahır ve samanlık bölümü de merek diye isimlendirilmiş olup, evleri tamamlamaktadır. Yapı malzemesinde kullanılan taşlar Bayburt’un yöresel taşlarıdır.
Bayburt’un yetiştirmiş olduğu taşçı ustaları Anadolu’nun bir çok yerinde sivil mimari örneklerini ortaya koymuşlardır.
 

 
   

 
   
Bayburt Ulu Camii
Anadolu Selçuklu Sultanlarından II. Gıyaseddin Mesut (1282 – 1298) zamanında yaptırıldığı kabul edilen caminin pek çok onarımlar gördüğü bilinmektedir. Son olarak 1967 yılında tümü ile ele alınıp ana plana uygun olarak yaptırılan caminin minaresi , mihrap önü kubbesine geçişi sağlayan mukarnaslı tromplardan bir kaçı ve asıl ibadet alanına açılan iki kapı orijinal yapıdan kalmaktadır . Caminin kuzey doğusunda bulunan minaresinin kaidesinde geçirdiği son büyük onarımı belgeleyen 1850 tarihli kitabe bulunmaktadır . Kare kaideli minarenin sekiz yüzlü pabuçluğunda ve yuvarlak gövdesinde geometrik ve bitki motifli mozaik çiniler Anadolu Selçuklu çinilerinin ilginç özelliklerini sergiler . Ayrıca caminin son cemaat yerinde beş kitabe mevcut olup , bu kitabelerden mihrabın iki yanında yer alanlar Osmanlıca iki ferman metnidir ve kadınların çalışma düzeni ile ilgilidir . Mihrabın hemen üstündeki kitabe Arapça bir kümbet kitabesidir ve 619/1222 tarihlidir . Dış duvar üzerindeki kitabe ise bir medrese kitabesidir , 1293/1820 tarihlidir . Son cemaat yerinin batı duvarındaki kitabe tamamen okunamamıştır .
 
Pulur (Gökçedere) Ferahşat Bey Camii
Demirözü ilçesine bağlı Pulur (Gökçedere) kasabasında Akkoyunlulardan Korkmaz Beyin oğlu Ferahşat Bey tarafından 1517 M. (923 H.) yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır . Yapı Osmanlı mimarisindeki tek kubbeli cami tipindedir . İki renkli kesme taşlardan özenle yapılmış olan caminin dışardan değişik malzeme kullanımı açısından ilk dikkati çeken yerlerinden birisi tuğladan minaresidir . Ferahşat Bey yapılar topluluğunun cami , medrese , han , hamam , imaret ve konuk evinden oluştuğu bilinmektedir .Günümüzde han , imaret ve konuk evinden hiçbir iz kalmamış olup hamam ise harabe durumdadır .
 
Sünür (Çayıryolu) Kutlu Bey Camii
Akkoyunlular’ın kurucusu Turali Bey oğlu Fahrettin Kutlubey tarafından yaptırılan caminin  , kapısı üzerindeki kitabeden M.1550 (H.957) yılında onarıldığı anlaşılmaktadır . Caminin minaresi ise M.1676 (H.1087) tarihli bir kitabeye sahiptir . 1548 de İran Şahı Tahmasp ordusu ile bu bölgeye hücum ederek etrafı yağma ettikleri gibi rast geldikleri insanları öldürmüşlerdir , bazı cami ve medreseleri yıkmışlardır . Bu arada Kutlu Bey Camii de tahrip edilmiştir . Cami ayrıca Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1550 yılında) onarım geçirmiştir .
 
Yukarı Hınzeverek (Çatalçeşme) Camii
Demirözü ilçesi Çatalçeşme köyünde bulunan caminin üzerinde kitabe mevcut değildir . Ancak Pulur ve Sünür’e yakın olması ve taşıdığı özellikleri itibariyle birbirine benzemesi caminin bir Akkoyunlu eseri olduğu kabul edilmektedir . Cami değişik zamanlarda onarım görmüştür.
 
Yakutiye (Yeni) Camii
Bu cami Bayburt Cumhuriyet Caddesi üzerinde , eski Yakutiye Medresesinin bulunduğu alan üzerindedir . Vakıflar Genel Müdürlüğünün ve Bayburt halkının yardımlaşması ile 1913 - 1915 yılları arasında yapılmıştır . Cami ve minaresi tamamen kesme taştan olup , işçiliği taş işleme sanatının güzel örneklerindendir .
 
Zahit Efendi Camii
Merkez Zahit Mahallesinde bulunan cami 1514-1515 tarihleri arasında bu gün aynı mahalleye ismi verilen Zahit Efendi tarafından yaptırılmıştır . Birkaç kez onarım gören cami ve minaresi orijinal yapısını muhafaza etmektedir . Evliya Çelebi Bayburt’u ziyaretinde bu camiden bahsetmiştir .
 
   

 
   
Bedesten (Taşhan) 
Bayburt Bedesteni Ulu Cami yakınında ve çarşı içerisindedir .  Geçirdiği bir yangın sonucunda kitabeleri yok olduğundan ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. 
Günümüzde depo olarak kullanılan Bedesten üç bölümden meydana gelmektedir. Yapım malzemesi taş ve tuğladan olup, giriş kapısının tümü taş süslemelidir. Bu nedenle de  Evliya Çelebi XVII. Yüzyılı başında Bayburt’u ziyaret ettiğinde bu bedestenden “Gayet , süslü ve zarif” diye söz etmiştir.
Bedestenin ana mekanı kare planlıdır. Ortadaki bir payeden duvarlara uzanan sivri kemerlerle iç mekan dört bölüme ayrılmıştır. her bölümün üzeri de kubbelerle örtülmüştür. Ana mekanın batısında yer alan ikinci bölüm ince uzun dikdörtgen biçimindedir. Üzeri peş peşe sıralanmış kubbe ve tonozlarla örtülmüştür.
Ferahşat Bey Medresesi
Demirözü'nde Ferahşat Bey yapı topluluğunun kuzeydoğu köşesindedir. XVI.yüzyılın başlarında Ferahşat Bey tarafından yaptırılmış, XVIII.yüzyıl sonlarında da Akkoyunlulardan Süleyman Bey tarafından onarılmıştır.
Osmanlı medrese tiplerinden farklı bir konumda olup, avlu etrafında bir L şeklinde yapılmıştır. Beş bölümden meydana gelen medresenin üzeri toprak düz bir damla örtülüdür. Medresenin bölümleri kademeli yuvarlak kemerli bir niş içerisinde avluya açılmaktadır. Aynı şekilde bu kapıların yanlarında ve medresenin dış duvarlarında da yine yuvarlak nişler içerisinde dikdörtgen kemerli pencereler bulunmaktadır. Avluya açılan kapı ve pencere alınlıklarında Farsça yazılmış kitabeler bulunmaktadır. Medrese odalarının her birisinin içerisinde ocaklar ve nişler bulunmaktadır.
Saat Kulesi
Şehrin merkezindeki Saat Kulesi’nin yapımına 30 Ekim 1923’te başlanmış ve 29 Ekim 1924’te de bitirilmiştir. Yapımına Tabur Köylü Muhittin Usta başlamış, Rizeli İbrahim Usta da tamamlamıştır. Saat Kulesi 21 m. Uzunluğunda minare görünümünde olup, çokgen kaide üzerinde sekizgen gövdeli olarak yükselmektedir. Ayrıca şerefesi olan kulenin üzeri kubbe ile örtülmüş ve baldaken şeklinde bir köşke benzetilmiştir.
 
Bayburt Kalesi Kilisesi (Merkez)
Bayburt Kalesinin doğusunda olan bu kilisenin ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Günümüze son derece harap bir şekilde geldiğinden plan şekli de anlaşılamamaktadır. Burada araştırma yapan Hamilton, XX.yüzyıl başlarında bu yapıyı görmüş, üzerinin ahşap çatı ile örtülü olduğunu ve bemasının (kutsal bölüm) bulunduğunu belirtmiştir. Hamilton’a göre bu kilise XIII.-XIV.yüzyılda Bizans Paleilogos döneminde yapılmıştır.

Varzahan Kiliseleri (Uğrak Kiliseleri) (Merkez)
Bayburt’un 10 km. kuzeybatısında bulunan bu kilise ilk kez A.H.Layart tarafından görülmüş ve daha sonra H.F.Tozer, E.Warkworth, H.B.Lynch, W.Bachmann, J.Strzgowski, D.Winefield ve J.Wainwright tarafından incelenmiştir. Günümüze yalnızca kalıntıları gelebilen bu bölgede X.-XIII.yüzyıllar arasında yapılmış çok sayıda kilise bulunmaktadır. Nitekim bazı kaynaklarda Ortaçağda kiliselerin olduğu bu yerde Varzahan kentinin bulunduğundan da söz edilmektedir.

Bayburt’ta günümüze gelebilen üç kilise köye egemen bir tepe üzerinde yapılmıştır. Bunlar XII.yüzyıla tarihlendirilmektedir. Bu kiliselerden bir tanesi Oktogon, diğeri de Yunan haçı planlıdır. Üçüncüsünün plan düzeni yıkılmış olduğundan anlaşılamamıştır.

Varzahan Oktogonu sekiz köşeli bir yapı olup, günümüze oldukça iyi bir durumda gelmiştir. Kilisenin yalnızca kuzeydoğu duvarı yıkılmıştır. Apsit doğu cephesinde olup, dışarıya doğru çıkıntı yapmaktadır. Yapının içerisindeki köşe ayakları ve sekiz köşeli, altı sütun ana duvarların içerisinde bir koridor oluşturmaktadır. Ancak buradaki sütunlar duvarlarla bağlantısız olup, kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Sütunların balık kılçığı motifli sütun başlıkları bulunmaktadır. Oktogonun köşe trompları üzerine oturan bir kubbe ile örtülü olduğu sanılmaktadır. Bu oktogon kireç taşından özenli bir işçilikle yapılmıştır. Duvarların dış yüzlerinde üç köşeli nişler bulunmakta olup bunlar yuvarlak kemerlerle birbirlerine bağlanmıştır. Ayrıca buradaki burmalı ve yarım sütunlar da onları tamamlamıştır. Dış cephedeki bu mimari elemanlar gotik üslubu yansıtmaktadır. Bununla beraber yapıda İran ve Selçuklu etkisi de görülmektedir.
Pulur (Gökçedere) Medresesi
Pulur Camii avlusunda bulunmakta olan ve L şeklinde tek katlı bir yapıdır. Ferahşat Bey tarafından yaptırıldığı sanılan Medrese daha sonra Akkoyunlu soyundan Süleyman Bey tarafından onarılmıştır . Medresenin 1517 yılında bitirildiği sanılmaktadır . Medresenin girişlerinde Farsça beyitler mevcuttur .
 
Bayburt  Doğal Güzellikler  
 
Çimağıl Mağarası
İl merkezine yaklaşık 35 km. uzaklıktaki Aşağı Çımağıl köyünün Taşındibi Mahallesinden sonra yaya olarak yaklaşık bir saatte ulaşılabilmektedir . 600 metre uzunluğunda bulunmaktadır . Mağarada küçük su birikintileri bulunmakta ,Sarkıt-Dikitleri ve doğal yapısıyla gerçekten görülmeye değer manzara oluşturmaktadır. Özellikle bu konularla ilgilenenlere tavsiye edilecek niteliklerdedir

 

 
   
Helva Köyü Buz Mağarası
Masat vadisinin güneyinde Helva köyünde yer almaktadır . İl merkezinden 33 km. mesafede hemen köyün yamacında yer alan mağaranın içinde buzdan oluşmuş sarkıt ve dikitleri bulunmaktadır . Köy halkı tarafından değişik zamanlarda soğuk hava deposu olarak kullanılmış olan mağara buz oluşumlarının değişik şekillerini yansıtmaktadır .
 
 
Bayburt Yöresel Yemekleri  
 
Eşki Lahana

Kullanılan malzemeler
250 gr. parça et veya kavurma , 1 kg. ekşi lahana (salamura) 1 su bardağı bulgur , 2 yemek kaşığı börek yağı , 1 adet kuru soğan (orta) , 1 çay kaşığı kırmızı biber , 2 yemek kaşığı salça (domates) , 1 tutam tuz
Hazırlanışı
Su ile et yaklaşık 20 dk. haşlanır . Önce üzerine bulgur ilave edilerek bir taşım kaynaması sağlanır , sonra küçük küçük doğranmış ekşi lahana ilave edilir . Bir başka kapta soğanlar pembeleşinceye kadar yağ , kırmızı biber , salça karıştırılarak pişirilir . Bu karışım ekşi lahananın içine konulur , kavurma ile pişiriliyorsa bu aşamada ilave edilir ve yaklaşık 45 dakika pişirilir . Bir müddet dinlendirildikten sonra servis yapılır.
 
   

 
   
Galacoş

Kullanılan malzemeler
250 gr yeşil mercimek , 200 gr. tereyağı , ½ kg. kıyma , 1 adet soğan (irice) , 2 kaşık salça , 250 gr. gurut (kurutulmuş ayran süzmesi) veya yoğurt süzmesi
Hazırlanışı
Mercimek , et , soğan , salça ve yağ ile birlikte mercimek suyu çekinceye kadar pişirilir . Diğer taraftan gurut veya yoğurt süzmesi sulu bir kıvama gelinceye kadar sıcak suyla ezilerek kaynama noktasına kadar ısıtılır . Kaynamamasına özen gösterilir , kaynama olursa çökelek haline gelir ve kullanılmaz , hazırlanan bu eriyik önceden tabağa doğranan bayat ekmekler üzerine dökülür . Üzerine de bol yağlı mercimek ilave edilerek servise sunulur .
Kesme Çorbası

Kullanılan malzemeler
200 gr. yeşil mercimek , 1 adet yumurta , 2 yemek kaşığı salça , 1 adet soğan (orta) , 100 gr. yağ , 1 su bardağı un , yeterince su , tuz , dargın (istenirse)
Hazırlanışı
Un içerisine su , tuz , yumurta konularak bir hamur yorulur , biraz bekledikten sonra hamur açılır , makarna gibi ince ince kesilir . Diğer taraftan mercimek iyice pişirilip doğranan soğan yağla pembeleştirilir . Dargın , salça , su katılır üzerine mercimek ilave edilir kaynatılır , üzerine kesilen çorbalık hamurlar karıştırılır . Birkaç taşım kaynatıldıktan sonra servis yapılır .
 
   

 
   
Lor Dolması

Kullanılan malzemeler
1 kg. taze lor (çökelek) , 1 su bardağı bulgur , 2 adet yumurta , 1 su bardağı süt kaymağı , 4 kaşık tereyağı , dargın , 1 kg pancar yaprağı veya evelik , 1 deste taze soğan (kuru soğanda olabilir) , tuz
Hazırlanışı
Yapraklar yumuşaması için kaynar suda bir taşım haşlanır . Taze lor içerisine yumurta , süt kaynağı , haşlanmış bulgur , ince doğranmış taze soğan , sıkılarak yaprağa sarılır . Yağlanmış tepsiye düzgün bir şekilde dizilir

 
kaynak:http://www.karadenizgezi.net/bayburt/ymk.htm
 
 


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


14/3/2007 - Zonguldak
Bulundugu yer: Gezi-Seyahat

Zonguldak  
Fotoğraflar
Cengiz Akman
Remzi Öztürk
G.Hakan Felek
 

Zonguldak, Kozlu, Kilimli ve Çatalağzı’da farklı yerel yönetimler bulunmasına karşın, hem birbirlerine yakınlıkları hem de benzer sorunları yaşamaları nedeniyle, ilgili belediyelerce 1971 yılında Zonguldak Metropoliten Planlama Örgütü kurulmuştur. Taşkömürü üretiminin yapıldığı maden ocakları, ağırlıklı olarak merkez ilçe sınırları içinde yer almaktadır.

 
   

 
 
Merkez ilçe sınırları içinde mağara, orman alanları, trekking alanları, termal kaynak, sahil bandı gibi turizme konu olabilecek büyük bir potansiyel bulunmaktadır. Gökgöl Mağarası, Harmankaya ve Değirmenağzı Şelaleleri, Göldağı, Ulutan ve Milli Egemenlik orman içi dinlenme alanları, Türkali, Göbü, Kapuz ve Ilıksu plajları özellikle yöre halkının rağbet gösterdiği alanlardır.

 

 

 

 

   

 

 

Zonguldak  Tarihi  
 
  • Orta Anadolu’nun hemen hemen tümünde egemen olan Hitit İmparatorluğu, Ege Göç Kavimleri hareketi ile ortadan kalkarken, çoğunluğunu Frig boylarının oluşturduğu Bithin, Mariandyn ve Migdon adlı göç toplulukları yörenin ilk sakinleri olmuştur. MÖ VI. Yüzyılda Batı Anadolu’da başlayan kolonizasyon süreci ile birlikte, yörede de Kdz.Ereğli (Herakleia Pontica), Hisarönü (Teion), Sesamos (Amasra) gibi yerlerde ticari iskeleler (emperion) kurulmuştur.

    MÖ 334’e kadar Perslerin egemenliğinde kalan bölge, bu tarihten sonra Makedonyalıların eline geçmiş; ancak yöre halkının isyanı sonucu kısa bir süre bağımsız bir yönetime (Bithynia Krallığı) kavuşmuştur. MÖ 27’de Roma İmparatorluğuna, 395 yılında ise imparatorluğun ikiye ayrılması sonucu Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğuna bağlanmıştır.

    1084 yılında Anadolu Selçuklu Devleti komutanlarından Emir Karatekin tarafından ele geçirilen Zonguldak ve yöresi, Anadolu Selçuklu Devleti ile Büyük Selçuklu Devleti arasındaki sürtüşme nedeniyle, önce Bizanslılar, sonra da Danışmendlilerce işgal edilir. Ancak Anadolu Selçuklu Devleti kısa bir süre sonra toparlanarak, yöreyi yeniden ele geçirir (1186).

    IV. Haçlı Seferi’nden sonra Bizanslılar dağılma, Anadolu Selçuklu Devleti ise çöküş sürecini yaşadığından, bölgenin kıyı şeridi Cenevizlilerce alınır; iç kesimlerde ise Candaroğulları gelişir. Osmanlı İmparatorluğunun gelişme döneminde Padişah I. Murat bölge topraklarını Osmanlı sınırına katmak istemiş, ancak halk buna karşı çıkarak Candaroğullarının yanında yer almıştır. Bunun üzerine Osmanlılar Cenevizlilerle anlaşarak, 1380’de Kdz.Ereğli’yi, 1392’de de Zonguldak ve çevresini kendi topraklarına katmış, kıyı şeridindeki ticari yaşam ise yine Cenevizlilere bırakılmıştır.

    1460 yılında Fatih Sultan Mehmet’in Amasra’yı almasıyla birlikte yöredeki Hıristiyan bezirganlar İstanbul’a göç etmiş; yöre Osmanlıların ilgisini çekmeyince de, 1654 yılında Kazak korsanlarca, daha sonra da korsanlara karşı halkı korumak amacıyla bölgeye gelen yeniçerilerce yağmalanmıştır. Yörenin ekonomik ve ticari önemini yitirmesi ve devletin yeterince sahip çıkmaması sonucu, eşkıyalar ve ayanların baskısı halkı göçe zorlamıştır.

    1829 yılında taşkömürünün bulunmasıyla yeniden önem kazanan bölgede 1848’de ilk kömür ocakları kurulmuş; 19. yüzyılın sonuna doğru İngiliz, Fransız, Belçika, Rus şirketleri taşkömürü üretimi yapmak üzere yöreye akın etmiştir. Yöredeki şirketlerin haklarını korumak ve üretimi artırmak bahanesiyle Fransız askerleri önce Zonguldak’ı, ardından da Kdz.Ereğli’yi işgal etmiş (1919); ancak, Zonguldak ve çevresinde oluşturulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine bağlı milis güçlerinin karşı koymasıyla 18.06.1920’de Kdz.Ereğli’den, 21.06.1920’de ise Zonguldak’tan çekilmek zorunda kalmışlardır.

    Zonguldak, 1 Nisan 1924 tarihinde, Cumhuriyet sonrası kurulan ilk il olma unvanını kazanmıştır.

  • Zonguldak Tarihi Eserler  
       
     
    Kdz.Ereğli (Mariandin/Marianydn,Herakleia Pontike)
    M.Ö. VI. Yüzyılda Frig soyundan gelen Ereğli’nin ilk adı Mariandyn’dır. Daha sonra Herakleia Pontike adını alan kenti, söylenceye göre mitolojinin ünlü kahramanı yarı tankı Herakles (Herkül) kurmuştur. Mitolojide “Herakleia” adıyla kurulmuş yedi kentten biri ve en önemlisi olan Herakleia Pontike; Roma, Bizans Selçuklu, Anadolu Selçuklu, Osmanlı uygarlıklarını yaşamasına karşın tarihin çeşitli dönemlerinde yağmalanmıştır.
    Rastlantı ya da inşaat evresinde ortaya çıkan mezarlar, lahitler, sütunlar ve Çeştepe mevkiindeki tümülüs, Bozhane Cami, Halil Paşa Cami, Kırmanlı Cami, Molla Halil Cami, Ali Molla Cami, İskele Cami, Ağa Cami, Hacı Eşref ve Akarca Mescitleri, Kayabaşı Ziyaretgahı, Aktaş Şeyhi Türbesi, Seyit Nasrullah Efendi Türbesi, Keşif Tepedeki (Çeştepe) Demirci Dede, Kentteki Kuştepe ve kıyıdaki Mersin Dede yatırları, Hacı Mehmet Çeşme ve Murtaza Mahallesi Çeşmesi yanında, on sekiz adet sivil mimarlık örneği yapı Kdz.Ereğli’deki tescilli ekinsel değerlerdir.
    Acheron Vadisi Ören Yeri
    Cehennemağzı Mağaralarının bulunduğu yöredir. Yörede dikkati çeken kalıntılar ilk hıristiyanların ibadethane olarak kullandığı mağaradır.

    Sur Kalıntıları
    Hellenistik döneme ait olan sur parçalarında çok sert, gri, renkli kireçtaşından iri ve kalın blok taşları kullanılmıştır. Bu taş bloklar yan yana ve harçsız yerleştirilerek, aradaki küçük taşbloklar yatay hatlarıyla desteklenmiştir.

    Kdz.Ereğli Kalesi
    Kdz.Ereğli’nin kent surlarının çevrelediği tepede bulunmaktadır. Bizans Dönemi’nde XIII. Yüzyıl başlarında yapılan kale ve çevre duvarları vardır.

    Herakles (Herkül) Sarayı
    İri kesme taş bloklarla ve özenli bir işçilikle inşa edilen bu yapı kalıntısı antik döneme ait olup, iki cephedeki duvar kalıntıları dışında tümüyle yıkık durumdadır.

    Su Tesisleri
    Antik çağda kentin su gereksinimini karşılamak üzere inşa edilen su tesislerinin Roma Dönemine ait olduğu sanılmaktadır. Kandilli yakınlarından başlayan (Balı Köyü) ve yaklaşık 16 km bir hat boyunca kente ulaşan su şebekesi kent sularının yakınında bulunan bir havuzda toplanmakta ve havuzdan çıkan bir kaç kolla, kanalla su kent alanının merkezine aktarılmaktadır.

    Çettepe Fener Kulesi
    Kdz.Ereğli’nin kuzeyinde Çeştepe’de deniz seviyesinden yaklaşık 200 m yükseklikte bulunan kulenin Hellenistik Dönemde yapıldığı ve Bizans Döneminde de yeniden inşa edildiği anılmaktadır.
     
    Bizans Sarnıcı Kalıntısı
    Kdz.Ereğli Akarca mahallesinde bulunan ve Bizans döneminden kalma olduğu anlaşılan sarnıcın hemen hemen tümü toprak altında bulunmaktadır. Bir hafriyat çalışması sırasında ortaya çıkan sarnıcın tahribata uğramaması için içi doldurulmuş, ancak açık kalan bölümü tahrip olmuştur.

    Krispos Anıt Mezarı
    Kdz.Ereğli’de gösteriler yapan ve orada ölen eski Mısırlı pandomim sanatçısı Krispos’un anısına yapılmıştır. Kaidesi ile birlikte 2.10 m yükseklikte bulunan anıtın önünde 19 satırdan oluşan ve kazılarak yazılmış bir şiir bulunmaktadır.
    Bizans Kilisesi
    Kdz.Ereğli Akarca Mahallesinde bulunan kilisenin bulunduğu yerde 1942 yılında yapılan Çelikel Camii yeralmaktadır. Bizans dönemine ait kilisenin döşeme mozaiği ve duvarının bir bölümünde yer alan fresko kalıntıları caminin bodrumunda bulunmaktadır.

    Ayasofya Kilisesi (Orta Cami)
    Sularla kaplı kent alanının içinde Bizanslılar tarafından inşa edilen Hagia Sophia (Kutsal Akıl) kilisesi, camiye çevrildikten sonra Orhan Gazi ya da Cami olarak anılmaktadır.
    Filyos (Tieion,Teion,Tion)
    Filyos Nehri' nin Karadeniz' e döküldüğü alanda kurulu Filyos antik kenti, önceleri Billaius adıyla biliniyordu. Bu ad, su geçiti olan yer anlamına gelen Pailaios sözcüğünden türemiştir. Kentin en yaygın adı Tieion' dur. Bu sözcük, kentin kurucusu, din adamı Tios' tan gelmektedir.
    Günümüzde birinci ve ikinci derece sit alanları bulunan Filyos' ta, arkeolojik yüzey araştırmalarına göre, antik Tieion kenti bir akrapol, iki nekrapol alan ve sular altında kalan antik bir mendirekten / limandan oluşmuştur.
    Romalılar döneminde yapılan kale, harabe durumunda bir mabet (tapınak),amfiteatr ve büyük bir yapıya ait olduğu sanılan üç kemerli bir duvar, Çayır Mağarası' ndan çıkan suyu kente taşyan su kemeri kalıntıları günümüze kadar ulaşabilen kültür değerleridir.
    Bu tarih
    Zonguldak  Doğal Güzellikler  
     
    Plajlar
    80 km'lik kıyı şeridi boyunca çok sayıda doğal plaj ve kumsal bulunmaktadır. Doğu yönünden itibaren Sazköy, Filyos, Türkali, Göbü, Hisararkası, Uzunkum, Kapuz, Karakum, Değirmenağzı, Ilıksu, Kireçlik, Armutçuk, Karadeniz Ereğli, Mevreke, Alaplı ve Kocaman mevkiileri yaz boyunca yöre halkının akın ettiği kumsallardır.
    Zonguldak doğal kaynaklar, güzellikler açısından oldukça zengin bir ildir. Karadeniz kıyısı boyunca uzanan koyları, kumsalları, her biri ayrı bir doğa harikası olan mağaraları, dört mevsim yeşil kalabilen bitki örtüsü ve orman içi dinlenme alanları, turizm anlamında değerlendirilebilecek doğal kaynaklardır. Doğuda Sazköy'den batıda Akçakoca'ya kadar uzanan 80 km'lik kıyı şeridinde yer alan, pek çok doğal plaj ve kumsal, yöre halkının yaz aylarında günübirlik kullandığı belli başlı mekanlardır. Bunlardan Hisarönü, Türkali, Göbü, Kapuz, Değirmenağzı, Ilıksu, Erdemir, Ereğli Belediye, Alaplı Kocaman kıyılarıdır.

       

       
     
    Şelaleler
    Merkez Kokaksu mevkisinde bulunan Harmankaya, Kozlu Beldesinde Değirmenağzı Kdz.Ereğli'li de Güneşli Şelaleleri ilin en önemli şelaleleri olup, önemli trekking parkurlarıdır.
     
       

       

       
     
    Gökgöl Mağarası 
    Yeri
    Zonguldak-Ankara karayolunun, Zonguldak çıkışında 4. km.de Üzülmez bölgesinde hemen yol üzerinde bulunmaktadır. Mağaradan çıkan su, Üzülmez deresine boşalmaktadır.
    Özellikleri
    Mağara girişi geniş ve yüksek olup, büyük bir fosil ağızla kaya blokları arasından girilmektedir. Buradan 250 m. sonra bir sifona ulaşılır. Sifon 10 m. uzunlukta olmasına rağmen, özellikle yaz sonunda çekilen sular sonrası yürünerek geçilebilir. Sifondan geçilerek yeraltı deresine gelinmektedir. Sel sularının getirdiği sarı bir çamurla kaplı olan zeminde yer yer su birikintileri bulunmaktadır. Buradan sonra mağara son derece zengin ve güzel oluşumlar arasından suyun gelişi yönünde 2 kol halinde devam eder. 3200 m. uzunluğundaki mağara kavisler çizerek ilerlemektedir.Nehir ve içerideki göller yürünerek rahatça geçilebilirken büyük yağışlarda ani su baskını olmaktadır. Bu tehlike nedeniyle mağaraya yaz ve sonbahar aylarında girmek uygundur.
     
       

       

     
       
    Cehennemağzı Mağarası
    Kdz. Ereğlisinin eskiden Ayazma, şimdilerde İnönü Mahallesi bölgesindedir. Bu mağaralar antik çağda yerleşim ve ibadet alanı olarak kullanılmıştır. ilgili mağaralar volkano-klastik kayaçlar içersinde gelişmiştir. Mağaraların ikisinde göl bulunmaktadır. Cehennem Mağaralarının mitolojideki öneminin yanı sıra, arkeolojik çalışmalarla ortaya çıkan zemin mozaiği, sütun, sütun başlığı, lahitler ve kandil yuvası gibi kalıntılar, bu mağaraların Hıristiyanlığın bölgede yasak olduğu yıllarda Hıristiyan gizli ibadet merkezi olarak kullanılması açısından da önemli bir yer olduğunu göstermektedir.
     

       
     
    Kızılelma Mağarası 
    Yeri
    Zonguldak ili, Gelik bölgesinde Ayiçi köyünde, Kızılelma semtinde bulunan mağaraya vasıta ile rahatlıkla ulaşılabilmektedir.
    Özellikleri
    Aydın deresi ile Büyük Ay Deresinin suları aktif olan düden ağzından batmaktadır. Mağaraya yukarıda bulunan 30x10 m. boyutlu fosil ağızdan girilip, 100 m. sonra suya rastlamaktadır. Mağara, su ile beraber yatay olarak ilerlemektedir. ilk 100 metreden sonra 400 m. sürünülerek ilerlenebilmektedir. 400 m.nin sonunda 10 m,'lik bir sifon vardır. Bu sifon sonbahar aylarında geçilebilmektedir. Mağarada galeri sifondan sonra çok büyük boyutlara ulaşmaktadır.
    Temelde tek bir aktif galeri halinde devam eden mağaranın 3200 metresinde, 80 m. yüksekliğinde ve dibinde bulunan gölü aydınlatacak derecede büyük bir baca bulunmaktadır. Buradan göllerle üç kilometre daha ilerleyen mağara, 2 sifonla sonlanmaktadır. Batan suyun iki kilometre sonra Cumayanı Mağarasından çıktığı saptanmıştır.
    Yeraltı sisteminin (Kızılelma- Cumayanı) toplam uzunluğu 10 km.yi bulan Mağara, 12 km.lik Pınargözü Mağarasından sonra Türkiye'nin ikinci uzun mağara sistemi unvanını taşımaktadır.
     
     

     

     

     
    İnağzı Mağarası 
    Yeri
    Zonguldak ilinde, şehir içinde bir mağaradır ve Kilimli yolunun 15 km.sinde deniz kıyısında bulunmaktadır.
    Özellikleri
    Toplam uzunluğu 800 m. olan mağaraya denize bakan fosil ağızla girilmektedir. 50 m.den itibaren bir insanın ancak sığabileceği bir delikten sonra yer yer yeraltı deresi ile devam eder. 400 m.de sifon vardır ve suların çekildiği dönemde yürünerek geçilebilmektedir. Buradan itibaren 400 m. daha ilerleyip sifonla sonlanmaktadır.
     

     
       
    Cumayanı Mağarası 
    Yeri
    Zonguldak, Çatalağzı İlçesi
    Çatalağzı ilçesinin üç kilometre uzaklığındaki Cumayanı mahallesinde bulunur
    Özellikleri
    Kızılelma-Cumayanı yeraltı su sisteminin boşalım ağzını oluşturur. Dışarı birçok ağızla açılmaktadır. Suyun çıktığı ağızdan 100 m.lik sulu bir galeri ile, ya da yukarıdaki fosil kuru ağızdan 75 m. yürünerek salona gelinmektedir. Salon yeraltı deresi üzerinde bir köprü fonksiyonu gören ve olağan üstü güzelliğe sahip Traverten ile başlamaktadır. Yüksekliği 60 m. ve uzunluğu 70 m. olan salonun tabanı kalın bir kum tabakasıyla kapalıdır. ve sifonla sonlanmaktadır. Travertenden sola suyun gelişi yönünde ilerlendiğinde Kızılelma mağarası yönündeki sifona ulaşılır. Bu galeride bot gereklidir. Yağışlı dönemlerde ya da ani fazla yağış olduğunda çok kısa süre içinde su baskını olduğundan, yaşam tehlikesi oluşmaktadır.
     
       

       

     
       
    Sofular Mağarası
    Zonguldak - Çaycuma karayolu üzerindedir ve Sofular köyünden sonra yer alır. Uzunluğu 1.5 km. olup pre-historik özellikler taşır. Fotoğrafcılar için ideal bir çalışma yeridir.
    Solondaki küçük odanın tavanındaki oluşum, tek kelime ile harikadır. Bu salon, mağaranın küçük bir modelidir.
     
       

     
       
    Erçek Mağarası
    Zonguldak - Ankara karayolu üzerinde ve Zonguldak'tan 5 km. uzaklıktadır.
    Mağaranın tümü keşfedilmemiştir. Soğuk suyu ile sportif bir mağaradır.
     
       

     
       
    Çayırköy Mağarası
    Eski Zonguldak -  Çaycuma Karayolu üzerinde, Çayırköy'den 3 km. uzaklıktadır. Uzunluğu 1.500 mt. civarında olup, aktif bir mağaradır.
    İçindeki gölcüklerde bot gezintisi yapabilirsiniz
     
       

       

     
       
    Ilıksu Mağarası
    Zonguldak -  Ereğli Karayolu üzerinde, ılıksu mevkiindedir. Toplam uzunluğu 800 mt. olup Mağaraya girişten hemen sonra travertenlerle karşılaşırsınız.
    Mağara boyunca ilerlemek için travertenleri tırmanmak ve çelik merdiven kullanmak gerekir.
     

     
     
    Zonguldak Müzesi  
       
     
    Zonguldak Ereğli Müzesi
    Kent M.Ö.550 dolaylarında Dor boylarının buradaki "Mariandyn" olarak adlandırılan yerleşik halkı egemenlikleri altına almasıyla kurulmuştur.
    M.Ö.VI. yüzyıl ortalarında (560) bir kısım Megaralılar ve Boiotialılar burada güçlü bir Yunan kolonisi kurmuşlar ve yöre bu dönemde Ereğli Herakleia Pontika adını almıştır.
     
    Kentin antik adının menşei, Yunan mitolojisinin efsanevi kahramanı Herakles'e dayanmaktadır. Grekçe olan Herakles adı, zamanla halk arasında "Ereğli" biçimine dönüşmüştür. M.Ö.2. yüzyılda Bithynia Krallığı egemenliğine giren kent, M.Ö. 1. yüzyılda Romalılar tarafından ele geçirilmiştir. Daha sonra Bizans, Ceneviz ve Osmanlı egemenliğine giren kent, Osmanlı döneminde "Bender-i Ereğli" olarak adlandırılmıştır.
     
    Zengin taşkömürü yatakları ve limanıyla Kurtuluş Savaşı sırasında stratejik açıdan büyük önem taşıyan ve milli mücadele yıllarında Fransızlar tarafından işgal edilen Ereğli, 18 Haziran 1920'de Fransız işgalinden kurtulmuştur.
     
    Halil Paşa Konağının Tarihçesi
    Zemin + 3 katlı, orta sofalı plan tipinde ve kargir olan yapı, 19. yüzyıl sonlarına doğru kentin ileri gelenlerinden Halil Paşa Karamahmutoğlu tarafından yaptırılmış ve antik spoli malzemelerden de yararlanılarak ilgi çekici hale getirilmiştir. Bir dönem ortaokul ve Kız Meslek Lisesi olarak da kullanılan yapı, 1988 yılında Kültür Bakanlığı'na tahsis edilmiş ve 1989 yılında başlanan restorasyonu 1998 Mart ayında bitirilmiştir.
     
    1988 yılı Eylül ayından itibaren Atatürk Kültür Merkezi'nde faaliyetlerini sürdüren Ereğli Müze Müdürlüğü, 17.3.1998 tarihinde restorasyonu tamamlanan Halil Paşa Konağı'na taşınmıştır.
    Teşhir-tanzim çalışmaları tamamlanan binanın zemin katı idarî bölüm olarak kullanılmaktadır.
     
    Müzenin birinci katında, Ereğli ve çevresinde toplanan Grek, Roma, Bizans dönemlerini yansıtan mermer mezar stelleri, pişmiş toprak amphoralar, figürlü mermer sütun başlıkları, cam kaplar ve takılar, çeşitli madeni eserler ve pişmiş topraktan yapılmış kaplar, kandiller, dokuma ağırlıkları ve figürinlerden oluşan arkeolojik eserler ile Lidya, Grek, Roma, Bizans, Abbasi, Emevi, Sasani, Artuklu, Selçuklu ve Osmanlı sikkeleri koleksiyonlarından oluşan eserler teşhir edilmektedir.
     
    İkinci katta çeşitli erkek ve kadın giysileri ile yöreye özgü bir dokuma olan "Elpek" kumaşı ve ipliği, dokuma aletleri, mendil, bohça, örtü gibi dokuma türleri, silahlar, takılar, mühürler tütünle ilgili eşyalar, tespih, saat, mutfak eşyaları, ölçü ve tartı aletleri ve yazma eserlerden oluşan yöresel etnografik eserler sergilenmektedir. Üçüncü kat, dönemine uygun döşenmiş müze-ev olarak düzenlenmiştir. Müze bahçesinde ise, çeşitli dönemlere ait lahitler, sütun başlıkları, sütun kaideleri, sütunlar, yazıtlı bir taş, mimarî parçalar ve bir anıt mezardan oluşan taş eserler sergilenmektedir.
    Zonguldak Yöresel Yemekleri  
     
    Yöre mutfağında ağırlık unlu (buğday ve mısır unu) mamullerden yapılan yemek türlerindedir. Zonguldak ormanlarında belki dünyanın en lezzetli kestanesi “kuzu kestanesi” yetişmekte olup, mevsiminde toplanan kestane suda haşlanarak “tuzlama” bütün olarak fırında kavrulmasıyla “kavşak”, “çizilerek ateşte pişirilmesiyle kebap (kömme) biçiminde değerlendirildiği gibi kurutularak da saklanır. Ülkemizde sadece Kdz.Ereğli’de yetişen Osmanlı Çileği, orman altı bitki örtüsü içinde yer alan dağ çiçeği, kızılcık (kiren), kuşburnu, böğürtlen, fesleğen, nane, defne, karayemiş, ahlat yöre mutfağında değişik kullanma biçimlerinde değerlendirilmektedir.
    Uğmaç Çorbası
    Malzemesi
    6 kaşık un, 2 su bardağı kaynatılmış süt, 1 su bardağı su, tuz.
    Yapılışı
    Un iki bardak su ile iyice ovulur. Tel tel dökülmesi sağlanır. Bir bardak su, bir miktar tuz atılarak kaynatılır. Kaynamakta olan suya un karıştırılarak atılır, pişinceye kadar kaynatılır. İçine süt ilave edilir, tuzu kontrol edilir. Servis sıcak yapılır. İstenirse, üzerine ane serilebilir.
    Cevizli Dolma
    Malzemesi
    250 gr ceviz, 2 su bardağı bulgur, 1 adet büyük baş soğan, tuz, karabiber, kimyon, maydanoz 1 fincan sıvı yağ, yatırım ekmek kaşığı salça.
    Yapılışı
    Rendelenmiş soğan, yağda pembeleşinceye kadar kavrulur, salça konur. Yatırım su bardağı su konularak kaynatılır. Kaynamış olan bu harç, bulgurun üzerine dökülür ve kabarması beklenir. İçine dökülmüş ceviz, tuz, baharat ve maydanoz konulup karıştırılır. .
    Yaprak Sarma
    Malzemesi
    300 gr. Kıyma (koyun ve dana eti karışık) 1.5 su bardağı pirinç, 1 adet büyük baş soğan, tuz, karabiber, maydanoz, dere otu, yeteri kadar margarin 2 adet domates ya da 1 çorba kaşığı salça, taze ya da salamura üzüm yaprağı.
    Yapılışı
    Soğan, domates (kabukları soyulmuş), dereotu, maydanoz küçük küçük doğranır (kıyılır), içine kıyma,pirinç,tuz, karabiber ve yarım çay bardağı sıvı yağ konur karıştırılır. Elde edilen dolma içi üzüm yaprağına sarılır. Sarılan dolmaları, sarmaların parmak inceliğinde ve küçük olmasına özen gösterilir. Tencereye ya da güvece yerleştirilen sarmaların üzerine harcan suyu ve margarin konularak orta ateşte pişirilir. Pişen sarmaların üzerine sarımsaklı yoğurt, yağda kızdırılan sos (salça, kırmızı biber) gezdirilerek sıcak servis yapılır.
    Malay
    Ocakta kaynamakta olan su tenceresine yavaş yavaş mısır unu katılır ve sürekli karıştırılır. Elde edilen katı bulamaç yayvan kaplara kaşıkla küçük parçalar halinde dökülür. Üzerine süt şeker, 8toz şeker) dövülmüş ceviz kızdırılmış tereyağ ya da pekmez dökülerek tatlı malay; kıkırdak, dövülmüş ceviz, tereyağlı; küçük parçalar halinde doğranmış kavrulmuş kazciğeri, kaz yağı dökülür. Yörede ceviz bol olduğundan geçmişte cevizden elde edilen yağ ile tafta (yağı çıkarılan ezilmiş dövülmüş ceviz kırıkları) malayın üstüne dökülür.


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


    14/3/2007 - Trabzon
    Bulundugu yer: Gezi-Seyahat

    Trabzon
       
    Doğu Karadeniz Bölgesinde yer alan Trabzon Kafkasların ve İran transit yolunun başlangıcında yer alır. Karadenize kıyısı olan diğer ülkelerin limanlarıyla bağlantısı bulunmaktadır. Tarihi ve doğa güzellikleri ile dört mevsim gezip görülebilecek turizm şehridir.

     
       

     

     

    Trabzon ili, doğudan Rize, batıdan Giresun, güneyden Gümüşhane ve kuzeyden Karadenizle çevrilir. Trabzon ilinin doğu-batı yönünde uzunluğu 100 km ve genişliği 46 km'dir. Arazi tamamen dağlık ve volkaniktir. Hemen deniz kenarından başlayarak içeriye doğru birden yükselen dağlar kısa bir zamanda 400-500 metre yüksekliğe ulaşır. İlin güney sınırı 2000-3000 metre yükseklikteki tepelerle son bulur. Bu tepeler doğuda Çoruh nehrinde başlayarak Ordu-Samsun istikametinde son bulmaktadır. Trabzon ili; üzerine oturtulmuş tepeler, oldukça dik versanlar ve denize dökülen irili ufaklı bir çok dere ile düzlüğü bozulmuş, dalgalı yırtık görünümlü bir yapıdadır. Kaynağını ilin güneyindeki dağ silsilesinden alarak denize dökülen dereler araziyi oldukça sık ve derin vadilere bölmüştür.

     

     

     

     
       

    Trabzon ilinin ilçeleri; Akçaabat, Araklı, Arsin, Beşikdözü, Çarşıbaşı, Çaykara, Dernekpazarı, Düzköy, Hayrat, Köprübaşı, Maçka, Of, Sürmene, Şalpazarı, Tonya, Vakfıkebir ve Yomra'dır.

       

       
    Trabzon / Tarihi  
     
  • Doğu Karadeniz Bölgesinin tarih ve sosyo-kültürel açıdan en önemli merkezi olan Trabzon, kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, yaklaşık 5000 yıllık bir geçmişe sahiptir. Bölgenin iklim ve arazi dolayısıyla arkeolojik araştırmalara uygun olmayışı, kesin kuruluş tarihini belirlemede bazı güçlükleri beraberinde getirmektedir. Fakat yapılan bazı yüzey araştırmaları ve mağara sondajları bölgenin binlerce yıldır iskana açık olduğunu ispat etmektedir.

    M.Ö. 7. yüzyılda ticaret amacıyla Karadeniz kıyılarına gelen Miletli koloniciler Sinop’tan başlayarak doğuya doğru bir takım yerlerde yeni koloniler kurdular. Bu kolonilerden birini de ele geçirdikleri Trabzon’da kurdular. Kentin stratejik öneminden dolayı Trabzon, bölgedeki bütün kolonilerin merkezi konumuna getirildi. MÖ. 400 yıllarında Perslerle sürdürülen savaşlar sonucunda, geri dönen ordusunu Trabzon üzerinden aktarmak isteyen Ksenophon, anılarını anlattığı“Anabasis” isimli eserinde, yörede Tibaren, Khalybi, Drill, Tzanni, Makron ve Kolkh isimli bir takım savaşçı ve ilkel olmayan kavimlerin yaşadığım belirtmektedir. Bazı Avrupalı tarihçiler eserlerinde sözü edilen bu kavimlerin Turani asıllı olduklarını vurgulamaktadırlar.

    Kısa süren ve geniş bir coğrafyaya yayılan Büyük İskender İmparatorluğunun yıkılmasından sonra Trabzon, bir İranlı asilzade tarafından Kuzey Anadolu’da kurulan Pontus Krallığının (MÖ. 280-66) sınırları içerisinde kalmıştır. Bu krallığın Romalılarca ele geçirilmesiyle Trabzon’da Roma Dönemi başlamıştır. Bu tarihten sonra Trabzon, Roma İmparatorluğu’nun Perslere karşı giriştiği seferler için Önemli bir üs konumuna ulaşmıştır.

    Roma İmparatorluğu’nun M.S. 395 yıllarında doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılmasından sonra bölge, Doğu Roma olarak nitelenen Bizans İmparatorluğunun payına düştü. Bir sınır Themasi (vilayet) olan Trabzon’daki Bizans hakimiyeti 1204 yılında Haçlıların İstanbul’u işgal etmelerine kadar sürdü. Bu tarihten sonra Trabzon, 1461 yılına kadar, yine Bizans İmparatorluğu’nun uzantısı olarak Konmenos Sülalesinin kurmuş olduğu Trabzon Rum Devleti’nin egemenliğinde kaldı.

    Bizans hakimiyetinde kaldığı süre içerisinde Trabzon ve yöresi, Kafkasya ve İran üzerinden giren çeşitli Türk boylarının (Huğ, Sabir, Kuman, Peçenek ve Oğuz) saldırılarına maruz kalmıştır. Bunların bir bölümü peyderpey olarak Trabzon’u çevreleyen dağlık arazilere yerleşmişlerdir. Fakat asıl büyük yığılma 1071 ‘de kazanılan Malazgirt Zaferiyle birlikte gerçekleşmiştir. Anadolu’ya hakim olan Selçuklular, stratejik öneme sahip Trabzon’u birkaç kez ele geçirmeye çalışmışlarsa da başarılı olamamışlardır. Fakat bu saldırılar Trabzon Rum Devleti’nin topraklarının büyük bir kısmının giderek Selçuklu egemenliğine girmesine ve ele geçirilen topraklara Oğuzların Çepni boyunun yerleşmesine neden oldu. Bu dönemlerde Trabzon, tarihi ipek yolunun üzerinde olmasından dolayı ticari açıdan büyük kazançlar sağlamıştır. Bu durum giderek kentin zenginleşmesine, Ceneviz ve Venedikli tüccarları kendine çekmesine önemli ölçüde etki etmiştir. 14. ve 15. yüzyıllarda Anadolu ve Balkanlarda büyümesini sürdüren Osmanlı Devleti, Fatih Sultan Mehmet’in 1453’te İstanbul’u fethiyle bir imparatorluk seviyesine ulaşmıştır. Fatih’in güttüğü Anadolu’nun bütünlüğünü sağlamaya yönelik girişimlerinden biri de Bizans’ın devamı sayılan Trabzon Rum Devleti’ni sınırlarına katmak, böylece doğuya (İran’a) ve kuzeye (Kafkasya-Kırım) açılan kapıya sahip olmaktı. Bu amaçla düzenlemiş olduğu sefer 26 Ekim 1461’de Trabzon’u fethederek Osmanlı sınırlarına katmıştır.

    Fethin ardından Trabzon ve yöresi “Trabzon Sancağı” adı altında bir idari birim olarak Osmanlı idari sistemi içerisinde yerini almıştır. 0 devirdeki Trabzon Sancağı, bugünkü Trabzon, Rize, Giresun ve Gümüşhane illerini kapsamaktaydı. Sancak merkezi olan Trabzon, Osmanlı fethiyle birlikte yeni bir döneme girdi. Kentte Türk nüfusu artmaya ve çehresi Türk eserleriyle donanmaya başladı. Bu dönemde ünlü Osmanlı sultanlarından Yavuz Sultan Selim burada valilik yaparken, oğlu Kanuni Sultan Süleyman dünyaya gelmiştir. Bu nedenle Trabzon, tıpkı Amasya ve Kütahya gibi şehzade sancağı olarak anılmıştır.

    Osmanlı Döneminde Trabzon şehri stratejik konumu dolayısıyla, idari, askeri ve ticari açıdan önemini günden güne artırdı. Özellikle İran ve Kafkasya yönlerine düzenlenen seferlerde bir askeri üs ve ikmal merkezi işlevi görmesi ve tarihi ipek yolunun buradan geçmesi bu konumunu güçlendirmiştir. yüzyılda Trabzon’a gelen Evliya Çelebi kaleme aldığı seyahatnamesinde şehri Osmanlı'nın en mamur ve en renkli şehirlerinden biri olarak tarif etmiştir. Ayrıca halkının sevecenliği ve zenginliği, şehrin güzelliği ve temizliğinden övgüyle söz etmiştir.

    Trabzon, 19. yüzyılın başlarında bölge ayanlarının neden olduğu çatışmaların odak noktası oldu. Bir ara ayanların kontrolüne giren şehir, daha sonra devlet güçlerinin denetimi altına alınarak, bölge ayanlanının isyanı bastırıldı. Bütün bu ayaklanmalar şehirde ve yörede büyük bir huzursuzluğa ve tahnibata yol açmıştır.

    1839’da yayınlanan Tanzimat Fermanının uygulanmasında şehir bazı öncelikli vilayetler gibi pilot bölge seçilerek idari, adli ve askeri anlamdaki yenilikier denenerek başarıya ulaşıldı. Aynı dönemde Trabzon’da bir takım imar hareketleri, eğitim ve kültür faaliyetleri dikkati çekecek biçimde yoğunluk kazandı. Matbaa kurularak canlı bir... basın hayatı oluşturuldu. Yeni sivil ve askeri okullar kurularak eğitime ağırlık verildi. 1900’lere gelindiğinde şehirde birçok devletin konsolosluk düzeyinde temsilcilikleri vardı. Avusturya-Macaristan, iran, İngiltere, Rusya, Fransa ve Yunanistan konsoloslukları bunlar arasında en etkin olanlardı. Böylece uluslararası değer kazanan Trabzon, yeni kurulan okulları, renkli basın hayatı ve zengin ticaret imkanları ile Osmanlı’nın son yıllarında belli başlı kentler arasında yer aldı. Bu yıllarda kent merkezinin nüfusu yaklaşık 42.000 civarında bulunmaktaydı.

    Trabzon, tarihindeki en karanlık günlerini I. Dünya Savaşının çıkmasıyla birlikte yaşadı. Osmanlı Devleti’nin Almanya yanında savaşa sürüklenmesi, karşı tarafta yer alan Rusya, İngiltere ve Fransa’nın büyük tepkilerine ve saldırgan tutumlarına yol açtı. Bu durumdan nasibini alan Trabzon, Nisan 1916’da Ruslar tarafından işgal edildi, Şehir ve çevresini hakimiyet altına alan Ruslar, yayınladıkları emirlerle Türklerin haklarını kısıtlayan, bunun yanında azınlıkta bulunan Rumları şımartan tavırlar sergilediler. Trabzon halkının büyük bir kısmı bu durum karşısında muhacir olup batıya doğru göçe başladılar. Rumlar ise kurdukları çetelerle geride kalan Türklere karşı saldırılarını artırarak hayali Rum-Pontus Devleti’ni kurmak için çalışmalarını hızlandırdılar. Nihayet 1917’de Rusya’da gerçekleşen Bolşevik İhtilali ile Rus Ordusu dağınık biçimde işgal ettiği Türk topraklarını terk etmeye başladı. Bu geri çekilme sonucunda Trabzon 24 Şubat 1918’de işgalden kurtarıldı. Yeniden Türk hakimiyetine geçen Trabzon, bu kez, oldukça harap bir şekilde bulundu. Evler, camiler ve mezarlıklar tahrip edilmiş, bağ ve bahçeler bakımsız halde bırakılmış, halk ise gerek sağlık şartları ve gerekse saldırılar sonucu bitkin durumda kalmıştır.

    Mondros Mütarekesiyle I. Dünya Savaşından yenik ayrılan Osmanlı Devleti Itilaf Devletlerinin bir çok yaptırımı ile karşı karşıya kaldı. 19 Mayıs 1919 tarihinde Atatürk’ün Samsun’a çıkışıyla başlayan bağımsızlık sürecinde Trabzon ve Trabzonlular başarıyla mücadele ettiler. Kurulan “Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” Rum-Pontus ve Ermeni isteklerine yoğun tepki göstererek set çekmeyi başardı. Nihayet, İstiklal Harbinin kazanılması ve 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin İlanıyla Trabzon, Türkiye Cumhuriyeti içerisinde bir vilayet merkezi olarak yerini aldı.

    Yunanistan ile karşılıklı yapılan nüfus mübadelesi antlaşması ile kent merkezinde ve kırsal kesimde yaşayan Rum azınlık Yunanistan’a gönderildi. Yeniden yapılanan Trabzon’u 1924, 1930 ve 1937’de yaptığı ziyaretten ile onurlandıran ulu önder Atatürk bu şehre ve halkına verdiği değeri önemle vurgulamıştır.

    Cumhuriyet dönemiyle yeni bir çehreye bürünen Trabzon, zengin tarihi mirası, eğitim kurumları, ulaşım hizmetleri, sağlık kuruluşları ve ticari faaliyetleri ile gittikçe büyüyen modern bir şehir olma özelliğini sürdürmektedir

  • Trabzon Tarihi Eserler  
       
     
    Sümela Manastı
    Trabzon'un Maçka İlçesinin Altındere Köyü sınırları içinde, Altındere vadisine hakim Karadağ'ın eteklerinde sarp bir kayalık üzerine kurulmuş olan Sumela Manastırı, halk arasında “Meryem Ana” adı ile anılır. Vadiden yaklaşık 300 metre yükseklikte bulunan yapı, bu konumuyla manastırların şehir dışında, ormanlarda, mağara ve su kenarlarında kurulma geleneğini sürdürmüştür.
    Meryem Ana adına kurulan manastırın “Sumela” adını “siyah” anlamına gelen “melas” sözcüğünden aldığı söylenmektedir. Bu ismin manastırın kurulduğu koyu renkli Karadağlar'dan geldiği düşünülmekte ise de, Sumela kelimesi buradaki Meryem tasvirinin siyah rengine bağlanabilmektedir. Detaylı Bilgi >>
     
       

     
       

     
       
    Ayasofya Müzesi
    Günümüzde müze olarak kullanılmakta olan Trabzon Ayasofya Kilisesi, 1. Manuel Komnenos zamanında (1238-1263) inşa edilmiştir.
    Fatih Sultan Mehmet'in 1461 yılında Trabzon'u fethini takiben yapı, camiye çevrilmiş ve vakıf eser olmuştur. Ayasofya, yüzyıllar boyunca şehri ziyarete gelen seyyah ve araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Trabzon üzerine anlattıkları ile ünlü Evliya Çelebi (1648), Pitton Tournefort (1701), Hamilton (1836), Texier (1864), Trabzonlu Şakir Şevket (1878) ve Lynch (1893) yapıya önem veren kişiler arasındadır.
     
    1868 yılında harap durumda olan caminin Bursa'lı Rıza Efendi'nin teşvikleriyle yeni baştan onarıldığı bilinmektedir. Bina I. Dünya Savaşı yıllarında sırası ile depo, hastane daha sonraları yine cami olarak kullanılmıştır. 1958-1962 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Edinburg Üniversitesi'nin işbirliği ile restore edilerek 1964 yılından sonra müze olarak ziyarete açılmıştır.
    Geç Bizans kiliselerinin güzel bir örneği olan yapı, kare-haç planlıdır ve yüksek bir merkezi kubbeye sahiptir. Nartex denilen giriş holüne sahip olan bina üç neflidir. Neflerden ortadaki beşköşeli, yanlardakiler ise yuvarlak birer apsisle son bulmaktadır. Nartex' in üzerinde şapel vardır.
     
    Yapının kuzey, batı ve güneyinde üç revaklı giriş bulunmaktadır.
    Kubbe ve kasnağı oniki köşelidir. Kubbe monoblok dört mermer sütun, kemerler ve pandantiflerle taşınmaktadır. Yapı ana kubbenin etrafında değişik tonozlarla örtülmüş, çatı farklı yükseklikler verilerek kiremitle kaplanmıştır.
    Üstün bir işçiliğin görüldüğü taş plastiklerde Hıristiyan sanatının yanı sıra Selçuklu Dönemi İslam sanatının da etkileri görülmektedir. Kuzey ve batıdaki revak cephelerinde görülen geometrik geçmeli bezemeleri içeren madalyonlarla, batı cephesinde görülen mukarnaslı nişler Selçuklu taş işlemelerindeki özellikleri taşımaktadır.
    Binanın en görkemli cephesi güneyidir. Burada Adem'le Havva'nın yaratılışı kabartma olarak bir friz halinde anlatılmıştır.
     
    1.Sahnede; Adem ile Havva' nen yaradılışı
    2.Sahnede; Adem ile Havva'nın cennette yaşayışları
    3.Sahnede; Yasak elma
    4.Sahnede; Adem ile Havva'nın cennetten kovuluşları
    5.Sahnede; ilk cinayetin tasviri (Kabil'in Habil' i öldürmesi) tasvirleri yer almaktadır.
     
    Yine bu cephede kemerin kilittaşı üzerinde Trabzon'da 257 yıl hüküm süren Komnenosların sembolü olan tekbaşlı kartal motifi bulunmaktadır. Benzer bir kartal tasviri ana apsisin dışında doğu tarafta yer alır. Bu cephede, kentaur - grifon gibi mitolojik varlıklar, güvercinler, merkezlerinde yıldız ve hilal bulunan kare panolar, içleri bitkisel motifli madalyonlar yer almaktadır.
    Yapının ana kubbesinin altına rastlayan kısmında opus-sectula tarzında çok renkli mermerden yapılmış bir yer mozaiği bulunmaktadır.
     

       

       

       
     
    Kızlar Manastırı
    Boztepe'nin yamacında şehre hakim bir mevkide kurulmuştur. İki teras üzerine inşa edilen manastır kompleksi yüksek bir koruma duvarı ile çevrilmiştir. Manastır III. Alexios zamanında (1349-1390) kurulmuş birkaç defa onarılmış som şeklini 19. yüzyılda almıştır. İlk olarak güneyde içinde kutsal su bulunan kaya kilisesi ve onun girişindeki şapel ve birkaç hücreden ibarettir. Kaya kilisesinin içerisinde kitabeler ve Alexios III karısı Theodora ve annesi Eirene' nın portreleri yer almaktadır.
     

       

       

     
       
    Santa Maria Kilisesi
    Sultan Abdülaziz'in müsaadeleriyle inşaatına başlanılan Merkez Kemerkaya Mahallesinde bulunan tarihi tescilli yapı, Vatikan idaresi tarafından 1852-1874 yılları arasında yaptırılmıştır.
    Etrafı yüksek duvarlarla çevrili bahçe içerisindeki kilise, lojman ve ek binalarla oluşan bir komplekstir. Ayrıca, Samsun'daki katolik kilisesi içerisinde asılı bulunan tarihçede Trabzon'daki katolik kilisesinin yapımı için 1845'de bir heyet oluşturulmuş, evin inşaasına 1852 yılında başlanıldığı, kilisesinin ise 1869-1974 yıllar arasında yapıldığı belirtilmektedir.
     
       
    Kuştul Manastırı
    Bu manastır Trabzon'un Esiroğlu Beldesinin Kuştul (Şimşirli) ismi verilen köyündedir.
    Yapının bulunduğu yere gidiş şöyle olmaktadır. Önce Esiroğlu Beldesine gidilip, oradan minibüs veya jiip kiralanır. Soldaki yol takip İkidere Köyüne gelinir. Bu köyde yol ikiye ayrılır. Yolun biri sağa diğeri sola gider. Sağa giden yol yamaçta bnulunan Konaklar Köyüne varır. Buradan Kuştul daha uzak olmasına rağmen ulaşım daha iyidir. Katır veya yaya olarak gidilirse manastıra bir-iki saatte varılabilir.
    Vadinin tabanından dirsek şeklindeki kaya üzerine oturtulan bu yapı, kale gibi, vadiye hakim bir tepede kurulmuştur.. Maçka yolu üzerinde ve bağımsız bir amir gücüne sahip olan, üçüncü manastırdır. MS. 752 yılında kurulduğu söylenen bu manastır 1203 senesinde yağma edilip, terk edildi. Ama 1393 yılında tekrar kurulup 15. yüzyılın başında yine eski önemini kazandı. Bu asrın binalarının çoğu 1904 yılında çıkan büyük bir yangınla harap olduktan sonra manastır, bir daha inşa edilmiştir.
     

     
       
    Vazelon Manastırı
    Bu manastıra Maçka'yı 14 km geçtikten sonra iki yolla gidilmektedir. Birinci yol; Kiremitli kahvelerinden yaklaşık 500 m . sonra sağa ayrılan, yeni yapılmış stabilizedir. Diğeri ise; Kiremitli köyünden vadiye inip, vadiden 2,5-3 saatlik yaya gidilmesi gereken yoldur. Fakat bu yol zahmetli ve daha uzun olduğu için tercih edilmez. Birinci yol daha iyi ve emindir. Manastıra giden yol dik olmasına karşın, çam ormanlarının içinden geçip, güzel çiçek kokularını teneffüs ederek bakir manzarayı görünce, bu zahmete gerçekten değdiğini anlarız. Yolun sonunda manastır binası karşıdan bütün ihtişamıyla gözükür.
     
    Yapının, Vazelon ismini kurulmuş olduğu “Zabulon Dağı” ndan aldığı görüşü kuvvetli ihtimaldir. Manastır ıssız, sakin yerde seçilmesi, ona daha kutsal bir hava vermek istenmesindendir. (bu gibi yapıların Trabzon ve çevresinde, evvelce Hıristiyan Halk tarafından içinde kutsal bir suyun bulunduğu “Ayazma” etrafında yahut yakınında kurulması önemli etkenlerden birisi olmuştur).
    Çoğu araştırmacı yapının tarihini kesin olarak vermemekle birlikte; bazıları ilk inşa tarihini MS. 270 , bazıları MS. 317 olarak belirtir.
     
    Manastır, Yahya Peygamber'e adanmıştır. Fakat ilk kuruluşu ile bugüne kadar çeşitli değişiklikler geçirdiği kesindir. (527-565) yılları arasında Justinyen tarafından tamir ettirilmiştir. 644 yılının Şubat ayında hücreler tamamen tamir edilip, kütüphanesi zenginleştirilmiştir. 702 yılı ile onu izleyen yıllar içinde esaslı şekilde yenilenmiştir. Vazelon Manastırı, 13. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar Maçka'nın ekonomik, sosyal ve kültürel hayatında etkinliğini sürdürmüştür. 14. yüzyılda sahip olduğu arazi ve geliri 1890 yılına kadar yirmi köyde devam etmiştir.. Vazelon Manastırı vaktiyle bölgede bulunan manastırların en yetkilisi ve zengini durumundaymış. Bir rivayete göre; Vazelon geliri ile bir Sumela Manastırı daha yapılabilirmiş. Manastır 19. yüzyılda etraflıca onarılmıştır. Binayı batı kısmındaki merdivenle girilmektedir. Merdiven basamakları kırık olduğundan, yukarı çıkarken dikkatli olmak gerekir.
     
    Bugün zemin kat kısmı sağır kapı ve pencereler ile kapalıdır. Fakat birince kata bahsedilen merdivenle çıkıldığında, küçük bir antre ile karşılaşırız. Bu kısmın sağında ve solunda iki dar koridor vardır. Bu koridorlara sağdan ve soldan üçer olmak üzere toplam altı oda açılmaktadır. Odaların tavan kısımları ahşap olduğundan günümüze gelememiştir. Girişteki ek kısmın 19. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Çok pencereli çok pencereli bir karaktere sahip, sert taşlardan ibarettir.
     
    Manastırın asıl eski bölümüne evvelce ahşap bir merdivenle çıkıldığı için, bu merdiven halen yoktur. Diğer kata geçmek için tırmanarak, yahut alt katta bulunan gizli dehlizlerden sürünerek varılabilir. Tournefort, bu manastırı ziyaret sırasında bahsettiği merdiven bu kısımda olsa gerek. “Buradaki keşişler, manastıra ilkel olarak yapılan bir merdivenle çıkarlar. Bu merdiven; gemi direği büyüklüğünde, iki meşe ağacı gövdesinden ibarettir. Bunlar duvara yaslanır. Bunların yardımı olmaksızın, ben binaya çıkabilmek için iyi bir ip cambazı olmalıydım” diyor.
     
    Eski manastır bölümüne çıkıldığında, bazı bina kalıntılarına rastlanır. Soldaki büyük kısmın yemek salonu, ona bitişik olanın ise manastır görevlilerine ait olduğu sanılmaktadır. Sağdaki binalar ise; su kanallarından anlaşıldığına göre mutfak ve yemekhane idi. Bunların yukarısında üzeri tonozla örtülü büyük bir su sarnıcı bulunmaktadır. Bunun yanıbaşında ise üç nefli bir Bizans kilisesi bulunmaktaydı. Kilisenin apsis kısmında nişler halen mevcut olup, girişi kuzeydendir. Batısında bulunan iki kapının açıldığı mağara hücresi, manastırın ilk kiliseciği için uygun yerdir. Kilisenin kuzey dış duvarındaki freskler, son hüküm (mahşer günü) , İsa'nın bin yıllık denilen kürsüsünün hazırlanışını, cennet-cehennemi tasvir ederler.
    Manastır ve bölümlerinin üzerleri ahşap olduğundan bugün çürümüş ve yıkılmıştır. Bina 1923 yılında terkedilmiştir.
     

     
       
    Kaymaklı Manastırı
    Trabzon'un 3 km güneydoğusunda Boztepe'nin Değirmendere vadisine bakan yakasında kurulmuştur. 1424 yılında inşa edilmiştir. Yapılar topluluğu dikdörtgen alan içerisinde, ortada tek apsisli kilise, kuzey batıda çan kulesi, güney doğuda ise küçük bir şapel ve manastır hücrelerinden oluşmaktadır. Manastır yapıları birçok defa onarım görmüştür. En eski kısım kilisenin beşken apsis bölümüdür. Kilise içerisindeki freskler 18. yüzyıla tarihlenmektedir.
     

       

       

     
       
    Trabzon Kalesi
    Büyük bir bölümü ayakta kalan surlar şehrin eski yapılarını oluştururlar. Bugünkü surların en eski bölümü Roma devrine MS 5. yüzyıla tarihlenmektedir. Surların daha eski safhaları hakkında tarihi kaynaklar bilgi verirler. MÖ. 5. yüzyılda şehri gören Kesenefon surların varlığından sözetmektedir. Trabzon surları Yukarı Hisar, İçkale, Orta Hisar ve Aşağı Hisar olmak üzere üç bölüme ayrılmaktadır.
    Yukarı Hisar ile Orta Hisar, Kuzgun Dere ile İmaret (İskeleboz ) deresi arasındaki yüksek kaya kitlesi üzerine kurulmuştur. Bu bölüm kalenin en eski bölümünü meydana getirmekte ve kaba olarak bir yamuğa benzemektedir. Şehrin adı bu Trapez-Trabezus yamuk şeklinden gelmektedir.
     
       

     
       
    Gülbahar Hatun Camii ve Türbesi
    Kendi adıyla anılan mahallede Atapark'ın güneyinde yer alan bu cami Yavuz Sultan Selim zamanında annesi Gülbahar Hatun adına 1514 tarihinde yaptırılmıştır. Zamanla, etrafındaki Medrese, İmaret, Mektep, Darü'l-Kurra ve Türbe ile bir Külliye oluşturmaktaydı. Bugün diğerleri yıkılarak sadece doğusundaki Türbe ayakta kalmıştır.
    Cami, kare harim üzerine tek kubbe, yanlarda camiye dahil olmuş bulunan birer kubbeli tabhane, 5 kubbeli son cemaat yeri ile kuzey-batı köşesindeki minareden oluşmaktadır. Kesme taşlardan yapılan camiye kuzey cephesindeki ana giriş kapısından girilmektedir. Ayrıca, yanlardaki zaviyelere de düz altlıklı sivri sağır kemerli birer kapı açılmaktadır. Son cemaat yeri altı mermer sütun üzerinde beş kubbeli olup, orta kubbe köşelikleri mukarnaslıdır. Başlıklar baklavalıdır. Son cemaat duvarına harimden iki alt ve bir üst pencere açılmaktadır. Cümle kapısı sivri kemerli bir niş içinde basık kemerlidir. Bu kapının üzerinde 1883-1884 yıllarında yapılan onarıma dair bir ayet kitabe yer almaktadır. Bugün son cemaat yeri üç taraftan bir saçakla çevrilidir. Harimi örten kubbenin köşelikleri pandantiftir. Dışardan on iki (12) kenarlı bir kasnağa oturur.
    Rumi taçlı mermer bir mihrap ve mermerden sade bir minberi vardır. Caminin minaresi, bir kenarı ile yan duvara yapışık sekiz kenarlı bir kaide, sade pabuç, iki sıra ve bir sıra beyaz taşlarla örülen gövdeye sahiptir. Minarenin şerefesi üç sıra ve iri bademli ve sarkmalı, korkuluk altı köşe kabartmalı ve sağırdır.
     

     
       
    Altındere Köyü Kilisesi
    Yapım Yılı: 1876
    Maçka İlçesi Altındere köyünün meyilli bir kesiminde bulunur. Kesme taş malzeme ile yapılmış kilisenin örtüsü kırma çatı olup, oluklu kiremitle kaplıdır. İç mekana giriş kuzey ve batı yönde açılmış birer kapıyla sağlanır. Kuzey yöndeki kapının söveleri kesme taş malzemeyle yapılmış olup silmeyle hareketlendirilmiştir. Tek kanat halinde düzenlenen kapının yüzeyi kabartma şeklinde işlenmiş vazodan çıkan üzüm asmasıyla süslüdür. Giriş üzerine bulunan yuvarlak kemer içerisine alınmış bölümde 1876 tarihi yazılıdır.
    Orjinalde üç apsis bölümü sonradan ortadan kaldırılarak duvarla örtülmüştür. Kilise bir dönem cami olarak kullanılmıştır.
    Günümüzde boş olan kilisenin iç mekanı dört sütunla 3 sahına ayrılmıştır. Orta sahın yan sahınlarına nazaran daha geniş tutulmuştur. Sahınların üzeri birer beşik tonozla örtülüdür. İç mekanı beyaz badana ile boyanmıştır. Badana altında yer alan fresk izlerine rastlanır. Ana apsiste, Hz. İsa ile Meryem ve çocuk İsa figürlerine yer verilmiştir.
    Bağışlı Köyü Kilisesi
    Yapım Yılı: Bilinmiyor
    Maçka ilçe merkezine 18 kilometre mesafede bulunan Bağışlı köyündedir. Önemli ölçüde harap olan kiliseden günümüze beden duvarları ve ana apsis kalabilmiştir. Kuzeyde tek girişe sahip kilisenin kemer kısmı sivridir. Apsiste tek mazgal pencereye yer verilmiştir. Örtüsü beşik tonoz şeklinde düzenlenmiştir. Kilise, Bizans dönemi üslubunu taşır.
    Coşandere Köyü Verizana Kilisesi
    Yapım Yılı: Bilinmiyor
    Maçka-Sümela karayolunun sağında fındıklık içinde bulunan kilise kalıntısı 3 apsisli. 3 sahınlıdır. Sahınlar kemerlerle birbirinden ayırılmıştır. Giriş batıdandır. Orta küçük apsiste fresk kalıntıları vardır. Bizans dönemi üslubundadır.
    Çamlıdüz Köyü Kilisesi
    Yapım Yılı: Bilinmiyor
    Maçka ilçesi Çamlıdüz köyünde bulunur. Ana kaya kitlesi üzerine inşa edilmiş kilise, çevreye hakim bir konumdadır. Çevresi duvarla korumaya alınmıştır. Moloz taşla inşa edilmiş kilisesin çatı kısmı semer kırma olup, kiremitle kaplıdır.
    Kuzey ve güney yönde açılmış aynı eksen üzerinde bulunan birer kapıyla iç mekana geçilir. Tek apsislidir. Duvara gömülü payelerin desteklediği üst örtü beşik tonoz şeklinde düzenlenmiştir. Apsiste bir adet mazgal pencereye yer verilmiştir.
    Apsis kısmında kare ve dikdörtgen formlu iki niş yer alır. Kilise, Bizans dönemi üslubunun örneklerindendir.
    Aşağı Temelli Köyü Kilisesi
    Yapım Yılı: 19. yy
    Maçka ilçesi Esiroğlu Beldesi'ne bağlı Aşağı Temelli köyünde bulunmaktadır. Düzgün kesme taştan yapılmış olan bina 4 taş sütun üzerine oturan merkezi kubbeye sahiptir.
    Yan mekanların beşik tonozlu olduğu kilisenin girişi kuzeydendir. Doğusunda bulunan apsis kısmı dışardan yıkılmış olup, camiye çevrildiğinden içerden duvarla örülerek kapatılmıştır. Güneyinde mihrap ve yıkılmış durumda ahşap minberi bulunmaktadır. Mihrabın tahrip olmuş tac kısmı ise boyayla yapılmış bitkisel bezerine ile süslenmiştir. Kuzey girişinin üzeri ahşapla kapatılarak mahfil oluşturulmuştur. Kilise; Bizans üslubu özellikleri taşımaktadır.

    Köyü Mintantoz Kilisesi

    Yapım Yılı: Bilinmiyor

    Maçka ilçei Ocaklı köyü, aşağı mahallede yer alan kilise, düzgün kesme taştan yapılmış olup, doğusunda apsisi vardır. 3 sahınlıdır. Her iki tarafta 3'er tane olmak üzere 6 taş sütun tavanı taşımaktadır. Ortada kubbesi vardır. Ancak yıkılmıştır. 3 apsislidir.
    Bizans üslubu etkisindeki kilisenin girişinde düzgün bir taş işçiliği görülür. Ortada giriş çevresinde 3 silmeli ve kademeli bir kapı ile söveye sahiptir. Kapı sövesi iki kemerle son bulur. Her iki kemer arasında 4 kollu haç vardır. Kemer başlangıcında da palmet motifleri görülür.
    Giriş üzerinde; kanatlı kuyruklarından birbirine dolanmış iki yaratık, ağızlarında kartuş tutmaktadır. Ortada bir haç ve iki yanında ayın hilal ve dolunay şekillerini gösteren simgeler yer alır. Üstte ise boş bir kitabe yeri vardır. Girişte sağ tarafta 3 pencere, apsislerde de birer pencere bulunmaktadır. Yan apsislerde büyük ve küçük nişler vardır. Sol apsisteki büyük nişin tac kısmında yarım oyuk küre bulunmaktadır. Büyük apsisin üst kısmına yuvarlak mazgal pencere yerleştirilmiştir. Bu pencere hac şeklinde olup, kollar arası boştur. Büyük apsisten yan neflere kemerli geçişler mevcuttur.
    Girişte, orta sahındaki beşik tonozlarda büyük daire içinde Hz.İsa'nın portesi ve yanlarda kanatlı melekler yer almıştır. Hemen girişteki tonozda da daire içinde kesik el betimlenmiştir. Kilisenin sol duvarında ise çok sayıda betimler bulunmaktadır.
    Yazlık Köyü Kilisesi
    Yapım Tarihi: Bilinmiyor
    Maçka ilçesi Yazlık köyü merkez camisinin batısında, köyün aşağı kesiminde yeralan kilise oldukça tahrip olmuştur. 3 nefli ve 3 apsislidir. Giriş batıdan olup, üzerinde penceresi bulunmaktadır. Muhtemelen üzeri kemer tonozluydu. Ancak yıkılmıştır. Duvarlar üzerinde fresk kalıntıları gözlenmektedir.
    Akçakale
    Trabzon'un 18 km batısında bulunan Akçakale'de denize hâkim bir terasta ilçeye ismini veren kale yer almaktadır. Kalenin 1297-1330 yılları arasında İmparator Aleksios11 tarafından Selçuklulara korunmak amacıyla yaptırıldığı sanılmaktadır. Trabzon'un fethinden sonra Kale yedi yıl daha savunulmuş ve sonra Fatih Sultan Mehmed'in komutanlarından Mahmut Paşa tarafından ele geçirilmiştir. Kuşatma sonunda şehit düşen Mahmut Paşa da kaleye gömülmüştür. Osmanlı döneminde onarım geçiren ve bazı yeni ilavelerle genişletilen kale önemli bir askeri üs olma özelliğini yüzyılımızın başlarına kadar korunmuştur.
    Moloz ve kesme taştan yapılan kalenin birçok bölümü yıkılmış olmasına rağmen yinede orijinal görünümünden pek fazla uzaklaşmamıştır. Ancak katlar arasının ahşap oluşu bu bölümlerin günümüze ulaşmasını engellemiştir.
    Cephanelik
    İreni ve Fatih kulesi olarak bilinen yapının Yıldız Sarayı albümlerindeki resminin altında H.1305 yılında yaptırıldığı yazılıdır. Kapısı üzerinde II.Abdülhamit tuğrası ve kitabe de bunu doğrular. Cephaneliğin 1887 yılında yaptırıldığı kesin olarak anlaşılmaktadır.
    Yaklaşık 25-40 m. çapında iç içe dairevi iki bölümden oluşmaktadır. İç bölüm dört, dış bölüm ise üç katlıydı. İç ve dış yapılarda oval kemerli üçer adet pencere bulunmaktadır. Yüksek bir koruma duvarı içine alınmış olup batı yakınında ise karakol hanesi vardı. 1916-1918 Rus işgali sırasında mühimmat deposu olarak kullanılmış ve 9 Temmuz 1919'da bir patlamayla örtüsü yıkılmıştır.
    Küçük Ayvasıl Kilisesi
    Şehrin en eski kiliselerinden birisidir. Üç nefli bir bazilikadır. Narteksi yoktur. Nefler içten ve dıştan yuvarlak planlıdır. Zemininde kriptası bulunur. Naosta T şekilli iki ayak ile iki İon başlıklı sütün bulunur. Giriş kapısında bir Bizans kabartması ile 884-885 tarihinde I. Basil zamanına ait onarım kitabesi bulunmaktadır. İçerisinde daha geç dönemlere ait fresk kalıntıları bulunmaktadır.
    Alaca Han
    Büyük İmaret (Hatuniye) camisinin doğusunda yer alır. Yavuz Sultan Selim'in annesi Gülbaharhatun için 1506 yılında yaptırılmıştır. Türbe iyi bir taş işçiliği gösterir. Sarımsı renkli kesme taşlardan inşa edilmiştir. Pençerelerinin tahfif (sağır) kemerlerinde olduğu gibi gri taşlar dekoratif olarak kullanılmıştır. Sekizgen planlı türbe gövde üzerinde yine sekizgen bir kasnağa sahiptir. Kubbe sekiz köşeli olup kurşunla kaplanmıştır.
    Vakıf Han
    Bedestenin kuzey batısında yer alır. Üç katlı avlulu bir handır. Birlikte inşa edildiği güneydoğu kısmındaki caminin şadırvanı üzerindeki kitabeye göre Hicri 1196 Miladi 1781 yılında Hacı Yahya adında bir hayırsever tarafından yaptırılmıştır. Zemin katın esas girişi doğudandır. Açık avluyu revak ve arkasındaki odalar çevirir. Birinci katın girişi güneydedir. Bu katta cephede dört dükkan, şadırvan ve caminin giriş kapısı bulunmaktadır. Avlu etrafında sıralanan odalar farklı büyüklüktedir. Kuzeyde orta kısımda bir eyvan yer alır. İkinci katta revaklı avlu odaları ve cami bulunmaktadır. Bu caminin güneydoğu köşesindeki minaresi yıkılmıştır.
     
    Bedesten
    Trabzon çarşısının merkezinde yer alan şehrin en eski ticaret yapısıdır. Dıştan 20.60 x 22.60 m boyutlarıyla kaleye yakın dikdörtgen planlıdır. Türk Bedestenleri içerisinde tek kubbeli olan tek örnektir. Ayrıca yapı Gülbaharhatun Vakıfları arasında gösterilmiştir. Bunun için yapının fetihten sonra 15. yüzyılın sonlarında yapıldığını söyleyebiliriz.
     
    Taşhan
    Osmanlı dönemi avlulu, iki şehir hanlarının güzel bir örneğidir. Kaynaklara göre 1531-1533 yılları arasında Trabzon Valisi İskenderpaşa tarafından yaptırılmıştır. Muhtelif zamanda yapılan onarımlarla günümüze gelmiştir. Kuzey cephesine geç devir dükkanları eklenmiştir. Duvarlar düzgün yontu taştan yapılmıştır. Revak kemerleri ve tonoz örtü tuğladır. Önceleri alaturka kiremit kaplı çatısı 1980 yılındaki onarımda beton mozaik olarak değiştirilmiştir.
     
    Çakıroğlu Konağı
    Trabzon'un Of ilçesi'nin Sarıağaç köyünde bulunan konak İsmail ağa tarafından H.1237 (1821) yılında yaptırılmıştır. Konağın zemin katı kesme taş olup, kış odası, kiler ve ambar burada yeralmaktadır. Ahşap Bağdadi kaplamalı ikinci kattaki oda sayısı tam olarak bilinmemektedir.

    Çakırağa konağı, 1979 yılında Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce onarılarak günümüze kadar ulaşmıştır.

     
       
    Kundupoğlu Evi
    Yarımbıyıkoğlu evinin güneyinde yer alır. Sadece bir kısmı ayakta kalmıştır. Zamanında dar sofalı planlıydı. Bugün onarılan fevkani, üst oda alçı, ahşap oyma ve kalem işi süslemelere sahiptir. 18. yüzyıla tarihlenmektedir.
     
    Yarımbıyıkoğlu Konağı
    Pazarkapı Mahallesinde Kundupoğlu sokaktadır. 2 katlı dış sofalı planlı bir evdir. Kötü onarımlarla süsleme özelliklerini yitirmiştir. Kitabesinden1706 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır.
     
    Memişoğlu Konağı
    Sürmene ilçesinin 4 km. doğusunda ana yolun üzerinde yer almaktadır. İki katlı büyük bölümü taştan yapılmış ve ahşap işçiliği ile ünlüdür. Yapılış tarihi bilinmemekle birlikte 18. Yüzyıla tarihlenmektedir.
     
    Ortahisar Evleri
    Eski Türk evlerini ön plana çıkartan en önemli unsur geleneksel mimari tarzındaki fonksiyonellik ve estetiktir. Bu evler bir yandan kentsel konumları ile diğer yandan mimarileriyle dikkate değerdirler. Eski Türk evleri yüzlerce yıllık bir süreçte oluşan Türk kent kültürünün günümüzde yaşamaya devam eden en önemli yapı taşlarıdır.
     
    Nemlizade Konağı
    Gazi Paşa Mahallesi'nde, Nemlizade Hacı Ahmet Efendi tarafından yapımına başlanmış,1892 yılında tamamlanmıştır. Haremlik Selamlık bölümlerden oluşan dört katlı, dönemin Avrupai üsluplarını yansıtan bir yapıdır. Haremlik bölümünün zemin kat salon ve odalarında Kütahya çinileriyle oluşturulmuş panolar bulunmaktadır.
     
    Orta Mahalle Evleri
    Anadolu'nun kimi bölgeleri "Örnek Evler" niteliğini taşıyan yerleşme örnekleri açısından günümüze kadar önemli değişiklikler geçirmeden gelebilmiştir. Bu yerleşmeler arasında Akçaabat-Orta Mahalle Evleri Karadeniz Bölgesinde en önde gelenlerden birisi olarak sayılabilir.
    Trabzon  Doğal Güzellikler  
     
    Uzungöl
    Trabzon'a 99 Km. ve Çaykara ilçesine 19 Km. uzaklıkta, deniz seviyesinden 1090 m. Yükseklikte bulunan Uzungöl, dik yamaçları ve muhteşem orman örtüsü ile Alplerin güzelliğini geride bırakmaktadır. Vadinin ortasında bulunan ve yamaçlardan düşen kayaların Haldizen deresinin önünü kapatmasıyla oluşmuş göl “Uzungöl” olarak bilinir ve çevreye aynı ad verilmiştir. Özellikle yakınındaki “şerah” köyünün yöreye uygun tarzda yapılmış eski ahşap evler, doğanın güzelliğini tamamlar.
    Yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgisini çeken Uzungöl, sahip olduğu turistik potansiyeli bakımından çok zengindir. Çevrede trekking, kuş gözlem, botanik amaçlı turların yanı sıra daha yükseklerdeki dağların arasındaki göllere veya yakınlarındaki Şekersu, Demirkapı, Yaylaönü gibi diğer yaylalara geziler düzenleme olanağı vardır. Yaban hayatı bakımından Uzungöl çevresindeki dağlarda ayı, kurt, yaban keçisi, tilki, Kafkas dağ horozu gibi hayvan türleri barınmaktadır. Detaylı Bilgi>>
     
       

       
     
    Çalköy Mağarası
    Düzköy İlçesinin 5 km. güney kapısında denizden 1050 m. yükseklikte olup, aydınlatma ve gezi platformları vardır. Mağaranın içinde dış atmosfere dolinlerle olan irtibatı nedeniyle rahat bir hava haraketi vardır. Girişte kuru olan mağara atmosferinin mağaranın içerisinden akan dere nedeniyle iç kısımlarda nem bir kat daha artmaktadır.
     

       

     
       
    Sera Gölü
    Trabzon'un batısındaki Sera deresi üzerinde, kıyıdan 8 km. içerde Demirtaş köyü yakınında bulunmaktadır. Dağ yamacının, 20 Şubat 1950'de kayması ile oluşan bir baraj gölüdür. Göl Akçaabat'ın Serasor bucağında ve Akçaabat yolundan 4- 5 km. içerdedir. Barajın arkasında, vadi boyunca 4 km .lik bir uzunluk gösterir. Genişliği 150- 200 m. arasında değişir. Gölü oluşturan toprak baraj, oluştuğu tarihten bu yana aşındığı için su düzeyi yavaş yavaş azalmaktadır. Gölde çok fazla miktarda kerevit bulunmaktadır.

       

     
       
    Balıklı Göl
    Bölgenin coğrafi yapısı nedeniyle oluşan bir göldür. Balıklı Gö

    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


    14/3/2007 - Tokat
    Bulundugu yer: Gezi-Seyahat

    Tokat
    Fotoğraflar
    Tokat İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
    Foto Asil / Azimet Çiçek
    G.Hakan Felek
     

    Tokat, Orta Karadeniz Bölgesinin iç kesiminde yer alan, tarihi kültürel ve doğal güzelliklerini koruyarak günümüze kadar taşıyan ender bir Anadolu şehridir.
    İlimizde merkez ilçe dahil 12 ilçenin yanında 65 belde ve 609 köy mevcuttur.2000 yılında yapılan nüfus sayımına göre il toplam nüfusu 828027 olup, bu nüfusun 113.100’ü merkez ilçede yaşamaktadır.
     

     

     

    Tokat ilinin ilçeleri; Almus, Artova, Başçiftlik, Erbaa, Niksar, Pazar, Reşadiye, Sulusaray, Turhal, Yeşilyurt ve Zile'dir.  

     

     

    Tokat / Tarihi  
     
    Tokat, uygarlıkların merkezi olan Anadolu' da, zengin doğal kaynakları, jeostratejik konumu nedeni ile, beyliklerin, devletlerin ve imparatorlukların yaşama ve fetih alanı olmuştur. Orta karadeniz dağlarından güneye, Anadolu'nun içlerine doğru, değişik rakımlarda dizi dizi yaylalar, ovalar, bağ ve bahçeler içindeki akarsularıyla, Dünyada benzeri az olan bu cennet İlimiz, canlı ve zengin tarihinin izlerini bugün de yaşatmaktadır.
    Tokat Merkez olmak üzere, Zile'den Reşadiye'ye, Erbaa ve Niksar'dan Artova'ya kadar, ilçe ve köylere yayılmış sayısız tarihi varlıklarımızın pek çoğu, 5000 yıldan bu yana istilalar, savaşlar, depremler ve tahribatlarla yok olmuş veya yıkılmışlardır. Yer altında kalanlar gün ışığına çıkarılmayı beklerken, günümüze kadar oluşan pek çok anıt eser de yeterince korunamamaktadır. Büyük Atatürk'ün "Misak-ı Milli" diyerek, sınırlarını çizdiği engin tarihi değerlerini araştırmak, ortaya çıkarmak, korumak, yeni kuşaklara ve tüm dünyaya tanıtmak, kültürümüzün, yurt sevgimizin bugünü ve geleceği için milli görevimizdir.    
             
    Büyük Hitit İmparatorluğu batıdan gelen Balkan kavimleri önünde dağılıp güney doğuya göçerken, Balkan asıllı Frig kavimleri, 500 yıl sürecek uygarlıklarını Anadoluda kurmaya başlarlar. Sonraları. doğudan güçlü Pers, batıdan Büyük İskender istilası Anadoluyu baştan sona aşar. M.Ö. 4. yüzyıla geldiğimizde, bölgenin eski halkı hatti'ler, Hitit'ler, Hurri'ler Mitanni'ler, Frig'ler zaman içinde yeni kavimlerle kaynaşmış, terk ettikleri kentler üzerine, Pers, Helenistik ve Pontus kentleri kurulmaya başlanmıştır. Tokat ilindeki Kelkit, Yeşilırmak ve Çekerek nehirleri boyunca kurulu Hitit ve Frig yerleşim alanları, M.Ö. 2500-400 arasında, yüksek düzeyde sanat ve kültür yaşamına sahip olmuştur.

     
    M.Ö. 6. yüzyıl ortalarından, 4. yüzyılın sonuna kadar Pers egemenliğine giren Anadolu'da Tokat ve çevresini yöneten güçlü Satrapları M.Ö. 333 de Büyük İskender'in hızlı ve hırslı istilası ile şaşkına dönen mağrur Pers kralları teslim olurken, Anadolu'da helenistik çağ başlamaktadır. 300 yıl süren ve sanat etkinliklerinin zirveye çıktığı bu dönem daha sonra Roma'ya miras kalacaktır.
             
    M. Ö. 1. yüzyılda küçük Asya fethine gireşen roma imparatorları, batıdan başlayarak, Anadolu'nun iki önemli yerleşme bölgesi olan, Kayseri Kapadokya'sı ile kuzeyde Tokat'ın (COMANA) merkezi olduğu Pontika Kapadokya'sını ele geçirirler. Ancak yörede güçlü bir devlet kuran Pontus kralları MİTHRİDAT' lar Roma'ya şiddetle direnmişlerdir. M.Ö. 47 de, SEZAR orduları ile Zileye gelir. 5 aat süren savaş sonunda Pontus kralı 2. PHARNAKES'i yener. "Geldim, gördüm, yendim." dediği, tarihe mal olan sözcüklede Zile'deki başarısını özetler. Tokat (COMANA), Niksar ( NEOCAESAREA), Sulusaray (SEBASTOPOLİS), Zile(ZELA) M.S. 5. yüzyıla kadar birer Roma eyalet şehri olmuşlardır.
             
    4. Yüzyıl sonunda Roma imparatorluğu yıkılır. Doğuda devam eden yeni Bizans imparatorluğu, Roma devlet düzenine sahip çıkar. Ancak genç Roma kültür ve sanatını hiristiyan dini ile yorumlar, kendine özgü, yepyeni bir uygarlığı tüm Anadoluya yayar. 1000 yıl gibi uzun süren Bizans egemenliği, hristiyanlığı Anadolu'da himaye etmiş, kurumlaştırmıştır. Tokat ve Niksar Pontika Kapadokyası'nın piskoposluk merkezleri olmuştur.
     
    Tokat Tarihi Eserler  
       
     
    Maşat Höyük
    Zile ilçesi Yalınyazı köyünde yer alan Maşat Höyük  ören yerinde, 1973 –1984 yılları arasında  yapılan kazılar sonucu ortaya çıkartılan Hitit çivi yazısı ile yazılmış tabletler Tokat tarihini aydınlatan en önemli kaynaklardan biri olmuştur.Bu tabletlerin bir bölümü  halen Tokat müzesinde sergilenmektedir. Maşat Höyükte M.,Ö. 3000 yıllarında Eski Tunç Çağı, M.Ö. 2000 yıllarında Hitit çağı, M.Ö. 1000 yıllarında Firig Çağının yaşandığı üç dönem tespit edilmiştir.Ayrıca Höyükte Boğaz Köy Hattuşaş Hitit İmparatorluğuna bağlı bir uç beyinin sarayı da bulunmuştur.Kazılarla  ortaya çıkartılan Hitit sarayının kerpiç ve taş duvarlardan oluşan mimari kalıntıları hava koşulları nedeni ile  günden  güne eriyerek kaybolmaktadır.
     

     
       
    Sebastapolis
    Sulusaray ilçe merkezinde yer alan antik kentin tarihi ilk Tunç çağına kadar uzanmaktadır. Sebastapolis Latince bir kelime olup” Sebasto büyük , ulu,azametli ;Polis  şehir “ Büyük Şehir anlamına gelmektedir. Tokat Müze Müdürlüğünce yapılan kurtarma ve sondaj  çalışmaları sonucunda kentin Helenistik Roma ve  Bizans Dönemlerinde de  önemli bir yerleşim merkezi olduğu anlaşılmıştır.Kentin ana merkezinin sur ile çevrili olduğu görülmüş, sur içerisinde yapılan kazı  sonucu  bir hamam ve bir kilise ortaya çıkmıştır. İlçenin çeşitli yerlerinde yapılan kazılar sonucu  pek çok yapı taşı  bulunmuştur.Bazı taşların üzerine insan ve hayvan figürü işlenmiştir.Yine bazı taşların üzerinde de hac işareti bulunmaktadır.kilisenin tabanı küçük mozaikler kullanılarak süslemeli bir şekilde yapılmıştır. İlçede Helenistik Roma ve Bizans dönemine ait yapı taşlarından oluşturulan açık hava müzesi ve mozaikten insan yüzü figürü bulunan mozaik müzesi   ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.
     

     
       
    Horoztepe
    Erbaa ilçe sınırları içerisinde yer alan Horoztepe de M.Ö. 3000 yılına ait bir mezar ortaya çıkartılmıştır.  Bu mezarlıkta madeni ve altın süs eşyaları bulunmuştur. Bu eşyalar arasında en önemli olanı altın ve bronz  dan yapılmış çocuğunu emziren kadın heykelciğidir. Bu paha biçilmez eser halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde teşhir edilmektedir. Daha sonraki yıllarda Horoztepe de yapılan kazılar sonucunda M.Ö. 4000 yıllarına ait bulgular  ele geçirilmiştir. Bu bölgede yapılan kaçak kazılar sonucu çıkartılan eserler halen dünyanın değişik müzelerinde sergilenmektedir.
    Niksar
    Niksar (Neocaeseria) Antik kentin üzerinde bugünkü ilçe merkezi bulunmaktadır. Müze Müdürlüğünün Niksar’da bulunan Harmancık, kültür ve leylekli çeşme mahallerinde yaptığı kazıda ortaya çıkartılan mezar kalıntılarına  göre bu şehrin tarihi belirlenmektedir. Niksar  Roma ve Bizans Dönemlerinde işgal edilmiş daha sonra Anadolu Selçuklu Döneminde çok önemli bir merkez olmuştur. Ayrıca bir dönemde Danişmend  Devletine başkent olmuştur.
    Komana
    Tokat’ın Roma ve Bizans Dönemindeki yerleşim merkezidir. Günümüzde Gümenek mesire yeri olarak bilinmektedir.
    1940’larda yapılan araştırmada Helenistik ve Roma çağlarına ait kalıntılar bulunmuştur. Kentin içinde tapınak ve sarayların bulunduğu anlaşılmaktadır.
     

     
       
    Boyunpınar
    Artova ilçe sınırları içerisinde yer alan Boyunpınar Köyünde  Kalkaolotik  Döneme ait bir höyük bulunmaktadır. 1952 yılında yapılan bir araştırma da  höyüğün ilk üç katmanı altında kalkaolotik  dönem kültür ve sanatına ait kırmızı,kahverengi, siyah astarlı seramik çanak çömlekler bulunmuştur. Ayrıca Boyunpınar Köyü Özündürük mevkiinde yumuşak kayaların oyulmasıyla oluşmuş, sığınak ve ibadet amacıyla kullanılmış 3 katlı yer altı yerleşimmerkezi ortaya çıkartılmıştır.
    Bolus ( Aktepe Höyüğü )
    Tokat merkez  Çamlıbel kasabası yakınındadır. Bugünkü Köy eski Tunç, Hitit ve Frig Dönemlerini  ihtiva eden büyük ölçekli bir höyük üzerindedir.
    Maşattepe
    Almus Baraj Gölünün sular altında bıraktığı geniş düzlüğe hakim tepedir. Yapılan kazılar sonucu ortaya çıkartılan seramikler buranın antik döneme ait bir yerleşim merkezi olduğunu göstermektedir.
     

     
       
    Tokat Kalesi
    Şehrin ortasına yakın bir yerde dik ve sarp kayalar üzerine kurulmuştur. Savunma amaçlı kurulan kale tarihi boyunca önemli kişilerin muhafazası ve hapsi amaçlı kullanılmıştır. Önce Selçuklular daha sonra da Osmanlılar tarafından restorasyonu yapılmıştır. Üzerinde mescid ve levazım depolarıyla kale komutanının evi bulunmaktadır. Kalenin içinden şehre kadar inen Ceylan yolu ismiyle bilinen 362 basamaklı bir merdiven olduğu bilinmektedir. M.S. 5. veya 6. yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır.
     
       

     
       
    Taşhan
    1631 yılında yaptırılan Taşhan büyük bir Osmanlı eseridir. Kuzey Güney konumunda kesme taş ve tuğladan dikdörtgen şeklinde ve iki kat olarak inşa edilen hanın ortasında büyük bir avlu yer almaktadır. 112 odası ve bir mescidi bulunan hanın , her iki katında avluya bakan revaklar bulunmaktadır. Taşhan bulunduğu bölgeye farklı bir güzellik katmaktadır. Tarihi Taşhan’ın yapı özelliği bozulmadan nostalji Kervansaray  otele dönüştürme projesi sürdürülmektedir.
     

     
       
    Suluhan
    Sulusokakta Bedesten yanında yer alan hanın yapılış tarihi bilinmemektedir. Halen  Belediye Aşevi olarak hizmet vermektedir.
    Paşahan
    Sulusokak’ın sonundadır. 1. Sultan Mahmut zamanında Zaralızâde Mehmet Paşa zamanında 1752 yılında yaptırılmıştır. Paşa Han’ın kesme taştan yapılmış güzel bir porteli  ve çevresi sağır duvarlarla çevrili bir avlusu vardır.
    Deveci Hanı
    Takyeciler Camiinin güneyindedir. Kendi haline terk edilmiş han harap durumdadır. İki katlı  ve revaklı  bir avlusu olan han kesme taş, moloz taş ve tuğladan yapılmıştır.
     

     
       
    Bedesten ve Arasta
    Takyeciler camiinin  doğusundadır.  Evliya çelebinin “ Sultan çarşısı kadar güzel bir çarşıdır. Halep ve Bursa çarşıları gibi gayet tertipli kurulmuştur.” Dediği Bedestenler, İstanbul kapalı çarşısın Bedesten bölümüne çok benzerliği vardır. Tokat valiliğince restore edilerek yazma, bakır ve el sanatları satış yerleri olarak hizmete geçirilmesi projelendirilmiştir.
     

     
       
    Mahperi Hatun Kervansarayı
    Pazar İlçesinde, 1238 yılında 1. Alaaddin  Keykubat’ın eşi Mahperi Hatun tarafından yaptırılmıştır. Açık ve kapalı bölümlerden oluşan “ Sultan Hanları “ tarzının önemli örneklerinden biridir.Kapalı bölümün üst örtüsü çökmüştür. İç Anadolu’yu Karadeniz’e bağlayan kervan yolu güzerğahı üzerindedir.
    Ali Paşa Camii
    Şehir merkezindedir. 11. Selim zamanında 1572 yılında yaptırılmıştır.Cami , hamam ve türbeden oluşan külliyedir. Ali Paşanın eşi ve oğlu Mustafa Bey’in türbeleri de camii avlusundadır. 16. Yüzyıl Osmanlı Camii mimarisinin özelliklerini taşıyan  ve Mimar Sinan ekolünde yapılan caminin kare olan ana mekanı üzerinde tek kubbesi ve tek minaresi vardır.Halk arasında “ Meydan Camiinin  kapısı Ali Paşa camiinin yapısı “deyimi yaygındır.
     

     
       
    Behzat Camii
    İl merkezinde Behzat çarşısında Behzat çayı yanındadır. Kanuni Sultan Süleyman zamanında hoca Behzat  tarafından  1535 yılında yaptırılmıştır. Kesme taştan güzel bir minaresi olan camiinin yanındaki mezar  Hacı Behzat’a aittir.
     

     
       
    Meydan Camii
    Sultan 11.Beyazıt’ın annesi Gülbahar Hatun adına yaptırdığı cami kayıtlarda “Hatuniye Cami”  olarak geçmektedir.Meydan mahallesinde adını aldığı geniş bir alan üzerinde 1485 yılında yaptırılmıştır. Tokat’ta yapılmış en güzel Osmanlı eserlerinden birisidir. Kesme taştan inşa edilmiş , ana mekan üzerinde tek minaresi ve 6 sütundan oluşan 5 kubbeli son cemaat yeri vardır.Meydan camiinin Selçuklu tarzı Skalaktitlerle işlenmiş mermer portalı ve künde kari  tekniğinde yapılmış ahşap kapı kanatları birer sanat şaheseridir.
    Ulu Camii
    Tokat’ta orijinalliğini en fazla koruyan tarihi eserlerden biri olan Ulu Camii moloz ve kesme taşlardan yapılmıştır.Üst örtüyü taşıyan dörtgen ayak ve ayakları birbirine bağlayan kemer yüzeylerinde orijinal kalem işi süslemeler yer almaktadır.Ahşap üst örtüde künde kari tekniğinde yazılmış ahşap panolar ve yaldızlı boyalı bezemeler muhteşem bir görüntüye sahiptir.
     

     
       

     
       
    Takyeciler Camii
    Diğer camilere göre değişik üslubu olan Takyeciler Camiinin yapıldığı tarih bilinmemektedir.Camide moloz ve kesme taştan yapılmış mekan ve kolonlar üzerinde 9 kubbe bulunmaktadır.
    Garipler Camii
    Pazarcık mahallesinde bulunan Garipler Camii Tokat’ın en eski camisidir.Danişmend Gümüştekin Ahmet Gazi bu camiyi  1074 yılında yaptırmıştır.Orijinal minaresi X1. yüzyıl Türk tuğla işçiliğinin güzel örneklerinden biridir. Renkli çiniler ile süslenmiştir.
    Sentimur Türbesi
    Moğol emirlerinden Sentimuroğlu Nurettin'e aittir. 1314 yılında yapılan Türbe, kesme taştan kare mekan üzerine tuğla ile örülmüş sekizgen, yıldız planlı tromolu bir külahla örtülüdür. Doğu yönündeki penceresi barok karakterli olup renkli taşlarla işlenmiştir. Türbe içerisinde Sentimuroğlu Nurettin'in kabri bulunmaktadır.
     

     
       
    Ali Tusi Türbesi
    1233 yılında Selçuklu devlet adamı Ali El Tusi kendisi için yaptırmıştır. Mekan dörtköşe olup üzerine sekiz köşeli tromplu yüksek bir kubbe oluşturulmuştur. Güney cephesinde mozaik çini kaplı sivri kemer alınlıklı iki dikdörtgen pencere yer alır.
     

     
     
    Tokat  Doğal Güzellikler  
     
    Ballıca Mağarası
    Doğanın gizemli gücünün en büyük örneği olan Ballıca Mağarası, Pazar ilçesinden Akdağ’ın doruğuna  kıvrım kıvrım uzanan yolun 8. km. sinde yer almaktadır. 680 metre boyu, 94 metre yüksekliği, mağara içindeki sarkıt, dikit, sütun, duvar ve örgü damlataşları, Mağara gülleri ve iğneleri, damlataş havuzları ve soğan sarkıtlarıyla dünyanın oluşum yönünden en zengin ve en güzel mağaralarından biri kabul edilen Ballıca mağarası , gezenlerini büyülemektedir. Hele mağaranın ziyarete kapalı yerlerinin gezilen yerlerinden daha fazla olduğunu görenlerin şaşkınlığı bir inanılmazlığın ifadesi olmaktadır. Yaz kış mağara içerisindeki sıcaklığın 18 19 derece olması da insanı hayrete düşüren bir başka olaydır. 1080 metre rakım yükseklikteki mağara girişi yanında  Valiliğimizce yaptırılan tamamen doğayla uyum içerisindeki ahşap kafeterya ve  dinlenme tesislerinde yayık ayranla çökelekli yemek mutluluğun ta kendisidir
    Mağara (KD-GB(l) ve KB-GD(2)) Kuzeydoğu-Güneybatı(l) ve Kuzeybatı- Güneydoğu(2) istikametine yönelen iki ana galeriyi ve bu galerilere açılan oda ve salonları kapsar.2.Kattaki galerinin normal fay serilerine bağlı olarak kademe kademe seviyesi azalırken 1.Galeri taşdamlalı bir zeminden oluşur.Mağaradaki düşmüş bloklar bölgesel depremler sonucu kırılmış olabilir, l .Galeride sarkıtlar, dikitler, kolonlar, sarkan taşlar, perdeler, makarna biçimli sarkıtlar, damlataşları, havuz-lar ve mağara incileri bulunur.Bütün bu mağara oluşumu tipleri ve (benzersiz dikitlerle) 6.5 metrelik bir sarkıtı da kapsayan birçok farklı çeşitteki sarkıt şekilleri 2.Galeride de bulunur.
    Arka arkaya oluşan karstik ve tektonik depremlerin mağarayı bütünüyle etkilediğine dair kanıtlar bulun-muştur.En belirgin bulgular ise:
    a)Mağara içerisinde sızıntı sulardan kaynaklandığına inanılan yüzeysel travertenlerin varlığı;
    b)Fay boyunca devam eden mağara girişi;
    c)Mağaradaki düşmüş bloklar;
    d)Kalm sütunlardaki yatay kırık izleri;
    e)Uzun zamandır Çöküntü Salonu seviyesinde kalan yeraltı suyu ve duvar içlerindeki görülebilen yatay çizgilerin işaret ettiği ikincil maden oluşumları;
    f)Yeni Salonun aşağı bölümlerindeki serbest sarkıtlar ve uzun dikitlerdir.
    Ballıca mağarası büyük bir olasılıkla 3.4 milyon yıl önce oluşmaya başlamış ve bölgesel iklim şartlarına bağlı olarak son zamanlara kadar gelişimini devam ettirmiştir.
    Mağaranın Bulunduğu Yer
    Ballıca Mağarası, Tokat'ın 26 km. güneybatısında bulunan Pazar ilçesinin 7 km. güneydoğusundadır. (İlişik yer krokisine bakınız.) Tokat-Mağara arası 33 km.'dir.  
       

       

       
    Zinav Gölü
    Reşadiye  ilçesinin Yolüstü (Meğedün) Köyüne 3 Km uzaklıktadır. Gölün suları tatlıdır. Göl bir dere ve küçük sularla beslenir. Ortalama 1.5 Km2 alana sahiptir. Gideğeninden (Gölyalağından) boşalan sular Kelkit Çayına ulaşır. Kenarlarında bataklık yerler yoktur. Ortalama derinlik 10- 15 M. civarındadır. Etrafı korunmaya alınmış orman alanıdır. Gölde kızılkanat denilen çok lezzetli bir tatlısu balık türü yaşamaktadır.
     

       
    Kaz Gölü
    Tamamına yakını sazlıklarla kaplı olan  Kaz gölünün kıyısında akşam güneşinin batışını seyretmek yeter de artar bile . Saksağan, akleylek, angıt, alaca balıkçıl, akkuyruk, sallayan, gri balıkçıl, su tavuğu, sakarmeke, elmabaş, karnışcın, karatavuk, küçük batağan gibi onlarca çeşit kuşu barındıran  Kaz gölünde sazlar arasında ilkel sallarla gezinti yapmanın heyecanını yaşamak  apayrı bir zevktir. Orman  Bakanlığınca Kaz Gölü  Yaban Hayatı  Koruma Sahası olarak tefrik edilerek avlanma yasaklandıktan sonra kuş türleri artmıştır.

       
     
    Reşadiye Kaplıcaları
    Çıktığı noktadaki sıcaklığı 48- 49 derece olan kaplıca suyu  felçli hastalara, böbrek hastalıklarına , kireçlenmelere ve romatizmal hastalıklara iyi gelmektedir. Son derece  modern , otel, villa, apart otel ,bungalov  evleri ,yüzme havuzlar, sosyal ve spor tesisleri ile hizmet veren kaplıcalara önceden rezervasyon yapılmaktadır. Yeni yapılan tesisleriyle Reşadiye Kaplıcaları bölgemizde Termal merkez konumundadır.
    Tokat Yaylaları  
     

    Topçam Yaylası
    Tokat il merkezine 15. Km. ve 1600 metre yükseklikteki Topçam yaylası temiz havası ve gür ormanları ile olağanüstü bir güzelliğe sahiptir.Yazın yayla evlerinde kalan insanların sıcak konukseverliği misafirleri memnun etmektedir.
    Selemen Yaylası
    Tarih , Kültür ve doğal zenginliğin bir arada en üst seviyeye ulaştığı yaylamızdır.1514 yılında çaldıran seferine çıkan Yavuz Sultan Selim ordusu ile bu yaylada konaklamış ve  Cuma namazını  bu yaylada kılmıştır. O günden günümüze kadar ilkbahardan itibaren ilk kar düşene kadar her Cuma günü Selemen’de  yayla pazarı kurulmaktadır.Kurulan pazarda hala mübadele usulü alışverişin yapılıyor olması yörenin kültürel zenginliğini gösterir.
     
       

     
       
    Batmantaş Yaylası
    İl merkezine 28 Km uzaklıkta ve 1850 Metre  yükseklikteki Batmantaş yaylası sık ve gür çam ormanları tertemiz yayla havası ve buz gibi suları ile yayla turizminde hizmet etmeyi  beklemektedir.
    Akbelen Yaylası
    Tokat il merkezine 29 Km. uzaklıktadır. Çevrenin en yüksek yaylasıdır(1740 metre) . Çim kayağına uygun geniş kırsal alanı ,çam ve kayın ağaçlarından oluşan muhteşem manzaralı ormanlarla çevrilidir.
     
       

       
    Dumanlı Yaylası
    İl merkezine 70 Km. uzaklıkta ve 2578 Metre yükseklikteki Dumanlı yaylasında rengarenk yayla çiçeklerinin büyüleyici görüntüsü insanın yaşam sevincini bir kat daha artırmaktadır. Dumanlı yaylası zinciri çevresinde başta Çatak yaylası olmak üzere 40 dan fazla yayla bulunmaktadır.
     
       

     
       
    Çamiçi Yaylası
    Tokat’ın Karadeniz’e açılan dağları üzerinde bulunan  Çamiçi yaylası yazın insanlara konaklama hizmeti vermektedir.Her yıl Niksar Belediyesince Çamiçi yayla şenlikleri burada düzenlenmektedir.Çamiçi yaylasında Turizm Bakanlığından yatırım belgeli tesis  yanında nitelikli apart konaklama yerleri ve lokantalar yaz kış hizmet sunmaktadır.
    Ayrıca : Topçam Tekmezar,  Alan yaylası,  Çatak Yaylaları vardır.
    Tokat Müzesi  
       
     
    Tokat Erkeoloji Müzesi
    Arkeolojik, etnografik eserlerle sikkelerin sergilendiği müzemiz karma müzeler grubundadır. Yapı olarak 13. Yüzyılının ikinci yarısında bir Anadolu Selçuklu Dönemi eseridir. Açık avlulu, iki katlı, iki eyvanlıdır. Avlu, üç taraftan revaklarla çevrili olup, revaklar zemin katta devşirme sütunlar, üst katta dörtgen ayaklar taşımaktadır. Sütun başlıkları da devşirmedir. Doğu cephedeki taç kapı, yukarı ve dışa taşıntılıdır. Cephenin 1/3’ünü kaplamaktadır ki, döneminin tipik özelliğidir. Bitkisel ve geometrik kademeli bordürlerle çevrili taç kapının mukarnas kavsalası üzerinde iki yanda pencere yer almaktadır. Bu durumuyla Anadolu Selçuklu mimarisinde özel yere sahiptir. Kitabe yeri boş bırakılmıştır.
    Avluya bakan cepheleri gök mavisi ve patlıcan moru renklerden oluşan geometrik, bitkisel ve yazı (hat) karakterli süslemeye sahiptir. Gökmedrese ismini de gök mavisi renkli çinilerden almaktadır. Tıp eğitiminin verildiği yapı “Pervane Darüşşifası” olarak da bilinmektedir. Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yapılış amacına uygun olarak yıllarca sağlık hizmetinde kullanılmıştır.

     
       
    Alt (zemin) ve üst kattaki odalarda eserler kronolojik tasnif göz önüne alınarak teşhir edilmektedir. M.Ö. 3000 yılı Eski Tunç Çağı’ndan itibaren, Hitit, Frig, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin eserleri sergilenmektedir. Kazı çalışmaları tamamlanan Maşat Höyük buluntuları ile Müze Müdürlüğü’nce yapılan kurtarma kazıları sonucu ele geçen eserler teşhirin ağırlıklı bölümünü oluşturmaktadır.
     

     
       

    Girişin sağındaki İlk Tunç Çağı eserleri, takip eden odalarda Hitit; Frig (Demir Çağı) dönemi eserleri, kilise eşyaları sergilenmektedir. Müzenin bu bölümünün kubbeyle örtülü ve daha geniş tutulmuş mekanı olan son odasında ise Osmanlı dönemine ait Dini eserler ve yazı takımları teşhir edilmektedir.Baş eyvanın kuzeyindeki mekan, medreseyi yaptıran Pervane Muiniddin Süleyman’ın aile mezarlığı olup, halk arasında “Kırkkızlar Türbesi” olarak bilinmektedir. Efsane değerinde başka kimliklerde yüklenen yirmi sandukalı mezar odası müze teşhirine tabii bir zenginlik katmaktadır.

     
       

     
       
    Eyvanın güneyindeki mihrap nişli geniş mekanda ise (mescit) halılar, kilimler ve heybeler sergilenmektedir.Mescitten sonra sırasıyla; bölgemizin geleneksel erkek giysileri, kadın giysileri, takılar, aydınlatma araçları, hamam eşyaları gibi etnografik karakterli eserler sergilenmektedir. Takip eden odalarda; ev dokuma tezgahı, el baskısı yazma örnekleri ve kalıpları, 19. yüzyıla ait barut kapları ile son odada bakırcılık zanaatının ürünleri olan bakır kaplar ve kapı tokmakları teşhir edilmektedir.Üst katın bir bölümü idari hizmetler için kullanılmakta olup, güney revaka açılan odalarda sırasıyla; sikke ve altın süs eşyaları, Ulutepe kurtarma kazısı buluntuları, Roma dönemine ait pişmiş toprak, metal ve cam eserler ile son odada Bizans çağı eserleri sergilenmektedir.Müzemiz avlusunda girişin bulunduğu ön bahçede ve kuzey bitişiğimdeki Anadolu Selçuklu Dönemi yapı temellerinin bulunduğu alanda, Hellenistik, Roma, Bizans, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait taş eserler teşhir edilmektedir.
     
    Latifoğlu Konağı
    Tokat’ın Gazi Osman Paşa Bulvarı üzerinde bulunan Latifoğlu Konağı planı ve süslemeleriyle 19. yy. ev mimarisinin özelliklerini taşımaktadır.
    Konak “L” şeklinde bir plan üzerine iki katlı olarak ve ahşap karkas arası kerpiç dolgu malzeme kullanılarak inşa edilmiştir. Alaturka kiremit kaplı kırma çatı ile örtülüdür. Taş döşeli avluda bir havuz bulunmaktadır.
     

     
       
    Türk evinin ana esaslarına ve kalabalık aile düzenine uygun olarak, ancak daha serbest bir plan anlayışı ile yapılan konağın odaları “L” şeklinde bir sofanın etrafında yer almaktadır.
    Zemin kattaki tek kubbeli hamam, yapının dışına çıkma yapmaktadır. Kare planlı, dikdörtgen formlu taşlarla döşeli bu Türk Hamamı alttan ısıtılmaktadır. Burası küçük bir soğukluk-soyunmalık kısmına açılmaktadır. Yine bu bölümde ocaklı bir oturma odası-hamam odası bulunmaktadır.
    Günlük işlerin yapıldığı, aynı zamanda mutfak olarak da kullanılan aşevi-işevi ile idare olarak kullanılan bölümde bu katta yer almaktadır.
     

     
       
    Sofa, günümüzde danışma ve hatıra eşya satış yeri olarak düzenlenmiştir.
    Üst katta; selamlık-paşa odası, harem-havuzbaşı odası, yatak odası ve bir depo odası mevcuttur. Sofada dört bölümlü bir vitrinde takılar, silahlar, porselen eşya ve elişleri teşhir edilmektedir.Latifıoğlu Konağı ahşap, kaleişi ve alçı süslemeleriyle zengin bir görünüme sahiptir.Paşa odası ahşap işçiliğin en güzel örneklerini sunmaktadır. Dıştan kare, içten dairesel bir form içindeki barok tavan göbeğinde ahşap, dantel gibi işlenmiştir. Dolap ve yüklük kapaklarında, kapılarda ahşap oymalar mevcuttur.
     

     
       
    Havubaşı odasının duvarları kalemişi panolar halinde çiçek motifleri ve İstanbul Manzarası tasvirleri ile bezelidir. Tavan yaldız boyalı bitkisel motifler ve ahşap oymalarla süslenmiştir. Hamam odasının kapısı, tavanı, yüklük ve dolap kapaklarında yine bitkisel motifli ahşap işçilik dikkati çekmektedir.Alçı işçiliğinin güzel örneklerini ocak davlumbazları ile tepe pencerelerinde görmek mümkündür. Paşa odasının ocak davlumbazındaki plastik akantus yaprakları batı etkisini, havuzbaşı odasındaki ocağın kabartma alçı üzerine boya ile yapılmış karanfil, lale gibi çiçek motifleri klasik üslubun özelliklerini yansıtmaktadır. Tepe pencerelerinde alçılı vitray görülmektedir ve bunlarda kullanılan “Mühr-ü Süleyman” Türk süsleme sanatında sevilen motiflerden biridir.
    Latifoğlu Konağı geçmişteki fonksiyonlarına göre yörenin eşyası ile donatılmış mankenlerle canlı ve gerçekçi bir teşhir yapılarak 1989 yılında müze-ev olarak hizmete açılmıştır.
    Tokat Yöresel Yemekleri  
     
    Geleneksel Tokat evlerinin en büyük özelliği, büyük odalarından birinin mutfak olmasıdır. Mutfağa halk ağızı ile “İşevi” veya “akşana” denir. Taban döşemesi bal peteğini andıran kiremit tuğla ile kaplıdır.
    Odanın bir köşesinde yemek yapmaya ve çamaşır kazanını kaynatmaya yarayan yer ocağı bulunurken; diğer tarafta kurutulmuş yiyecek, konserve, salça, peynir, yaprak saklanan kiler bulunur.
    Ayrıca kuru baklagil ve tahılın saklandığı bölmeli ambar vardır. Bağ evlerinde kebap fırını, üzüm suyu0nun çıkarıldığı şirehane, geleneksel Tokat mutfağının en belirgin özelliğidir.
    Bugün bile Tokat’ta yemekler çoğunlukla yer sofrasında yenilir. Mutfak kalabalık ailelerde oturma odasıdır. Tokat’ın çok zengin mutfağı vardır.
    Tokat Kebabı
    Taze kuzu eti, kuyruk yağı, patlıcan, domates, yeşil biber, patates, soğan, sarımsak ve özel pişirilmiş kebap pidesi kullanılarak yapılan ilimize has enfes bir yemektir. Özel kebap ocaklarında yapılır. Küçük parçalar halinde kesilen etler baharat, biber ve soğanla terbiye edildikten sonra hafif yağlanmış şişlere takılmak üzere bekletilir. Şişlerin en başına et ve sebzelerin düşmemesi için patlıcanın sap kısmı takılır. Şiş üzerine bir et bir sebze ve sebze aralarına bir parça kuyruk yağı ve bir iki diş sarımsak dizilir. Patlıcanların kabuğu alınmaz yarıdan kesilmiş ve uzun selvi doğranmış patlıcanlar önceden hafifçe tuzlanmalıdır. Birkaç şişe de etler müstakil olarak takılır.
    Kebap ocağının ortasında bulunan yatay demire şişler asılır. Fırının iki tarafında bulunan yatay bölümde yanan odunların ateşi ile pişmeye bırakılır. Fırının alt kısmında bulunan şaç tepsiye damlayan yağlar toplanır. Özel pişirilmiş pideler bir tepsiye yayılır. Pişen etler ve sebzeler bunun üzerine sıyrılır. Tepsinin ortasına pişen domatesler konulur. Üzerine toplanan yağlardan gezdirilerek servise alınır.

     
       
    Keşkek
    Bütün yarma, nohut, kemikli et, yağ, tuz, kara biber. İlikli kemikli et akşamdan çemenlenir ve bekletilir. Keşkeğin pişeceği tencereye etler alınır, üzerine tuz ilave edilir ve pişmeye bırakılır. Suyu azalınca et pişmemişse tekrar su konulur ve pişmeye devam edilir. Et piştiğinde suyu yeterli ise tekrar su verilmez. Ayıklanmış ve yıkanmış yarma ve nohut katılır. Tuz ilave edilir. Baharatları atılır. Ağır ateşte pişmeye bırakılır. Yarmaları ve nohudu istenilen derecede pişmemişse tekrar su verilir. Yarı pişmiş durumda iken yağı eklenir ve pişmesi tamamlanır.
     


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı