Giriş Sayfası Yap
Google
 
Şenpazar'ın Sesi Gazetesi - Kastamonulu Ünlüler
BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
Benimblog.com satilikir / is for sale: info@anahaber.com




Şenpazar'ın Sesi Gazetesi
Benim hakkımda

Ben Muzaffer Erdem, Şenpazar'ın Sesi Gazetesi imtiyaz sahibi ve Genel Yayın Yönetmeniyim. Bu sitede bulabileceğiniz bazı konular; Kastamonu ile ilgili gezi, seyahat, folklör, tarih,eğitim,sağlık,şiir,edebiyat,fotoğraf ve ilçelerimiz:.Tosya, Taşköprü, Şenpazar, Seydiler, Pınarbaşı, Küre, İnebolu, İhsangazi, Hanönü, Doğanyurt, Bozkurt, Cide, Çatalzeytin, Daday, Devrekani, Azdavay, Araç, Ağlı, Abana. Ayrıca Şiir, öyküi deneme, gezi, fotoğraf gibi konular. Bana ulaşmak için: e-posta:senpazarinsesi@gmail.com GSM:0532 554 06 97

Son yazılarım
Menü
Saat

Arkadaşlarım

Baglantılar



geri | ileri
5/11/2006 - Kastamonulu Ünlüler
Bulundugu yer: Kastamonu Haber

Kastamonulu Ünlüler

flowerbar.gif

Rıfat Ilgaz

rifat_ilgaz.jpg

Rıfat Ilgaz

--------------------------------------------------------------------------------

Rıfat ILGAZ 1940'ların toplumcu-gerçekçi şairlerinin başta gelenlerindendir.

1911 yılında Cide'de doğdu. Şiir yazmaya ortaokul öğrencilik yıllarında başladı.İlk şiiri 27.07.1927'de,günlük Nazikter gazetesinde yayınlandı. Ayrıca; Açıkgöz(Kastamonu), Güzel İnebolu ve Güzel Tosya gazetelerinde şiirleri ve yazıları yayınlanmaya başladı. Lise yıllarında babasının ölümü nedeniyle buradan ayrıldı.Yatılı olarak Kastamonu Muallim Mektebi'nde öğrenim gördü.1930 yılında mezun oldu. Altı yıl süreyle Gerede, Akçakoca, Hendek ile Düzce arasında Gümüşova'da ilkokul öğretmenliği yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü 1938 'de bitirdi ve Adapazarı Ortaokulu Türkçe Öğretmenliğine atandı.

1939'da İstanbul Karagümrük Ortaokulu'nda Türkçe Öğretmenliğine başlayan Ilgaz'ın, yazı ve şiirleri büyük dergilerde yayınlanmaya başladı.1940 'da Çığır, Oluş, Ulus, Güneş, Yücel, Varlık, Hamle ve Yeni İnsanlık dergilerinde şiirleri çıktı ve aynı yıl Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi. Hasan TANRIKURT, Sabahattin KUDRET AKSAL, Salah BİRSEL'le tanıştı.

Ömer FARUK TOPRAK ile 9 Eylül 1942'de Yürüyüş Dergisi'ni çıkardılar. Bu dergide Orhan KEMAL, Sait FAİK, Cahit IRGAT, A.Kadir, Nazım HİKMET (İbrahim SABRİ) ile birlikte çalıştılar.

1943'te ilk kitabı "Yarenlik"i yayınladı. Şiirleri olağanüstü bir ilgi gördü. Ocak 1944'de "Sınıf"adlı şiir kitabı çıktı. Sıkı yönetim kararı ile toplatıldı. Pertev Naili Boratav "Sınıf" için : "Yeni Türk şiirine inanmayanlara, Rıfat ILGAZ'ın kitabını okuyup anlamalarını dilemekten başka yapılacak birşey yoktur" diye yazdı.

1945'te Gün Dergisi çıktı. Ilgaz bu dergide sekreterdi. Bu dergide yazıları yayınlandı. Aziz NESİN'in Cumartesi Dergisine ortak oldu. Seçici kurulda çalıştı.1946'da Esat ADİL, Sabahattin ALİ ve Aziz NESİN ile birlikte Gerçek Gazetesini çıkardılar. 1946 Ekim ayında Yığın Dergisini'ni Esat Adil MÜSTEÇAPLIOĞLU ve Adil YAĞCI ile birlikte çıkardılar.
Öğretmenliğe yeniden döndükten sonra Boğazlayan-Yozgat'a tayini çıktı. Hastalığı nedeniyle Validebağ Sanatoryumunda yattı.

Şubat 1947'de Sebahattin ALİ, Aziz NESİN ve Mim UYKUSUZ'un çıkardığı Marko Paşa kadrosuna girdi. İmzasız yazılar yazdı. Sık sık kapatılan bu derginin daha sonraları sorumlu müdürlüğünü üstlendi. Malum Paşa, Merhum Paşa, Hür Marko Paşa gibi dergilerin adı sık sık değişiyordu.

1950'li yıllarda Ilgaz, gazetecilik yapmaya başladı. Sakıncalı olduğundan gazeteler ve dergiler imzalarına pek yer vermediler. 1952-1960'da Tan Gazetesi'nde dizgici-düzeltmen ve röportaj yazarı olarak çalıştı.

Turhan SELÇUK ve İlhan SELÇUK'un çıkardığı Dolmuş Dergisi'ne "Stepne" takma adıyla yazılar yazdı. Hababam Sınıfı, Pijamalar(Bizim Koğuş), Don Kişot İstanbulda bu dergide dizi olarak yayınlandı. Hababam Sınıfı'nı da isminin sakıncalı olması nedeniyle "Stepne"(Yedek Lastik) takma adıyla yazdı.

Ocak 1953'te "Devam" adlı şiir kitabını çıkardı ve bu kitap da toplatıldı.

1958 de Semih Balcıoğlu'nun çıkardığı "Taş" dergisinde Rıfat Ilgaz (!) imzasıyla yazılar yazdı.

1959 "Büyük Gazete" adında çıkan yeni bir dergiye yönetici oldu. Aynı yıl arkadaşı Suavi ile birlikte "Gar Yayınları"nı kurdu.

1961 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra kendi adıyla yazı ve şiir yayınlama özgürlüğüne kavuşan Rıfat Ilgaz, Demokrat İzmir, Akbaba, Vatan, Yeni Gün, Yeni Ulus gibi yayın organlarında ve kimi edebiyat dergilerinde yazı yazabildi. Sınıf Yayınları'nı kurdu ve kendi kitaplarını yayınlayabildi.1970'te Basın Şeref Kartı'nı aldı.

1974'te emekli oldu. Doğum yeri olan Cide'ye (Kastomonu) yerleşti.12 Eylül 1980 döneminde göz altına alındı.70 yaşında gerekçesiz sorguya çekildi ve1 aydan fazla gözaltında kaldı. Tutukluluğu sona erince İstanbul'da, oğlu Aydın ILGAZ ile birlikte ölümüne kadar yaşamaya başladı. Bu olaylar "Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra" adlı kitabında anlatılır. Birlikte Çınar Yayınları'nı kurdular.

1982 yılında Yıldız Karayel romanıyla "Orhan Kemal Roman Armağanı"nı ve" Madaralı Roman Ödülü"nü" aldı. 6 Aralık 1982 de İstanbul Şan Müzikholü'nde "55.Sanat ve70.yaş Günü" çok sayıda sanatçı ve sevenlerinin katıdığı görkemli bir törenle kutlandı.

1987 de Ocak Katırı Alagöz kitabıyla" Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü'nü aldı.


Onu hepimiz Hababam Sınıfı'nın yazarı olarak bildik. Altmış kitabı olmasına karşın onun şairliğini, romancılığını ve öykü yazarlığını unutmamamız gerekir. Kitaplarında; çağdaş, ileri görüşlü, ulusumuzdan yana birlikteliği önerir.

1993 yılında Tüyap Onur Yazarı ödülününe layık görüldü. Ne yazık ödülünü alamadan öldü.

Yıllarca bizden kendisini uzaklaştırmaya çalışan yönetimlerden sonra, demokrasi yolunda ülkemizdeki gelişmeler Rıfat ILGAZ adını yeniden yücelttiyse de, Sivas Olaylarının acısına dayanamayan duyarlılığı 7 Temmuz 1993 günü aramızdan ayrılmasına neden oldu.

flowerbar.gif

Oğuz Atay
(Kastamonu-İnebolu)
(1934-1977)

o_uz_atay.jpg

Öykü ve roman yazarı.İnebolu'da doğdu. 1939'da, ailesiyle Ankara'ya geldi. Ortaöğrenimini Ankara Maarif Koleji'nde tamamladı (1951). İ.T.Ü. İnşaat Fakültesi'ni bitirdi (1957). İstanbul devlet Mühendislik ve mimarlık Akademisi İnşaat Bölümü'nde öğretim üyeliği yaptı. Burada topoğrafya ve yol inşaatı dersleri okuttu. 1975'te doçent olan Atay, Topografya adlı bir de mesleki kitap yazdı.Tutunamayanlar adlı romanıyla TRT Sanat Ödülleri yarışmasında başarı ödülü kazandı. Öyküleri Soyut ve Yeni Dergi'de yayımlandı. Romanlarında aydın çevreden gelen kahramanların kişisel huzursuzluklarını, bağdaşmazlıklarını alaylı bir anlatımla verdi. Oyunlarla Yaşayanlar adlı oyunu Devlet Tiyatroları'nda sahnelendi (1979-1980).
Eserlerinden bazıları:Tutunamayanlar romanı sonradan iki cilt olarak basıldı (1971-1972), Tehlikeli Oyunlar (1973) -roman-, Korkuyu Beklerken ( 1975 ) -hikaye- , Bir Bilim Adamının Romanı (1975) Genç yaşta ölen mekanik bilgini Prof. Dr. Mustafa İnan (1911-1967)'ın hayat hikayesi, Oyunlarla Yaşayanlar , Günlük (1988).

melekokte.jpg

MELEK ÖKTE

1919'da Kastamonu'da doğdu. İstanbul Kız Lisesi'nin 10. sınıfından, 1935 yılında Ankara Musiki Mektebi'ne geçti. Burada Edip Sözen'den viyolonsel dersi aldı. 1936 yılında girdiği konservatuarı 1941 yılında bitirdi. İlk mezunlardandır. 1975 yılında hayata gözlerini yumdu.

Rejisörlüğünü yaptığı oyunlar:

Evlat Evlattır, Polyanna, Gelin, Kahvede Şenlik Var, Bütün Gün Ağaçlarda

Rol aldığı oyunlardan bazıları:

Gülünç Kibarlar, Evin İçi, Denize Giden Atlılar, Minna Von Barnhelm, Kibarlık Budalası, Bizim Şehir, Faust, Müfettiş, Bay Tunç ile Bayan Billur, Yazılan Bozulmaz, Köşebaşı, Kadınlar Arasında, Cimri, Size Öyle Geliyorsa Öyledir, Paydos, Onikinci Gece, Anton Usta, Büyükbaba, Hekimliğin Zaferi, Bir Komiser Geldi, Peer Gynt, Altı Şahıs Yazarını Arıyor, Hamlet, Hile ve Sevgi, Eski Şarkı, Satıcının Ölümü, Tersyüz, Yanlış Yanlış Üstüne, Vatan İsterse, Şemsiyeli Adam, Gelin, Avanak, Keçiler Adası, Altın Kuş, Tanrılar ve İnsanlar, Yaslı Aile, Çayhane, Şatoya Davet, Finten, Bu Gece Başka Gece, Çöpçatan, Haftabaşı, Dön Bana, Oturma Odası, Evlat Evlattır, Ekmek Parası, Arzu Tramvayı, Bernarda Albanın Evi, Bütün Gün Ağaçlarda vs.

Erol SAYAN

esayan.jpg

(ODTÜ Üstün Hizmet Ödülü)

Besteci Erol Sayan, 1936 yılında Kastamonu'nun Araç ilçesinde doğdu. Endüstri Meslek Lisesi'ni bitirdi. 1961 yılında Ankara Radyosu sanatçı sınavını kazandı ve emisyonlara tanburla katılmaya başladı. Dr.Recai Özdil'den almış olduğu armoni bilgisini eserlerine uyguladı ve bu konuda derinlemesine araştırmalar yaptı. Hocası İsmail Baha Sürelsan'ın evindeki akademik müzik çalışmalarına katıldı. Müziğimizde çoksesliliğin, yine müziğimizde var olan 'niseb-i şerifeler'(şerefli oranlar) yoluyla geliştirilecek teknikle olabileceğini buldu ve geliştirdi.

1963 yılında Türkiye ve Ortadoğu Amme Hizmetleri İdaresi Yüksek İdarecilik Kursunu tamamladı. 1954'te başladığı müzik çalışmalarında edindiği bilgileri, 1964 yılına kadar Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu'ndaki öğrencilere teorik olarak verdi ve daha sonra temel bilgiler yanında koro çalışmaları da sürdürdü.

1967'de Ankara'nın ilk, Türkiye'nin ikinci üniversite korosunu Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde kurdu. Konserler yanısıra bilgisayar eşliğinde Ulusal Müziğimizin perde ve frekans hesaplarıyla ilgili bilimsel çalışmalar yaptı. Ulusal Müziğimizin ses sistemi, makamların oluşmasında kullanılan elemanların ve makamların anlatımı, usul şifresi, vuruşlarda disiplin ve perde adlarının kolay anlaşılır hale getirilmesi çalışmalarına bu yıllarda başladı.

1983-84 eğitim yılında İTÜ Türk Müziği Konservatuarında repertuar dersleri vermek üzere göreve başladı. Halen sürdürdüğü bu göreve paralel olarak ODTÜ'den aldığı davet üzerine 2002-2003 eğitim yılında ODTÜ’de Türk Müzigi dersi vermektedir.

Değişik formlarda 300'ün üzerinde, TRT repertuarında ise 156 eseri vardır. Çeşitli kurum ve kuruluşların düzenlediği beste yarışmalarında çok sayıda birincilik aldı, 1985 yılında TRT'nin düzenlediği yarışmada 'Ömrümüzün Baharı Birlikte Geçsin'adlı eseri ile birincilik kazanarak Asiavision şarkı yarışmasında ülkemizi temsil etti. Dernek, fakülte ve üniversite korolarıyla 230 konser verdi.

Erol Sayan, evli ve iki çocuk babasıdır.

Orgeneral Atilla ATEŞ

ates.gif

Orgeneral Atilla ATEŞ' in Özgeçmişi
ORGENERAL ATEŞ; 1937 yılında KASTAMONU'da doğdu. 1955 yılında BURSA Işıklar Askeri Lisesi'nden, 1957 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1959 yılında Topçu Okulu'nu bitirdi. Muhtelif topçu birliklerinde Batarya Takım ve Batarya Komutanlığı yaptı. 1969 yılında Harp Akademisi'ni bitirerek kurmay oldu. 1982 yılına kadar çeşitli birlik ve karargâhlarda, birlik komutanlığı ve karargâh subaylığı ile BONN Kara Ataşe Muavinliği görevlerinde bulundu.

1982 yılında Tuğgeneral, 1986 yılında Tümgeneral, 1990 yılında Korgeneral, 1994 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile BONN Silahlı Kuvvetleri Ataşeliği ve 3 ncü Zırhlı Tugay Komutanlığı, Tümgeneral rütbesi ile 2 nci Piyade Tümen Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı Lojistik Başkanlığı, Korgeneral rütbesi ile 4 ncü Kolordu Komutanlığı, Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde Harp Akademileri Komutanlığı, 3 ncü Ordu Komutanlığı ve 1 nci Ordu Komutanlığı yaptı. 27 AĞUSTOS 1998 tarihinde atandığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevinden, 30 AĞUSTOS 2000 tarihinde kadrosuzluk nedeniyle emekli oldu.

Almanca bilir. Evli, üç çocukludur.

İhsan Göze

gmudur4.jpg

İhsan GÖZE (1947-1951)

Prof. İhsan Hamdi GÖZE 1315'de Kastamonu'da doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi'nden mezun oldu. İhsan GÖZE 1933'de Profesör oldu ve yine aynı yıl İstanbul Sular İdaresi İkinci Müdürü tayin edildi. 1941'de bu idarenin Müdür Muavini, 1947'de Müdürü oldu. Müdürlük görevini bu idarede 1952 yılında kadar sürdürmüş ve o tarihten sonra Teknik Üniversitede öğretim üyeliği görevini vefat ettiği 1956 yılına kadar devam ettirmiştir.

Kastamonulu Ünlüler

Tarİh Boyunca Yetİştİrdİğİ Tarİhİ Şahsİyetler, Ozanlar, Sanatkarlar;

Abdülhalİm Efendİ

Zamanında Halimi Celebi olarak bilinmektedir. Kastamonu'da doğmuştur. öğrenimini tamamladıktan sonra İran, Irak ve Arabistan'da çeşitli ilim kurumlarını gezmiş incelemeler yaparak, devrinin büyük ve sevilen bir Şahsiyeti olarak temayüz etmiştir. Kastamonu'ya döndüğünde, Şehzade Yavuz Sultan Selim'in Trabzon'a çağırması üzerine oraya gitmiş ve yavuz Sulatn Selim'e uzun müddet hocalık yapmıştır.

Şehzade Yavuz, Abdülhalim Efendiyi padişah olduktan sonra beraberinde İstanbul'a götürmüş ve Mısır seferine de padişahla beraber katılan büyük hoca H. 992 yılında yolda ölmüştür. Büyük ve mütevazi alim istanbul'un Çeşitli medreselerinde Mtderrislik yapmış ve bu esnada İLıgati Halimi'yi yazmıştır.

Alaiddİn Efendİ;

Candaroğulları devri bilginlerindendir. Tefsir üzerine çok eser vermiştir. Halen Kastamonu'da kendi adıyla anılan türbede gömülüdür.

Benlİ Sultan

Asıl adı Muhiddin olan ve hala yerli halk tarafından saygı duyulan benli Sultan geniş bir tasavvuf ilmine sahiptir. Yavuz Sultan Selim zamanının en büyük mutasavvuf alimlerinden benli Sultan devrinin bilginleri arasında Ebuşamme diye anılırdı. Uzun müddet Süleymaniye Camisinin önünde vaizlik yapan Muhiddin Efendi; merkez kazaya bağlı Ahlat Köyünün Benli Sultan Mahallesinde Dünya'ya gelmiş, yine aynı köyde ölmüştür. Adına izafeten yapılmış türbesi ve Külliyesi vardır.

Hayrettİn HIzIr

Halil Hayrettin'in talebesi olan Hayrettin Hızır, Fatih'in hocasıdır. İstanbul'un büyük medreselerinde müderrislik yaptıktan sonra saraya geçmiş. Fatih Sultan Selim'in kendisine büyük saygı duyduğu alim olarak şöhret bulmuştur. Bu sırada İstanbul'da büyük imar faaliyetlerinde bulunarak cami ve medrese yaptırmıştır. "Unkapanı Medresesi" bunlardan biridir. H.970 yılında ölen Hayrettin Hızır, Kastamonu İlinin Daday ilçesindendir. Alim, fazilet sahibi, sohbeti hoş ve mütevazi bir şahsiyet olan hayrettin Hızırın devrin büyük alimlerin arasında da müstesna bir yeri vardı.

Hayrettİn Atufİl

II.nci Beyazıt'ın saray hocasıdır. Büyük eski kayanaklarda adı geçen bu bilginin Sultan Beyazıt zamanında Darüssaade'ye Muallim tayin edildiği halde, bu görevi kabul etmeyerek camilerde ders vermeyi kabul ettiği bildirilmektedir. Tıpıla ilgili kitapları, ve Kelım ilmine dair de pek çok risalesi vardır. H.948 de Ölmüş ve İstanbul Eyüp'de Kasımoğlu civarına gömülmüştür.

Hayrettİn Evhad

Kanuni Sultan Süleyman'ın Hocası olan bu zat Daday'da doğmuş ve Karakızoğlu namıyla şöhret yapmıştır. Bir çok medreselerde müderrislik görevlerinde bulunmuş, saraya intisap ederek Padişahın en yakın dostu olmuştur. Tarihi Hammer; Hoca Hayrettin için Kanuni Sultan Süleyman'ın Müderrislerle toplantısı olduğu zamanlarda yanından hiç eksik etmezdi demektedir.

Ahmet Üsamuddİn

Devrinin sayılı müderrislerinden olup, aynı zamanda Hattattır. Hocalığı sona erdikten sonra Bursa'da kadılık yaptığından bazı Osmanlı Muelliflerince Bursa'lı olarak zikredilmekte ise de aslen Taşköprülüdür. H.968 yılında vefat etmiştir.

Kara Mustafa Paşa

Kastamonu Halaçlı Köyünde dünyaya gelmiş, 1226'da İstanbul'da vefat etmiştir. İlim yuvalarının kurucusu ve koruyucusu olarak bilinir. Kastamonu'da bir Darılfünun açmak istemiş, ilk defa Darülkurra ve Darülhadis bölümlerini faaliyete geçirmiş, Darültefair, darülhikme ve Darültıp gibi şubeleri açmaya ömrü vefa etmemiştir. Yakın bir tarihe kadar Darülkurra kısmının kitaplığı ayakta idi.

İsmaİl Bey

Emir İbrahim Bey'in oğludur. Candaroğulları devletinin son hükümdarıdır. "Hılviyat" adında Türkçe Fıkıhla ilgili büyük bir eseri vardır. H.1070 yılında Filibe'de ölmüştür.

BaltacI Mehmet Paşa

Kastamonu merkez ilçeye bağlı Baltacı Köyünde H. 1070 yılında dünyaya gelmiştir. Sesi güzel olduğundan müezzinlik görevi ile saraya intisab etmiştir ve Sadrazamlığa kadar yükselmiştir. Büyük bir komutan olarak pek çok savaşlara katılmış ve fetihlerde bulunmuştur.

Sadİ Çelebİ

Kastamonu İlinin Daday ilçesinde dünyaya gelmiş, 1533 yılında Şeyhül-İslam olmuş ve 2. Şevval 1538 de vefat etmiştir. Zamanın bilgin ve müelliflerine göre; iç yapısı güzel, bütün tavır ve hareketleri övülmeye değer, lisanı hoş, cevabı yerinde, ahlakı temiz, muaşereti zarif ve daima hayır söyler bir kimse olarak biliniyordu.

Muslu Paşa

Kastamonu'da doğmuş olan Muslu Paşa öğrenimi için İstanbul'a gitmiş, çalışkanlığı ve dürüstlüğü sayesinde kısa zamanda sevilmiş, saraya kadar girerek vezirliğe kadar yükselmiştir. Halep'e vali olarak tayin edilmiş bir müddet sonra da ölmüşttr.

Şeyh Şaban-I Velİ;

Taşköprü'nün Gökçeağaç nahiyesine bağlı Dümdar Köyünde dünyaya gelen Şeyh Şaban-ın doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Annesiz ve babasız büyüyen Şaban-ı Veli dayısının yardımı ile Kastamonu ve İstanbul medreselerinde uzun müddet öğrenim yapmış, istanbul, Bolu ve Kastamonu'da 300 den fazla kimseye tarikat şeyhi olarak diploma vermiştir. Günümüze kadar, kaleme almış olduğu bir esere rastlanmamıştır. Kendi adıyla bilinen kılliyenin türbesinde yatan bu zat Hz. Pir adıyla toplum tarafından büyük saygı görmektedir.

Ömer Fuadİ

Şeyh Şaban-ı Veli'nin tarikat Şeyh'liğini üzerine almış, bilgin ve fazilet sahibi bir insandı. Uzun müddet Kastamonulular tarafından unutulmamış ve adından saygıyla bahsedilmiştir. Velıd bir yazardır. Eserleri sırasıyla; Miyer-ıt tarika, Risale-i Tevhidiyye, Divan, İslahinnefis, Tarifat-ı İlmi Nahiv, Risale-i Dürriye, Makale-i Ferdiye, Pendname ve Devranüs Sofgye İlağ..

Ahmet Hİlmİ Efendİ

İstanbul medreselerinde uzun yıllar müderrislik yapmış, H.1275 yılında Galata Mollası, 1282 de Sofya Mollası iken 1285 yılında Divan-ı Ahkam-ı Adliye üyeliğine getirilmiş. 12952 yılında da temyiz mahkemesi başkanı olmuştur. Mekke-i Mükerreme, İstanbul ve Anadolu payelerini almış 1305 yılında İstanbul'da ölmüştür. Fatih Sultan Mehmedin türbesi yanında gömülüdür.

Alİ haydar Efendİ

Zamanında büyük Molla, büyük Haydar olarak tanınırdı. Uzun yıllar İstanbul'da profesörlük yapmış, devrinin sayılı hukuk bilginlerindendi. Daha sonra Şurayı devlet Tanzimat dairesi reisliği, maarif meclisi reisliği, doğu Rumeli nazırlığı ve Anadolu Kazaskerliği görevinde bulunmuştur. Aynı zamanda şair olan Ali Haydar H. 1319 yılında ölmüştür.

Ahmet Mahİr Efendİ

1860 tarihinde Kastamonu'da doğmuştur. Balıkzade Mehmet Said efendinin oğludur. Şu görevlerde bulunmuştur; Hukuk Mahkemesi üyeliği; Hukuk Mahkemesi Reisliği; Şurayı Evkaf Reisliği, Darülfünun ilahiyat şubesi Medresetıl Vaizin ve İlmi Kelam Müderrisliği; Ayrıca darülfünunda 13 yıl tefsir te okutan Ahmet Mahir Efendi Kastamonu Millet Vekilliğide yapmıştır. 1925 yılında ölmüştür.

Andelİbİ

Vesikalardan Kastamonulu olduğunu öğrendiğimiz bu şair, Fatih Sultan Mehmet'in teveccühünü kazanmıştır. Devrinin ünlü şairleri tarafından gıpta ile karşılanan büyük şairden bir mısra;

Gördüm ol Gülizarı ber bad-i paye

Binmiş;

Güyaki berk-i güldür, Bad-ı seba ye

Binmiş;

Latİfİ

Kuvvetli şair olan Latifi, aynı zamanda rakipsiz bir yazardı. Memleket dışına şanını duyurmuş olan şairin eserleri: Tezkere, şiirler, Nesr-ül Teali, Fusuli Erbea, Risalei Evsafı ve İstanbul manzaraları. Bu büyük şair Mısır seyahati sırasında bir deniz kazasında ölmüştür.

Meftunİ

Kastamonu Alparslan mahallesinde dünyaya gelmiştir. Ahmet Palabıyık lakabı ile tanınan bu saz şairi II. Murad devrinde temayüz etmiştir. Ünlü eserleri arasında yer alan yaş destanından iki dörtlük:

On yedide sevda düşer serine

On sekizde gönül verir birine

On dokuzda girer aşk zincirine

Yirmisinde cümle kalbi nar olur,

Kırk dokuzda hayfa boyunca emeğe

Ellisinde başlar eyvah demeye

Elli birde başlar ilaç yemeye

Elli ikide iliği murdar olur.

Sadİ

Kastamonulu işbirzadelerden olup asıl adı Mehmet'tir. Arap, Fars ve Türk Edebiyatına vakıftır. Kendi el yazması ile yazılmış büyük bir el yazması vardır. 1216 yılında vefat etmiştir.

Namİ

Hafiz Mustafa adı ile tanınmış komple bir şahsiyettir. 1285 yılında Küpciyez mahallesinde dünyaya gelmiştir. Marangozluk, terzilik, hattatlık ve hakkaklık sanatına vakıftı. Hak sanatı yarışmasından birincilik kazandığından devlet mühürlerinin kazımı kendisine verilmiıtir. 1332 yılında ölen Nami efendi aynı zamanda şairdir.

AşIk HakkI

Yorgansız Hakkı olarak tanınan bu halk ozanı 1889 yılında Hisarardı semtinde dünyaya gelmiştir. Ozan I. Nci Dünya ve İstiklal Savaşına katılmış, esir düşmüş bir müddet esarette kalmıştır. Gazilik ünvanı da alan saz şairi memleketine dündüğande Figani ve Naili'den saz ve söz dersleri almıştır. Diyar diyar dolaşarak mani ve koşmalar söylemiş ve halkın sevgisini kazanmıştır. Devrinin halk ozanlarından İhsana Ozanoğlu ile sazlı sözlü değişlerinden örnekler; (1964 yılında ölmüştür)

Gözlük arkasından süzgün bakarsın
Gerçi yoldan billur, aşktan şakarsın
Ateş olsan cürumun kadar yakarsın
Oynatma yanımda dudak ozono

Anadan aşığım babadan aşık
Aşıklık dediğin sat bana layık
Benliğimi bilmem nedir ki saik
Sözüme ver biraz kulak Hakkıya

Kİyasİ Çelebİ

On altıncı yüzyılın şairlerindendir. Kastamonu'da doğmuştur. Gençliğinde sipahi askeri olmuş, sonra medreselerde okuyarak kadı olmuştur. Uzun süre Eyüp Kadılığı yapmıştır. Aşık Çelebi uzun süre kendisiyle tanıştığını bildirmektedir. Tezkere adlı eserinde Kiyasi Çelebi'nin minyatürüde vardır. Latifinin Tezkere adlı eserinde şairin şu beyiti yer almaktadır.

Hakın Gubarıyın ey-Gonca-Leb Nigar
Anma beni ki hatırına gemliye Gubar

İsmaİl Mahİr Efendİ

Darüleytamların kurulmasında ki gayreti ve İstanbul Meclisinde üye iken Tarir vermekteki faaliyeti ile tanınmış hocalarımızdandır. Trablus, Balkan ve I. Cihan harbinin geride bıraktığı yetimlerin barındığı Darülaytamların uzun müddet Umum müdürlüğünü yaptı. 1908 den sonra İstanbul öğretmen okulu müdürü oldu. Daha sonra Kastamonu Milletvekilliği de yapmıştır. 1869 da Araç'ta doğan İsmail Mahir Efendi 1916 yılında ölmüştür.

Halİt Akmensİ

Asker ve siyaset adamıdır. 1884 yılında Daday'da doğan Halit Bey 1909 yılında harp Akademisinden Kurmay Subay olarak çıkmış, I. Cihan harbinde Irak cephesinde bulundu. Diyarbakır'da 13. Kolordu Kurmay Başkanı iken İstanbul Hükümeti'nin emri ile Atatürk'ü tevkif etmek isteyen Ali Galip'in yakalanmasında hizmeti görüldü.

Sakarya Meydan Muhaberesinde 3. Kafkas Tümenini, Büyük taarruzda 2. Kafkas Tümenine kumanda etti. 2-3 Eylül 1922 gecesi Uşak dolaylarında Yunan Başkomutanı Trikopis ile 2. Kolordu komutanı General Diyenis'i Miralay Halit Bey'in tümenine bağlı keşif birliği esir etti.

1923 yılında Kastamonu Milletvekili seçilen Halit Akmensu 1927 tarihinden sonra siyasetten çekildi. 1953 yılında ölmüştür.

Mustafa İzzet

Tosya'nın Destiban Köyünde 1216 yılında dünyaya gelmiştir. Tosya Sübyan mektebini bitirdikten sonra Medrese'ye devam etmiştir. Bu sırada fevkalade terbiyesi çok güzel Kur'an okuyucu ve Mevlithanlığı ile de dikkati çekmiştir. Bir müddet sonra İstanbul'a giden Mustafa İzzet Fatih medresesine devam ederek bilgisini daha da kuvvetlendirmiş. Devrinin komple bir ayimi olarak temayüz etmiştir. İlmi kudreti ile çağdaşlarından büyük saygı gören alim bu yüksek vasfını eserleri ile ispat ederken kendisine haklı olarak Reis-ül Ulemalık tevcih olunmuş ve müteakiben kadı asker tayin edilmiştir. Meclis-i Vukela-ı ya aza olan Kadı Asker Mustafa İzzet Hz. Peygamberin neslinden olanlarında hürmet ve muhabbetini celp ile Nakip-ül Eşref seçilmiştir.

Bu gün ilim dünyasında, ihmale uğratılıp adından övgüyle bahsedilmeyen Mustafa İzzet, devrinin büyük alimlerindendir. Kadıaskerdir, Hattattır, şairdir, mürettiptir, büyük ve ulvi bir musikişinastır. Eserleri; 16 Musaf, 15 Delayil, 250 Hilye 30 enam, bir çok kaside, pek çok murak kart ve bir haylide hurufatla, hürka-i secaedette cami ve avlı kitabeleri yazmıştır. Kasımpaşa Camisinde Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali yazıları ile kubbede Nur Ayetini, Beşiktaş Yahya Efendi Camisinde ki Nur Ayetini, Mısırda Mehmet Ali Paşa türbesinde ki Dehr suresini, Bursa'da Cami-i kebir deki iki adet levhayı, İstanbul Serasker kapısında ki talik hat ile yazılmış kapı tarihini, Ayasofyada ki büyük levhaları ve Atik Ali Paşa Camisinin aşağı yukarı bütün levhalarını Mustafa İzzet yazmıştır.

Şair Mustafa İzzet'ten Bir Beyit;
Şeşm-i ibretle nigah et zahide eşyaya
Sen
Man-i sun-i ilahide ne sen varsın ne
Ben

Mevlithanlığı yanı sıra; armonik seslerle ilk defa sine keman (Viyola) çalan ve neyi iki saz halinde kullanan bir simadır. Padişahın divanında ney çaldığı zamanlarda herkes kendinden geçerdi.

1293 yılında İstanbul'da öldüğü zaman dedesi İsmail Rumi Efendinin yanına gömülmüştür.

Hattat Şevkİ Efendİ

Kastamonu Seydiler Nahiyesinde 1245 yılında dünyaya gelmiştir. Yazı ve teship sanatının ustalarındandır. Tanınmış hatta Hulisi Efendinin yeğenidir. Annesi ve Babası küçük yaşta vefat ettiğinden dayısı Hulusi Efendi tarafından ihtimamla yetiştirilmiştir. Anadolu'nun pek çok caminde yazıları hala eski canlılığını muhafaza etmektedir. Uzun müddet Menşe-i Kıttab-ı Askeri mektebinde yazı hocalığı yapmıştır. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver'in büyük babasıdır. Bu kıymetli ilim adamının yetişmesine büyük katkıda bulunmuştur. İstanbul Merkez Efendi mezarlığında yatmaktadır.

Feride HanIm

Divan tarzında şiirleri vardır. Baharzade reşit Efendinin kızıdır. 1837 yılında Kastamonu'da doğmuş, pek çok dini kitaplarda Kuran-ı Kerim istinsah etmiştir. Aynı zamanda hattat olan bu değerli hanım 15 yaşında evlenmiş ve 1903 yılında Kastamonu'da ölmüştür.

Ahmet Hamdİ Efendİ

1281 yılında Kastamonu'da doğmuştur. Öğrenimini bitirdikten sonra çeşitli hizmetlerde bulunmuş, Karamürsel'de müftü iken, Milli mücadeleye katılanlara karşı İstanbul'da şeyhülislamın çıkardığı fetvaya karşı fetva çıkarmıştır. 1939 yılında ölmüştür.

HacI HafIz Zİyaİddİn;

Son yüzyılın temayüz etmiş bilgin ve müelliflerindendir. Arapça ve Türkçe çeşitli eserler yazmış, Milli Mücadele yıllarının en hareketli zamanında Kastamonu'da kurulan Müdafa-i Hukuk Cemiyetinin başkanlığını yapmıştır. 1930 yılında 60 yaşında ölmüştür.

Dr. FazIl Berkİ Tümtürk

1881 yılında Kastamonu'da doğdu. İlk ve orta öğretimi Kastamonu'da bitirdikten sonra İstanbul Askeri Tıbbiyesinde Yüksek öğrenimini tamamladı. Askeri yüzbaşı iken staj ve ihtisas için Almanya'ya gönderildi. Uzun yıllar Milletvekilliği, çocuk Esirgeme Ve Türk hava Kurumu Müfettişliklerinde bulundu. Donanma cemiyetinin ilk kurucularından olan fazıl berki, 1919 yılında İngilizler tarafından Malta Adasına sürülmüştür.

Ateşli hitabeti ve milli şiileri ile temayüz etmiştir. Yedi lisan bilen Berki 1941 yılında Ankara'da ölmüştür.

Uzanan el oğna nolsun Taş olsun!
Gözlerinden akan, kanlı yaş olsun!
Beyni paramparça, hurda haş olsun!
Başımızda Kemal daim baş olsun!

Büyük Ataürk'e karşı yapılan suikast teşebbüsü dolayısı ile 1926 yılında Ankara'da düzenlenen muazzam telçin mitinginde Dr. Fazil Berki Tümtürk tarafından okunan bir dörtlük.

Mahİr DağlI

Kastamonu'nun yetiştirdiği en büyük folklorculardan sayılan Mahir dağlı, "Karayılanı adı ile bilinmektedir. 1906 yılında Merkez ilçeye bağlı Yuva köyünde doğmuştur. Küçük yaşta babasından kaval çalmayı öğrenen Karayılan daha sonra davul çalmaya başlamış, 1942 yılında halk evlerinin Ankara'da tertiplediği gösteride davula adeta can veren bu sanatçının ünü bütün Türkiye'ye yayılmıştır. Durmadan ve yılmadan çalışmalar yapan Karayılan, bundan sonra Türkiye'de tertiplenen bütün festivallere çağrılmıştır.

1950 yılından itibaren Uluslar Arası festivallere katılma tarihleri şöyledir;

1950 yılında Fransa'da Biarrits, İspanya'da Madrid, 1954 yılında İtalya'da Venedik, 1958 den 1961 yılına kadar aralıksız her yıl Fransa'da Nice ve Cannes, 1962 yılında İtalya'nın Sicilya adasında ve Holanda'nın Amsterdam ve Birleşik Amerika'nın New York kentinde, 1963 yılında Almanya'nın Erlocb, Bonn ve Munich, 1964 de ise uluslar arası Venedik festivallerine katılarak büyük ilgi uyandırmış ve şöhret bulmuştur.

Festivallerde; Gezinti; meydan oyunu, Kınalı Keklik, çiçekdağı, çiftetelli oyunlarını içtenlik ve büyük bir coşku ile oynayan Mahir Dağlı 1964 yılında Kastamonu'da ölmüştür

Murat Yazıcı
Sakarya İl Milli Eğitim Müdürü

muratyazici.jpg

ADALET YERİNİ BULDU

Kocaeli'nin Gebze İlçesi Milli Eğitim Müdürü Murat Yazıcı, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Sakarya İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne atandı.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) hükümetinin göreve gelmesinin ardından yaklaşık 1.5 sene önce Gebze Endüstri Meslek Lisesi Müdürü iken, tartışmalı bir şekilde Gebze İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevine getirilen Murat Yazıcı, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Sakarya İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne atandı. Gebze'de görev yaptığı süre boyunca başarılı çalışmalara imza atan Murat Yazıcı'nın tayininin çıkması, başta Gebze'deki eğitim camiası olmak üzere ilçede büyük üzüntüyle karşılandı. Eğitime yüzde yüz destek kampanyası çerçevesinde, Gebze'deki bine yaklaşan derslik açığının 839'a kadar indirilmesinde büyük emekleri geçen Murat Yazıcı'nın, yeni görevine ise yakın bir zamanda başlaması bekleniyor. Murat Yazıcı'dan boşalan Gebze İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevine ise, kimin atanacağı henüz kesinlik kazanmadı.
Sakarya İl Milli Eğitim Müdürü olarak ataması yapılan Murat Yazıcı, 1956 yılında Kastamonu'da doğdu. 1979 yılında Urfa'nın Siverek İlçesi'nde ilk kez öğretmen olarak göreve başlayan Yazıcı, daha sonra 1980-1994 yılları arasında Kastamonu Endüstri Meslek Lisesi'nde, öğretmenlik başta olmak üzere müdür yardımcılığı ve müdür olarak uzun yıllar çalıştı. 1994 yılından 2003 yılının Haziran ayına kadar Gebze Endüstri Meslek Lisesi Müdürü olarak görev yapan Yazıcı, o tarihten bugüne kadar da Gebze İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevini yürütüyordu. Sakarya'nın yeni İl Milli Eğitim Müdürü Murat Yazıcı, evli ve 2 çocuk babası.

İSFENDİYAR AÇIKSÖZ (1929- )

isfendiyar_b.jpg

1929 yılında Kastamonu'da doğan İsfendiyar Açıksöz 1946 yılında Galatasaray formasını giymeye başladı. 1956 yılında Vefa'ya transfer oldu ve 1958'de de Galatasaray'a geri döndü. Türkiye 1.Ligi'nde mücadele eden Açıksöz, sağ kanattaki etkili oyunu, çalımları ve süratiyle dönemin en gözde futbolcularındandı. İsfendiyar Açıksöz, 1960 yılında futbola veda edene kadar 16 kez A Milli formayı giydi. Açıksöz Selahattin Beyazıt ve Ali Uras'ın başkanlık dönemlerinde yönetim kurullarında görev almıştır.



Tayyar Altıkulaç

tayyar_alt_kula_.jpg


Tayyar Altıkulaç
1938'de Kastamonu'da doğdu. 1963'te İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'nü bitirdi. Öğretmenlik yaptı. İstanbul ve Kayseri Yüksek İslam Enstitüleri'nde Öğretim Üyeliği görevlerinde
bulundu.

Milli Eğitim Bakanlığı'nda Din Eğitimi Genel Müdürlüğü ve Talim ve Terbiye Kurulu Üyeliği yaptı. 1978'de Diyanet İşleri Başkanı oldu ve 1986'da bu görevden emekliye ayrıldı. Marmara Üniversitesi ve Bakü Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakülteleri'nde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı.

Doğru Yol Partisi'nden 20. Dönem Milletvekili olarak Parlemento'ya girdi ve TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanlığı yaptı. İlahiyat alanında basılmış çeşitli eserleri bulunmaktadır


ÂŞIK İHSAN OZANOĞLU

=========================

ÂŞIK İHSAN OZANOĞLU (Kastamonu, 1907-1981)

İhsan Ozanoğlu, Kastamonu'nun son saz şairidir. İlköğreniminin ardından Darülhilafe Medresesine girdi ve bitirdi. Daha sonra dışarıdan katıldığı sınavlarla İstanbul Öğretmen Okulundan mezun oldu.10 yıllık bir süreçte çeşitli âlimlerden Arapça,İbranice,Farsça ve Fransızca dersleri alarak yabancı dil konusunda kendisini geliştirdi. Kastamonu İl Halk Kütüphanesi Müdürü olarak atandığı 1946 yılına kadar Öğretmenlik görevine devam eden Ozanoğlu, dinî, folklorik ve edebî konularda eserler yazarken,aynı zamanda Kastamonu'nun yerel gazetelerinde çeşitli sıfatlarla görev aldı ve makaleler yayımladı. Kastamonu kültür ve folklorunun yurt çapında tanıtımı yolunda çalışmalar yaptı ve bir çok kez Kastamonu Folklor Ekiplerinin faaliyetlerinde sazı ve bilgisiyle önderlik etti. Kastamonu yöresine ait halk türkülerinin, halk müziğimiz repertuarlarına kazandırılmasında en büyük pay hiç kuşkusuz Ozanoğlu'nundur.Ozanoğlu,Ankara Radyosunun tertiplediği derleme gezileri dolayısıyla ekibiyle beraber Kastamonu'ya gelen Muzaffer Sarısözen'e 80 kadar Kastamonu türküsünü vererek, müzik arşivlerimize kazandırılmasını ve yurt çapında Kastamonu türkülerinin tanınmasını sağladı. Bunların arasında, Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı, Benden Selam Olsun Bolu Beyi'ne, Mapushane Çeşmesi gibi çok ünlü türküler vardır. 1948'den sonra da çeşitli vesilelerle bir çok Kastamonu türküsünün, TRT ve Devlet Konservatuarı arşivlerine girmesini sağladı.(...)

İhsan Ozanoğlu, Kastamonu'nun son saz şairidir. İlköğreniminin ardından Darülhilafe Medresesine girdi ve bitirdi. Daha sonra dışarıdan katıldığı sınavlarla İstanbul Öğretmen Okulundan mezun oldu.10 yıllık bir süreçte çeşitli âlimlerden Arapça,İbranice,Farsça ve Fransızca dersleri alarak yabancı dil konusunda kendisini geliştirdi. Kastamonu İl Halk Kütüphanesi Müdürü olarak atandığı 1946 yılına kadar Öğretmenlik görevine devam eden Ozanoğlu, dinî, folklorik ve edebî konularda eserler yazarken,aynı zamanda Kastamonu’nun yerel gazetelerinde çeşitli sıfatlarla görev aldı ve makaleler yayımladı. Kastamonu kültür ve folklorunun yurt çapında tanıtımı yolunda çalışmalar yaptı ve bir çok kez Kastamonu Folklor Ekiplerinin faaliyetlerinde sazı ve bilgisiyle önderlik etti. Kastamonu yöresine ait halk türkülerinin, halk müziğimiz repertuarlarına kazandırılmasında en büyük pay hiç kuşkusuz Ozanoğlu'nundur.Ozanoğlu,Ankara Radyosunun tertiplediği derleme gezileri dolayısıyla ekibiyle beraber Kastamonu'ya gelen Muzaffer Sarısözen'e 80 kadar Kastamonu türküsünü vererek, müzik arşivlerimize kazandırılmasını ve yurt çapında Kastamonu türkülerinin tanınmasını sağladı. Bunların arasında, Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı, Benden Selam Olsun Bolu Bey'ine, Mapushane Çeşmesi gibi çok ünlü türküler vardır. 1948'den sonra da çeşitli vesilelerle bir çok Kastamonu türküsünün, TRT ve Devlet Konservatuarı arşivlerine girmesini sağladı.

Oniki yaşında şiirler yazmaya ve söylemeye başlayan Ozanoğlu, aynı yıllarda eline sazı aldı. Âşıklık konusundaki ilk hocası Âşık Emrah'ın çırağı Kemali'nin oğlu Âşık Hasan'dır. Ozanoğlu, Âşık Hasan'dan âşıklık geleneğinin tüm türlerini ve gereklerini öğrendi. İlk atışmasını henüz ondokuz yaşındayken, Âşık Emrah'ın torunu Âşık Nihâni ile yaptı, 26 yaşındayken Nevşehir'li Âşık Yahya ile ve daha sonra Âşık Dursun Cevlâni ile karşılaştı.Posoflu Âşık Müdâmi ile yaptığı atışmada Müdâmi; “Âşıklık bâbında olmuşsun üstad - Âşıkların pîri can ozanoğlu diyerek şairimizin üstadlığını kabul etmiştir. Âşık Veysel, Firkâni, Haykuri, Âşık İzzeti, Âşık Şevki,Müdâmi gibi ünlü halk ozanlarıyla karşılaşan Âşık İhsan Ozanoğlu'nun, en çok Âşık Veysel'le atışması dikkati çekmektedir. Zamanın saz şairlerini yetersiz ve başarısız bulan Ozanoğlu, sadece Posoflu Âşık Müdâmi'nin usta olduğunu söylemektedir. Kastamonu'lu Âşık Hakkı Bayraktar'ı ise; Usül dergâhında bir hazine idi' sözleriyle değerlendirmektedir.

1942 yılında, Kastamonu Halkevi tarafından düzenlenen bir gecede, Âşık İhsan Ozanoğlu ile Âşık Veysel karşı karşıya getirilmiştir. Ünlü Şair Behçet Kemal Çağlar'ın düzenlediği bu önemli gecede gerçekleşen Âşık İhsan Ozanoğlu-Âşık Veysel atışması'nın bir önemli özelliği de, Âşık Veysel'in çok az sayıdaki atışmalarından birini Âşık İhsan Ozanoğlu ile yapmış olmasıdır. Doç.Dr. Mehmet Yardımcı bir makalesinde konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır. Âşık edebiyatının önemli geleneklerinden biri de âşık karşılaşmalarıdır. Ne yazık ki Veysel'i çok iyi atışma yapan bir âşık olarak görememekteyiz. Elbette bunda fiziki yapısına bağlı bazı hususların önemli etkisi olmuştur. Şüphesiz, Veysel'e hiç atışma yapmamıştır denilemez. Örneğin, Âşık Çakır'la 1936'da Yozgat'ın Çayıralan ilçesinde atışma yaptığı ve 1942'de de Kastamonu Halkevi'nde, Behçet Kemal Çağlar yönetiminde Kastamonu'lu İhsan Ozanoğlu ve Adanalı Deli Hızır'la atışma yaptığı yazılı kaynaklarda yer almaktadır.

Kastamonu'nun ünlü şairlerinden Fazıl Bayraktar ise, Defne dergisindeki bir yazısında şunları söylemektedir. Atışmada; hazırcevaplılık, espri yeteneği,izleyenleri gülüp eğlendirmek, düşündürmek, rakip atışmacıyı bocalatmak,cevap veremez duruma getirmek esastır. Kuvvetli bellek ister, dikkat ister, bilgi ister, deneyim ister, eski bir deyimle; sür'at-i intikal (Çabuk kavrama yeteneği) ister. Her halk şairi atışma yapamaz. Âşık Veysel, çok değerli bir halk şairi olmasına rağmen, atışmacı değildir. 1940'lı yıllarda Âşık Veysel Kastamonu Göl Köy Enstitüsünde saz öğreticiliği yaparken, Kastamonu'nun ünlü halk şairi İhsan Ozanoğlu ile Halkevinde karşı karşıya getirildi. Ben o sıralarda lise öğrencisiyim. Benim de izleme imkânı bulduğum o kapışmada, Ozanoğlu, kıvrak esprileri ile Âşık Veysel'i çok bocalatmış, pes ettirmişti. Ne yazık ki atışmanın metinleri elimizde yok.

Fazıl Bayraktar, yine Defne dergisindeki yazısında, Ozanoğlu-Yorgansız Hakkı atışmalarından da şöyle bahsetmektedir. Gencecik bir lise öğrencisiyken Kastamonu'lu Âşık Yorgansız Hakkı ile İhsan Ozanoğlu'nun atışmalarını defalarca dinleme fırsatı bulmuş şanslı insanlardan biriyim. Her ikisi de ölçüye vurulmaz değerde usta şairdi. Uzun yıllar önce hak rahmetine kavuştular. Güzel saz çalarlardı. Defterime not aldığım atışma uzun mu uzun. Bir iki kıtayı aktarmakla yetineceğim.

Yorgansız Hakkı:

Hele dur sözüne biraz güleyim,
Bir sel gibi seni yıkıp sileyim,
Kırk ikilik toptan çıkmış gülleyim,
Kudretin bundan da yüce mi İhsan?

İhsan Ozanoğlu:

Perva etmem senin gibi saçmadan,
Elin değmez patlamağa kaçmadan,
Vazgeç dostum şu yüksekte uçmadan,
Verdiğim öğütler hiçe mi Hakkı?

Atışma, uzadıkça uzar. Sona doğru, atışma etiği gereği, taşlamanın yerini övgü ve okşama alır;

İhsan Ozanoğlu:

Dışın durgun amma içerin umman,
Dalgana bir hat yok coştuğun zaman,
Hikmet savurmakta yamansın yaman,
Bilmem âşık mısın, hoca mı Hakkı?
Yorgansız Hakkı:

Âşıksın gerçekten sözüm yok sana,
Önceden fazlaca dokundum cana,
Karşı geldi diye darılma bana,
Bilmem sözüm gitti güce mi İhsan?

M.Nasıh Çelenligil, Kastamonu'lu Meşhur Saz Şairlerinden Ozanoğlu-Hakkı Taşlaşmaları' adlı eserinde şunları söylemektedir;

Âşık edebiyatı tarihinde hiçbir meclis, bu iki şairimizin meclisi kadar nezih ve centilmen olmuş değildir. Âşık Hakkı'nın, Ozanoğlu'na hürmeti vardır. O kadar ki, sazını bile Ozanoğlu'nun sazının üst tarafına asmaz, gerek yüzünde, gerek gıyabında Ozanoğlu'nu üstad olarak vasıflandırır. Ozanoğlu ise, Âşık Bayraktar'ın, üstad, zeki ve hazırcevap olduğunu, Âşık ağızlarını çok iyi bildiğini belirtir. Hayatında karşılaştığı saz şairlerinden en çok Hakkı Çavuş'a hürmeti olduğunu beyan eder. Her ikisinin de yaratılışında haset, rekabet gibi haller yoktur. Birbirlerini sevip sayarlar. Ancak, meclis kurulup birbirleri ile atışmaya başladıklarında dinleyiciler, bir olay çıkacak kaygısıyla heyecana düşmekten kendilerini alamazlar, sonunda hiçbir olay olmaz, fasıl biter bitmez hiçbir gerginlik olmamış gibi tatlı tatlı konuşurlar, karşılıklı ikramda bulunurlardı. Taşlaşma sırasında karşılıklı çok ağır sözler edilmiş olsa bile, faslın sonunda birbirlerinden özür dileyerek işi tatlıya bağlamaya çalışırlar. İki saz şairi arasında gözlemlenen bu centilmenlik, bu olgunluk, ahlâk ve fazilet sahibi birer kıymetli şahsiyet olduklarını ve sanatta yüksek bir aşama ortaya koyduklarını gösterir. Bu taşlaşmaların icrasından evvel, her iki şair de hazırlanmış değillerdir. Öyle ki,bu taşlaşmaları yaptıkları toplantılardan, daha önce haberleri bile olmamıştır. Meselâ, Hakkı Çavuş, meraklıların arzusuna binaen aranmış, taranmış ve nerede bulunduysa kaldırılıp meclise getirilmiş, hazırlanmaya zaman bile bulamamıştır. Ozanoğlu da bir vasıta ile köyden veya bir başka meclisten kaldırılıp getirilmiştir. Her ikisi de ne yapılacağından, ne söyleneceğinden habersizdirler. Gerçekten de, hazırlanmaya ve anlaşmaya ne ihtiyaçları vardır, ne de karakterleri buna uygundur. Gerek Hakkı Çavuş, gerekse Ozanoğlu, bir mecliste, arzu edilirse herkes için yine istenilen vezin ve kafiye ile deyişler söylemeyi basit bir iş gibi icra ederlerdi. Her ikisinin de manzum konuşmak ve hitabet etmek kudreti vardı. Örneğin; Kastamonu'da düzenlenen bir güreş şampiyonasında izleyici olarak bulunan Ozanoğlu'ndan, Türkiye'nin çeşitli kentlerinden gelen güreşçilere birer deyiş söylemesi istenmiştir. Ozanoğlu, hiç hazırlanmaksızın, mevcut 35 güreşçinin yörelerine ve yapılarına uygun biçimde birer kıta deyiş söylemiştir.

M.Nasıh Çelenligil'in verdiği bu bilgilere ve tespitlere bir ekleme yapmak gerekirse; Ozanoğlu'nun irticalen (hazırlanmaksızın) şiir söyleme becerisinin, yalnız Türkçe ile sınırlı olmadığını, Arapça ve Farsça dilleriyle de doğmaca şiirler söyleyebildiğini belirtmek isteriz.

1975 yılında, 18-30 Ekim tarihleri arasında Konya'da düzenlenen 10.Türkiye Âşıklar Bayramı kapsamındaki yarışmalarında ön jüri'de görev alan Ozanoğlu, En Usta Ozan' armağanını kazanmış, ayrıca bayrama katılan 42 saz şairinin isteği üzerine 'Âşıklar Babası' seçilmiş, gerek sazı ve sözü, gerekse tecrübesi ve bilgi birikimiyle Âşıklık Gelenekleri bakımından öteki âşıklara örnek teşkil etmiştir. Ozanoğlu, Âşıklar Bayramına katılışını, basılmamış bir eserinde şöyle anlatmaktadır.

'Konya 1975, Âşıklar Bayramına davet edildim. Bayramı doğmaca bir şiirle benim açmamı teklif ettiler. Mikrofonun başına geçtim. Sazımla uzun manzum bir nutuk irad ettim. Alkışladılar. Fakat, ben yerime, Âşıkların sağ başına oturduktan sonra 42 saz şairi ayağa kalktı ve beni “Âşıklar Babası' seçtiklerini ilan ettiler. Bununla da yetinmeyip jüriye hitaben;

- Siz hakem heyetisiniz ama, kiminiz gazeteci, kiminiz öğretmen veya memur, içinizde sazdan, sözden anlayacak göremiyoruz. Yarışmalarımızda hangimiz güzel söyledi? Hangimiz daha güzel çaldı? Kim kimi mat etti? Ayırt edemezsiniz. Aranızda bizden biri olmadıkça, itimat edemeyiz size. Ozanoğlu, yetmişlik usta şair,sazı mükemmel,sözü mükemmel,usta görmüş,usül bilir, nizam bilir, geleneklerimize vâkıf, eser sahibi âlim bir meslektaşımız. Biz Ozanoğlu babamızı jüri başkanı seçiyoruz. Kabul etmezseniz sahneyi terk edeceğiz.' dediler.

Bu seçim sonucunda jüriye 12 gece başkanlık ettim. Şem'nin kabri başında tören yapmaya gittik. Ben, Haşr sûresinin son üç âyetini, Tekâsür ve İhlâs sûrelerini okuduktan sonra teklif üzerine, tesbit edenlerden daha sonra bir suretini aldığım şu deyişleri söyledim.

Huzurunda deli gönül şahlandı,
Toplandı katında ihvânın Şem'î..
Hakkın kudretiyle bir ışık yandı,
Gördüm ki nûranur imânın Şem'î.

Âşıklar içinde tek üstad idin,
Marifet bâbında sen Ferhad idin,
Şâd ol ki hayatta daim şâd idin,
Açık alın geçti her ânın senin.

Ozanoğlu seni gerçek er bildi,
Ta Kastamonu'dan katına geldi,
Kabrinin başında herkes eğildi,
Allah cennet etsin mekânın senin.

Âşık İhsan Ozanoğlu'nu, sadece âşık edebiyatı kapsamı içindeki şiirleriyle anlatmak bir eksiklik olacaktır. Çünkü, Ozanoğlu, hem divan şiiri hem de halk şiiri tarzında şiirler yazmıştır. 1923-1973 yılları arasında yazdığı klasik şiirlerle bir 'divan' oluşturmuştur. Halk edebiyatımızın, duru ve renklerini hiç kaybetmeyen yapılarıyla oluşan üçer ciltlik 'Âşık Sazı' ve 'Ömür Boyunca' adlı eserleri ve yine folklorik şiirleri içeren her biri 400 sayfalık üç cilt halindeki eserleri henüz basılı halde değildir. Ozanoğlu, Arap,Fars ve Fransız edebiyatlarına uygun olarak kaleme aldığı hicviyelerini de 'Şamar' adlı bir kitapta toplamıştır. İhsan Ozanoğlu, bütün şiirlerini aruz ve hece vezni ile yazmış, bilhassa hece ile yazdığı şiirlerde duruluk, ahenk ve tutarlılık ön plana çıkmakta, şiirlerinin muhtevası tahlil edildiğinde; anlatımda zenginlik ve biçimde titizlik, yazarının büyük bir bilgi birikimine sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ozanoğlu'nun şiir kitapları dışında, halk kültürümüz, folklorumuz ve daha bir çok konuda yüzlerce basılmamış eseri vardır.

Folklor Araştırmaları Kurumu Genel Başkanı Dr.İrfan Ünver Nasrattınoğlu, İş Bankasının yayınladığı Kültür ve Sanat Dergisinin 1995 Eylül sayı-sında, 'Ozanlık Geleneğini Yüzyılımızda Yaşatan Kastamonulu İhsan Ozanoğlu' başlıklı yazısında şunları söylemektedir; İhsan Ozanoğlu'nun çok yönlü kişiliği içerisinde, âşıklığının çok önemli bir yeri vardır. Zira O, bugün âşıklarımızın unutmaya başladıkları âşık makamlarını ustalıkla icra edebilen bir yeteneğe sahipti. Bu nedenle, Konya’da düzenlenmekte olan Türkiye Âşıklar Bayramının ön jürisinde görev almıştır. Elimizde, Ozanoğlu'nun çeşitli türlerde yazılmış pek çok şiiri bulunmaktadır. Esasen, külliyatının tamamı Kültür Bakanlığı arşivindedir. Bu nedenle, Halk Edebiyatı, özellikle Âşık Edebiyatı ile ilgili olan bilim adamlarımızın, İhsan Ozanoğlu külliyatı üzerine lisans ve hatta doktora çalışmaları yaptırmalarında yararlar bulunmaktadır. Çünkü O, eskilerin deyimiyle 'Nev'i Şahsına Münhasır' gerçekten değerli bir ozan ve değerli bir kültür-sanat adamıdır.

Yrd. Doç.Dr.Mustafa Eski, Ozanoğlu’nun şairliğini ve edebi kişili-ğini şu sözlerle ifade etmektedir; İhsan Ozanoğlu’nun yerel gazetelerde Doğrusöz, Yenises, Yeni Kastamonu, Hürsöz,Birlik gibi gazetelerde çok sayıda şiir ve makale yazmış. Bazılarını tefrika etmiş, hele uzun uzun şiirleri saymakla bitmiyor; kimisi aruzla, kimisi heceyle yazılmış ama ölçülü şiirler; vezin,kafiye, nazım şekli hepsi mükemmel. Bunların yanında halk şairliği de var. Yani âşık tarzında çalıp söyleme. Yakın dönemde Kastamonu'da en iyi saz çalan bir usta. Ne sağlığında ne de ölümünden sonra değerini bir türlü kavrayamadığımız, anlayamadığımız bir insan.

İHSAN OZANOĞLU’NUN MÜZİK YÖNÜ VE KULLANDIĞI ENSTRÜMANLAR

Ozanoğlu, ilk müzik ve edebiyat eğitimini ailesinden aldı. Yüzlerce
türkü, ilâhi ve âşık melodisini belleğine nakşetti. Uzun yıllar Tar ve Tanbur ve Keman çalan Ozanoğlu, sonunda saz şairliğine de uygun olarak Divan Sazında karar kılmıştır. Çok kıvrak bir mızrabı, kendine has tavır ve üslubuyla saz çalışı yanında, ileri nota bilgisi, doğu ve batı musikisinin esaslarına vâkıf oluşu gibi özellikleri, Ozanoğlu'nu diğer saz şairlerinden farklı kılmaktadır.

İhsan Ozanoğlu'nun, Kastamonu'da âşıklık geleneğinin yaşatıldığı ve sürdürüldüğü, sık sık âşık meclislerinin kurulduğu yıllarda kullandığı bir sazı vardır ki ilginç özellikleriyle hemen dikkati çekmektedir. Ülkemizin en usta saz yapımcıları olmaları bir yana, yurt dışından dahi saz siparişi almakta olan Kastamonulu Tekeli Kardeşler, Ali, Ahmet ve Bekir Tekeli tarafından ince bir el emeği ve uzun çalışmalar sonucunda yapılmıştır.Bu saz, üzerindeki sedef işlemeleri ve çok iyi ses vermesinin yanısıra içten üç, dıştan oniki olmak üzere toplam onbeş tellidir. Sazın üzerindeki oniki telden başka sözkonusu diğer üç tel sazın göğsünün altından ve kolun içinden burgulara kadar uzanmakta ve aynı biçimde akortlanabilmektedir. Ozanoğlu, bu enteresan sazı bir süre kullandıktan sonra yine Tekeli Kardeşlere, sedef işlemeli ve içten altı, dıştan oniki telli olarak bir saz daha yaptırmış, uzun bir süre de bu sazı kullanmış-tır. Sazlardan birincisinin kimde ya da nerede olduğu konusunda bilgi edinilememekle birlikte, onsekiz telli saz Kültür Bakanlığınca Ozanoğlu'ndan satın alınmış olup, halen Ankara Etnoğrafya Müzesinde muhafaza edilmektedir. Sazın üzerinde 'Kastamonulu Âşık İhsan Ozanoğlu'nun özel sazıdır ibaresi yazılı bir kart bulunmaktadır.

Âşık İhsan Ozanoğlu'nun, yine Tekeli Kardeşler tarafından yapılmış iki divan sazı daha vardır. Bu sazlardan biri, oğlu Teoman Ozanoğlu'nda, biri de aslen Araçlı bir emekli albay olan Enver Turan'dadır. Bu saz, Ozanoğlu'nun en son kullandığı sazdır.

İhsan Ozanoğlu'nun şairliğini, edebi kişiliğini ve müzik yönünü birkaç sayfa yazıyla anlatabilmek mümkün değil elbette. Ancak bu yazımızda, daha çok Ozanoğlu'nu ozanlık yönüyle incelemeye ve bu alanda çalışmalarıyla tanınan bilim adamlarının görüşleriyle özetlemeye çalıştık. Sözlerimizi Ozanoğlu'nun bir şiiri ile noktalamak istiyoruz.

Kadir, kıymet bilmezlerin içinde
Bir ömür boyunca kalsan ne fayda!
Hayat yolunun son dönemecinde
Felekten hıncını alsan ne fayda!
Ateş yakar derler, düştüğü yeri,
Kader ne ileri gider, ne geri..
İlim kalp akçadır yoksa müşteri,
Dünyada herşeyi bilsen ne fayda!
Feleğin sillesi yamandır yaman,
Herkes düşman olur düştüğün zaman,
Saadet getirmez servet ü sâman
Milyonlara mâlik olsan ne fayda!
Gerçi sultan olunur vara vara;
İş işten geçtikten keri kaç para?
Havalar muhalif gittikten sonra
Gemiyi engine alsan ne fayda!
Ateş olmayınca duman tüter mi?
Bülbül olan viranede öter mi?
Biz gidince dedikodu biter mi?
Kırık bir aynayı silsen ne fayda!
Ozan bu yerden kes eli, ayağı,
Topla gayrı topla tası tarağı..
Tanrı yakın eder bir gün ırağı,
Ay bacayı geçti kalsan ne fayda!

Hazırlayan: Can OZANOĞLU

-------------------------------------------------------------------------------------------------

Sitelerimizde İhsan Ozanoğlu'na İlişkin Yazılar Ve Ozanın Şiirleri::

10/2/2006: ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER.../ İhsan OZANOĞLU
10/2/2006: "KASTAMONU DESTANI"ndan.../ İhsan OZANOĞLU
10/2/2006: İhsan Ozanoğlunu'nu 25. Ölüm Yıldönümünde Anıyoruz/ Can OZANOĞLU

MEHMET USTA (1870? - ? )

Kastamonu'da doğmuştur. Kesin olarak doğum ve ölüm tarihleri de bilinmiyor. Çevresinde marangozluk işleriyle uğraşmakta iken bir tesadüfle eline geçen piyano imal katalogu ilgisini çekmiştir. Yabancı dildeki açıklama bölümlerim Türkçe'ye çevirterek Piyanoyu imale karar verir, yılmadan bıkmadan çalışır ve başarır. Devir II. Abdülhamid devri (1876-1909)'dir. Kastamonu'da zamanın vahşi Enis (veya Esat) Paşa durumu Saraya bildirir. Sanatkar padişah bu sanat olayıyla hayli ilgilenir Mehmet Usta'yı ailesi ve Piyanosu ile birlikte Saraya aldırır. Mehmet usta yıldız Sarayı'ndaki atölyesinde çalışmalarına başlar. Zamanla bir kaç Piyano yapar. Sonradan sedefli ve fildişi süslemeli piyanolar da yapar. Bunlardan biri o sıralarda İstanbul'a davetli olarak gelen Alman imparatoru II. Wühelm'e hediye edilir.Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilişinden sonda "Piyanocu Mehmet Usta" memleketi olan Kastamonu'ya dönmek zorunda kalıyor. Son zamanlarında Kastamonu Sanat Mektebi'nde atölye şefi olarak görev yapmıştır. Böylece anlaşılıyor ki ilk Türk yapımı Piyano Ankara'da değil Kastomonu'da yapılmıştır.

Mustafa GÜL
Göktürk Belediye Başkanı

mustafa_gul.jpg

1956 Kastomu-Cide doğumludur, ilköğrenimini Cide'de, orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. 1976 yılına kadar ticaret ile uğraştı. Vatani görevini tamamladıktan sonra, 1989 yılına kadar ticari hayatına Göktürk'te devam etti. 1989-1994 yılları arasında muhtarlık yaptı. Kurucusu olduğu Göktürk Belediyesi'ne 1994 yılı Mahalli idareler Secimleri'nde Belediye Başkanı seçildi. 1999 yılında 2. kez, 2004yılında da 3. kez Belediye Başkanı seçildi. Evli ve dört çocuk babasıdır.

Kastamonulu Şairler

ANDELÎBÎ: Kastamonuludur.. İstanbul'da imamlık yapmıştır. Sesinin güzelliğinden dolayı Bülbül Hasan diye tanınmış ve bu yüzden de Andelîbî mahlasını kullanmıştır.

ÂRİF: Babası tanınmış kad


Yorum Yaz! :: Arkadaşına gönder!