Domuz Gribi, İnfluenza A virüsünün neden olduğu ve domuzlarda salgınlara neden olan bir solunum hastalığıdır. Domuzlardan insanlara bulaşabilmektedir.
Belirtileri nelerdir?
Belirtiler normal insan gribi belirtilerine benzer ve
* Ateş,
* Öksürük,
* Boğaz ağrısı,
* Burun akıntısı,
* Vücut ağrıları,
* Baş ağrısı,
* Titreme halsizlik bazı vakalarda kusma ve ishal bildirilmiştir
Geçmişte zatürre ve solunum yetmezliği gibi ciddi hastalık ve ölümlere neden olduğu bildirilmiştir.
İnsandan insana nasıl bulaşır?
Domuz Gribinin A/(H1N1), mevsimsel gribin bulaştığı gibi bulaşmakta olduğu düşünülmektedir. Kişiden kişiye genellikle öksürme, hapşırma gibi solunum yoluyla bulaşır. Bazen de hasta insanların ağız ve burunlarına temas etme yoluyla da bulaştığı bildirilmiştir. Hasta bir kişinin öksürüğü ya da hapşırığından çıkan damlacıkların masa gibi bir yüzeye temas etmesinin ardından başka bir kişinin bu masaya elle dokunması, ardından ellerini yıkamadan gözlerine, ağzına veya burnuna dokunması sonucu hastalık kişiden kişiye geçebilir. Hasta kişi, hastalık belirtileri görülmeden 1 gün önceden başlayarak; hastalandıktan sonraki 7 gün ve daha fazla gün boyunca bulaştırıcıdır. Bu da kişinin domuz gribi hastalığına yakalandığını daha henüz öğrenmemişken bulaştırıcı olduğunu göstermektedir. Çocuklar, özellikle küçük çocuklar, potansiyel olarak daha uzun süre bulaşıcı olabilir.
Hastalığa yakalanmamak için ne yapmak gerekir?
İnsanlar için geliştirilmiş bir aşısı henüz yoktur. Hastalıktan korunmak için rutin önlemleri uygulamak gerekir. Bu önlemler:
* Öksürdüğünüzde ya da hapşırdığınızda ağzınızı ve burnunuzu bir kağıt mendille kapatınız. Kullandığınız mendili hemen çöpe atınız.
* Öksürdükten veya hapşırdıktan sonra ellerinizi bol su ve sabunla yıkayınız. En az 15 ila 20 saniye yıkama önerilir. Alkolle temizleme de tercih edilebilir.
* Ağzınıza, burnunuza ve gözlerinize dokunmaktan kaçının. Çünkü virüs ellerinizle başka kişilerle tokalaşma yoluyla da bulaşabilmektedir.
* Hasta kişilerle yakın temastan kaçının.
* Genel sağlığınıza dikkat ediniz.
* İyi uyuyun, fiziksel aktivitelerde bulunun, stresten kaçının, bol sıvı alın ve iyi beslenin
* Bu hastalıkla kontamine olmuş olabilecek yüzeylere temas etmekten kaçının.
Seyahat eden kişilere DSÖ neler tavsiye etmektedir?
DSÖ uluslararası seyahatlerin kısıtlanmasını tavsiye etmemektedir. Her zaman olduğu gibi hasta olan kişilerin uluslararası yapacakları seyahatleri ertelemeleri ve uluslararası seyahat dönüşü hastalık belirtileri görülen kişilerin ise sağlık kurumlarına başvurmaları konularına dikkat etmeleri istenmektedir. Seyahat eden kişilere enfekte olma tehlikesine karşın kalabalık ve kapalı mekânlardan uzak durmaları ve akut solunum yolları enfeksiyonları olan insanlarla yakın temastan kaçınmaları tavsiye edilmektedir. Hasta olan kişilerle temastan sonra ve bu kişilerin bulundukları ortamlarla temastan sonra ellerin yıkanması hastalık riskini azaltacaktır. Ayrıca hasta insanlar hastalığın yayılmasını önleyici uygun davranışlar sergilemeye davet edilmektedir(Sağlıklı insanlardan uzak durmak, elleri yıkamak ve öksürükle/hapşırıkla bulaşmayı engellemek için kâğıt mendil ve maske kullanmak).
Tedavisi var mı?
Oseltamivir veya zanamivir kullanımı domuz gribinin önlenmesinde CDC tarafından tavsiye edilmektedir. İlaç kullanımı hastalığın seyrini hafifletmekte ve daha hızlı bir iyileşmeyi sağlayabilmektedir. Bunun yanı sıra ciddi komplikasyonların da gelişmesi engellenmiş olur. Antiviral ilaçlara, semptomların görülmeye başlamasından itibaren ilk 2 gün içinde başlanması gerekir.
Çocuklarda acil tıbbi yardım gerektiren durumlar şunlardır:
* Hızlı nefes alma ya da solunum güçlüğü
* Mavimsi cilt rengi
* Yeterince sıvı alamama
* Uyanamama ya da uyaranlara cevap verememe
* huzursuzluk
* Grip benzeri semptomlara ek olarak ateş ve şiddetli öksürük
* döküntü
Yetişkinlerde acil tıbbi yardım gerektiren durumlar şunlardır:
* Solunum güçlüğü veya nefes darlığı
* Göğüs ya da karın içinde ağrı veya basınç
* Ani baş dönmesi
* Konfüzyon
* Şiddetli bulantı ve kusma
Coca Cola'daki SIR açıklandı (zorunlu )/BÖCEK LARVASI !!!
Böcek
Cochineal; Kanarya adalarında ve Meksikada yaşayan bir böcektir. Doğal ortamında çoğaldığı gibi kültürel olarak da yetiştirilmektedir..
Kaktüs bitkisine kene gibi yapışarak hayatını sürdürür..
Bir Cochineal böceği tarlası...
Bu böcekler ve larvaları Meksikalı köylüler tarafından toplanır..
Pazarlama aşamasındaki cochineal..
Cochineal kurutulmuş hali..
Köylüler kendi ihtiyaçları için Azteklerden kalma klasik yöntemlerle böceğin özütünden dünyanın en güzel renklerinden biri olan “carmine”i üretirler..
Aztekler ve latinler böcekten elde edilen bu boyayı ip boyamada kullanırlar..
Carmine pigmenti..
Türkiye’de hatta, dünyada ilk kez *15 Eylül 2006* günü Coca-Cola’ya karşı,
içeriğini açıklaması için Antalya Tüketici Mahkemesinde dava açıldı...
Açılan davada, merkezi Atlanta’da olan ve *1886* yılında Eczacı Dr. John
S.Pemberton tarafından faaliyete geçen Coca-Cola, 120 yıllık geçmişi
ile *"dünyanın hiçbir yerinde hiç kimseye açıklamam"* dediği sırını açıklayacak mıydı? Bu
nedenle geçen gün *(19 Mart 2007)* açılan davanın 3. duruşması yapıldı.
Taraflar mahkemeye 100 sayfayı geçkin açıklamada bulundu. Coca-Cola
mahkemeye savunma amaçlı verdiği dosyada *(24 sayfa savunma metni, 18 sayfa
belge)* üretim, içerik ve ambalaj olmak üzere istenilen her hususa açıklık
getirdi. Gözden kaçan, Coca-Cola açıklamam dediği *"Ticari Sır"* ın ne olduğunu da açıkladı. *(!)* Antalya tüketici mahkemesi kararını verdi ve
Coca-Cola davasını bir üst mahkemeye taşınmasının yolunu açtı.
Mahkeme tarafında ise Coco-Cola avukatları aracılığı ile yaptığı savunmada,
* *Coca-Cola ürünlerinde,* "... içeriğinde bulunan* *Coca-Cola Özütü * *nün *
*içeriğinin** ürün üzerinde..."* belirtilmemesini, *"ürünün ayırıcı lezzet
ve kalitesi **Coca-Cola Özütü* *sayesinde elde edilmekte..."* olduğundan
dolayı açıklanmadığını belirttidi.*
*Mahkemeden de, haklı olarak,* "Davanın reddine karar...", *verilmesini istedi. Fakat,
mahkemeye verdiği Coco-Cola formülünün bileşim çizelgesinde;
Anlaşılacağa üzere açılan dava sonucunda, Coca-Cola’da bilinmeyen formülü
değil, *Coca-Cola Özütü *olduğu resmiyet kazandı. O zaman, *Coca-Cola
Özütü*nün ne olduğu araştırıldığında, Coca-Cola’nın çok merak edilen
sırı da ortaya çıkacaktı.
Antalya Tüketici Mahkemesinde açılan davada, Coca-Cola’yı savunan
avukatların mahkemeye verdikleri savunmada, Coca-Cola gerçeğinde
bilinmeyenin, esrarengiz kasalarda gizlenen formül değil, yalnızca Coca-Cola
içerisinde yer alan *"özden"* üretildiği açıklandı. O zaman bilinmesi
gereken ve ticari sır olmaktan çıkan bir husus vardı. O da, o *"öz"* hangi
canlıdan *(hayvan ve bitki)* elde edilmişti? Ortada bir formül değil, bir
hayvan veya bitki olması gerekiyor.
Yapmış olduğumuz bir araştırma sonucunda, aslında bu maddenin, gıda katkı
maddelerinde renklendirici *(boya)* olarak bilinen *"Cochineal" * (*Coccus
cacti ve Dactylopius coccus *) ismi ile anılan, başta Meksika olmak üzere,
Kanarya Adaları, Şili, Peru ve Bolivya’da bulunan *Opuntia *cinsi kaktüs
üzerinde yaşayan bir tür böcek türü olduğu bilgisine hemen ulaşıldı...
Günümüzde, *Cochineal böceği* doğal ortamda kaktüs bitkisine kene gibi
yapışarak hayatını sürdürürken, tüketim alanının büyüklüğünden dolayı
kültürel olarak da yetiştirilmektedir... Bizim aradığımız *özüt* ise *Cochineal
böceğinin dişisi ve larvalarından* elde ediliyordu...
. Aztek ve Maya köylüsü yüz yıllardır altın kadar değer verdikleri *Cochineal böceği ve
larvalarını*toplayıp silindir ile ezerek *özünü* çıkarttı ve elde ettikleri *özü* kazanda kaynatarak iplerini boyadı.
Böylelikle Amerikan yerlileri dünyanın turkuvazdan sonraki en güzel büyülü renklerinden birisi olan *Carmine*’yi *(karmen-kırmızı-kızıl elde etti. Sonra işin içine kimya girdi. *Cochineal böceği ve larvalarından elde edilen* özüt *kimyasal işlem sonrası "Carmine pigmenti"(pigment: bitki ve hayvanlardan elde edilen boya)* adı verildi. *"Carmine
pigmenti"*daha çok dokumacılıkta boya maddesi olarak kullanıldı.
*"Cochineal" *kimyada *EC 120* kodu ve *Carminic Acid **(Karminik asit - *C
22H20O13 *)*adı ve* *formülü ile anıldı. Tanımlaması yapılırken de,*"Kırmızı, pahalı olduğu için ender kullanılır. Alkollü içecekler Embriyo
için zararlıdır. Aşırı duyarlılık, hiper-aktiflik."* belirtiler gösterir
açıklaması yapıldı.
Şimdi sıkı durun,Türkiye’de yürürlükte olan gıda kodeksine göre üretilen,
gıdalarda kullanılan renklendiriciler tebliğinin, renklendiricilerin
kullanımının 5. maddesinde",Renklendiricilerin kullanımı ile ilgili
hükümlerin, c) şıkında,* sadece Ek-1 de belirtilen maddeler gıda
maddelerinde renklendirici olarak kullanılabilir",* denilmiştir. Ek-1 de
ise, *"EC (European Community) 120 kodu ile belirtilen, **Cochineal-**
Koşineal**, Karminik asit, Karminler’e
75470 E renk indeks
numarası"*verilmiştir.
Demek oluyor ki, Türkiye’deki tüketici yasasına göre, Coca-Cola’nın
açıklamak istemediği *Cochineal böceğinin* *larva özütü olan **Carminic
Acid*’in, içeceklerde kullanmasında bir sakınca yoktur.
Merak ettim, acaba bu izini verenler ve tebliğe imza atanlar,
Cochineal-**Koşineal böceği hayvan olduğu için, vejetaryenleri uyarma gereğini hiç duymadılar mı? Yine, *Cochineal-**Koşineal** *bir böcek türü olmasından dolayı bir çok
dinde yenmesinin günah olduğu biliniyor mu?
Daha bitmedi. Antalya Tüketici Mahkemesinde açılan davayı başta Coca-Cola
olmak üzere, Türkiye’deki çoğu basın-yayın organları çok fazla ciddiye
almadı."O büyük bir kuruluş uğraşılmaz" anlayışı, davanın nedenlerini mercek altına alınmasına engel oldu. Ne de olsa Coca-Cola’nın büyük oranda reklam bütçesi vardı.
İstedikleri her türden *değerler* ile oyun oynayacaklar. Ayıbı kendileri
yapacak, fakat siz yalnızca tüketici olacaksınız. Sesinizi çıkartmayacaksınız. Soru sormayacaksınız. Ne verilirse onu alacaksınız...
Verdikleri kadar düşüneceksiniz...
Firma karının % 50 sini İsrail Ordusuna aktarıldığını...
Dünyada en çok coca cola sevenlerin müslümanlar olduğunu
Belçika da Sağlık Bakanı Luc Van Den Bossche'nin Coca-cola 'nın
şişe veya kutulardaki tüm ürünlerinin piyasadan çekilmesini emrettiğini...
Ve Bakanlığın, Coca-Cola ürünlerini içen kişilerde ciddi zehirlenmeler görüldüğünü belirterek, Coca-Cola' nın içinde kandaki alyuvarların erimesine neden ve kansızlığa yol açan 'hemolyse' maddesinin bulunduğunu açıkladığını...
COCA COLA'NIN DEĞİŞİK YAHUDİ BÖLGELERİNDEKİ REKLAMLARI:.... Üstteki yazının tercümesi: (Were moving to a new location !!! = Artik yeni yerimize tasiniyoruz !!!)
Alttaki yazının tercümesi:'COCA COLA İÇ, ISRAEL'E DESTEK OL !!!!!'''
8/1/2008
-
Sigaranın içinde bulunan zararlı maddelerden bazıları
Sigaranın içinde bulunan zararlı maddelerden bazıları
Bunlar kanserojen maddelerdir ve en tehlikelileri arsenik, benzin, kadmiyum, hidrojen siyanid, toluene, amonyak ve propilen glikoldur. Örneğin; siyanid kesinlikle öldürücü bir zehirdir. Genel olarak bilinen maddelerden bir kaçı.
Bunlar kanserojen maddelerdir ve en tehlikelileri arsenik, benzin, kadmiyum, hidrojen siyanid, toluene, amonyak ve propilen glikoldur. Örneğin; siyanid kesinlikle öldürücü bir zehirdir. Genel olarak bilinen maddelerden bir kaçı;
İngiliz İndependent on Sunday gazetesinin haberine göre gazlı içecekler DNA'yı devre dışı bırakıyor.
İngiliz Independent on Sunday gazetesinin manşetten verdiği habere göre, Sheffield Üniversitesi'nin maya hücreleri üzerinde yaptığı araştırmada, sodyum benzoat (E211) adlı koruyucu maddenin, hücrelerin "güç istasyonu" olarak tanımlanan mitokondride DNA hasarına yol açtığı görüldü.
Araştırmayı yapan moleküler biyoloji ve biyoteknoloji profesörü Peter Piper, "Bu kimyasal maddeler mitokondrideki DNA'yı tamamen devre dışı bırakıyor" dedi. Mitokondrinin oksijeni enerjiye dönüştürdüğünü söyleyen Prof. Piper, "Buradaki hasar, hücrelerin ciddi şekilde bozulmasına yol açıyor. DNA'nın zarar görmesiyle, parkinson, sinir sistemi bozukluğu hastalıkları ve yaşlanma arasında bir bağ bulunuyor" dedi.
ESKİ TESTLER GEÇERSİZ
Sodyum benzoatın İngiliz Gıda Standartları Kurumu ve AB tarafından onaylandığı, ancak bu araştırmanın ardından İngiliz milletvekillerinin testlerin yenilenmesini istediği belirtildi. Piper, "Gıda endüstrisi, bu maddelerin test edildiğini ve tamamen güvenli olduğunu söyleyecektir. Ancak eski güvenlik testleri yetersiz kalıyor" diyerek yeni testler yapılması gerektiğini söyledi. Piper, bu içecekleri özellikle çocukların bol miktarda tükettiğine dikkat çekerek anne babaları yeni testler yapılana kadar içecekleri alırken dikkatli olmaları konusunda uyardı.
Gazete de aralarında Coca-Cola, Fanta, Sprite, Pepsi Max ve Diet Pepsi'nin de bulunduğu ürünlerde maddenin bulunduğunu kaydetti.
8/1/2008
-
Hindistan yasaklanan Coca Cola ve Pepsi
Hindistan'da yasaklanan Coca Cola ve Pepsi
Hindistan'da yasaklanan Coca Cola ve Pepsi, ardından Ukrayna'da da bir okul kantininde yasaklanınca , gözler bu kara içkiye yöneldi.Ne oldu da bir anda en çok içilen bu gizemli siyah şey birden tu kaka oldu...
Hindistan'daki iddia:Kolanın içerisinde "tarım ilacı" kalıntıları bulunması idi.Gerçekten çok ciddi bir iddia idi bu.Ayrıca Coca Cola ve Pepsi'nin sahiplerinin yahudi dünyası ile olan yakın ilişkileri nedeni ile , müslüman dünyası tarafından sevilmediği de aşikar.Tabi bu durum Türk içicileri tarafından şu anda pek takılmasa da yakında neler olabileceğini kimse kestiremez.
Bu iki gizemli marka yıllarca ülkemizde kolayı tekellerine aldılar hatta sadece Türkiye'de değil tüm dünyada başardılar bu işi...Biz "Cola Turka" denilen limoni bir kola ile cevap verdik ama tadını beğenenler pek çıkmadı, bir de işin üstüne "Coca Cola'nın formulü gizliymiş olm" gizemi eklenince olay daha da vahim hale geldi.
Coca Cola ve Pepsi'yi karşılaştırın deseler baya zorlanırdım ama biraz debelenince bir şeyler yazabilirim sanırım.Coca Cola kırmızının malıdır, Pepsi ise mavilerin içeceği.Bu açıdan Pepsi biraz daha sempatik , Coca Cola ise daha yırtıcı görünüz gözümüze...
Coca Cola'nın gizli bir formülü, Pepsi'nin de gizli olmasa da ondan aşağı kalmayan bir formülü vardır. Coca Cola buz gibi olunca iyi içilir derler ama Pepsi biraz şekerli gibidir.
Coca Cola hiçbir zaman bir yıldızı markanın önüne geçirmez ama Michael Jackson pepsi satan bir bakkalcı gibidir "görsel hafızalarımızda"...
Coca Cola reklamlarını dedeli nineli bol çocuklu Türk ailelerini seçerek damardan aktarım yapmayı tercih ederken, Pepsi nedense yıldızlar ile işi götürmeye çabalar...
Bu iki kara içkiyi pek sevmem daha önce de Cola Turka mevzuunda belirtmiştim ama Nuri Alço ve Tecavüzcü Coşkun karşılaştırması tadında bir karşılaştırma yaparsak ortaya ne gibi sonuçlar çıkar diye merak ettim...Hadi siz de yorumlarınızla karşılaştırın...
“Cola yerine çişinizi için” uyarısı ile ilgili yazım, basın-yayın organlarının hiç birinde yer almamasına rağmen on binlerce e-mail aldım…
Bana ulaşan e-maillerde teşekkürden daha ziyade kolalı içeceklerin satışının nasıl engelleneceğine ilişkindi… Bunun için basın desteği almadan başarılı olunmayacağı da belirtilmiş. Basın-yayın organları, Cola’yı üreten ve pazarlayanları karşılarına alarak böylesi bir kampanyaya kesinlikle destek vermezler. Türk basının durumu “kurtuluş savaşı” öncesi işini yapan Babıali basın ile bire bir aynıdır. Yine işini yapıyor. Bu nedenle basının varlığını ve oralarda yazanları bir kenara bırakın. Kendi doğrularınızı, haklılığınızı ve kararlığınızı ortaya koyun. Eğer böyle bir irade ortaya koyarsanız, o basın-yayın organlarının Cola’yı desteklemeye güçleri kesinlikle yetmez. Milyarlarca insanın yaşadığı Çin’de devrim basın-yayın organları ile değil, kulaktan kulağa oldu!...
İlk adım atacaklar arasında, öğrenci velileri ile çocuklara geleceğimiz diyenler var; Milli Eğitim Bakanlığı Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından 17 Nisan 2007 tarihinde valiliklere yollanan, “…kolalı içeceklerin satışının yapılmaması-caydırılması… (Okul Kantini Denetim Formu madde, 26)” yönündeki genelge konusunda okul kantinlerinde Cola’lı içeceklerin satılıp satılmadığını kontrol edin… Çünkü, aynı genelgede, “Okul Kantini Denetim Formu” var. Bu formun, “okul müdürünün kendisi veya görevlendireceği bir müdür yardımcısı başkanlığında kurulacak bir komisyon tarafından ayda en az bir kez” kontrol edilerek doldurulması istenmektedir. Eğer okul kantininde Cola dolabı, Cola reklamı varsa veya açıkça satışı yapılıyorsa yine aynı genelgeden takip edelim, “Acil durumlarda gereği için Tarım İl/İlçe Müdürlüklerinin gıda denetçileri kontrol ve denetim için davet edilmelidir.”
İNSANLARDA “bağımlılığı” artırmak üzere var edilen Cola’nın hedefi çocuklardır. Cola’da çocukları “bağımlı” kılacak, alkol ve uyuşturucu, dişlerini çürüten, midelerini yakan asit var… Tüm bunların yanında Cola’nın özünde; Cochineal (Coccus cacti ve Dactylopius) isminde Opuntia cinsi kaktüs üzerinde yaşayan böcek var. Cola’nın sırrı böcek olunca tabii ki açıklamam diyor…
Onun için; bu e-maili alan herkes kendi gruplarında bulunan kişilere yollasın. Sonra da yolunuzun üzerinde bir okul varsa direkt kantinine gidin… Eğer okul kantininde Cola satılıyorsa, okul müdüründen “Okul Kantini Denetim Formu” isteyin, denetlenip denetlenmediğini kontrol edin. Tüm bunlar en fazla “10 dakikanızı” alacaktır. Unutmayın yaptığınız, çocuğunuzu korumak ve vatandaş duyarlılığıdır. Çocuğunuz ve hatta ülkenizin geleceği için yalnızca 10 dakika ayıracaksınız… Duyarlılığınızı basın-yayın organları haber yapması gerekmiyor… Bu bilince erişen toplumları hiçbir plan alt edemez… Sonrası ise “çorap söküğü” gibi gelecektir.
Evet yalnızca “10 dakika” yeterli. Bir düşünün “10 dakika” nerelerde geçirmiyorsunuz… Ya anneler, dokuz ay on gün karnınızda taşıdığınız çocuğunuz için “10 dakikalığına” okul kantine uğramayacak mısınız? Ya çocuklarının kötü alışkanlıklardan korumak isteyen babalar, çocuklarımız geleceğimiz diyen Ankara’daki büyükler okul kantinini kontrol etmeyecek misiniz?
Ben ise hukuki yollarda Cola’nın sırrım dediği, “EC (European Community)120-Carminic Acid” içeriğini ambalajlarına yazıncaya kadar mücadeleme devam edeceğim…
Naftalin
Kadmiyum ( akü yapımında kullanılan madde )
Polonyum-210 ( k.y.m )
Vee bunlar gibi 4000 kadar daha zehir bulunmaktadır...
Sigaranın vucütta izlediği yol ;
Ağız ve Burun
Nefes borusu
Yemek borusu
Mide ( tütrükle )
HAva Yolları
Akciğerlere
Sağ kalbe ve oradanda tüm vucüda pompalanır...
Vucüda zararları
Beyinde felç
Akciğer kanseri
Karaciğer Kanseri
Ağız ve yemek borusu kanseri
gırtlak ve nefer borusu kanseri
kalp ve damarlar
Göğüs kanseri
Astım
Rahim kanseri
Kısırlık
Kılcal damarlar ...
Sigara neden öksürtür?
Sigara dumanı asit özelliktedir. Asit ve duman içindeki tahriş edici maddeler öksürüğe yol açar.
Sigara içenler türlü yalanlarla kendilerini kandırır dururlar. Siz de sigara içen biriyseniz, kendinizi bunlardan biriyle avutuyor olabilirsiniz... Prof.Dr.Ahmet Rasim Küçükusta tiryakilerin avuntularını kaleme aldı...
Ahmet R.Küçükusta / Star
Tiryakinin avuntuları
Sigara içenler türlü yalanlarla kendilerini kandırır dururlar. Bunları aşağıda sıraladım. Siz de sigara içen biriyseniz, kendinizi bunlardan biriyle avutuyor olabilirsiniz. İşte tiryaki avuntuları:
Sigara içerim, ama dudak tiryakisiyim
Birçokları ‘Dumanı katiyen içime çekmem; onun için de kendimi sigara içiyor saymam’ diye avunurlar.
Tamamen yanlış bir düşünce. Sigarayı yaktıktan sonra siz de yandınız demektir, dumanı ister içinize çekin ister çekmeyin. Nefes alıp veriyorsanız, yanan sigaranın dumanını da soluyorsunuz demektir; işlem tamamdır.
Sigara dudağınızda tütse de... Kül tablasının kenarında yansa da... Parmaklarınızın arasında dursa da; hiç mi hiç fark etmez.
Asla aç karnına sigara içmem
Bir çok tiryaki ‘aç karnına sigara içmemekle’ öğünür. Sanırım şu sözler pek çoğunuz için yabancı değildir: ‘Sabah kalkarım, mutlaka biraz peynir, birkaç zeytin, bir parça ekmek atıştırırım, sigarayı ondan sonra yakarım. Asla ve kata aç karına sigara içmem.’
Marifet sanki. Sigarayı aç karnına da içseniz, tıka basa yedikten sonra da içseniz hiçbir şey fark etmez. İçinize çektiğiniz o duman ciğerlerinizden kanınıza karışıp bir güzel zehirler sizi.
Ben bağımlı değilim hemen bırakabilirim
Bazı tiryakiler sigara içmelerini hiç mi hiç önemsemezler.
‘Aslında ben sigara bağımlısı değilim. Keyif için içiyorum hepsi bu. İstesem ‘şu mereti’ hemen şimdi bırakırım. Zaten ne kaldı şurada, yılbaşı gelsin bırakacağım inşallah.’
Bu kaçıncı yılbaşıdır, bu kaçıncı bayramdır veya bu kaçıncı yaş günüdür sigarayı bırakmaya ‘kesin karar’ verdiğiniz, saydınız mı?
Sigara benim en iyi arkadaşım
‘Sigara benim en iyi arkadaşım’ sözünü eminim ki, hepiniz çevrenizdeki birinden, belki annenizden, belki babanızdan, belki arkadaşınızdan veya komşunuzdan birinden mutlaka duymuşsunuzdur.
Kendinizi kandırmayın.
Hiç sizi bronşit, kalp hastası, felç, kanser yapan sigara en iyi arkadaşınız olur mu?
Hem öyle iyi bir arkadaş ki, siz yatağa düştüğünüzde, nefes alamaz, adım atamaz hale geldiğinizde ‘sizi terk edip giden’ bir arkadaş.
Stresimi alıyor
Sigara tiryakilerinin en önemli yanılgılarından biri de ‘Benim işim çok stresli ondan içiyorum’ bahanesinin arkasına sığınmaktır. Sanki bu dünyada stressiz iş varmış gibi; sanki herkesin bir eli yağda, bir eli balda.
Herkes bir başkasının yaptığı işin kolay ve bol kazançlı olduğunu sanır. Kimse kimseye imrenmesin. İşçinin de, patronun da, memurun da, amirin de, fakirin de, zenginin de herkesin işi kendine göre zordur, streslidir.
Light sigara içerim
Light sigaraların daha az zararlı olduğuna inanılır, ama sigaranın hafifi ağırı yoktur. Hatta, light sigaralar belki de daha tehlikelidir, çünkü bazıları ‘Bu nasıl olsa light dokunmaz’ diye daha çok sigara içerler; bazıları ise light sigaranın dumanını daha sık ve derin içlerine çekerler.
Sigara içmezsem kilo alırım
Kilo almamak için sigara içenler de vardır. ‘Sigarayı iki hafta bıraktım 10 kilo aldım’ sözü sanırım kimseye yabancı değildir. Sigaranın beyindeki iştah merkezini baskıladığı, iştahı azalttığı ve sigarayı bırakanların kilo almaya başladıkları doğrudur. Ama bu geçici bir süre böyledir. Önemli olan ilk haftalar yüksek kalorili besinlerden kaçınmak ve spor yaparak bu dönemi atlatmaktır. Bir süre sonra metabolizma normal ritmine kavuşacaktır.
Balgam söktürüyor, ciğerlerim temizleniyor
Sigara öksürüğü diye ‘masum’ bir öksürük yoktur. Bir iki haftadan fazla devam eden öksürük, hele de sigara içenlerin öksürüğü mutlaka araştırılması gereken ciddi bir hastalık belirtisidir.
Bu, iyi ihtimalle yeni başlayan kronik bronşitin ilk belirtisidir. Kötü ihtimal ise, akciğer kanseridir. Tek başına öksürük kanserin ilk ve tek belirtisi olabilir.
Hele de her zamanki öksürüğün karakterinde bir değişiklik varsa... Meselá, öksürük daha uzun sürüyorsa, geceleri uyandırıyorsa, şiddetli daha fazla ise... Mutlaka üzerinde titizlikle durulmalıdır.
Gelelim neticeye
Kendinizi daha fazla avutmayın. Sigara sizi bırakmadan siz onu terk edin, olsunbitsin.
Uyuşturucuların kullanılması davranış değişikliklerinde ve bünyedeki emarelerde kendini gösterebilir. Bununla beraber bu işaretler kesin delil sayılmazlar. Uyuşturucunun kullanılmasında kesin delil olan bünye emaresi enjeksiyonda (bilhassa eroinde) görülür. Daha çok kol ve bacak damarları boyunca olmak üzere, bağımlının bütün vücudunda iğne izleri vardır. Bunlar sivrisineğin soktuğu yerlere benzer ve muhtemelen iltihaplıdır. Tabi iğne ile tedavi gören hastaların vücudunda da iğne izlerinin bulunduğu unutulmamalıdır.
Kullanılan uyuşturucunun cinsine ve kullanma şekline göre değişen aletler, zehir in alınışı ve çeşidi hakkında fikir verir. Vücuttaki emarelerin çokluğu bağımlılık ihtimalinin işareti ise de, uyuşturucu kullanılmasının kesin delilleri olarak kabul edilmemelidir, fakat uyanık olunmalı, olaylar dikkatle izlenmeli ve değerlendirirmelidir. Bunlar mesela, el titremesi, ter boşanması, uykusuzluk, huzursuzluk, sükunet ile sinirlilik hallerinin birbirini takip etmesi gibi işaretlerdir. Davranış değişiklikleri de uyuşturucu bağımlılığın işareti sayılır.
Gençlerde rastlanan ve göze çarpan bu ve benzeri haller, ergenlikle ilgili çok normal sebeplerde olabilir. Örneğin ergenlikte:
Okul başarılarındaki nişler ve yükselişler, Aile münasebetlerinden ayrı kalma, uzaklaşma, Ruh halinde değişiklikler, İlgi alanlarının sık sık değişmesi söz konusu olabikmektedir.
Ø Başarı oranı tamamen ve her derste düşmüş ise, arkadaşlarını çok sık değiştiriyorsa, eski arkadaşlarına sırt çeviriyor ve çevreyle ilişkilerden kaçıyor, işini yada okulunu bırakmak istiyorsa.
Ø Hiçbir şeye ilgi duymuyor ve herkezden uzak kalıyorsa, geleceğe dönük hiçbir adım atmıyorsa.
Ø Ani ve çabuk duygu değişimleri varsa, yemek yeme düzeninde bozukluk oluyorsa.
Ø Yalan söylüyor ve evden ufak tefek şeyler kayboluyorsa.
Ø Daha önce bizlerle olmaktan zevk alan, programlar yapan kızımız veya oğlumuz, bizden uzak durmaya başlamışsa, ilgi ve istekleri sıklıkla değişiyorsa, maymun iştahlı olmuşsa, daha önce eğitim konusunda verdiği kararı değiştirmişse, kararsızlıklar yaşıyorsa...
Ø Ruhsal yönden içine kapandığını, aşırı sinirli olduğunu, alınganlaştığını, sonra tekrar normale döndüğünü farkediyorsak.
Ø Elbisesinde, yatağında ufak yanıklar ve yırtıklar oluşmuşsa, farklı yerlere gittiğine dair ipuçları varsa.
Ø Tuvalette uzun süre kalıp, oradan rahatlamış olarak çıkıyorsa.
Ø Odasında, üstünde pudraya benzer şeyler varsa bunlar bize bir problemin olduğunu düşündürmelidir. Ama bütün bunları, tek başına anne yada baba olarak halletmeye kalkışmamak, mutlaka bir uzmandan yardım almak gerekir
Beyin ve Merkezi Sinir sisteminde : Bütün uyuşturucuların en büyük zararı ve tahribatı beyin ve merkezi sinir sistemi üzerindedir.
Bu sebeple beynin mazrufu olan aklı ve iradeyi işlemez hale getirir. Kişiyi dengeden, normal yaşam ve davranışlardan uzaklaştırırlar.
Beyin ve akıl sağlığının en büyük düşmanı uyuşturuculardır. Bağımlılarda beliren ilk olgu; akıl ve sinir hastalıkları ve arızalarıdır. Delilik, erken bunama, şuur kaybı, uykusuzluk, felçler hezeyan (sayıklama, saçmalama, akıl dışı davranışlar ) halüsinasyon (vehim, hayal görme, işitme vs. ) lar, zeka ve hafıza kayıpları.En kısa ifade ile: Akıl hastalıkları, zihni ve ruhi karmaşa ve kaoslar .
Sindirim Sisteminde: Bulantı, kusma, karın ağrıları, kabızlık, ishal, mide ve bağırsak spazmları, kanama ve yaraları, gastrit, ülser vs.
Karaciğer ve Böbreklerde: Bu zehirlerin organizmadan atılmasında en ağır görev bu organlara düşmekte olup, karaciğer ve böbreklerde büyük arıza ve tıkanmalara, karaciğerde yetersizlik, yağlanma ,sertleşme (siroz)...
Böbreklerde büyük tahribat, albümin, kan ve idrar çoğalması, tıkanmalar ,ağır böbrek hastalıkları
Gözlerde: Işık ve mesafede uyumsuzluk, şaşılık gece körlüğü, göz bebeği büyümesi, küçülmesi, göz adele felci bilinen sonuçlar ve tezahürlerdir.
Solunum Sisteminde: nefes darlığı, öksürük, boğulma hissi, bu yolla kalp sıkışmaları, solunum felçleri ve ölümler bilinen olaylardır.
Kan organlarında: Kan ,insan hayatının en önemli organı olup, uyuşturuculardan büyük zararlar görür. Kansızlık ,kan zehirlenmeleri, kan hücrelerinde şekil ve miktar değişiklikleri, kanın korkulu arızası olan pıhtılaşma ve kangrenler başlıca arızalardır.
Zehirlenme: Uyuşturucuların başta gelen olumsuzluğu zehirlenmeler ve bu yolla gelen ölümlerdir. İlk defa olursa HAD, tekerrür ederse "Müzmin Zehirlenme" adını alır.
Sosyal bir varlık olan insanın çevresi ile uyum içinde olması, akıl ve zihin sağlığı ile mümkündür.
Bu sebeple akli ve zihni hayatın en büyük düşmanı olan uyuşturucular, insanın uyum gücünü zaafa ve iflasa götürmekle onu aileden, toplumdan ve çevresinden kopararak, yalnızlığa, bunalıma ve hemen ardından da sorumsuz, hipisel (hayvani) bir hayata mahkum eder. Bağımlıyı yaşayan bir ölü haline getirir. (Hip Kültür)
Bu sebeple, uyuşturucuların, bağımlıya, aile hayatına, doğacak çocuklara, iş hayatına, aile ve ülke ekonomisine, ferdi ne toplumsal ahlaka (namus ,iffet, şeref, haysiyet v.s.) verdiği zararlar ifadelere sığdırılamaz.
İntiharların, cinayetlerin, her türlü fuhşiyat, gasp ve anarşinin temelinde uyuşturucu vardır.
İç ve dış düşmanların en tahripkar silahı uyuşturucu ve uyuşturucu salgınlarının itici gücü olan uyuşturucu kültürü (hip kültür) dür. Cemiyetleri inkıraza götüren her türlü maddi ve manevi tahribatın temeldeki sebebidir. Bunlar.
Ayrıca AİDS, frengi, verem, kanser, kangren ve benzeri bir çok ölümcül hastalığın yayılmasında da en büyük fail uyuşturucular ve bağımlılarıdır.
20/2/2007
-
UYUŞTURUCUYA KARŞI AİLEYE DÜŞEN GÖREVLER
UYUŞTURUCUYA KARŞI AİLEYE DÜŞEN GÖREVLER
Uyuşturuculardan korunmada en büyük vazife aileye düşmektedir. Aile toplumun temel çekirdeğidir. En başta anne ve baba, çocuklara örnek olmalıdır. Çocuklar, her türlü sıkıntılarını ve problemlerini öncelikle anne ve babalarına açabilmelidirler. Problemlerin ilk defa aile büyüklerince değerlendirilmeleri şarttır.
Bu konuda gençlerimizin dikkat edecekleri noktalara gelince;
ØGerek sevgiyi ve mutluluğu muhakkak ki kendi yuvalarında aramalıdırlar.
ØKötü arkadaş guruplarından uzak durmaları gerekir. Böyle kişiler davranışlarından, hareket ve sözlerinden anlaşılır.
ØBoş zamanları en iyi şekilde (okumak, kültürel ve diğer faydalı faaliyetlerde bulunmak gibi meşguliyetlerle) değerlendirmelidirler.
ØYine gençlik dönemi ; halk arasında söylendiği şekliyle "delikanlılık" devresidir. Bu yaşlarda kişilik icabı, gelecek için her an problem oluşturabilecek hareketlere girilebilir, kararlarda isteksizlik olabilir. Gençler bu hususu daima göz önünde tutmalı büyüklerin uyarılarını dikkate almalıdırlar.
Son olarak gençlerimizi uyuşturucunun içine çeken alt kültürden bahsetmek istiyorum. İçki uyuşturucu, kumar, şans oyunları, sapıklıklar, fuhuş evden kaçma gibi faaliyetlerin tümünü besleyen, ortaya çıkaran ortama "Uyuşturucu Kültürü" adını veriyoruz. Zararlı alışkanlıkların temelinde bu vardır ve bunu önlemek uyuşturucu kültürüyle mücadeleye bağlıdır.
Bu kültürün filizlendiği birahane, pub, diskotek, kahvehane, kumarhane, meyhane ve benzeri yerlerden uzak durmalıdır.
Bira ve "alkolsüz" denilen bira, alkolizm ve uyuşturucu batağının başlangıç basamağıdır.
Yine milli manevi değerlerimiz, yüzyıllardan beri nesilden nesile intikal eden geleneklerimiz uyuşturucu kültürünün panzehiridir. Bu değerlere sarılmak zorundayız.
Uyuşturucularla Mücadele Bakanlığı yanında, önemli sorumluluklar taşıyan Milli Eğitim, Sağlık, İçişleri ve Milli Savunma Bakanlıkları başta olmak üzere, bünyesinde eğitim üniteleri ve eğitilmesi gereken genç kitleler bulunduran diğer bakanlıklar ve diğer devlet kuruluşları bu konuda görev ve sorumluluk taşımalı, buna sahip çıkmalı ve bu büyük organizasyonda yerini almalıdır.
Milli eğitimde en azından şunlar yapılmalıdır:
ØOrta ve Liselere haftada 1-2 saatlik zorunlu ders getirilmeli ve bu çalışmalar yasal çizgide ciddiyetle sürdürülmelidir.
ØGenç öğrencilerle birlikte aileleri de eğitim kapsamına alınmalı. Ailenin ,medyanın da ciddi katkıları sağlanarak, maddi ve manevi kültür değerleriyle güçlenmesi mutlaka sağlanmalıdır.
ØYönetici ve eğiticilerin kötü örnek olması, özenti oluşturması kesinlikle önlenmelidir.
ØOkul Yeşilay kolları seçkin öğrencilerle her okulda mutlaka kurulmalı, bunların başına gönüllü ve yetenekli bir rehber öğretmen tayin edilerek, bu öğretmenler uzmanlaştırılmalıdır.
ØUzmanlık çizgisine ulaşan rehber öğretmenler, hem öğrencileri, aynı zamanda ailelerini eğitmelidir. Bu çalışmalar eğitim yılı boyunca ciddi bir şekilde sürdürülmelidir.
ØOkullar bu konuda eğitim malzemeleri ve gerekli doküman bakımından yeterli bir zenginliğe ulaştırılmalıdır.
ØDoküman yönünden Milli Eğitime, Sağlık Bakanlığı, Medya (bilhassa eğitsel filmlerin hazırlanması bakımından) yardımcı olmalı. Yeşilay’ın maddi destekle bilhassa yazılı ve görsel dokümanlarla bu hizmete gerektiği ölçüde katılması sağlanmalıdır.
ØÖzel sektör (kurumlar) ve yöneticileri bahis konusu hizmet ve görevlere aynen sahip çıkmalıdırlar.
ØBütün halk kuruluşları ve vatandaşlar her biri bu mücadelede görev almalı ve üzerine düşenleri yerine getirmelidir.
ØBu arada istisnai bir durum olarak bir Anayasa görevi yapan Yeşilay’a:
Øa) Mali, teknik ve teşkilatlanma yönünde gerekli ve yeterli yardımlar yapılmalıdır.
b) Yıllardır büyük emekle gençlerimiz için bu maksatla çıkarılan Yeşilay dergisine ve dokümanlarına Devlet kütüphanelerinin ve bütün resmi ve özel okulların, keza kurumların abone olmaları sağlanmalıdır.
ØBitabii bu hizmetlerin yerine getirilmesi, bütün ülkeyi içine alacak güçlü bir organizasyonun oluşturulması ve gerekli yasa ve mevzuatın çıkarılması, münhasıran uyuşturucularla mücadele görevini üstlenecek olan Bakanlıkça yapılmalıdır.
UYUŞTURUCUYA KARŞI MEDYANIN GÖREVLERİ
En güçlü ve yaygın eğitim kurumu olduğu halde bu çizgide hiç bir görev üstlenmeyen, hatta büyük bölümü ile, bilhassa temeldeki konu olan ve her türlü zararlı alışkanlıklara ve bunların salgın haline gelmesinde en büyük etken kabul edilen uyuşturucu kültürü çizgisinde büyük bir sorumsuzluk sergileyen medya, mutlaka disipline edilmeli. Bu güçlü kurum bütün birimleri ile yararlı bir çizgiye getirilmelidir ve medyanın bu sorumluluklarını ve hayati önem taşıyan görevlerini kabullenip yerine getirmedikçe diğer hiçbir tedbirin ülkeyi ve toplumu selamet kıyısına götüremeyeceği kesinlikle bilinmelidir. Bu ülke, bu toplum ve bu devlet hepimizindir. Bir yerde hırs ve kazançlara sınır tanımak zorundayız
Alkolizm genetik bir hastalık olmakla beraber pek çok vakada sürekli ve çok fazla alkol tüketimi sonucunda da ortaya çıkmaktadır. Psikolojik ya da toplumsal baskılar hastalığın ortaya çıkışında önemli bir etkendir. Alkolizmin en önemli özelliği hastanın sürekli ve giderek artan miktarlarda alkol tüketmesidir. Alkolizm, kişiye hem psikolojik hem de fiziksel zarar vermektedir. Alkolün fiziksel etkileri en çok kardiovaskular sistemde, sinir sisteminde ve böbreklerde görülmektedir ve alkolizm tedavi edilmediği zaman bu rahatsızlıklar ölümcül olabilmektedir
Alkolik olarak yaşamak çok zordur, vücut ıstırap içindedir. Alkolün kalbe çok zararlı olduğu bilinmektedir, bir alkolik sadece kalp hastalığına yakalanma riski altında değildir, alkol kalbe direk zarar da verebilir. Çoğunlukla, alkolizm, lipid seviyesinin aşırı yükselmesiyle oluşacak damar tıkanıklığı, kalp krizi ve erken ölümle sonuçlanır. Eğer alkolizm tedavi edilmezse, hasta kalp hastalıkları yüzünden büyük bir ihtimalle hayatını kaybedecektir.
Aşırı alkol kullananlarda, vücut vitaminsiz kalacak ve özellikle B vitaminin eksikliğinden kaynaklanan hastalıklar başlayacaktır. Alkol tüm zihin fonksiyonlarına zarar verecektir. Yapılan tüm beyin hücreleri araştırmaları, alkoliklerin beyin hücrelerinin, normale oranla çok daha hızlı bir şekilde yok olduğunu, hatta "hücre deposunun" zamanla tamamen boşaldığını ortaya koymuştur. Bu durumda ne yazık ki, hastanın hemen hemen tüm zihinsel faaliyetleri durmaktadır
ALKOLİZMİN TIBBİ SONUÇLARI
Ø Karaciğerin harap olması, Karaciğerin harap olması,
Ø Kardiyomiyopati (kalp büyümesi),
Ø Anemi (kansızlık),
Ø Yüksek tansiyon,
Ø Trombositopeni (pıhtılaşma sağlayan hücrelerde azalma),
Ø Merkezi sinir sistemi bozuklukları (retrobulbar nörit, Wernike-Korskof Sendromu ve bunaması, serebeller atrofi)
SOSYAL SONUÇLARI
Alkolizm ilerleyen bir hastalıktır. İlk başta alkoliğin çevresindeki kişiler onun içmesinden çok fazla etkilenmezler. Ancak, kişi giderek artan miktarlarda ve sıklıkta alkol kullanmaya devam edeceği ve çoğunlukla kontrol kaybı yaşayacağı için tüm ilişkileri ve sosyal hayatı kötü bir şekilde etkilenecektir.
Hastalığın ileri dönemlerinde sızıncaya kadar içen ya da sabah kalkar kalmaz içmeye başlayan kişi, işine gidemeyecek ve sonunda işini kaybedecektir.
Alkol hayatının en önemli amacı haline geleceği için eskiden yaptığı hiçbir şeyi yapmayarak kişi sadece içki içecek ve tüm sorumluluklarını bir kenara itecek ve yakınlarından gelen yardım tekliflerini de geri çevirecektir. Buna bağlı olarak, ailesiyle ve yakın çevresiyle ilişkileri bozulacaktır. Ne yazık ki, alkoliklerin evlilikleri genellikle boşanmayla sonuçlanır.
Kontrol kaybına bağlı olarak, alkolikler çok fazla kaza yaparlar. Başlarına ev, iş ya da trafik kazası gelme ihtimali çok yüksektir.
Gene, kontrol kaybına bağlı olarak, alkolikler suç işleme eğilimi gösterirler ve karıştıkları kavga ya da benzer durumlar yüzünden adli problemlerle karşılaşabilirler.
17/2/2007
-
Artık herkes sigaranın ne kadar zararlı olduğunu biliyor.
Artık herkes sigaranın ne kadar ne kadar zararlı olduğunu biliyor. Tütünün kanserojen olduğunu duymayan, bilmeyen kalmadı. Ancak, sigaranın zararları bununla bitmiyor, her türlü kalp ve akciğer hastalığına yol açıyor, damar tıkanıklığı felce kadar götürebiliyor.
İlk nefes...Sigara içtiğiniz anda, vücudunuz etkilenmeye başlar. Nabzınız yükselir, daha hızlı nefes alıp vermeye başlarsınız. Kan dolaşımınız yavaşlar. Sigara içinde yaklaşık 3.700 zehirli madde barındıran bir karışımdır. Bunların büyük bir bölümü kanserojendir. En zararları da karbon monoksit, hidrojen siyanid ve amonyaktır ve bu zehirli kimyasal maddeler, bir nefes sigarayla kan dolaşımınıza karışır. Bunun sonucunda, astım, ciğer yangısı, göğüs ağrıları başlar. Daha sık nezle, grip ve soğuk algınlığı geçirmeye başlarsınız. Her on üç saniyede bir kişi, sigaraya bağlı bir hastalıktan hayatını kaybetmektedir. Her yıl dünyada 2.500.000 milyon kişi sigara yüzünden hayatını kaybetmektedir. Bu ölümlerin başlıca sebebi akciğer kanseridir, ikinci önemli sebep kalp hastalıkları ve diğer kanser türleridir.
BAŞ VE YÜZE ETKİLERİ:
Bir sigara bağımlısı olarak, ağız kanserine yakalanma riskiniz çok yüksek. Ayrıca tütün duman diş eti hastalıklarına yol açar, diş çürümesine ve nefesinizin kötü kokmasına sebep olur. Bunların yanı sıra sigara bağımlılarında kronik baş ağrılarında rastlanır. Beyne giden oksijende azalma olur bu da beyin damarlarının daralmasında neden olur. Bu durum kişiyi felce kadar götürür
AKCİĞER VE BRONŞLARA ETKİLERİ:
Soluk borunuzdan ve bronşlarınızdan geçen duman göğsünüze iner. Sigara dumanındaki hidrojen siyanid, bronşlarınızın çeperini yakar ve kronik öksürük ortaya çıkar. Bronşlar zayıfladıkça, bu bölgede pek çok hastalık oluşur. Akciğer salgılarında azalma olur ve bu da kronik öksürüklere yol açar. Sigara içenler, içmeyenlere on kat daha fazla akciğer kanseri olma riski taşırlar.
KALBE ETKİLERİ:
Sigaranın kalbe verdiği zararlar tek kelimeyle yıkıcıdır. Nikotin kan basıncını yükseltir ve kanın daha çabuk pıhtılaşmasına sebep olur. Sigarada bulunan karbon monoksitin kandaki oksijeni yok etmesiyle damarlarda kolesterol depolanır ve bu da kalp krizi riskini arttırır. Bunun yanı sıra, kan dolaşımı bozukluklarına bağlı olarak, felç, parmaklarda kangren ve iktidarsızlık, sigara içenlerde çok sıklıkla görülen hastalıklardır.
ORGANLARA ETKİLERİ:
Sigaranın sindirim sistemine pek çok kötü etkisi bulunmaktadır. Sigara tüketimine bağlı olarak, midede asit salgılanması artar, mide yanmaları ve ülser başlar. Sigara bağımlılarında pankreas kanseri çok sıklıkla ortaya çıkar, büyük ölçüde ölümle sonuçlanır. Sigaranın ihtiva ettiği kanserojen maddeler, idrarla dışarı atılır ancak bu maddelerin vücuttaki varlığı mesane kanserine yol açar. Sigara yüzünden oluşan yüksek kan basıncı ise böbreklere büyük zarar verir
SİGARA İLE İLGİLİ İSTATİSTİKLER:
Türkiye'de Sigara Tüketimi-1990-1995 YILLARI
İki yabancı markalı sigara fabrikası faaliyete geçti. Açılışında bütün devlet erkanı oradaydı. Bütün “billboard”lar, gazeteler, dergiler, satış noktaları neredeyse her yer sigara reklamı ile donatıldı. Bine varan araç, on bini aşan personelle dağıtım ağı kuruldu. Tüketimi körüklemek için bedava sigaralar dağıtıldı.Başta bayiler olmak üzere her yere promosyonlar yağdırıldı. Tıp fakültesi mezuniyet balosunu Marlboro düzenledi. Üniversitelerin özel günlerinin değişmez sponsoru sigara idi. “Camel Trophy” - “Marlboro Adventure” gibi organizasyonlar sürekli gündemde tutuldu. Bir çok gazeteci- televizyoncu tanıtım için başta Amerika olmak üzere seyahatlere götürüldü. Çıkarılmak istenen kanun veto edildi, sonra gündeme bile alınmayıp, bir dönem görüşülemeden kadük oldu.
Patlama Yapan Sigara Tüketimi
Ø1993 yılında yıllık tüketim 4.7 milyar paket / 22 Trilyon TL
Ø1994 yılında yıllık tüketim 5.4 milyar paket / 61 Trilyon TL
Ø1995 yılında yıllık tüketim 5.7 milyar paket / 95 Trilyon TL
SOSYAL SONUÇLAR:
Ø5 yılda (11-19 yaş arası) 5 milyon genç sigaraya başladı.
ØSigara içme yaşı 11’lere indi.
ØSigara, son derece prestij kazandı, bilinç altlarına yerleşti.
ØSigara içmek doğal bir davranış oldu. Hiçbir kapalı yerde, sigara içen hiçbir kimseyi uyaramazdınız.
ØSavaşılması imkansız görünen sosyal ve ekonomik bir dev imajı oluşturuldu
Bir bitki varki alkol tedavisinde kendisinden beklenmeyecek bir fayda sağlıyor. Alkol bağımlılığı tedavisinde sarı kantaronun önemli katkıları olduğu belirlendi. Sarı kantaron, yoksunluk döneminde karşılaşılan bazı sıkıntıları engelliyor.
Eskişehir Anadolu Üniversitesi (AÜ) Eczacılık Fakültesi ile Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin (GATA) Farmakoloji Bölümleri tarafından ortaklaşa yürütülen doktora tezinde, “sarı kantaron” adlı bitkinin, alkol bağımlılığının tedavisinde önemli katkıları olduğu belirlendi.
Yoksunluk döneminde kullanılıyor
Yapılan araştırmada, sarı kantaron bitkisinin, alkol bağımlılığında “Yoksunluk Dönemi” adı verilen süreçte, bağımlıların alkol alımının kesilmesi sonrasında el ve ayaklarında oluşan titremeleri engellediği ortaya çıktı. Tez çalışmasını Anadolu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü öğrencisi İlke Coşkun gerçekleştirirken, çalışmanın danışmanlığını ise Eczacılık Fakültesi Farmakoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Öztürk ve GATA Farmakoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Tayfun Özbay yürüttü.
Çalışma hakkında bilgi veren Prof. Dr. Yusuf Öztürk, çok fazla bilinen bir bitki olan sarı kantaronun, insan sağlığına büyük yararları bulunduğunu söyledi. Eczacılık Fakültesi olarak bu bitkinin etkileri üzerine uzun zamandır çalıştıklarını ve birçok yayın çıkardıklarını kaydeden Öztürk, “Sarı kantaron bitkisi alkolizm ve depresyon tedavisinde kullanılmaktadır. Ancak bu bitkinin, alkolden kurtulma dönemi sırasında ortaya çıkan yoksunluk dönemindeki etkileri ilk kez bu tez ile araştırıldı. Bilindiği üzere alkol tedavisinde, alkolden uzaklaşma yani yoksunluk dönemi oluşmaktadır. Bu dönemde bağımlılar çeşitli uyku ilaçları ve kas gevşeticiler ile alkolden uzak tutulmaya çalışılır. Dolayısıyla bu ilaçlar da kişinin gündelik hayatına normal bir şekilde devam etmesini engeller. Üstelik midede ve diğer organlarda büyük oranda yan etki meydana gelir” dedi.
Yoksunluk döneminde meydana gelen yan etkilerin azaltılması ve tedavi sırasında bağımlı kişinin gündelik yaşamında meydana gelen aksamaların ortadan kaldırılması amacı ile bu çalışmaya başladıklarını açıklayan Prof. Dr. Yusuf Öztürk, “Yoksunluk döneminde, bağımlı insanlarda tutarık dediğimiz, el ile vücutta meydana gelen titremeler olmaktadır. Yine bu dönemde bunlara ek olarak sesli uyarılara ani reaksiyon verilir ve duruş bozuklukları oluşur. 3 yıl süren bir çalışma sonunda sarı kantaron bitkisinin bütün yoksunluk dönemine etkileri, deney hayvanları üzerinde denendi ve ortaya çıkan sorunlar engellendi. Bu davranışlar hayvanlarda olduğu gibi insanlarda da oluşuyor. Dolayısıyla insanlar üzerinde de etkili olacaktır” şeklinde konuştu.
28/1/2007
-
DUMAN ALTI OLANLAR KENDİNİZİ KORUYUNUZ!..
DUMAN ALTI OLANLAR KENDİNİZİ KORUYUNUZ!..
Sigara dumanının kapalı yerlerde içmeyenlere verdiği zararlar özet olarak şunlardır:
Hiç sigara içmeyen,fakat sigara içilen kapalı bir yerde 4 saat kalan bir kişinin tükürük ve idrarında,10 sigara içeninkine es değerde nikotine rastlanmaktadır.
Pasif Sigarada Lösemi: Sigara kullananlarla birlikte yasayanlarda lösemi riski 6.8, göğüs kanseri riski 3.3, gırtlak kanseri riski 3.4 kez artmaktadır.
Pasif içicilerin içlerine çektikleri dumanın, toksak kimyasal madde bakımından daha yoğun olduğunu son araştırmalar ortaya koymuştur.
Misal:
Pasif içicinin aldığı dumandaki benze-piren,aktif içicinin aldığından 3 kat daha fazla,
Tolüen 6 kat daha fazla,
Dişeti-nitrosamin 50 kattan daha fazladır.
Anne ve babalar çocuklarınızın sağlığını düşünerek, gerek hamilelik öncesinde, gerek hamilelik ve emzirme süresince, sigara ve alkole itibar etmeyiniz.Ondan sonra da onları zehirlemeyin ve onlara kötü örnek olmayın!..
Anne ve babaları sigara içen çocuklar, haftada en az birer paket sigara içmiş gibi zarar görürler.
Sigara dumanı, sigara içmeyenlerde de çeşitli kanserlere sebep olmakta, bu arada bilhassa löseminin dumana maruz kalanlarda 7 kat daha fazla görüldüğü, ABD'li uzman kuruluşlarca açıklanmıştır.
Kirli havada yasayanların kanında %2-3 karbon monoksit mevcuttur.Sigara içilen kapalı yerlerde bu oran %15'e kadar cihat.Tam 6.5 misli...
Sigara içenlerle bunların dumanına maruz kalanlarda kırmızı küreciklerin oksijen tasıma kapasitesi 1/6 ile 1/3 oranında azalır.
1989 yılında ABD'de 53 bin kişi başkalarının içtiği sigara dumanı sebebiyle akciğer kanserinden ölmüştür.
Sigaradan bir nefes çekip üfleyen kimse, dumanla birlikte çevreye 25 MGK. Karbon monoksit vermekte ve etrafındaki canlıları zehirlemektedir.
Günde bir paket sigara içilen evde, çocuklar da 5'er adet sigara içmektedir.
Aile bütçesinde sigaraya ayrılan pay ortalama %15'dir.Bu durumda zarar ikidir:
1) Beslenme zaafa uğramakta,
2) Hastalık sebebi artmakta.
2 adet sigarada bulunan zararlı maddeler, bir kişinin damarına zerk edilse, birkaç dakikada ölüm vaki olur.
Sigara içmediği halde kanser olan üç kişinin birisi pasif içicidir.
ABD Sağlık Bakanlığı Raporu
ABD'de kamuya ait kapalı yerlerde sigara içenlere 1000 Dolar para cezası verilmektedir.
İnsan beynine en çok zarar veren 3 olumsuz etkenden birincisi sigara dumanıdır.(Diğerleri tansiyon ve seker)
Solunum yollarını tıkayıcı hastalıklarda, hava kirliliği, sigara dumanının yanında hiç kalır.
(Prof. Dr. Tuğrul Çavdar)
Kapalı yerlerde sigara dumanını teneffüs edenler, duruma göre aktif içicilerin gördüğü birçok zararları ye aynen, yahut daha fazlasıyla görmektedirler.Bu sebeple;
SAYIN VATANDAŞ!
Kapalı yerlerde ve nakil araçlarında içenlerin dumanından kendini ve yakınlarını koru!..
Devletin bu konuda tedbirler getirmesi için yasal yollardan (Anayasamızın 56. ve 58. maddeleri gereği olarak) mücadeleyi bırakma!..
Zira hakkini aramayan insan ve toplumlar, hem hakkini,ayni zamanda haysiyetlerini de kaybederler.
TÜRKİYE DÜNYA SIRALAMASINDA
İsrafta BİRİNCİ,
Kumarda İKİNCİ,
Alkolde ÜÇÜNCÜ,
Sigarada DÖRDÜNCÜ durumdadır.
1992 yılında ABD'de sigaradan 440 bin insan ölmüştür.
Yine ABD'de pasif içicilerden 53 bin kişi ölmüştür.
Ülkemizde toplam 22 milyon sigara içen insan mevcuttur.
En az 22 milyon insanımızda pasif içici (duman altı olanlar) dır.
Kişi basına 2 kg.(100 paket) sigara düşmektedir.
Yine ülkemizde "WHO"nun verilerine göre, sigaradan ölüm, yılda 160 bin dolayındadır.Ayrıca, çoğu çocuk ve bebek olmak üzere 40 bin de pasif içici (duman altı) ölümü söz konusudur.Toplam 200 bindir.
Ülkemiz Dünya tüketiminde Brezilya,Güney Kore ve Hindistan'dan sonra 4'üncüdür.
Dünya genelinde 1 kg. olan tüketim ortalamasına oranla, kişi basına 2 kg. düsen ülkemiz, bu çizginin hayli üzerindedir.Başa dön
KAN PIHTILAŞTIRICI VE DAMAR TIKAYICI OLARAK :SİGARA
İnsan bedenindeki en hayati şey kandır.Kanın en tehlikeli olgusu ise pıhtılaşmasıdır...
Biyolojik hayatin devamı en önce kanımıza, kanın sağlığı ve hayatiyeti de kanın yeterli derecede canlı ve akıcı kıvamını muhafaza edebilmesine bağlıdır.
Vücudumuzu saran bütün damarlar uç uca eklenecek olursa 150 bin km. uzunluğunda devasa bir yumak meydana gelmektedir.Yani damarlarımızla dünya çevresini 4 defa sarabiliriz.
24 saat içinde kalbe giriş çıkış yapan kan miktarı 15 bin kg. civarındadır.
Kanın damarlarımızdaki normal hızı saatte 60 km.dir.Bu hız ile kanın vücut damarlarındaki seyrini tamamlaması (kılcal damarlar dışında) takriben 2 k. sürmektedir.
Bu rakamlar muvacehesinde kanın sivili liginin ne derecede önem taşıdığı ortadadır.
Kanın yeterli derecede canlı ve akıcı bir kıvamda bulunması; yoğunluğunun, miktarının ve de lüzuci yetinin normal halini kaybetmemesine bağlı bulunduğu ve bunun hayat boyunca göz önünde bulundurulmasının hayati önem taşıdığını asla unutmamak gerekir.
Evet, kanımız için en büyük tehlike kanın pıhtılaşması yani akıcılığının (sıvılık derecesinin) kaybolmasıdır.
Kanın pıhtılaşması, acık bir ifade ile aktivitesini (canlılığını) kaybetmesi neler yapar:
1) Dolaşımı güçleştirir ve ağırlaştırır,
2) Kan basıncını (tansiyonu) yükseltir,
3) Yükselen tansiyon sebebiyle organizma rahatlığını yitirir.Devamlı bir gerginlik ve huzursuzluk ortamına girer,
4) Organlarda yıpranma ve yorgunluk artar,
5) Kalbin yükü ağırlaşır.Vaktinden önce yorgun düşer.Arızalar baslar.
6) Pıhtılaşan kanın damar cidarlarında bıraktığı tortu çoğalarak damarları daraltır ve sertleştirir (Damar sertliği) ,
7) Böylece meydana gelen damar sertliği sebebiyle damarlarda (bilhassa kılcal damarlarda) çatlamalar ve tıkanmalara olur.Bu hal ise yerine göre umumi veya bölgesel felçlere sebep olur.Ve ani ölümler vuku bulur.
8) Pıhtılaşan kan sebebiyle daralan damarlarda tıkanmalar bas gösterir.
9) İçindeki çok ince damar ağları ile kanın süzülme ameliyesini gerçekleştiren böbreklerin çalışması güçleşir.Bu halde zararlı maddelerin (üre, ürik asit ve diğer zararlı maddeler...) atılamayarak kanda çoğalıp organizmanın zehirlenmesine sebep olur.
10) Yine çok ince damarlarla donatılmış olan beyinde çalışma güçleşir.Vazifesini yapmayan merkezlerde küçük-büyük hasar ve hastalıklara, tıkanma ve tümörlere sebep olur.
11) Gözler, vaktinden önce görme kabiliyetini yitirir.Göz arkası damarlarda çatlama ve tıkanmalar, katarakt ve göz tümörleri gibi büyük afetlere sebep olabilir.
12) Kalbin kendisini besleyen damarlarda akis ve beslenme kısıtlanır veya tamamıyla durabilir. (Korner yetmezliği,enfarktüs v.s.)
13) Pıhtılaşan kan, kalbi ve damarları çalıştıran sinirlerde de, beslenememesi sebebiyle, türlü zafiyet ve bozukluklar oluşturarak, bu yolla da kalp ve damarlarda ayrı afetlere sebep olur.
14) Pıhtılaşan kanın, metabolizma bozukluklarının ve dolaşım hastalıklarının bas sorumlusu keza, birçok tümör ve kanser türlerinin oluşmasında en büyük sebep ve fail olduğu asla unutulmamalıdır.
15) Pıhtılaşma her organizmayı olduğu gibi, kani da tembelleştirir.Yari ve tam ölü bir hale getirir.Bu hal normal faaliyetleri de etkiler ve bozar.Cinsi yönden iktidarsızlıklara sebep olur.Seks gücünü zayıflatır veya dumura götürür.
16) Bu sebeple zayıf düşecek olan erkek ve kadın üreme hayvancıkları, doğacak çocukların yasama sansını azaltacağı gibi, yasayabilenlerin de sağlıksız ve çelimsiz olmasına sebep olur.Bu çorba daha pek çok su götürür...
Evet, bozduğu metabolizma yoluyla, görevlerini ağırlaştırıp güçleştirdiği, basta kalp,beyin,gözler ve böbrekler olmak üzere, dolaşım yetersizliğinden doğan bütün hastalıkların, bittabi vaktinden önce gençliğe veda ederek ihtiyarlamanın da bas sorumlusu kanın puf pıhtılaşma olayıdır.
Bu hale göre pıhtılaşma nedir ve nasıl olmaktadır?Başa dön
PIHTI VE PIHTILAŞMA
Bazı kimyasal tesirlerle kanın lüzuciye (yapışkanlık) ve yoğunluğunun artması halidir ki, bu durumda kan, akıcılık hassasını ve aktivitesini kaybeder.Ve kanın damarlar içindeki hareket hızı azalmaya baslar.
Pıhtılaşma sırasında kati parçaların oluşturduğu çok küçük yumaklara "pıhtı", pıhtının damar cidarlarında meydana getirdiği sabit tümseklere ise "Trombon" adi verilmektedir.
Trombonların kan damarını tıkaması ile, o damarın beslediği organda (veya organlarda) hayati tehlikeler bas gösterir. Beslenme, oksidasyon ve boşaltım durur.Felçler ve kangrenler meydana gelir.Kalpte korner trombonu, kalp adalelerini besleyen damarın tıkanmasından ileri gelir.Beyindeki bir kan pıhtısı ise felç veya ani ölümlere sebep olabilir.
Bu konudaki laboratuar ve röntgen araştırmalarının ortaya koyduğu 4 safha özet olarak şunlardır:
1) Sağlıklı insanda damarlar, sağlıklı ve cidarları temiz, pürüzsüz ve elastikiyet yeterlidir.Henüz tütünün tahribatı söz konusu değildir.
2) Tütüne devam edildikçe damarlar bozulmaya baslar.Sertleşme devam eder.Kandaki pıhtılaşma, kati parçalar artık görülmektedir.
3) Damarlar; katran, yağ, kollestrol ve diğer kati parçalar tarafından daraltılmakta, dolaşım güçlükle sürmekte ve dolaşımı güçlükle sürdüren kalp de yorgun düşmektedir.
4) Olay son kertesine ulaşmıştır.Damar artık çalışamaz durumdadır.Tıkanmıştır.Bu tıkanma macerasının zaman boyutu 20-25 senedir.
Pıhtılaşmadan nasıl korunmalı?
Bilindiği gibi her çeşit damar tıkanmalarının veya kılcal düğümlenmelerin temeldeki sebebi pıhtılaşan kan ve yine pıhtılaşmış olan kanın damar cidarlarına bıraktığı tortularla oluşan damar çeperlerinin küçülmesidir.
Bütün bu tehlikelerden uzaklaşmanın yolları önem sırasına göre ve özet olarak şöyledir:
1) Sigarayı kesinlikle bırakınız,Alkol ve diğer uyuşturuculardan da uzak durunuz,
3) Kanınızı sulandırıcı tedbirleri asla ihmal etmeyiniz.Bu mayanda ve bilhassa:
4) Kana canlılık getiren, az tortu bırakan, yeterli ve lüzumlu hayat gücü veren gıdalara itibar ediniz.Ve bunlarda da aşırılığa kaçmayınız. (Burada bilhassa taze meyve ve sebzeler söz konusudur.)
5) Kani ve hayati zehirleyen asabi stresten ve kabızlıktan korununuz.
6) Acık ve temiz havaya önem veriniz.
7) Yeterli derece hareket, programlı ve yararlı bir çalışma hayati.Bu arada zihni faaliyete de yer veriniz.Okuma, öğrenme çabasını asla terk etmeyiniz.
8) Yeterli bir dinlenme, düzenli bir uyku ve sakin bir hayat yeğleyiniz.
9) Şuuraltını ve bu yolla bütün beden ve organları olumsuz yönde etkileyen ahlak dişi davranışlardan kesinlikle uzak durunuz. (Ahlaklı ve seciyeli insan daha sağlıklıdır)
10) Rafine edilmiş yiyeceklerden, bilhassa beyaz un, beyaz seker, kati yağlar ve rafine tuzdan, ayrıca bütün kızartmalar ve baharatlardan, fazla etten, tursu ve konservelerden uzak durunuz.
11) Gücün yettiği nispette sentetik ilaçlardan, antibiyotik ve suni germisizlerden uzak durunuz.
12) Her konuda, yiyecek, içecek, giyeceklerde, bedende ve çevrede temizlik kurallarına azami derecede riayet ediniz.
13) Alyuvar ve hemoglobin değeri yeterli olan bir bünye için yılda en az bir defa veya iki defa (genellikle ilkbahar ve sonbahar olmak üzere) kan vermek, kan pıhtılaşmasından ve yoğunlaşmasından uzaklaşmanın en geçerli ve pratik yollarından en önemlisidir, unutmayınız!..Başa dön
İKİ TİRYAKİDEN BİRİ SİGARADAN ÖLÜYOR
İngiltere’de 40 yıldır süren dünyanın en kapsamlı araştırmasının sonuçları açıklandı:
Buna göre her iki sigara tiryakisinden biri, direkt olarak sigaranın yol açtığı hastalıklar yüzünden hayata veda ediyor.
Salgın hastalık deyince insanin aklına veba, kolera ye da AIDS geliyor.Oysa dünyanın en yaygın ve en tehlikeli salgını sigara tiryakiliği.
20 Yıl Daha Az
Artan vergilere, sigara reklamlarına getirilen kısıtlamalara ve yasaklamalara rağmen tiryakilik salgını artarak sürüyor.Gelişmiş ülkelerde kişi basına yıllık tütün tüketimi 2.4 kilogram düzeyindedir.Bu da, sigara tiryakilerinin normal insanlardan ortalama 20 yıl daha az yasamasına yol acıyor.
Dev Araştırma:
İngiltere’de 1951-91 yılları arasında, 34 bin 439 doktorun katılmaları ile gerçekleştirilen bir araştırma, sigaranın çirkin yüzünü ortaya koyuyor.Sigara ve akciğer kanseri arasındaki bağı kanıtlamak için çalışan Sır Richard Doll'ün öncülüğünü yaptığı ve British Medikal Journal'da yayınlanan sonuçlar gerçekten korkunç
Kanser Basta
Bu araştırmanın sonuçlarına göre, her iki sigara tiryakisinden biri, direkt olarak sigaranın sorumlu olduğu hastalıklar yüzünden genç yasta hayata veda ediyor.Kısacası sigara içmek, Rus ruleti oynamaktan bile tehlikelidir.Sigara tiryakilerinin yarısı kanserden, dörtte biri kalp ile solunum yetmezliği ve enfarktüsten ölüyor.
SİGARA DÖVİZLERİ
· Sigara içen bir kişi çalıştığı firmaya yılda 4600 dolarlık bir yük getirmektedir.
· Düşük nikotinli sigara en az ötekiler kadar zararlıdır.
· Tiryaki annenin çocukları oksijen azlığı nedeniyle geri zekalı olur.
· Akciğer kanserlerinin &90'i sigara kaynaklıdır.
· Bütün uyuşturucular arasında en çok ölüme sebep olan madde sigaradır.Diğerlerinin tam 13 kati...
· Gırtlak kanserlerinin %99'u sigaradandır.
· Balıkesir’de sigaranın adi "Ahmak Otu" dur.
· O (sigara) seni öldürmeden sen onu söndür!..
· Mutlu yıllara sigara ile ulaşamazsın!..
· Sigaradan yılda 200 bin insan kaybımız var.Bunun 40 bini pasif içici (çoğu çocuk ve bebek)dır.
· Sigara içen anneler! Lütfen çocuklarınızı emzirmeyin...
· DNA’nın "AİDS”ten sonra en güçlü tahripçisi sigaradır.
· Sigara bir vitamin düşmanıdır.
· Tiryaki kadınlarda kısırlık 11 kat fazladır.
· Solunum yolu hastalıklarında hava kirliliği sigaraya göre hiç hükmündedir.
· Sigara içmediği halde kanser olan 3 kişiden biri pasif içicidir.
· Tüten insan medeni insan değildir.
· Güzelse hayat; Sigarayı at...
· Dumansız ortam, sağlıklı yasam...
· Önemli ise hayatiniz; Sigarayı bırakınız!..
· Sigara bir kan pıhtılaştırıcı ve damar tıkayıcıdır.
· Genç ve orta yastaki kalp ölümlerinin %80'inde sebep sigaradır.
· Sigara içenlerin vücuduna %15 ila 33 daha az oksijen giriyor.
· Tiryaki erkeklerin çocuklarında da türlü bozukluklar söz konusudur. (Ing.Wellington Halt.Raporu)
· Sigara tüm kötülüklerin anasıdır!..Başa dön
SİGARAYI NASIL BIRAKMALI?
Sigaranın şayisiz zararlarını bilen akilli kişinin ilk isi şüphesiz bunu bırakma çabasına girmektir.Bu halde yapılacak isleri şöylece sıralayabiliriz:
1) Kesin karar veriniz.ve bu iste iradenizi sonuna kadar kullanmayı göze aliniz.
2) Sigarayı birden bırakınız.Zira deneyler birden bırakanların ve birden bırakmanın daha basarili olduğunu göstermiştir.
3) Bu halde ilk is, sigar içen arkadaş ve çevrelerden kesin olarak uzaklasınız.
4) Size sigarayı hatırlatan her şeyi yaşamınızdan uzaklaştırınız.
5) Sizde sigara arzusu uyandıran yiyecek ve içeceklerden uzak durunuz.Bilhassa sigara arzusu şiddetlenince bir bardak su içiniz.
6) Planlı, ölçülü ve faal bir yasam çizgisini benimseyiniz.
7) Sizi strese sokacak konulardan ve tartışmalardan uzak durunuz.
8) Bos zamanlarınızda sportif faaliyetlere, hiç olmazsa uygun yürüyüşlere iltifat ediniz.
9) Kabilse ve içiyorsa esinizle veya birkaç arkadaşla grup halinde bırakınız.
10) Bu savaşta mistik ve manevi duygularınızı da devreye sokunuz.
Başa dön
ÖNEMLİ BİR UYARI
Sigara, bütün organlar gibi, cildi de süratle yaslandırır:
Damarların, özellikle kılcal damarların, cidarlarında daralma ve tıkanmalara sebep olan nikotin, katran ve benzeri maddeler bu damarlardaki islerliği azaltarak, eritrositlerin hücrelerimize taşıyacağı oksijeni ve kanın besinleri tasıma gücünü kısıtlayarak organlarda ve cildimizdeki hayatiyeti yavaşlatır.Bu arada yeterli besin ve oksijen alamayan cildimiz ve derimiz de kısa zamanda sağlığını (tabii rengini ve taravetini) kaybederek sarkmaya ve pörsümeye baslar.
Uzmanlar, bu halin önlenmesi için 5 şeyi önermektedir:
1) Bilhassa sigarayı kesin olarak bırakınız.
2) Alklden uzak durunuz.
3) Uykunuzu aksatmayınız.
4) Hava kirliliğinden korunuz.
5) Vücudunuzu ve cildinizi temiz tutunuz.
En yararlı müstahzarın sabun ve su olduğunu unutmayınız!..
Türk Akciğer Kanseri Derneği Başkanı Prof. Dr. Fadıl Akyol, sigara içilmemesi durumunda yüzde 85-90 oranında engellenebilen akciğer kanserinin tedavi maliyetinin önümüzdeki yıllarda devletler tarafından karşılanamayabileceğini bildirdi.
Prof. Dr. Fadıl Akyol, Antalya'da düzenlenen 2. Ulusal Akciğer Kanseri Kongresi dolayısıyla, kanserin ölüm nedenleri arasında kalp hastalıklarından sonra ikinci sırada olduğunu bildirdi. Prof. Dr. Fadıl Akyol, en ölümcül kanser türünün de akciğer kanseri olduğuna dikkati çekti.
Akyol, erkeklerin yüzde 8'i, kadınların da yüzde 6'sının yaşamlarının herhangi bir döneminde akciğer kanserine yakalanacağına işaret etti. Akciğer kanserinin Türkiye'de erkeklerde en sık, kadınlarda da 5'inci sırada görülen kanser türü olduğunu belirten Akyol, tıptaki tüm gelişmelere karşın bu hastalıktan ölüm oranında düşüş sağlanamadığını ifade etti.
Akyol, -Türkiye'deki kanser ölümlerine baktığımızda akciğer kanseri erkeklerde yüzde 40 ile birinci kadınlarda ise yüzde 8'le 4'üncü sıradadır- dedi.
TÜRKİYE'DE SİGARA KULLANIMI
Akciğer kanserinin yüzde 85-90 oranında tütün kullanma alışkanlığından kaynaklandığını belirten Akyol, ABD'de 1960'larda başlayan etkili propaganda ve yaptırımlar sayesinde sigara kullanımının azaldığını ve buna bağlı olarak hastalığın görülme sıklığının düştüğünü bildirdi.
Türkiye'de ise erkeklerin yarısının kadınların da yüzde 18'inin sigara kullandığını ifade eden Akyol, bu oranın erişkin olmayan erkeklerde yüzde 11, kızlarda ise yüzde 4 olmasına dikkati çekti.
Sağlık çalışanlarının yüzde 42'sinin de sigara içtiğini belirten Akyol, şunları kaydetti:
-Öncelikle ele alınması gereken bu oranların yüksekliğidir. Öldürücülüğünün yanı sıra pahalı olması nedeniyle önümüzdeki yıllarda devletler bu tedaviyi karşılamayabilir. Çünkü sigara içimi insanların kendi tercihleridir ve sigara içilmemesi gibi basit ve maliyeti olmayan bir önlemle yüzde 85-90 oranında hastalık önlenebilir."