SON YAZILANLAR
MENÜ
 VATAN! EĞER UĞRUNDA ÖLEN VARSA VATANDIR. |
25.9.2006
-
MEŞUR AKKAŞGİLİN EVİNİN ÖNÜNDEN TEKNE ÇAMI
2.9.2006
-
6 MART 1922 TBMM
|
Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur.
Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi.
Halbuki, hangi İSTİKLAL vardır ki, ecnebilerin nasihatlarıyla, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin?..
TARİH, BÖYLE BİR HADİSEYİ KAYDETMEMİŞTİR.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
ÜLKEMİZİ, İNSANIMIZI, VATANIMIZI SEVELİM.
NEYİ PAYLAŞAMIYORUZ?
NEDİR EKSİĞİMİZ?
NEDİR FARKIMIZ?
BİZ GELECEK İSTİYORUZ!!!.
TEMİZ BİR GELECEK!!!!!!!!!........
İDİ-KÜBİ
|
Baglantı
|
22.8.2006
-
HOŞ İSLAMLAR
|
18.08.2006 CUMA GÜNÜ AKŞAM AİLECEK KÖYE GİTTİK.
ANKARANIN BUNALTICI HAVASINDAN KÖYÜMÜZÜN SERİN HAVASINA KENDİMİZİ ATALIM DEDİK.
AMA KÖYÜMÜZ DE BUNALTICI İDİ.
19.08.2006 CUMARTESİ GÜNÜ ÇANKIRI KURŞUNLU YOLU ÜZERİNDE BULUNAN HOŞ İSLAMLAR(HOŞLAMLAR)
BELDESİNE TÜRBE ZİYARETİNE GİTTİK.
ORADA HAMZA SULTAN (FATİH ZAMANINDA YAŞAMIŞ ) İSİMLİ ZAT'IN TÜRBESİNİ ZİYARET EDİP; ORADANDA YİNE KURŞUNLU YOLU ÜZERİNDE ASKER BALIKLAR'IN BULUNDUĞU ILIPINAR KÖYÜNE GİTTİK.
BALIKLAR, ETRAFI ÇAKIL TAŞLARI İLE ÇEVRİLİ, İKİ BÖLÜMLÜ (Bİ TARAFTA ARTEZYEN KUYUSUNDAN DEVAMLI SU ÇIKIŞI OLMAKTA AMA BU BÖLÜM BİRAZ BULANIK, ÖBÜR TARAF BERRAK) BİR HAVUZU OLAN
YERDE YAŞAMAKTALAR.
ASKER BALIKLARIN ZAMAN ZAMAN SAVAŞA GİTTİKLERİ SÖYLENMEKTE OLUP O BALIKLARI (BALIKLAR GÜMÜŞİ SİYAH RENKTE OLUP İRİLİ UFAKLIDIRLAR) YİYENLERİN ZEHİRLENDİĞİ SÖYLENMEKTEDİR.
BALIKLAR BİRDE BAŞKA BİR YERDE YAŞAMAMAKTADIRLAR.
ASKER BALIKLARIN OLDUĞU YERDEN ÇIKIP ATKARACALAR BELDESİNİN CAMİSİNİN YANINDA 7 KARDEŞLER TÜRBESİNİ ZİYARET EDİP IŞIK DAĞI GEÇİDİ (1610 RAKIMLI) YUMAKLI BAŞINDA SAAT 6,30 CİVARINDA AİLECEK (ANNEM BABAM BABAANNEM BABAMIN DAYISI VE HANIMI ( RESÜL VE ZEYNEP) BABAANNEM FATMA KUBRA VE İDRİS) PİKNİK YAPTIK
|
Baglantı
|
14.7.2006
-
UFAK BİR TARİH (ALINTI)
|
Murtazaâbad Malkoçoğlu köyünden Katip oğlu Seyit Mehmet ve Yabanâbad Kese köyü nden Çil Ahmet “ayan” oldukları iddiası ile kendileri için vergiler toplamış, vergilere de beşer- sekizer akçe zam yapmışlardı. Bunun üzerine Murtazaâbad’ ın beş köy 1784 de kendilerini İstanbul’ a hükümete şikâyet etmişlerse de kırk köy halkı korkularından bu şikayet aleyhine ifade vererek, toplanan paranın kazanın masrafı için kullanıldığını ve ayanlardan memnun olduklarını beyan etmişlerdir.
Fakat bir süre sonra tekrar şikayet edilmişler, bu ayan iddiasında bulunanların bir çok kimseyi de yanlarına alarak çevreye zulüm yaptıkları ifade edilince Şeyhülislam Dürri-zâde’ nin de talimatı ile bu işi incelemek üzere bir molla tayin edilip fakir fukaranın hakkının geri verilip ilgililerin ayanlık iddiasıyla halka eziyet etmelerinin men edilmesi emredilir.
İddiada Katipoğlu Seyyid Mehmet ve Çil Ahmet’ in 1776 dan beri her vergi toplanışında kendileri için deftere beşer sekizer akçe eklediği ileri sürülüyordu. Fakat kayıtların kendilerine göre düzenlendiği ve Katipoğlu’ nun kardeşi Kadı Halil’ in davaya bakması ve baskı yapmasından dolayı davanın tam olarak görülemediği yolundaki ihbar üzerine, davanın yeniden görülmüştür.
Nitekim 1784 Haziran’ ında de yazılan bir ferman gereği Katipoğlunun bundan böyle derebeylik yapmaması, vazifelerinden dışarı çıkmaması, aksi halde hatır gönül dinlemeden cezalandırılacağı belirtilmiştir.
Katipoğlu ile beraber ayanlık peşinde koştuğu iddia edilen Çil Ahmet oğlu Hasan bir süre sonra yakalanıp Aytuz kalesine kapatılır. Fakat Çil Ahmet kale dizdarının kızı ile evlenip kaçar. Bu olay üzerine kale dizdarı ile Çil Ahmet’ in yakalanıp başlarının kesilerek İstanbul’ a gönderilmesi emrolunmuşsa da Çil Ahmet’ in bundan sonra ne olduğu bilinmiyor.
|
Baglantı
|
11.7.2006
-
KÖYÜMÜZÜN DEĞERLİ ŞAHSİYETİ MEHMET AKYOL'UN BİR Fİ TARİHLİ (24.07.2001) YAZISI
|
Gençleri kazanmak lazım!
Seymenlerin düzenlediği pikniğe her yaş grubundan insanlar katıldı. Ancak gençlerin ilgisi beklendiği gibi olmadı. Gençlerin ilgi ve desteğini kazanmak için şimdiden çalışmalara başlamak gerekir.
Seğmenler diyarındaki tanışma pikniğine gençler fazla itibar etmiyor. Bu konuda bir üsteğmenin uyarılarını köyün ileri gelenleri biliyorum ki değerlendirmeye alacaklardır. Ümit ettiğim kadar bir bütünlük göremedim, herkes darmadağın bir ağaç gölgesinde kendi aile efradı veya yakınları ile havanın, tabiat güzelliklerinin ve içtikçe içeceğiniz gelen suyun tadını çıkardılar. Bu konuda köyün dernek başkanı Yusuf Doruk, "Bu köyde bunca ilim adamı ve her branşta başarılı olmuş hemşehrilerimiz var. Benim onları organize etmeye gücüm yetmez. Aralarından birisi çıkıp bu işi en mükemmel şekilde koordine etmesi gerekir" dedi.
Sosyal ve siyasi çalışmaları ile, atılımcı ve girişimci kişiliği ile dikkat çeken Hasan Hüseyin Altaş'ın idaresindeki program, ünü tüm Türkiye'yi saran Hafız Ali Osman Atakul'un okuduğu Kur'an-ı Kerim, Hafız Şakir Kazan'ın okuduğu mevlid-i şerif, Süleyman Altundal ile Hafız Durmuş Ilıpınar'ın okudukları ilahilerin ardından bu köyün yetiştirdiği bilim adamlarından Gazi Üniversitesi Genel Sekreteri Prof. Dr. Eyüp Bedir, İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. İbrahim Sarıçam, Edebiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Süleyman Özçelik'in konuşmaları ile devam eden program bir dua ile son buldu.
Sey Hamamı'nın özellikleri
Bu arada yeri gelmişken belirtmekte yarar görüyorum, Yukarıkese köyünün mahallesi konumundaki Seyhamam'ı, kaplıcaları ile meşhur bir yöre... Şimdilerde Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün denetiminde bulunan bu kaplıcaları Dursun Dündar isminde köy halkından birisi işletiyor. Aslında bu kaplıcaların Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bırakılmasını köylüler bir talihsizlik olarak nitelendiriyorlar ve bu konuda şu açıklamayı yapıyorlar: "Seyhamamı Kaplıcaları bizim atalarımıza Osmanlı döneminden bir miras olarak bırakılmıştı. Her hafta şenlik gibi geçer, çevre köylerden, kasaba ve vilayetlerden gelen misafirler hem alış-veriş yaparak ihtiyaçlarını giderirlerdi. Hele bizim "piyram" dediğimiz kuyu kebabı dünyanın hiç bir yerinde, ne bizimki kadar lezzetli, ne de bu kadar muhteşem bir görüntü arz ederdi. Tam üç piyram kuyusu vardı ve bu kuyuların her biri 40-50 davarı birden pişirebilecek kapasitedeydi. Kuyuların açılışı aynı anda yapılır ve yüzlerce davar pişmiş olarak çıkarılır, herkes davarını aldığı gibi çayırlara çekilerek aile efradı ile keyifli bir zaman geçirirdi."
Tam bir şifa kaynağı
Seyhamamı kaplıcaları ise yöreye bir başka özellik kazandırıyor. Bu şifalı suyun yararı anlatılmakla bitirilemiyor... Bu konuda işletmeci Dursun Dündar şu bilgileri veriyor: "Özellikle romatizmal hastalıklar, siyatik, kırık ve çıkık sonucu ağrıların giderilmesi, bel fıtığı tedavisi, kadın hastalıkları, basur ve daha saymakla bitmeyen hastalıklar için şifa kaynağı olan bu suyun tedavisini gören vatandaşlarımızın bilahare bize telefonla arayıp teşekkür ettiklerine şahit oluyoruz... Gelen misafirlerimizin konuk ihtiyacını karşılamak için otelimiz var, bu otelimizin içinde de kaplıca suyu mevcut. Ayrıca pansiyonlar var ki isteyen buralarda da kalabilir."
Gerçekten Seyhamamı Kaplıca suyunun bir harika olduğunu tedavi gören hastalar da ifade ediyorlar. Hanımlar için ayrı, erkekler için ayrı havuzların oluşu bir yana, hamamların görüntüsü ve Seyhamamı'nın tabiat ve tarihi güzellikleri insana başka bir haz veriyor... Bu arada beni üzen bir hususu bu arada arz etmekte yarar görüyorum; böylesine mükemmel yerlere, böylesine şifa dağıtan kaplıcalara devletimiz yeterli ilgiyi neden göstermez (?) akıl sır erdirmek mümkün değil.
Öte yandan Emekli (eğitimci) Yusuf Yöreci'nin ileriye yönelik, özellikle de gençleri kapsayacak bir program gerçekleştireceğini bizzat kendileri ifade ettiler, inşallah başarılı olurlar. Çünkü gelecek nesillere ışık tutucu bir istikamet şimdiden belirlenmelidir.
Mehmet Akyol
|
Baglantı
|
10.7.2006
-
BİR TEMMUZ ANISI (çocukların ısrarı)
|
Ailem her sene yaz tatillerinde köye (yukarıkise) dedem (halil ibrahim) babaannem (kezban) in yanına gönderirlerdi (Allahtan rahmet diliyorum). Dedem ve babaannem dört gözle beni beklerlerdi. Köye gidince yoğurtlar kaymaklar sütler tereyağlar yediriler. Koyunlarında yatırırladı. Köyde bazen çobanlık yapardım, dedem ve babaanneme yarenlik yapardım. Haziran sonuna doğru babam İdris (rahmetli oldu 1987 de) izin alıp köye gelir tarla tapan biçerdi. Dedem bana küçük bir tırpan yapmıştı bende onunla biçerdim. Öğlen yemeklerine tarla köye yakın olursa beni gönderirler, uzak ise sabahtan tarlaya giderken götürülürdü. İşte bi temmuz günü 1977 li yıllar dedemle babam tarladalar ben eve geldim. Annem sacın üzerinde bazlama ve koldan serpme (bir çeşit pide ama üzerine erimiş tereyağ sürülür) yapıyordu. Annem le babaannem öğle azığını hazırladılar. Bazlama, koldan serpme, süzme yoğurt, taze soğan (onuda komşular vermiştir o zamanlar köyümüzde sadece köy çeşmesi vardı su azdı. Köyümüzün diğer mahallelerinde (ısbaalar) su boldu, o komşular da bizi sevdiklerinden taze soğan, marul, tere getirirlerdi HEY GÖZÜNÜ SEVDİĞİM KÖYÜM İNSANI) ile Aslan Tarla isimli yüksek tepelik olan yere gitmek üzere yola çıktım. Hava sıcak bir tane kuş uçmuyo. Tarlaya giderken mezarlıktan , yazı çayırından geçeceksin, kızıl elmayı geçeceksin , kaalallının pınarı isimli pınarın solundan tepeye tırmanacaksın. Elimdekiler gittikçe ağırlaşıyor. Derdimki , bir jipim olsun şurdan tarlaya giderim diye düşünürdüm veya bir atım olaydı üstünde giderdim diye düşünürdüm. Şimdi hatırlayamadığım çocukluğum hayalleri ile tarlaya ulaşmaya çalışırdım. En az kırk dakka yürümüşümdür. Sonunda tarlaya ulaştım. Babam yorulmuş meşeliğin gölgesinde uyuyor. Dedem rahmetli takvim yapraklarını okurdu sesli sesli heceleyerek, oda bir meşeliğin gölgesinde oturuyor. İşte böyle daha nice anılar var anlatılacak. İyiki köyümüz var. Ya olmasaydı
|
Baglantı
|
10.7.2006
-
KÖYÜM AMMADA SOĞUKMUŞ
|
Ablam, babam, babaannem (Lakabına Aggaşgilin Fadime derler) ve amcam köye 07.07.2006 tarihinde gittik. Babam köy evini temizledi (köy evimiz 2 katlı olup taş üstüne ağaç örme dir) yatak yorgan ne varsa. Ama köyümüz acayip soğuktu.biraz yüksek rakımlıdır. Bazı evlerde soba ve ocak (şömine) yanıyordu.
09.07.2006 günü köyümüzün üst tarafında bir plato olan ÇIKRIK isimli göletide olan bir yerde Köyümüzün gelenekselyayla şenlikleri yapıldı. Bulgur pilavının üzerine et dağıtıldı. Hava bulutlu idi bazen sıcak bazen soğuktu. Köyün şenliğini şenlendiren sadece ve sadece silah sesleri idi. Herkes birbirine sanki yabancı gibi duruyordu. Sağımızda solumuzda şenliğe gelen aileler sanki biz orda yokmuşuz gibi davrandılar. Çok üzüldüm. Kimse benimle top oynamadı. İdris
|
Baglantı
|
|