BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
para kazan


SAKURA

Sic itur ad astra

Maksat Fener'e Gol Olmasın!...


Baglantılarım

» Ana Sayfa
» Profil
» Arşiv
» Arkadaşlarım


Mail Listemize Üye Olun
Mail List Fenerbahçe

Diğer Bloglarım


» Fenerbahçe
» Ali KUTAY
» SAKURA



100 ncü Yıl Marşı Kıraç






Son Yazılar


» Bir baba hindi
» Fenerbahçeliliğin Bedeli
» Temizligcilerin Rezilligleri
» Yorumsuz
» Si vis pacem
» O Nobre var ya
» Prometheus’un gözyaşları
» Bu sevda değil
» Sodom ve Gomore
» En güzel aşk
» Kundaklayın Sevdanızı
» Mustafa ELKATİPZADE
» 1985 Kan Gölü -1-
» 1985 Kan Gölü -2-
» 1985 Kan Gölü -3-
» Telefon
» Fenerbahçe Forması
» Yoğurtçu Parkı
» Başarı ve Zeka
» Büyüklük
» Anlamak
» Nasıl?
» Ayrılık olmasa
» Olmuyor böyle
» Bir baba hindi
» Bir şarkısın sen
» Alt tarafı frikik
» Lefter–Ödül töreni
» Bayrak
» Çekirdekçi…
» İmtihan
» Bütün Yazılar


Fenerbahçeli Yurtsever Yazılar


» Yazmasam olmazdı
» Asla Unutmayacağız
» Cumhuriyeti Sevmek
» Davul
» Eskiden Fenerbahçe

MP3 ler


» Fenerbahçe Marş ve Şarkıları(mp3)
» Fenerbahçe Tezahüratları(mp3)
» İnanın Çocuklar mp3






Video ve Klipler


» 2005-2006 Klipler
» Bir baba hindi
» Video ve Klipler
» 2005-2006 En güzel goller
» Hakem Hataları


Wallpaper


» Duvar Kağıtları (1)
» Duvar Kağıtları (2)





















































Davul

 

 

 

Fenerbahçeliydi. Her hafta beni olaya değil maça yazsınlar diye dua ederdi. Bazen Fenerbahçe maçlarında görev sırası ona gelirdi. Her zaman çıkan ek görevlerle yıllardır hiç olmayan hafta sonlarının en güzeli o günler olurdu.

Hele bu sene Fenerbahçe yıllar sonra şampiyonluğa gidiyordu ki keşke her hafta Fenerbahçe maç görevi çıksaydı. Yine o hafta Fenerbahçe maçına görev yazmışlardı. Sabahtan göreve başlamak için stadın önüne gitti. Daha stada girişte taraftar yoğunluğu başlamamıştı. Kapıda maça erken gelen birkaç taraftara üst araması yapan arkadaşlarıyla selâmlaştı. Toplandılar. Emrine girdiği Emniyet Amirinin komutuyla yürümeye başladılar. Merdivenlerden çıkarken damarlarındaki kanın sıcaklığını hissetti. Birazdan Şükrü Saracoğlu’ nun çimlerini görecekti.

O kadar çok görev çıkıyordu ki görev olmasa Fenerbahçe’sini seyredemeyeceğini biliyordu. Birden yanındaki arkadaşına döndü. “Lisedeyken biz Fenerbahçe maçına girmek için sabahlardık” dedi.

Arkadaşı gülerek “ Kafayı mı yediniz oğlum? Tatil günü maça mı gidilir? Hani bana milyar verseler tatil günü maça gitmezdim. Bugünde gitmem ya... Görev yazıyorlar. Geliyoruz işte...”

Başına önüne eğdi sustu. Biliyordu ki bir çok arkadaşı hafta sonu tatillerini engellediği için, o günlerde aileleriyle birlikte olamadıkları maç görevlerinden nefret ediyorlardı. Maraton tribününde amirinin kendisine gösterdiği yere oturdu. Görevleri gereği kavga, taşkınlık yapan taraftarı engellemek olduğundan etraflarında oturanları tribünlerde Fenerbahçelileri seyrediyorlardı.

Maç başladı. Fenerbahçe salkım saçak dökülüyordu. Yenilen arka arkaya gollerle şampiyonluk hayal olmaya başlamıştı. Zaten ezeli rakipleri Galatasaray ile aralarında puan farkı vardı. Şimdi bu fark açılacak ezeli rakipleri bir kez daha şampiyon olacaktı. Bunu düşününce iyice canı sıkıldı. Maç üç sıfır olmuştu. Fenerbahçe mağluptu.

Yanında ki arkadaşı “Fener’ i darmadağın ettiler be. Tarihi fark olur bu maç...” dedi.

Aklına işyerinde ki Galatasaray’ lı arkadaşları geldi. Ne yapacağını bilemedi. Koyuyordu. Üç sıfır mağlup olan takıma sinirlenmeli miydi? Yoksa bu sonucu alan futbolculara ağız dolusu küfür mü etmeliydi? Cep telefonu Fenerbahçe Marşıyla çağrı geldiğini haber veriyordu ve sürekli çalıyordu. Önünde davul çalan bir delikanlı telefonda çalan marş dolayısıyla onların olduğu yere baktı. Arayan numara Galatasaraylı bir arkadaşıydı. Açmadı. Açılmayan telefonun çalması kesildi. Sonra mesaj geldi uyarıları gelmeye başladı. Kızgınlıkla telefonunu kapadı.

İlk yarı bittiğinde sigarasından derin bir nefes çekerek olduğu yere çöktü. Birazdan taraftar arasında yenilgiyi sindiremeyenler veya kendisi gibi sinirlenenler arasında yok yere tartışmalar başlayacaktı. Belki kavgaya dönecekti. Aklından geçen düşünceler bir anda tribünlerde olmaması gereken bir durumla kesildi. Bütün taraftar ayağa kalkmış ve “Bizler İnandık, Sizde İnanın...” diye bağırmaya takımı tribünlere çağırmaya başlamışlardı. Üç sıfırlık bir ilk yarı sonunda taraftarın kendilerini ıslıklayacağını düşünen futbolcular tam bir şaşkınlık içerisindeydiler.

 

İkinci yarı başlamak üzereyken aynı tezahürat devam ediyordu. Fenerbahçe taraftarının Fenerbahçe sevdası Fenerbahçeli Futbolcuların üstünde ete kemiğe bürünmüştü. Fenerbahçe’nin golleri arka arkaya geliyordu. Bir, iki, üç... Stadyum da ki herkes şimdi daha çok inanıyordu. Fenerbahçe taraftarının Fenerbahçe sevdası bu maçı alacaktı. Üstelik Fenerbahçe’nin daha önce de bu şekilde maçlarının olması bu inanışı körüklüyordu. Neden bir daha olmasındı?


Birden görevini, ne için orada bulunduğunu unuttu. Artık gösterilen yerde oturmuyordu. Yerinde duramıyordu. O yüreğindeki Fenerbahçe sevdası her Fenerbahçeli gibi onu da sarıp sarmalamış stadyum da bulunan binlerle oluşan o tek ruha, o tek duyguya sahada oynayan Fenerbahçe’ye dönüştürmüştü. Her şeyi unutmuş ayakta bazen nefes almayı bile unutarak gözlerini sahadan ayıramıyordu.

Rapaic’i ceza sahasına girerken gördü. Bütün Fenerbahçelilerin dilediği gibi içinde binlerce dilek dolandı durdu. Tuttu nefesini bekledi bekledi ve “GOOOOOOOL!...”


İçinde biriktirdiği duygu seli patlayıverdi. İlk önce yanındakilere sarıldı. Kucaklaştıkları onu, o kucaklaştıklarını öptü. Sonra birden yerinden fırlayıp tribün demirlerinin önünde duran çocuğun elindeki davulu kapıverdi. Çocuk daha ne olduğunu anlayamadan o başladı çalmaya...

Öylesine kendinden geçmişti. Galibiyetin sevinciyle, inancın zaferiyle, Fenerbahçe olmanın gururuyla vuruyordu davula... Aslında bir haykırıştı bu... Fenerbahçe’ydi bu be... Bütün camialardan farklıydılar.


 

 


O kadar farklıydılar ki üç sene sonra gelen şampiyonlukta “ Herkes Rütbesini Bilecek” demek yerine, aldıkları tüm yıldızları bir kalemde “Şehit Analarına Tüm Yıldızlar Feda Olsun ” diye silebilecek kadar... Farklıydılar.

 

 


Saat ve Tarih: 11:05 , 23/6/2007 Bulundugu yer: Fenerbahçe
Baglantı

Prometheus’un gözyaşlarından doğan Phoenix… v2

Mitolojide Prometheus, Zeus ve diğer Tanrılara karşı çıkan bir efsanedir. Prometheus bu karşı çıkışın bedelini çok ağır öder. Affetmez onu tanrılar. Kayalara zincirlerle bağlarlar türlü işkenceler yaparlar ve onun bu acıları çekerken döktüğü gözyaşlarıyla oluşan balçıktan insan oluşur. Efsaneye göre bunca gazaba rağmen Prometheus direnir. Tanrılara karşı mücadelesini sürdürür savaşır ve o savaşı kazanır. Diğer bir efsanede Phoenix’tir her 500 sene de bir küllerinden yeniden doğan kuştur…

 

Yukarıda kısaca özetlediğim efsaneler ne kadar tanıdık değil mi? Yıllarca Futbolun Tanrılarına karşı çıkan ve mücadele eden Fenerbahçe. Bu mücadele esnasında hiç kimse yok yanında. Tıpkı kendisi gibi Tanrı olan kardeşleri bile (diğer futbol takımları) ona karşılar. Onurlu ve tek başına…

 

Yıllarca önce Kadıköy’de bir maçtayız. Fenerbahçe yeniliyor. Tribünlerde gözyaşları içinde bir genç kameralar yakalıyor. Kahrolmuş. Küfredemiyor sevdasına sadece ağzından “Ne olur ya” dökülüyor. Kameralara sadece onu yakalıyor. O tribünde hepimiz ağlıyoruz. Ne hakem hatası umurumuzda ne de oynanan futbol. Sevdamız Fenerbahçe sahada ve biz sevdamız acı çektiği için ağlıyoruz. Ağladıkça daha çok seviyoruz onu…

 

İşte o gözyaşları ile doğuyor 2000’li yıllarda tribünde Phoenix kendi küllerinden ve dillerden düşmeyen slogan yazılıyor her yere “Efsane Geri Döndü” diye…

 

Geçen sene kaldığımız yerden başlayalım önce bir 14 Mayıs akşamı Anneler gününden. Gelin alayı gibiydi her yer ve herkes karanlığın devlerinin yıkılacağı son anı bekliyordu. El değmemiş lig isteyenlerin elleri dokunmuştu lige ve Şampiyon olanın bile Şampiyonluğuna sevinemediği bir son yaşandı. Güneşli günlere inanan on binlerce Fenerbahçeli yüreklerinde tsunami dalgaları, gözlerinde ise Muson yağmurları…Böyle başladık seneye kim kime neden kızdığını bilmeden.

 

Herkes bu depremin gözyaşlarının faturasını istiyordu. Ve o meşhur beste söyleniyordu. En kötü gününde dimdik ayaktaydık/ Yemin ettik biz bu sene herkes boyun eğecek Fenerbahçe’ye… Bir handikap da 100 ncü yıldı. Bir önceki sene yapılan haksızlıklar adına her şeyi istiyorduk ama her şeyi. Bir de bu her an kışkırtılmaya hazır istekler körüklenince, evet bu sene çok ama çok farklı olmalıydı. İşte o an da 14 Mayıs sendromu başladı.

 

Sonra yine aynı senaryolar yazıldı. Avrupa denilerek taraftarın beklentileri yükseltildi. Devamın da böylesine bir Fenerbahçe kötü oynuyor denilerek hocasına, futbolcusuna olmadık şeyler söylendi. Rakiplere yapılan hakem hataları halıların altına süpürülüp kapatılırken Fenerbahçe hakem hatalarıyla kazanıyor dendi. Oysa Fenerbahçe Dünya penaltı atmama rekorunu kırarken rakipleri 7 haftada 9 penaltı kullanma başarısını gösteriyor ve her maç penaltıcı bulmaya çalışıyorlardı. Her maç ceza üstüne ceza gelirken küfür edilen rakip takım statları kapanmasın diye kurallar değiştiriliyordu.

 

Fenerbahçeli futbolcu dokunmadan 3 maç ceza alırken küfreden tokat atan futbolcular 1 maçla geçiştiriliyordu. Adalet’in bittiği noktada kurbandı Fenerbahçe. Bağımsızlığından sorgu sual olunmaz Türk spor basını o günlerde kalemi yüreği gibi korkusuz olan birkaç cesur yürek dışında bunlardan tek satır bile bahsetmiyordu. Üstelik bırakın bunlardan bahsetmeyi o her türlü cephede savaşılarak kazanılmış eski şampiyonluklarına leke sürecek kadar iftira kampanyaları bile düzenliyorlardı. Tarihini veya efsane futbolcularını karalıyorlar bir Fenerbahçelinin inandığı değerler olan ne varsa sırf sevdasından çevirebilmek için karartıyorlardı. Neredeyse bütün futbol Tanrıları Fenerbahçe’nin karşısındaydı. Ve Fenerbahçe dayanamadı.

 

Kaybetmeye zayıflamaya başladı. Ve onunla birlikte 14 Mayıs’ın Faturaları da birilerine kesilmeye… Fenerbahçe sevdalıları olan biteni sevdalarına inanarak ona sığınarak, dudaklarını ısırarak seyrediyorlardı. Ve o tribündeki Prometheuslar yavaş yavaş gözyaşlarını akıtmaya başladılar. Kimi internette yemin etti birlik ve beraberlik adına namus ve şerefi üzerine… Kimi destek adına Samandıra’da Fenerbahçe’sine baklava yedirdi, kimi havaalanında Fenerbahçe’sini çiçeklerle karşıladı, kimi Fenerbahçe’si için geceden pankartlarını boyadı, kimi Fenerbahçesini desteklemek için Anadolu'dan daha sabah ezanı okunmadan yollara düştü, yurtdışından uçaklarla geldiler tek dertleri vardı Fenerbahçe. O günlerdir yönlendirilen, yanlı söylemler ve taraflı yorumlar ile unutturulmak istenilen Fenerbahçelilik Ruhu yeniden Phoenix oldu ve dirildi.

 

Şimdi ne söylerseniz söyleyin, ne yazarsanız yazın hiçbir sözünüz, hiçbir yazınız İzmir’de Başkan’ından futbolcusuna, hocasından taraftarına gözyaşlarıyla futbolun karanlıklarına güneşli günleri getirenler kadar gerçek olmayacak… Zaten o gözyaşları değil mi basitçe “sevda” denen bir kelimeyle tanımlanamayan, sığdırılamayan ve “İşte Fenerbahçeli olmak” böyle bir şey diye adlandırılan…


Saat ve Tarih: 01:03 , 15/5/2007 Bulundugu yer: Fenerbahçe
Baglantı

Vurmuşum Sırtıma Fenerbahçe Sevdasını Eğer Çökersem Beni Doğuran Ana Utansın!...

Bana 4 sene önce Haluk Ulusoy Federasyon Başkanı ve Fenerbahçe ligin bitmesine 6 hafta kala 4 puan önde olacak ama taraftar oynanan futboldan memnun olmayacak deselerdi “Hadi kardeşim git işine başkasıyla dalga geç ya!...” derdim.

Ya da bana 15-20 yıl önce Fenerbahçe son 5 yıla damgasına vuracak deselerdi “Ah be kardeşim nerede o günler keşke görebilsek ne güzel olurdu” derdim.

Dedim ya çok da önemli değil benim gibiler için Şampiyonluk veya Kupa…

Ben bu sevdanın Yüzüncü Yılını gördüm ya gerisi benim için çok da önemli değil.

Yüzüncü yılını yaşadım ya…Bu sene de gördü ya seni bu gözler.
Tuhaf gelecek ama Rahmetli Anam göremedi. Amcam göremedi…

40 yıldır Fenerbahçe’min bir sezonu ne kadar kötü olursa olsun taraftarına bir zafer yaşatmadan geçirdiğini hatırlamıyorum. Mesela bu sezon mu böyle bir zafer mi? İtalya ligi ikincisi Palermo böyle bir zaferdi işte. Belki E.Frankurt’da öyle… Şimdi sıra o zafer haftalarını Türkiye’ye taşımak da…

İnönü denince baldırımda ki bıçak yarası izi ile o meşhur 2-2 ‘lik maç geliyor aklıma. Alpay'lı ya da sahte yıldızlara tokat gibi bir cevap olan "Hepiniz susacaksınız" diyen 2-0, Hadi hepsini geçtim Serhat’lı Tuncay’lı Şampiyonluk sarhoşluğum.

Ali Sami Yen denince aklıma gelenler ise daha çok… Aklıma purolu ve Ömer Çavuşoğlu’lu (Gazeteci- Sayın, Çavuşoğlu Fenerbahçe- Galatasaray maçları 3 ihtimalli biter demiştiniz böyle bir farkı bekliyor muydunuz? Ö.Çavuşoğlu- Efendim ben 3 ihtimalli biter demiştim. Yani 3-0, 4-0 ve 5-0) bir 4-0 geliyor ilk önce ve Ali Kırca’nın meşhur köşe yazısında söyledikleri “Ali Sami Yen’de Fener’den 4 yedikten sonra şimdi Galatarasay Şampiyon olsa ne olur olmasa ne olur?”, Ya size dakika 82 dersem veya Tuncay’lı bir baba hindi…

Hele Kadıköy’de Trabzon mu? Offf… Offf… Bir 4-2 var ki… Arif, Şenol Güneş’i sarı-lacivert forma önünde ilk önce secde ettirir sonra bakar Şenol secde de hata yapar bir daha ettirir sonra çıkartır geriye Arap İsmail acır ve takar ters köşeye… Hani bir de Aykut köşeye bir takar ki diyeceğim söz uzayacak.

Hadi bunların hepsi hikaye ve hatıralarla artık biz tarih olduk diyelim… Şimdi şu genç arkadaşlarımın Şampiyonluğa endeksli umutsuz mesajlarını okudukça eski dostlarımın bir kalemde sildiği ve hatırlamadığı geçmişi görünce…

Diyorum ki Farz edelim şu önümüzdeki yedi maçı da kaybettik.
Hatta diyelim ki UEFA’ya bile gidemedik.
Hatta yemediğimiz şey midir? Bu hafta G.Antep’ten de 5 yedik diyelim.

Var ya vurmuşum Sırtıma Fenerbahçe sevdasını eğer çökersem beni doğuran anam utansın!...

Her şeye, Herkese rağmen, Her zaman ve Her yerde İnadına Fenerbahçe be…

İnadına Fenerbahçe…

Saat ve Tarih: 11:36 , 19/4/2007 Bulundugu yer: Fenerbahçe
Baglantı

Sessizliğin Çığlığını Duyabilmek.


Son günlerde o kadar çok örnek gözümüze takılıyor ki Holiday Inn’ de ki o küçük kız çocuğundan, Ufuk Bulut’a…



Bir çoğu farkında değil ama o sevda hepimizi aştı. Sessizliğin sesi artık bütün katışıksız eleştiri duvarlarını yıkıyor. Fenerbahçe sevdası artık devrimin eşiğinde… Kulaklarım da bir ezginin yankısı yüreğime çarpıyor.

Bu yolda ölenler oldu.
Mum gibi sönenler oldu.
Yar göğsüne baş koymadan,
Vurulup düşenler oldu.

Fenerbahçe’yi biz sevdalıları bırakın ne olur. Ne olur sadece 2,5 ay susun… Ne olur...

Ne sevmesini bildiler, ne de övmesini sadece eleştirdiler. Veya sadece beyinlerini masturbe ettiler.

Oysa biz tribünlere sadece galibiyetleri alkışlamak için değil mağlubiyetleri de omuzlamak için giderken onlardan bizimle alay edenler oldu.

Bazen diyorum ki keşke ben yukarıdaki Fenerbahçeliler gibi zihinsel özürlü olsaydım da öyle sevseydim Fenerbahçe’yi…

Anlamasaydım Fenerbahçe’yi seven birinin Fenerbahçe adı geçtiğin de futbolcusunu nasıl kötülediğini, eleştirdiğini ya da hocasını en acımasız şekilde nasıl göndermeye çalıştığını… Daha acısı keşke duymasaydım bunları yapanın da Fenerbahçeli olduğunu… Olmasıydı umurumda onların da Fenerbahçeli olduğu.

Ne yazık ki mümkün değil bu. Onları anlamam dinlemem de mümkün değil.

Onlar sevmesini bilemediler susmasına da bilmeyecekler biliyorum. Aslında biliyor musunuz tıpkı yukarıdakiler gibi onlar benim gibilerinde umurunda da değiller.

Çünkü ben ve benim gibiler Fenerbahçe’yi sadece Fenerbahçe olduğu için seviyorlar.

Ve şimdi diyorum ki ne olur bari bu sene bize bırakın Fenerbahçe’yi… Sadece Fenerbahçe'yi Fenerbahçe olduğu için sevenlere....


Sanalmış, tribünmüş ya da grupmuş falan hikaye şimdi onlar için gerçek bu ne yazık ki…

Yukarıda ki fotoğraflara iyi baksınlar söylediklerimiz ağırlarına gidenler. Çünkü onlar sessizliğin kulakları sağır eden bu çığlıklarını duymaktan aciz.

Ne mutlu bu sessiz ve sonsuzluğa giden bu çığlığı Fenerbahçeli olarak duyabilene...

Ne mutlu Fenerbahçe'yi böylesine sırf Fenerbahçe olduğu için sevebilenlere...


Saat ve Tarih: 04:18 , 26/3/2007 Bulundugu yer: Fenerbahçe
Baglantı

Bir Fenerbahçeli için sıradan bir hikaye… Okumasanız da olur.

 
 
Bursaspor maçı öncesi Holliday Inn oteldeyiz. Bir aile var belki kimsenin dikkatini çekmiyor ama seçiciyiz ya bizden kaçmıyor. Bir aile iki çocuğu eşi ve kendisi aile tümden Fenerbahçeli. Çocuklardan kız olan zihinsel özürlü bekliyor. Bir futbolcu çıkacak da onunla beraber fotoğraf çektirecek. Hepsi Fenerbahçeli formalı…Çıkan ilk Fenerbahçeli formalıya koşarak gidiyor. Belki Fenerbahçeli futbolcudur diye… Bazen futbolcu oluyor çıkan bazen de diğer görevli ama o uzatıyor formasını imzalatmak için.

Herkes formasını veriyor takıma imzalatmak için onun Fenerbahçe formasının ne olduğunu bildiğini biliyorum ama asıl bakışlarından imza kavramının ne anlam taşıdığını hepimizden çok bildiğinden eminim. Mademki Fenerbahçe kafilesinde mutlaka o formasını imzalatmalı.

Onun için Fenerbahçe’nin kazanması kaybetmesi önemli değil o sadece seviyor. O yüreğindeki Fenerbahçe’sini sadece Fenerbahçe olduğu için seviyor. Şampiyonluk kupa onun için hiç önemli değil. Keşke ben de onun kadar Fenerbahçeli olup, keşke Fenerbahçe’yi onun kadar sevebilseydim.

Şimdi sistem, düzen, puan kupa şampiyonluk falan tartışalım ama hiçbirimiz onun kadar saf ve temiz Fenerbahçeli olamayacağız.

Fenerbahçe’yi sırf Fenerbahçe olduğu için sevebilmek galiba taraftarlık da büyüklük bu işte…

Galiba o zihinsel özürlü kız hepimizden çok Fenerbahçeliydi be… Ne bileyim bana öyle geldi işte… Bütün yazdıklarımın hava civa lafa gelince en önde gittiğim Fenerbahçeliliğimin boş olduğunu hatırlattı işte.


Saat ve Tarih: 07:41 , 20/3/2007 Bulundugu yer: Fenerbahçe
Baglantı


<- Geriye geliniz | Bu sevda bitmez devam ediniz ->