Onu gördüğüm gün içim ısınmıştı.. Tebessüm dolu yüzünün yanında bıyıklarının altından taşan asaleti görürdünüz. Ah bir tanısaydınız Oktay’ı… O gururla onurla “Fenerbahçeliyim” deyişini bir görseydiniz.
Bir yıl önceden planlamıştık Çanakkale tatilini Oktay Hocamla. İzinleri ayarlamıştık. Programları her şeyi ayarlamıştık. Ben çocukları Çanakkale Şehitliklerini bu memleketi bize emanet edenleri, hediye edenleri böylesine özgür yaşayalım diye can verenleri gösterecektim. Hatta imkan olsa Gaziosmanpaşalı antucularla bulaşacaktık. Daha Çanakkale’ye varışımızın ilk günüydü. Cep telefonum çaldı. Oktay Hocam zannettim ilk önce sonra baktım ki numara gizli…Ağlamaklı bir ses haykırıyordu. -Oktay’ı kaybettik. Gitti Oktay gitti. Acılarda veya paniklerde bende hasıl olan halim bütün agresifiğim ile haykırdım. -Ne diyon lan sen!... -Gitti Oktay gitti. Başımız sağ olsun. Sakinleşmeye ya da ses tonumu sakinleştirmeye çalışarak sordum. -Nasıl Oldu? -Her zaman ki gibi operasyona çıkıyorduk. Komando Bölüğü öndeydi. Sonra bir patlama oldu. “Askere bir şey yaptılar, askere bir şey oldu” diyerek koştu. Sonra ikinci patlama oldu. Sonra Oktay!... Hıçkırıklara boğuldu. Ben de aynı agresiflik. -Sen neredeydin ulan! Sen neredeydin? - Yanındaydım. Sesimi tekrar toparlamaya çalışarak… -Sen de bir şey var mı? -Ufak tefek sıyrıklar ben iyim ama… Ağlıyordu. Oktay gitti. Bütün soğukkanlılığımı kuşanarak… -Vatan sağ olsun! Başımız sağolsun…Diğer taraf hıçkırıklara boğularak… -Yemin ediyorum. Onun kanını almadan ölmek haram olsun bana… -Hepimize…
Oktay’ımı ilk tanıdığımda köyü için serçe parmağı kalınlığında su kavgasındaydı. Killiydi köyün toprağı su yoktu. Çöldü. Çoraktı. Köyün yakınındaki bir tarlada serçe parmağı kalınlığında su çıkmıştı. Fakat tarla sahibi “Ben hayvanlarımı bu su ile besliyorum. Vermem” diyordu. Oktay’da “Biz insanız. Hayvandan daha değerliyiz. Asıl bu su bize lazım” diye kavga ediyordu. Güneydoğuyu bilen bilir bir parmak su için onlarca kan dökülür. Her iki taraf kuşanmıştı silahını…
Bir taraf korucuydu elindeki silah gerçek diğer taraf ise korucular bize baskı yapıyor diye avukatlarıyla silahlanmış. Diğer yanda Oktay’ın evinin önünde iki metrelik bir direk. Direk de dalgalanan al yıldızlı Türk bayrağı… Gazeteler sür manşette AB konunun yakın takibinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise suyun hayvanın mı? Yoksa insanın mı? Hakkı olduğunda değil… Asıl onun derdi yaşamak için su kavgasındaki korucunun silahında…Bu bağrış çığrış arasında Oktay bize haykırıverdi birden o bütün Avrupa’yı karşısına alan onurlu, gururlu duruşuyla “Ben Fenerbahçeliyim”… Hani o ortamda dile getiremesem de, içimden öyle bir geçirdim ki. Bir insana Fenerbahçeli olmak bu kadar mı yakışır be bu kadar mı yakışır diye…
Sonra hep beraber omuz omuza verdik. Biz maddi yönden, onlar emekle, maneviyatla destekledi… İlk önce köyün okulunu tamir ettik. Sonra çeşmesini yaptık. Bu arada iki metrelik bir direk daha dikildi Oktay’ın evinin önüne… Gülümsedi önce, sonra takıldı bize... “Artık Fenerbahçe bayrağımı ağabey sen alırsın” diye…
Aylardan nisan Fenerbahçe Daum’la ikinci şampiyonluğunu almış üçüncü şampiyonluğuna koşuyordu. “Şampiyon olalım. Söz. Sana o bayrağı ben alacağım” dedim. Olamadık şampiyon bende ağzımızdan çıkan sözden geri dönmemek için göndermedim. Boş kaldı o direk… Sonra, yine de aldım bayrağı 100 ncü yıl için fırsat bulunca gönderirim dedim. İşte o bayrak yanımdayken Çanakkale de şahadet haberi geldi.
Şimdi varın bahsedin hocadan, futbolcudan… Varın bahsedin Fenerbahçe’nin ne kadar kötü futbol oynadığından… Varın bahsedin eleştirmek adına ne varsa her şeyden. Oktay duymuyor sözlerinizi…. O Fenerbahçeli gibi yaşadı ve öldü. Fenerbahçe’yi sevdi sadece Fenerbahçe’yi ve duymuyor hiçbirinizi…. Umurunda da değilsiniz hiçbiriniz. O Fenerbahçe’yi Fenerbahçe olduğu için sevdi.
Eğer yolunuz düşerde uğrarsanız Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde Özbek köyünde bir evin önünde iki direk var. Birinde Türk Bayrağı dalgalanır, diğerinde Fenerbahçe… Sarı lacivert formanızla çekinmeden girin köye… Ve Nazım ustanın dediği gibi “Girip yerden selamlayın hane içindekileri” çünkü onlar da sizin gibi Fenerbahçeli rahmetli Oktay’ımın yetimleri… Tıpkı bizden birileri… Onurlu, gururlu, şerefli ve adaletsizliğin karşısında isyankar…
Tekrar cep telefonum çaldığında bu sefer arayan Oktay Hocaydı. Ve akşam ailecek birlikte buluştuk. Güneş Çanakkale de abidenin üstünden bu vatan uğruna şehit düşen binlerce insanı selamlayarak batıyordu. Bizim dudaklarımızdan yaşadığımız günlere polemiklere inat Mehmet Akif’ten bir mısra dökülüyordu.
“Yaralanmış temiz alnından uzanmış yatıyor; bir hilal uğruna ya rab, ne güneşler batıyor! ” |