BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
para kazan


SAKURA

Sic itur ad astra

Maksat Fener'e Gol Olmasın!...


Baglantılarım

» Ana Sayfa
» Profil
» Arşiv
» Arkadaşlarım


Mail Listemize Üye Olun
Mail List Fenerbahçe

Diğer Bloglarım


» Fenerbahçe
» Ali KUTAY
» SAKURA



100 ncü Yıl Marşı Kıraç






Son Yazılar


» Bir baba hindi
» Fenerbahçeliliğin Bedeli
» Temizligcilerin Rezilligleri
» Yorumsuz
» Si vis pacem
» O Nobre var ya
» Prometheus’un gözyaşları
» Bu sevda değil
» Sodom ve Gomore
» En güzel aşk
» Kundaklayın Sevdanızı
» Mustafa ELKATİPZADE
» 1985 Kan Gölü -1-
» 1985 Kan Gölü -2-
» 1985 Kan Gölü -3-
» Telefon
» Fenerbahçe Forması
» Yoğurtçu Parkı
» Başarı ve Zeka
» Büyüklük
» Anlamak
» Nasıl?
» Ayrılık olmasa
» Olmuyor böyle
» Bir baba hindi
» Bir şarkısın sen
» Alt tarafı frikik
» Lefter–Ödül töreni
» Bayrak
» Çekirdekçi…
» İmtihan
» Bütün Yazılar


Fenerbahçeli Yurtsever Yazılar


» Yazmasam olmazdı
» Asla Unutmayacağız
» Cumhuriyeti Sevmek
» Davul
» Eskiden Fenerbahçe

MP3 ler


» Fenerbahçe Marş ve Şarkıları(mp3)
» Fenerbahçe Tezahüratları(mp3)
» İnanın Çocuklar mp3






Video ve Klipler


» 2005-2006 Klipler
» Bir baba hindi
» Video ve Klipler
» 2005-2006 En güzel goller
» Hakem Hataları


Wallpaper


» Duvar Kağıtları (1)
» Duvar Kağıtları (2)





















































Fanatizmin Reddinden Fenerbahçe Romantizmine geçiş de önce "Hep Destek Tam Destek" demek!

 

Bizim kuşağın çocukluktan delikanlılığa geçişi 70 li yıllarda başlar. Ve bizim kuşak sağ-sol çatışmalarındaki sokak kavgalarında büyümüştür. Bunun bir nedeni de o yıllarda örnek aldığımız‚ her hareketlerini taklit ettiğimiz 60 yıllarda büyüyen ağabeylerimiz ablalarımızdı. Bizim için önümüzde duran özenilecek kişiliklerdi onlar. Mağrur‚ gururlu ve isyankardılar. Miting‚ çatışma‚ kimlik kontrolü‚ arama‚ militan‚ kahvehane tarama‚ boykot‚ bildiri‚ afiş‚ işgal‚ kurtarılmış bölge‚ duvar yazıları‚ asker‚ anarşi‚ sıkıyönetim‚ tabanca‚ polis gibi kelimeler ise günlük hayatımızda kurulan cümlelerin içinde en çok geçen kelimelerdi.

O yıllar da Üsküdarda Uncular caddesinin köşelerinde hava kararmaya yakın çıkan gençlerden oluşan siyasi gruplar olurdu. Sorarlardı yoldan geçenlere sağcı mısın? Solcu musun? Vereceğiniz cevap soruyu soran gençlerin görüşüyle doğru orantılı olmak zorundaydı. Eğer yanlış bir cevap verirseniz evinize sağ gidemeyebilirdiniz. Bir akşam okuldan eve dönerken konu bizimde başımıza geldi. Beli tabancalı ağabeylerimiz tarafından yolumuz kesildi ve bize de soruldu. Sağcı mısın? Solcu musun? Bizde döndük o zaman ki görüşümüz ve inancımızla cevap verdik Fenerbahçeliyim Ağabey!.... Sonrası mı? Sen bizimle dalga mı geçiyorsun lan diye eşek sudan gelene kadar dayak yiyişimiz ve darmadağın bir halde okula 3 gün gidemeyişimiz. Rahmetli annem bu dayağı konu komşuya anlatırken şükrederdi. Ya yanlış bir cevap verseydim beni öldürselermiş diye Demek ki anneme göre de o günlerde cevabım doğruymuş.

Sonra ise 80 li yıllar geldi. Hani tam anlamıyla delikanlılığımızın son zamanları Gazeteler de yorumların Toplum eskiden sağ sol kavgalarıyla çıkış noktası arıyordu artık bu toplumsal boşalma spora ve dolayısıyla tribünlere yansıdı. Artık üniversiteli gençler sağ sol kavgalarından çok tuttukları takımlarla kendilerini özdeşleştiriyorlar ve taraftarı oldukları takım için kavga ederek kendilerini ve içlerindeki karşı duruşu tatmin ediyorlar. Diye yazıldığı zamanlar. Maç önceleri stadyum önlerinde sabahladığımız‚ içimize naylonları sardığımız. Teneke ateşleri başında cep kanyakları ellerimizde besteler yaptığımız. On yıl öncesinden kalan tüp yağ benzin kuyrukları alışkanlığıyla tek sırada karton kutuları döşek yapıp sızdığımız. Bayraklarımızı battaniye yapıp sarılıp koyun koyuna yattığımız. O günlerde ki maçlarda yaşananların sonradan tribünde efsane olduğu yıllar Eskişehir deplasmanı dönüşümüzde babamın Ben seni oku da adam ol diye gönderiyorum. Maçlarda kavga edip karakollara düşesin veya sakat kalasın diye değil. Ya ölseydin ne olacaktı diye sorduğu zaman Kefenim sarıyla lacivert olurdu baba diyebilecek kadar Fenerbahçe adıyla kendimizden geçtiğimiz yıllar.

Söylediğimiz tezahüratlar küfrün en suya sabuna dokunmamışlarını taşırken biz ise fanatizmin doruklarını yaşıyorduk. Özellikle yeni yaptığımız besteler okulda o hafta maça gelmeyenler tarafından öğrenilsin diye bir araya gelinir ve söylenirdi. Bu esnada kutsal ittifakçılar diğer takım taraftarı arkadaşlar bir araya gelir ve besteye cevap verirlerdi. Bir iki beste sonrası ise mutlaka kavga başlardı. Neredeyse her hafta başı bu olay yaşanırdı. Bizim gibilerin o zamanda kızlarla pek arası yoktu. Ne bileyim oturup da bir kıza şiir yazmak yerine 1907 de doğdu bu renkler‚ taparcasına sevdi bu kalpler yazmak bizi daha bir mutlu ederdi.

Ve o yıllarda da eleştirilirdik. Fenerbahçe senin karnını mı doyuruyor? Fenerbahçe cebine üç beş kuruş koyuyor mu? Fenerbahçe seni senin onu düşündüğün kadar düşünüyor mu? diye ya da biraz mürekkep yalamışlar tarafından Salaksınız oğlum siz Bir iki iş adamı ismini tanıtacak‚ devletten ihale alacak‚ gazetelerde bedava boy boy reklam yapacak diye kendinizi kullandırıyorsunuz. O adam para kazanıyor siz zerre kadar umurunda değilsiniz. Sizlerde burada hala Fenerbahçe diyorsunuz. Diye

Bizimkisi farklı bir şeydi. Doğruluğu‚ yanlışlığı tartışılır bu tür eleştirilerin hiçbir önemi yoktu. Fenerbahçe nin öylesine bizden olan‚ ismi geçtiği zaman içinize huzur veren‚ yüreğinizi heyecan bastıran‚ bedeninize ateş sardıran bir yanı vardı Başkanı‚ yönetimi‚ hocası‚ futbolcusu kim olursa olsun Fenerbahçe bizimdi. Bizim üstümüzden para kazanılsa da ya da Fenerbahçe üstünden para kazanılsa da değişmez bir gerçek vardı. Fenerbahçe bizimdi‚ bizim gibilerindi. Böylesine bir sevgiydi bizimkisi ve Fenerbahçe öylesine toz kondurulamaz‚ kimsenin dokunamayacağı bir sevgiliydi.

90 lı yıllarda ise değişen stadyum yapısı ile birlikte gelen başarısızlıklar‚ bir de gelişen iletişim tribün resmini değiştirmeye başladı. Artık eski kadar fanatizm yoktu ama ne yazık ki medyanın haber temalarında en küçük olaylarda bile bir holiganizm taraftar profili yaratıldı. Üstelik bir de buna büyük maçların rakip takım taraftara verilen bilet sayısı gibi kavramlar eklenince artık bizlerin yaşadığı o 80 li yıllardaki karşılıklı beste savaşları yerlerini hala 5-10 sene öncesinin aynı bestelerini söyleyen yığınlara bıraktı. 90 lı yıllar aslında taraftar değişiminin başladığı yıllardı.

Özellikle başarıya endeksli taraftar kesiminin öne çıktığı ve rakip takım taraftar kesimlerinde artışların yaşandığı yıllardı. Bir de buna 80 li yıllarda ki bizim kuşağın 30 lı yaşlara gelip evlenip çoluk çocuğa karışmaya başlaması eskisi kadar maçlara gitmemeye başlaması eklenmeye başlayınca bizlerin eskiden yaşadıkları doğrusu yanlışıyla‚ sevabı günahıyla tribün efsanelerine dönüşmeye başladı.

Bu değişime etki eden bir diğer faktörde maçların televizyonlardan naklen verilmeye başlanması oldu. Çünkü 80 li yılların başında ancak bir iki önemli maçı canlı ve naklen seyredebiliyordunuz. Oysa 80 li yılların sonlarında ilk önce açık olarak başlayan naklen yayın sonrasında şifreye dönüştü ama 90 lı yıllarda artık insanlar evinde rahatça kavga bağrış gürültü yaşamadan maçını seyreder oldu. Yine de içinizde açık kalan ve kapatılamayan bir şeyler kalıyordu. Tribünlerin havası‚ tezahüratlara eşlik edememek‚ asılan pankartları takip edememek ya da sahayı sadece kameraların gösterdiği ile seyretmek gibi En çok özlenen ise maçtan sonra etrafınızdakilerle maçı yorumlayamamak eleştirememek veya gördüğünüz bir güzelliği anlatamamaktı.

2000 li yıllara geldiğimizde ise Internet ile tanışmaya başladık. İşte bu eksikliklerimizi taraftar sitelerinde gidermeye başladık. Maça gidenlerin çektiği görüntülerden yapılan bestelere ya da bir oyuncunun saçı hakkındaki yorumlara kadar her şey konuşulur oldu. Ve diğer yandan yeni kurulan dostluklara‚ arkadaşlıklara neden olmaya başladı. Tribündekiler yine bir arada olmaya başladı. Tabi bu arada seyirciden taraftarlığa geçiş süreci de hızlandı. Internet tribünlerdeki Taraftar Devrimi için bir araç oldu. Artık lisanslı ürün kullanıyor‚ kombine alıyor‚ sonuç ve skor ne olursa olsun takımımızı ıslıklamak yerine sürekli destek ve yanında oluyorduk. Özellikle bize göre seyirciden taraftara‚ fanatizmden romantizme geçiş sürecini yaşıyorduk. Kulüp binasını basmalar futbolcu dövmeler takımı ıslıklamalar hep geride kalmıştı. İsmini de koymuştuk bu sürecin Taraftar Devrimi diyorduk. Sloganımız ise Liverpool taraftarının unutulmaz sloganı Youll never walk alone una benzeyen Hep Destek Tam Destek(HDTD) ti.

Nitekim bu devrim meyvelerini vermeye başladı. Fenerbahçede istikrar ile birlikte tesisleşme yapılanma ve yatırımlarıyla diğer rakiplerinin önüne geçmeye başladı. Türkiye liginde üst üste gelen şampiyonluklar ve transfer edilen dünya çapındaki yıldız futbolcular taraftar devrimini ve gözle görülür büyümeyi doğruluyordu. Hem ekonomik açıdan hem de başarı açısından

Üstelik 3ncü Şampiyonluğa gidilirken Türk Futbolunda bütün kulüpler ve federasyona karşı tek başına kalınıyordu. Ve Fenerbahçenin büyüklüğü Yalnızlığındadır diye bir söylemle bütün taraftar artık diğerleriyle yaşanan farkın açık bir şekilde farkındaydı ve HDTD ye olan inanç Çocuklar inanın‚ inanın çocuklar / Güzel günler göreceğiz güneşli günler dile geliyordu. Son haftaya girilirken alınan sonuçlar bu inancın doğruluğuna daha da arttırmıştı. Ancak son hafta Türkiye Liglerinde ender yaşanan bir sonuç ortaya çıkıyor ve bir taraftarın görebileceği en kötü olay yaşanıyordu. Bir de buna Fenerbahçelinin alt kültürünü oluşturan Fenerbahçenin 100 yıllık tarihinde görülmemiş bir şekilde olması eklenince yıkım kaçınılmazdı. HDTD sloganı ile takımına sürekli inanç ve destek çizgisinden hiç sapmamış olanlar bu yıkımın suçlusunu arıyordu. Son yıllarda yaşanan başarılı sonuçların alışkanlık haline gelmesi de yıkım sürecini etkileyen ve büyüten bir diğer etkendi. Klişe söylem ile futbolda dün olmadığından kimse Fenerbahçenin 5-10 sene öncesinin ne olduğunu sorgulamıyordu. Her ne kadar göreceli bir kavram olsa da eğer bir yerde başarılı olunmadıysa mutlaka sistem ve işleyişinde yanlış yapılmış bir şeyler vardı. İşte bu noktada HDTD sloganı ile vücut bulan felsefe sorgulanmaya ve inandırıcılığını kaybetmeye başlıyordu. Özellikle kaçırılan Şampiyonluğun HDTD yüzünden olduğu sürekli dile getiriliyordu. HDTD ile Fenerbahçenin 2000 li yılların başından bugüne kadar gelinen nokta hep göz ardı ediliyordu.

Bu konuya cevap yazmadan önce lütfen şu kısa filmi indirip bir izleyin.


http://www.antu.com/Antu1997GolArsiv/hepdestektamdestek.mpg

Sezon başından itibaren başlayan Başka 100 ncü yıl yok baskısı ile birlikte Taraftar Devriminin başlangıcından beri red edilen davranışlar sergileniyor olmadık şeyler oluyordu. Fanatizm en ön safta yerini alıyor. Tribünler birbirine girmeye başlıyordu. Fanatizmin artmasıyla birlikte onun ters açılımı bir profil olan seyircide tribünde artmaya başlıyor ve taraftarın taraf olma destek olma prensibi bir kenara bırakılıyordu. Seyirci ödediği bedelin ürün‚ kombine‚ kart karşılığını istiyordu.



Tribünlerde geçmiş yıllarda büyük tepki verilen yuhalama olayları başta Fenerbahçe Kaptanı olmak üzere artıyor. Önceki yıllarda yaşanan kulüp basmaları‚ futbolcu dövmeleri yerini biraz daha medenice olan kulüp kapısı önlerinde protestolara bırakıyordu. Üstelik Fenerbahçe Avrupa da ki en başarılı performansını sergilerken ve dramatik bir şekilde elenirken bile sahada ki Fenerbahçenin en çok desteğe ihtiyacı olduğu sırada oynayanlar yerden yere vuruluyor ıslıklanıyor yuhalanıyordu.

Bu yaşananları görünce Dany Cohn Bendit in o meşhur sözü geliyordu akla Biz Devrimi Çok Sevmiştik. Öyle ya ilk defa mı ön elemeden eleniyorduk? İlk defa mı Şampiyonlar Ligine gidemiyorduk? İlk defa mı Avrupada UEFAdan eleniyorduk? HDTD zamanında bu yaşanmayanlar neden birden yaşanmaya başlanıyordu. Üstelik her fırsatta suçlananlar ve bu yaşananların tek sorumlusu vardı HDTD yi savunanlar

Ligin sonlarına doğru ise taraftarın büyük bir bölümü takımına olan inancını kaybetmiş ve kendini bir daha aynı yıkımı yaşamamak için başarısızlığa şartlandırmış ve Şampiyonluğu kaybettiğini kabullenmişti. Üstelik rakip takım taraftarları (Beşiktaş seyircisinin İnönüde yenildikten sonraki gözyaşlarını hatırlarsak) Şampiyonluğa Fenerbahçe taraftarından daha çok inanır olmuştu.

İşin ilginç yanı HDTD sloganın kapsadığı takıma sürekli inanç ve destek çizgisinden hiç sapmama felsefesinin karşısına internet ortamında da yeni söylemler ile çıkılıyordu. Özellikle taraftar forumlarında tek tip taraftar profili yaratılmak isteniyor insanlar HDTD ci olanlar ve olmayanlar diye kategorize ediliyor bu işin ortası yok mu söylemi öne çıkıyordu. Oysa savunulan temelin aslı taraftarın görevinin nerede olursa olsun Fenerbahçeden yana taraf olmak desteklemek olduğu ya da kategorisizliğin de bir nevi kendini kategorize etmek olduğu sonuçta sarı ve laciverdin ortasındaki yeşilinde bir renk olduğu ama bu rengin Fenerbahçenin rengi olmadığı bir şekilde unutuluyordu.

Biliyorum çok uzun oldu ve sıkıldınız ama bizimde yıllarca uğraşıp herfırsatta savunduğumuz değerlerin bir iskambil kağıdı gibi yıkılan hayallerimizi ve taraftar devrimi için verdiğimiz mücadeleyi‚ emeğimizi yerden kaldırmamız lazımdı. Bugün bile hala bu tartışma devam ediyor. Buyurun şimdi HDTD sloganını tartışalım bu slogan yanlışsa yanlışlarını ortaya koyalım ya düzeltelim ya da daha iyi bir felsefe varsa lütfen paylaşın değerlendirelim.


Saat ve Tarih: 08:01 , 20/8/2007


<- Geriye geliniz | Bu sevda bitmez devam ediniz ->